Tahliller Topluluğu

1173 Kelimeler
15. Bölüm Şanslılık ve şansızlık. Hocamız iki haftadır bu konuyu işliyordu. adını, internetteki özlü sözlerin altında okuduğum filozofların düşünce yapısınada yer vererek ilk defa bu okulda böyle zevkli felsefe dersi işliyordum. İlk dersin sonunda bizim için bir ödev hazırladığını , ikinci ders dağıtacağı kağıttaki düşünürlerin düşüncelerin şans kavramı ile ilgili sözlerinden yola çıkarak düşünürleri istediğimiz her hangi bir türde gruplamamızı söyledi. Teefüste her tenefüs yaptığım gibi telefonumu yokladım. Gelen bir mesaj ya da cevapsız çağrı yoktu. Sonra hocanın derste bahsettiği ölçülebilirlik kavramına takıldı aklım. Yaşadığımız şeylerin ne kadarı ölçülebilirdi. Neye göre olayları iyi veya kötü diye sınıflandırıyorduk? 2. derse Firuze hoca elinde bir tomar kağıt ile geldi. Bize dağıtıp bu des boş bırakacağını, aklımıza takılan bir şey var ise yanına gidip konuşabileceğimizi söyledi. Bize dağıttığı kağıtta kısa cümleler ve hangi düşünüre ait oldukları yazılıydı. Yaren, hoca bizi serbest bıraktığı gibi arkamdaki kızlara dönüp onlar ile birlikte sohbet etmeye başlamıştı. ben sohbet havamda hissetmiyordum. Kafam fena halde meşguldü. Hocanın dağıttığı kağıttaki cümleleri incelemeye başladım. Her bir cümleyi okuduktan sonra hak veriyor, sıradaki cümle tezat görüşü savunsa da okurken o da mantıklı geliyordu. Hocamızın verdiği kağıt önlü arkalı cümlelerle dolu bir kağıttı. Hoşuma giden bazı cümleleri kayıp olmasınlar diye not defterime not almaya başladım bir yandan da üzerlerine düşünürken: “Sadece, bizden başkalarında olan yeteneğe ve beceriye biz şans deriz. ) Michael AUDİART Hayat senin karşına her zaman ikinci bir şansı sunar, adına "yarın" denir (Neyzen TEVFİK) Şansa inanmalıyız. Sevmediğimiz insanların başarısını başka nasıl açıklayabiliriz? - Jean Cocteau Tanrı dünyayla zar atmaz. - Albert Einstein, İyi bir general olduğunu biliyorum ama şanslı mı? - Napolyon ...” dağıtılan kağıttaki bunun gibi birkaç cümleyi çok tutmuştum. ne yazık ki ruh halim felsefe dersine olan dikkatimi toparlamama yardımcı olmuyordu. bunun yanı sıra hoca ile bizzat diyaloğa girmeye gözüm kesmiyordu. sınıf uğultusu kulak ağrıtıcı düzeyde artmış olsa da hocamız bir şey demiyor, kah elindeki kitaba göz atıyor kah sınıftaki öğrencilerin davranışlarını gözlemliyordu. bir ara benim de kendisini izlediğimi hissetmiş olacak ki o da bana baktı ve kısa bir süre için göz göze geldik. tebessüm etmesine rağmen bakışlarımı kaırdım. Hocanın yanına gelen giden yoktu ama ben hala yanına gittiğimde bana cevabını veremeyeceğim bir şey sorarsa diye çekiniyordum. İlginçtir ki normalde hocalarıma aklıma takılan şeyi sorarken hiç böyle çekingen hissetmemiştim, bilmediğim için gidiyordum sonuçta yanlarına. Ama karşımdaki hoca benim gözümde çok açık görüşlü ve zeki bir insandı. Bir de felsefe öğretmeni olduğunu düşününce bana buz dağı kadar soğuk geliyordu kendisi. Çıkışa zili nihayet çaldığında ben de seçtiğim cümleleri not almayı bitirmiştim. Hızlıca toparlanıp boşalttık sınıfı. Bugün Mustafa gelmemişti, yoksa çok merak ediyordum bahsettiği sırrını. Gelseydi şimdi çıkışta onu sıkıştırmayı düşünüyordum ama yarına kalmıştı anlaşılan. Melek’in peşine takıldım okul çıkışı. Kitap kulübünün toplantısının yapılacağı yere ilk defa gideceğimden bana yolu gösterecekti. Serpil ablama mesaj atıp şimdi toplantıya gireceğimi, çıkışta haber vereceğimi yazdım. Okuldan çok uzaklaşmadan şehir meydanı gibi bir caddeye çıktık. Gittiğimiz kafenin adını okuldan bir kaç kişi konuşurken duymuştum. Anladığım kadarı ile bizim okuldaki öğrencilerin sık uğradığı noktalardandı. Duvarlara eski Türk dizi ve film oyuncularının hafızalara kazınan replikleri canlandırılmıştı. Masalar dikdörtgen biçimli ve üzerlerinde de yine aynı tür oyunculara dair bilgilere yer verilen resimler konmuştu. Sandalye yerine masanın iki uzun tarafına yerleştirilmiş ikişer adet kanepe koltuklar bulunuyordu. Çok nostaljik bir atmosferi vardı. Her ne kadar bugün tahlilini yapacağımız dönem kadar olmasa da. Ortama girince babamın yokluğu hissiyatı yine sardı bedenimi. Pazar günleri erkenden kalkardı sırf belli başlı kanallarda yayımlanan eski Türk filmlerini izleyebilmek için. Normalde evde olduğu zaman ev işlerinde anneme yardımcı olmayı görev bilen babam Pazar günleri yayımlanan bu filmler yüzünden televizyon başından kalkamadı. Milyon defa izlediği filmleri gelip onun ile birlikte yüzüncü defa izlemiyorum diye hep bana söylenirdi. Tamam ben de severdim bu filmleri ancak bir yerden sonra tekrar tekrar izlemek sıkıcı oluyordu. biz annem ile birlikte mutfağımızdaki masada kahve içer sohbet ederken babam bir filmi bitirir diğerine başlardı. Melek’i takip ederken koltuklardan birine çarpınca gerçek dünyaya döndüm. İçeri geçtiğimizde kalabalık bir grup toplanmıştı. Salonun yarısında oturma düzeni farklıydı. Melek kitap tahlii yapmak için haftada bir hep bu kafede toplandıklarını dolayısıyla şu an buradaki müşterilerin büyük olasılıkla çoğunun bizim kulübün bir üyesi olduğunu söylemişti. Kanepelerin yerleri değiştirilmişti. Masaları ortada toplayacak biçimde geniş bir kare hizasına sokulmuştular. Garsonlar belli mesafeler ile masalara atıştırmalık bırakıyorlardı. İçecek isteyen ayrıca kendine alıyor, onun dışında çıkan hesap herkese pay ediliyordu. Toplantının başlamasına dakikalar kala Edebiyat hocası Gülnur hoca ve tanımadığım bir kaç yetişkin daha geldi. Gülnur hoca bizim dersimize giren bir hoca değildi ama geçtiğimiz sene yani dokuzuncu sınıfta Meleklerin edebiyat dersine giriyormuş. Yanında gelen diğer yetişkinler de yine bizim okuldaki hocalardanmış. Aralarında kimya ve biyoloji hocalarının da olduğu öğretmenler tayfası hepimizin rahatça görebileceği bir köşeye sırayla oturdular. Gülnur hoca hemen ortamdaki uğultuyu susturup dikkatleri kendinde topladı. Yaşı ileri durmasa da giyim tarzı yaşından büyük görünmesine neden oluyordu. Gözlüğünün çubuklarına geçirip boynuna astığı renk renk boncuklu boyun ipi giyinmiş olduğu siyah renkli havuç model etek ve beyaz gömleğinin üzerine çektiği koyu yeşil şalı ile tezat bir uyum oluşturmaya çalışmıştı sanki. Bir yandan da giymiş olduğu yüksek topuklu siyah rugan ayakkabılar bizim yerimiz burası olmamalıydı diye bağırıyorlardı. Hoc hakkındaki ilk izlenimim bu yöndeydi ve ben ilk izlenimlern daima önemli bir sezi olduğunu düşünürüm. Gülnur hocanın giyimi bana kendinin olmadığı ortamda bahsedilen biri olmak ve kendi bulunduğu ortamda söz sahibi olarak konuşmayı yönetmekten hoşlanıyordu bence. Konuşmaya başlamasını dört gözle bekledim. Kişiler hakkında tahliller yapıp daha sonra tahlillerimin doğruluğunu veya yanlışlığını tespit etmek tuhaf bir alışkanlığımdı ve zevk alıyordum bundan. “eveet, arkadaşlar. bu hafta tahlil edeceğimiz eser tazimat dönemi sanatçı ve gazetecisi olan İbrahim Şinasi beyin yazmış olduğu ve bizim edebiyatımızda daha önceleri Karagöz ile Hacivat ve meddahlık gibi alanlarla benzerlik göstermesine rağmen batıdaki türdeş eserlerin etkisiyle yazılmış ilk oyun kitabı olduğu için edebiyatımızda kült sayılan temel eserlerden biridir: Şair Evlenmesi..." Edebiyat öğretmenimiz duraksamaksızın konuşmasını sürdürürken ben, toplantıya katılanları inceliyordum. Son sınıflardan kimse yok gibiydi, zaten okulda da dikkatimi çektiği üzere vakitlerinin çoğunu soru çözerek geçirdiklerinden son sınıf öğrencisi için bu tarz etkinliklere katılmak zaman lüksü gerektiriyordu. Arkamızdaki gruplar kendi aralarında bugün sınıflarında ani bir baskın düzenleyen öğretmenlerin çanta araması sırasında buldukları telefonlarını nasıl geri alabileceklerini konuşuyorlardı. Sadece onlar değil anladığım kadarıyla edebiyatçımız genelde konuşmasını uzun tuttuğundan sonuna kadar dikkat ile dinleyen pek olmuyordu. Göz gezdirmeye devam ederken telefonumun titreşimini hissetmemi izleyen zil sesimi duyduğumda telefonumu sessize almadığımı anladığımda geç kalmış ortamdaki ciddiyetin hakim olduğu havayı favori şarkım olan ses ile bozmuş olduğumdan utanmıştım. Kayıtlı olmayan bir numara arıyordu. Asmış olduğum kayıp ilanını görmüş biri olabileceğini düşünerek hocadan müsade isteyip herkese ithafen düzeni bozduğum için özür dileyerek kafenin dışına çıktım, çantamı Yaren’e emanet etmiştim. Aramaya yetişemediğimden bu sefer ben aradım. Aramamı yanıtlayan robotik ses ile karşılaşınca aramanın bir kurumun hizmet değerlendirme anketi olduğunu anlayarak büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. Anketi cevaplamadan robotun yüzüne kapatıp mesajlarımı kontrol ettim ama gelen bir haber yoktu. Hazır müsade istemişken toplantıdan erken mi ayrılsam diye düşünüyordum. Yaren’e mesaj atıp çantamın bugünlük onda kalmasının sıkıntı olup olmayacağını sorarak yarın okula gelirken yanında getirmesini rica ettim. Ama herkesin aksine o pür dikkat hocayı dinlediğinden ve muhtemelen telefonu essizde olduğundan mesajımı görmedi. ben de tekrar içeri geçerek yerime oturdum. Bu toplantı bitebilecek miydi...?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE