5 - Çürük Ağaç

2002 Kelimeler
Kulaklarıma ilişen o tek kelimenin ele geçirdiği zihnim, gözlerimden gelecek herhangi bir görüntüye kapatmıştı kendini. O an için aklımı istila eden tek düşünce aldatılan kadın olduğum muydu, yoksa ikinci kadın mı? Kaybetme korkusu muydu içimdeki, yoksa aldatılmışlık hissiyatı mı? Daha uyanalı iki hafta olmuşken, daha bedenim kendini toparlayamamışken, şimdi de ruhumdan yara almıştım. İçeri giren Cem ve yeni ailesinin kapıyı kapatışını izledim sessizce. Artık ağlamıyordum, sesimi kaybetmiş, duygularımı yitirmiş bir şekilde kapanan kapının ardındaki aileyi düşünüyordum. Terkedilmiş bir kadın ne yapardı? Hangi yara derdine çare olurdu, hele ki böyle bir durumda. Taksicinin kornaya basması ile kendimi toparlayıp, yanıma acımı da alarak arka koltuğa oturdum. "Abla şimdi nereye" "Aldığınız yere geri bırakın lütfen." Bir kaç dakikaya evdeydim. Birbirine yakın iki ev, iki aile, iki kadın... Ve bir çocuk... Kocamın çocuğu... Eski kocam demeliydim esasında, haberim olmadan eskiyen ilk aşkım. Birbirine deliler gibi aşık iki insandık biz. Sevginin adresi onun kalbi iken, ilk onun kapısında açmıştım gözlerimi ben. Evet, belki beş yıldır derin uykudaydım; hiçbir sebep gerçek sevginin önünde engel, ardında bahane olamazdı. Hiçbir yoksunluk böyle bir kabahati kapatamazdı. Şu an tek keşke dediğim şey, o kazada ölmüş olmaktı. Durağın önüne gelen taksiciye vereceğim para olmadığından, hastanede parmağıma geçirdiği yüzüğümüze baktım bir süre. Her şeyi silip atmışken, bu alyansın duruyor olması bir şey ifade etmiyordu artık. Parmağıma takılı bu sadakat zinciri, anlamını çoktan yitirmişti. Yüzüğü çevirirken adamın gözlerini üzerimde hissetmem ile yavaşça parmağımdan çıkardım ve son kez bakarak adama uzattım. "Param yok." dedim adamın şaşkın bakışları altında. "Umarım bunu kabul edersiniz." "Tamam paraya gerek yok kardeşim." "Merak etmeyin, manevi bir değeri yok." diyerek öndeki koltuğa yüzüğü bıraktım ve arabadan indim. Eve doğru yürürken, her bir adımıma eşlik eden akmayan gözyaşlarımı da içime atıyordum. Her bir donuklukta çağlayan şelaleme bir damla daha aktı. Etkisi yeri göğü inletti, taşkını çiçeklerimi çürüttü. Ve her bir adımımda yaklaşan ev, ihaneti hatırlattı. Nefretten çok acı yol aldı ayaklarımın altında. Eve girdim ve kapıyı ardım sıra kapatarak odaya yöneldim. Zaten var olan bir kaç parça eşyamı elime alarak, şu an bana en iyi gelecek şeyi yaptım. Suyun tenimden akıp giderken bıraktığı izler, ruhumda açılan yaralar kadar belirgindi. Bedenimden hala gitmemiş olan hastane kokusu bile bana onu hatırlatıyordu ya da onsuzluğu. Duştan çıktığımda, odada üstünü değiştiren Cem kapı sesi ile bana döndü. tişörtünü üstüne geçirdikten sonra yavaş yavaş yanıma yaklaştı. Tebessümünün ardından bedenimi bedenine hapsederek sarıldı. Sahte olamayacak kadar içten tavırlarının yapaylığını kendime hatırlatmam gerekiyordu, ama yapamıyordum. Oysa onu ne kadar çok özlemiştim. Tenini, kokusunu, varlığını... Sonrasında aklıma üşüşen başkasına ait adamın, teninde gezinen başka eller ile kendime gelerek bütün gücümle geriye doğru savurdum. Beklenmedik hareketime karşın, bir tüy gibi savruldu koca adam olduğu yerden, şaşkın ifadesi ile bana bakarken saatlerdir yapamadığım şeyi yaptım. Ağlarken bedenim sarsılıyor, kalbim sıkışıyor, dilime bin bir kelime geliyor ama geri gidiyordu. "O pis ellerini benden uzak tut." dedim tükürürcesine. "Şuan burada olmam seni yanıltmasın, yarın ilk işim gitmek olacak. " "Su ne diyorsun. Ne oldu birden bire?" "Bunu bana nasıl yapabildin? Hiç mi sevmedin beni, hiç mi değer vermedin? Ben orada ölü gibi yatarken bana nasıl ihanet edebildin? Üstelik bir de çocuk yapmışsın." "Sen nereden... " şaşkınlığı kat kat artarken, kafasında oturttuğu şeylerin zorunlu sorusu gibiydi. "Seni takip ettim." dedim parmağım havada sallanırken. "Ne zamana kadar sürdürmeyi düşünüyordun yalanlarını, ya da yalanlarınızı mı demeliyim? Annem böyle bir şeyi benden nasıl gizler? En önemlisi de benim evimde, bizim evimizde yaşıyorsunuz. Bari bunu yapmasaydın. Anılarımız var bizim o evde. İlk gecemiz, mutlu anılarımız..." Bağırarak sıraladığım kelimelerin ardından histerik bir kahkaha attım. Çıldırmaya yüz tutmuş hislerim titreyen bedenime eşlik ediyor, aklımın almadığı şeyleri kalbim kabul etmek istemiyordu. O ağaçtı ben de gölgesine sığınan bir zavallı. Sarıp sarmalamasına ihtiyacım vardı sadece. Oysa o koca ağaç çoktan çürük çıkmıştı. Bugün gördüklerim sadece bunun kanıtıydı. "Güzelim açıklamama izin ver. " "Hiçbir şey duymak istemiyorum. Şimdi defol git yarın evden ayrılacağım. O zamana kadar benden uzak dur. " Tek elim havada benden uzak durmasını isterken, kalbim buna karşı çıkarak ona olan ihtiyacını haykırıyordu. "Peki tamam şimdi gidiyorum. Ama lütfen evi terk etme. İstemezsen gelmem, yeter ki sen gitme. Yalvarırım Su, yalvarırım..." Temkinli olarak yaklaşırken, kızaran gözlerinin alev almak üzere olduğunu gördüm. Yangına atılan bir odun misali harlanan ateş, kül olmaktan uzak közlerini değdirdi oduna. Yanan yüreğim, yaşarmak üzere olan gözlerine inanmıyordu. Pişmanlık ona göre değildi, pişman olmak için zamanın bu denli uzun olması ört pas etmezdi esas gerçeği. "Senin evini de seni de istemiyorum duymuyor musun beni? Yüzünü dahi görmek istemiyorum. Çıkar mısın artık giyineceğim. Hadi şimdi ailenin yanına git." Odadan çıkmadan önce son bir kez arkasını döndüğünde, gözünden akan yaşın zemine düşmesi ile çıkan ses milyonlarca insanın çığlığı gibi yaktı kulaklarımı. O an sağır olmak istedim, tıpkı az önce gördüklerimde kör olmak istediğim gibi. Bitmişti artık işte, yalnızdım. Şu saatten sonra tek sığınağım annem iken, sarsılan güvenim ondan da yana değildi. Güven kayıptı benliğimde, yakında kaybolmaya mahkum olan sevgim gibi... Bedenimi taşıyamayan ayaklarıma daha fazla direnemeyip dizlerimin üzerine çöktüm. Beş yılın yükünü bir anda sırtıma bindiren hayat, uzaktan gülüyordu kaderime. Bense umursamazca ağlamaya devam ediyordum. İçimdeki öfke uzun bir çığlıkla dudaklarımdan dökülürken, ağrıyan boğazımdan kopan her parça belki de isyandı. Yok oluşumun isyanı... ❇️❇️❇️❇️❇️❇️❇️❇️❇️❇️❇️❇️ Bütün gece ağlamanın rehavetine kapılan bedenim, sabaha karşı uykuya teslim olmuştu. Uyandığımda saatin öğlene geliyor olması ile hızla toparlanmaya başladım. Bir an önce gitmek istiyordum bu evden. Her an gelebilirdi, karşılaşabilirdik ve tekrar özlemine kapılabilirdim çaresizce. Taksiye atlayıp çocukluğumun geçtiği yere gelmiştim. İki katlı fakat küçük, mütevazı evimiz baba yadigarıydı. Dış boyası dökülmeye yüz tutmuş, yer yer alçıları görünüyordu. Bahçe kapısını açıp içeri girdiğimde annemin kameriye de çay içtiğini gördüm. Beni görür görmez hızlı adımlarla yanıma gelerek önce bir kaç parça eşyamı tıktığım valizime, sonrada ağlamaktan şişmiş gözlerime baktı. "Su, kızım bir sorun mu var, bu halin ne?" "Aslında sana çok öfkeliyim anne. Fakat gidecek başka yerim yok." dedim tekrardan akmaya hazır yaşları geri iterek. "Taksiciye parasını verir misin?" Sahte tebessümle başlayan sözlerim, onun eve girişi ile hıçkırıklara dönüştü. Elinde cüzdanı koştura koştura taksiye ilerleyen annemi es geçerek kameriyeye ilerledim ve ilk bulduğum yere bıraktım taşımakta zorlandığım bedenimi. Saniyeler sonra başımda dikilen anneme diktim yaşlı gözlerimi ve ayağa kalkarak dayanılmaz acıma aradığım çareyi kollarında bulmak ister gibi sarıldım boynuna. İç çekişinden anladığım kadarıyla gözyaşlarıma eşlik ediyordu gözleri. Anlamıştı her şeyi öğrendiğimi ama bilmemezlikten gelmeyi seçiyordu. "Güzel yavrum benim, neler oluyor anlat bana. " "Neler olduğunu çok iyi biliyorsun anne. Beni aldatmış, ben o yataktayken benden boşanmış. Evli üstelik bir de oğlu var. Gözlerimle gördüm. Bu acıya nasıl katlanacağım anne, söyle bana." Bir kaç adım geri giderek söylediğim sözler sessiz çığlık gibiydi. Sessiz ama bir o kadar hırçınlık dolu kelimelerim, suratına acı ifade bindirirken sustu. Sadece sustu... Belki de en iyisi buydu. Bazen susmakta çok şey ifade ederdi, bazen susmak en iyi merhemdi. ✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️1 Yorgun bedenim uykuya doymazken gözlerimi açtığımda burnuma mis gibi yemek kokuları geliyordu. Hava kararmıştı ve bedenime işleyen uykusuzluk olduğu yerde duruyordu. Gerinerek doğrulurken yan koltukta oturan Cem'i görmem ile olduğum yerden sıçradım. Burada olmasını beklemiyordum. Dirseğini koltuğun başına yaslamış, çenesi parmaklarının arasında öylece beni seyrediyordu. Tek kaşım meydan okurcasına havaya kalkarken, sorgular bakışlarımı üzerine diktim. "Ne işin var burada. Dün konuşup anlaştık sanıyordum. " "Ben de anlaştık sanıyordum Su. Neden geldin buraya, evi sana bırakacağımı söylemiştim." dedi doğrulurken. Yalvarır bakışlarına inat sert tutmaya çalıştığı sesiyle daha da sinirlenmeme sebep oldu. "Senden yardım isteyeceğimi de nereden çıkardın. Şimdi gider misin?" derken kapıyı parmağımla gösterdim. Milim kıpırdamadan oturmaya devam eden kişiyi, hem seviyor hem nefret ediyor olmam normal miydi? "Bir tanem ne olur bir kere dinlesen, anlamaya çalışsan." "Sakın bir daha bana bir tanem deme, hatta bana hiçbir şey deme. Ne kadar yüzsüzmüşsün sen. Ben yokum artık Cem anla bunu. Anla ve beni rahat bırak. Senden bir açıklama beklemiyorum. Eğer burada da beni rahat bırakmazsan çeker giderim. Anneme dahi yerimi söylemem." Söylediğim sözlerin korkusu gözlerine ulaşmıştı. Çaresiz görüntüsüne aldanarak içimin burkulmasına kısa süreliğine izin verdim. Anlayış bekliyordu belki ama kendi yarama derman olamazken onu anlamamı beklemesi bencillikti. "Peki istediğin gibi olsun. Şunu unutma Su, seni hala çok seviyorum ve beni affedene kadar da vazgeçmeyeceğim. Bir gün her şeyi açıklayacağım sana, o gün ya bana döneceksin ya da seni tamamen kaybetmiş olacağım. " Düşünmemeye karar verdiğim sözler, cümleler vardı. Unutmak en iyisiydi fakat unutulmuyordu açılan yaralara biriken çoğu şey. Her bir yaraya inen yeni darbe daha da kanatıyordu aksine. Ucu bucağı olmayan bir boşlukta savruluyordum. Ne unutmak mümkün oluyor ne de çare bulmak. ❇️❇️❇️❇️❇️❇️❇️❇️❇️ Bir haftadır her gün gittiğim hastane yolunda bana eşlik eden annem ile birlikte geliyordum bunun da üstesinden. Fizik tedavinin faydasını fazlasıyla görüyorken, artık adımlarımı sağlam atabiliyordum. Her gün girdiğim tedaviyi haftada bir güne indiren doktorum, kontrolleri ihmal etmemem şartıyla normal yaşantıma dönebileceğimi söylemişti. Bu da demek oluyordu ki çalışarak kendi ayaklarımın üstünde durabilecektim. Her ne kadar benimseyememiş olsam da artık 25 yaşında bir kadındım. Annem dahi olsa ona yük olmak istemiyor, en önemlisi ise nasıl güçlü durduğumu kanıtlamak istiyordum. Son sözlerimin ardından ara sıra sokak başında görüyordum Cem'i. Bir kaç defa ise annemle telefon konuşmalarına şahit olmuş ve fazlasıyla öfkelenmiştim sessizce. Benim sildiğim, gözümde bitirdiğim birine hala söz hakkı veriyor olması ise muammaydı. Sanki ilk gün ki tavırları takınan o değildi. Ailesinin yanındaydı işte, oysa hala içimi yakıyordu bu gerçek, hala kabullenebilmiş değildim yokluğunu. Ben yalnızlığa mahkum olurken onu sarıp sarmalayan kolların olduğunu bilmek, her defasında ilk gün ki kadar acıtıyordu. Düşünceleri aklımın gerisine iterek mutfağa girdim. İki kişilik masaya oturmuş sarma saran annemin tam karşısındaki sandalyeyi çekerek oturdum. Konuşmak istediğim konu benim için eleştiriye açık değildi fakat annemin bir süre ayak direteceğini bildiğim için de endişeliydim. "Anne ben artık bir iş bulup çalışmak istiyorum. " sözlerim karşısında afallayan annemin bakışları sahte bir kızgınlığa büründü. "Saçmalama Su ne çalışması? Şunun şurasında bir aydır kendindesin. Böyle bir şeye izin veremem." "Tamam işte Selma Sultan beş yıldır yatıyorum yetmez mi? Bırak biraz kafa dağıtayım anne, hayata karışmaya ihtiyacım var. " Bir yandan sarma saran anneme yardım ediyor diğer yandan da onu ikna etmeye çalışıyordum. Bu fikre hemen alışmasını beklemiyordum elbette ama inadım ve istikrarım sayesinde istediğimi yapacağımı o da biliyordu. Dört duvar arasında sıkışıp kalmak bana hiç iyi gelmiyordu. Düşündükçe kuruyor, kurdukça da strese giriyordum. Anneme bir süre dil dökerek halimi anlatmaya devam ederken takındığım surat ifadesine dayanamayıp yumuşadığı her halinden belliyken, yüzümde uzun zaman sonra beliren tebessüme karşılık olarak onunda gözlerinin içi gülmeye başladı. "Peki tamam ama yorulmayacağın bir iş olacak. Gerçi öyle bir işi de nereden bulacaksan. " Yanaklarına sulu sulu öpücükler bıraktığım annem kıkırdarken, bende en sevdiğim çiğ sarmaları mideye indirdim. Evdeki bilgisayarı alarak odama geçtim ve internetten bulabildiğim bütün ilanlara bakıp adreslerini bir kenara yazdım. Hayatıma vermem gereken yön, yeni bir başlangıçtan geçiyordu. Her başlangıç bir bitişi işaret ederken, her bitişin ardından süpürülen kir, toz bulutu olarak siniyordu akıllara. ✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️✳️ Gün boyu girdiğim iş görüşmelerinin yorgunluğu üzerimdeyken bıkkınlıkla son adrese gitmek için metroya yöneldim. Daha önce Cem'in yanında sekreterlik yaptığım için az çok deneyimim vardı. Görüşmeye gittiğim işler de bu gibiydi. Sorun şu ki ya pozisyon kısa bir süre önce doldurulmuş oluyordu ya da daha deneyimli eleman aranıyordu. Şans bugün benden yana gülmezken, son görüşmeden yana da ümidim yoktu. Dört katlı şirketin önüne geldiğimde, tabelaya bakarak içeri doğru adımladım. Yıldırım İnşaat... Danışmadan görevliye iş başvurusu için geldiğimi söyleyerek, yönlendirmesi ile üçüncü kata çıktım. Kısa bir görüşmenin ardından işe kabul edilmiştim ve bu şansın benden yana olduğunun bir kanıtı gibiydi. Hayat bana umudunu kesme diyordu adeta, her zaman inanmam gerektiğini söylüyordu fısıldayarak. Danışmada telefonlara bakacak ve giriş çıkışlarla ilgilenecektim. Annemin dediği gibi tam anlamıyla yorulmayacağım bir işti. Okula yeni başlayan çocukların ilk gün heyecanına kapılarak döndüm geri. Sevinç ve mutluluğun terk ettiği kalbime ufak da olsa serpilmişti umut ışığı, ardı sıra mutluluğu da sürükleyerek.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE