Elisa yatağının üzerinde oturmuş titreyen elleriyle bardaktaki suyu içmeye çalışıyordu. Sudan bir yudum içip bardağı yatağın kenarındaki komidinin üstüne bıraktı ve yanında duran Andrew'a döndü. "Teşekkür ederim. Sen olmasaydın belki de hala o odadaydım."dedi yüzünde korkunç bir ifadeyle. Andrew kıza karşı içindeki koruma iç güdüsünü bir türlü bastıramıyordu. Tanrım! Elisa'nın çığlığını duyduğunda az kalsın aklını kaybedecekti. O odadan çıktıklarından beri kızı bir saniye bile yalnız bırakmamıştı. Ne işi vardı orda! Andrew kızgınlıkla, merak ettiği sorunun cevabını alabilmek için kızın yanından kalktı ve karşısına geçerek kızdığı her halinden belli olan bir ses tonuyla "Ne halt yemeye üst kata çıktın?" diye sordu. Elisa daha demin yaşamış olduğu korku yetmezmiş gibi şimdide Andrew'u kızdırdığı için korkuyordu. Ne diycekti şimdi "Çünkü bütün gün bu kocaman evde kimseyle konuşamadığım ve hiçbir iş yapmağım için sıkıntıdan patlamak üzereydim ve oyalanacak bir şeyler bulmak umuduyla 3.kattaki kullanılmayan odalara bakmak istedim" mi diyecekti! Ah! Kesinlikle böyle diyemezdi bu Dükü daha da çok kızdırırdı. "Şeyy-y ben düşündüm ki yani-ii bütün gün bu evde yalnızım ve yapıcak bir şeyler bulmak için üst kattaki odaları değerlendirmek istemiştim" dedi mahcup ve azar işiteceğini bilen bir çocuğun suçluluğuyla. Andrew kızgındı ama kız bu söylediğinde haklıydı. Bu evde sıkılıyordu. Aslında bu tamda onun istediği şey değil miydi? Onu terk edip gittiğinde kız bu evde yapayalnız kalacak, en sonunda dayanamayacaktı ve kurnazca kurduğu planın işe yaramadığını anlayıp pes edecekti. Böylece Andrew bu zorunlu evlilikten kurtulmuş olacaktı ama nedense kızın bu hali Andrew'u huzursuz etmişti. "En azından burdan gidene kadar kızla biraz ilgilenebilirim" diye düşündü. "Eğer illa ki bir şeyler yapmak istiyorsan yarın benimle at binmeye ne dersin?" Elisa doğru duyduğuna emin olmak için Andrew'a baktı. Oldukça ciddi duruyordu ve gözleri cevap beklercesine Elisa'ya bakıyordu. "Ama ben ata binmeyi bilmiyorum" dedi Elisa üzgün bir ifadeyle. "Çabuk öğreneceğine eminim zeki bir kızsın, yarın kahvaltıdan sonra hazır ol" dedi Andrew ve Elisa'nın "Peki" cevabını duyduktan sonra odadan çıktı. Elisa Andrew'daki bu değişimin nedenini merak ediyordu. Sanki kendisine karşı daha da ilgili olmuştu. Acaba bu da bir oyun muydu? Onun kalbini tekrar kırmak için planlar mı yapıyordu? Ama bugün Elisa'yı o odadan çıkarırken ve kollarına alırken oldukça samimi gibiydi. Elisa Andrew'a inanmayı her ne kadar tüm kalbiyle istesede içindeki korku buna izin vermiyordu. * Elisa saten, dizinin üstünde biten mor renk geceliğiyle yatağının üzerine uzanmış Andrew'u düşünüyordu. Saat oldukça ilerlemişti ama Elisa'yı bir türlü uyku tutmuyordu. Balkon kapısı açıktı ve hafif hafif esen rüzgar başucunda yanan mumu titretiyordu. Ah! Tanrım! Şu lanet adam neden bir türlü aklından çıkmıyordu ki! Bu sabah ki olay hala zihninde canlıydı. Andrew'un kollarının güven verici sıcaklığını ve ilgi dolu konuşmasını hatırladıkça kalbi ritmini arttırıyordu. * Andrew yatağında uzanmış, bir kolunu başının altına koyarak tavanı seyrediyordu. Elisa'nın bugünkü hali aklından bir türlü çıkmıyordu. O odadaki çığlıkları hala kulaklarındaydı ve o korkmuş hali gözlerinin önünden gitmiyordu. Onu merak ediyordu. Acaba uyuyor muydu şuan? İyi olup olmadığına bakmaya karar vererek yatağından kalktı ve odadan çıktı. * Elisa tam uykuya dalmak üzereyken kapının sesini duydu. Korkuyla kapının olduğu tarafa baktı ve bir erkek silüeti gördü. İçerisi loştu, bu yüzden tam olarak kim olduğunu seçemiyordu. Hızla yatağından çıktı ve mumu eline alarak kapıdaki kişiye doğru tuttu. "Kimsiniz?" diye sordu korkuyla. "Korkma Elisa benim" Elisa bu tanıdık tok sesi duyduğunda karnından kalbine doğru bir kasılma hissetti. Neden gelmişti ki? "Andrew? Bir sorun mu var?" dedi Elisa ürkek bir sesle. Artık onu net bir şekilde görebiliyordu çünkü Andrew ona oldukça fazla yaklaşmıştı, aralarında neredeyse bir adım vardı. Tanrım! Yarı çıplaktı altında pantolonu vardı ama üstünde hiçbir şey yoktu. Elisa adamın vücudundan gözlerini alamıyordu. O kadar muazzam duruyordu ki. Adamın vücudundaki kaslar Elisa'nın nefesini kesiyordu. Andrew'un nefesi kesilmek üzereydi çünkü karşısındaki bu enfes varlık inanılmaz görünüyordu. Üzerindeki gecelikle oldukça baştan çıkarıcıydı. Acaba şuan nasıl göründüğünün farkında mıydı? Elisa dikkatini tekrar Andrew'a verdiğinde ona yiycekmiş gibi baktığını gördü ve üzerindekini fark ederek mumu yatağının baş ucuna koyup karanlığa biraz daha sığındı. "Andrew?" Elisa Andrew'dan bir cevap bekleyerek merak dolu bir sesle sorusunu yineledi. Andrew dikkatini sese verdiğinde sessizce içinden küfrediyordu. Neden gelmişti ki zaten bu odaya! "Bir sorun yok Elisa sadece seni merak etmiştim". Kahretsin! Neden bunu söylemişti ki! Elisa duyduğu şeye inanamamıştı. Andrew onu mu merak etmişti? Neden ama? "Neden?" Neden mi? Bu sorunun cevabını Andrew'da bilmiyordu. " Bir nedeni yok Elisa" dedi Andrew ve çıkmak için kapıya yöneldi. Elisa onun arkasından bakarken mum, içeri dolan rüzgara daha fazla direnemedi ve söndü. Elisa karanlığı fark ettiğinde ani bir refleksle kendisinin bile inanamayacağı bir şey yaptı. Andrew'un arkasından gitti ve elini tutup "Lütfen gitme" dedi kısık bir sesle. Andrew arkasını dönüp kıza baktığında Elisa'nın bal rengi gözlerini ona diktiğini gördü. "Korkuyorum" Elisa'nın ağzından o kadar kısık ve masumca çıkmıştı ki bu söz Andrew daha fazla direnemedi ve sessizce kızın beline sarılıp yatağa doğru götürdü. Elisa yatağa girdiğinde Andrew'da onun yanına uzandı ve kıza sarıldı. Elisa hayatında ilk defa karanlıktan korkmayarak onu saran kolların güven verici sıcaklığına sokuldu. Bu o kadar huzur vericiydi ki Elisa bu sıcaklıktan mahrum kalmak istemiyordu artık. Ve kalbi, kendini çoktan bu kollara teslim etmişti bile. Andrew hayatında ilk defa bir kadınla uyuyordu. Daha önce birlikte olduğu kadınların hiçbiriyle uyumamıştı. Bu kız ona hiç yapmayacağı şeyler yaptırıyordu. Kızı iyice kendine çekti ve kafasını kızın boynuna koyarak ordan gelen gül kokusunu içine çekti ve sertleşmesinin verdiği huzursuzlukla gözlerini kapadı. * Elisa sabah uyandığında Andrew yanında yoktu. Dün gecenin huzuru Andrew'u yanında göremeyince yok olmuştu sanki. Dün gece olan şey ilişkilerinde bir dönüm noktası olabilir miydi acaba? Bunu zaman geçtikçe görecekti Elisa. Yataktan kalktı ve elbise dolabını açtı, bu sabahki at binme dersi için çok şık zümrüt yeşili binici kıyafetini giydi. Lydia ve Catherin'nin hizmetini yaptığı için hangi elbiselerin nerede ve nasıl giyileceğini gayet iyi biliyordu Elisa. Sonra saçlarını sıkı bir at kuyruğu yaptı ve Andrew'u görmenin heyecanıyla aşağı indi. Aşağı indiğinde Andrew'u masa da göremedi. Sonra yüzü düştü ve isteksizce kahvaltı masasına oturdu. Elisa'ya çay servisi yapan Natalie durumu fark edince "Ekselansları ahırların orda Elisa, kahvaltıdan sonra seni beklediğini iletmemi istedi" dedi sevecen bir şekilde. Elisa onu görme isteğini bu kadar belli etmenin verdiği utançla "Teşekkür ederim Natalie" dedi ve hızla kahvaltısını yapmaya başladı. Ahırların oraya gittiğinde Andrew'un, geçen hafta ahırları dolaşırken kendisinin hayran kaldığı ve bir süre sevdiği siyah atın başını okşadığını gördü. Tanrım, o kadar etkileyici görünüyordu ki atın yanında. Bu muhteşem ikili birbirini çok iyi tamamlıyordu. İkisi de güç ve karanlık kokuyordu. Ama artık Andrew'un karanlığından korkmuyordu Elisa. Andrew izlendiğine dair bir hisle arkasını döndü ve Elisa'yı gördü. Hislerinde yanılmamıştı. Güzel karısı onu izliyordu ve yakalandığını anlayınca yüzünün aldığı tatlı pembelikle gözlerini hızla yere çevirip kendisine doğru yürüdü. "Bir at gezintisi için çok fazla güzelsin" Andrew bu sözleri o kadar duygusuzca söylemişti ki iltifat mı ediyor yoksa hakaret mi anlayamadı Elisa. "Bu bir iltifat mıydı? Yoksa hakaret mi?" "İkisi de değil" dedi Andrew ve Elisa'yı bir çocukmuş gibi kollarının arasına alıp atın üstüne yerleştirdi, kendiside hemen arkasına bindi. Bunu o kadar hızlı bir şekilde yapmıştı ki Elisa kendini atın üzerinde bulunca afaladı. "Biraz daha nazik olabilirsin" dedi Elisa kızgın bir şekilde. "Doğamda yok" dedi Andrew yüzünde alaycı bir gülüşle ve atı dehledi. Elisa koşmaya başlayan atın üzerinde korkuyla gözlerini kapadı ve arkasından kendini sıkıca saran kolların güvenliğine sığındı. Evden oldukça uzaklaşmışlardı ve Elisa'nın gözleri hala kapalıydı. "Gözlerini açabilirsin artık, yoksa bu muhteşem manzarayı kaçıracaksın" dedi Andrew atın hızlı ilerleyişinin çıkardığı sesi bastırırcasına bağırarak. "Korkuyorum! Hayatımda ilk defa bir ata biniyorum ve bu at çok yüksek!" dedi Elisa gözlerini hala sımsıkı yumup Andrew'un ellerine tırnaklarını geçirerek. Sonra Andrew atı biraz yavaşlattı ve Elisa'nın kulağına dudaklarını yaklaştırarak " Korkma ben burdayım" dedi. Elisa bu güven verici sesin komutuna uydu ve yavaşça gözlerini açtı. Tanrım! Manzara muazzamdı! Önlerinde sonsuz bir düzlük uzanıyordu. Elisa hayatında ilk defa hiç olmadığı kadar kendini özgür hissetmişti. Bir çocuğun coşkusuyla kahkaha atarak "Aman Tanrım, bu harika bir şey!" dedi Elisa. Bir süre ikiside kendini manzaranın güzelliğine ve rüzgarın serin uğultusuna bıraktı. Andrew burnuna dolan muhteşem gül kokusunu daha fazla içine çekebilmek için kafasını kızın boynuna koydu ve derin bir nefes aldı. Sonra dudaklarını kızın hassas tenine bastırdı. Elisa tenine değen dudakları hissetiğinde kalbi heyecandan durmak üzereydi. Sonra o dudaklar yavaşça yukarıya doğru çıktı ve kulak memesini kavrayıp emmeye başladı. Tanrım! Bu inanılmaz bir histi. Elisa içinin akıp gittiğini hissediyordu. Andrew o geceden sonra ona ilk kez dokunuyordu. Elisa o gecenin anılarını hala zihninde taşıyordu ve ani bir hareketle kendini Andrew'den uzaklaştırıp "Yapma!" dedi. Ah, Tanrım! Yapma mı? Andrew kendini bu kadar kaybettikten sonra durması imkansızdı. Kızı tekrar kendine bastırdı ve kızın kulağına eğilerek " Neden?" diye sordu. Ah! Neden mi? Birde neden diye soruyordu! Elisa kızgınlıkla yüzünü Andrew'a döndürdü ve tam cevap verecekti ki Andrew dudaklarına yapıştı. Andrew sanki kızın dudaklarını bırakırsa ölecekmiş gibi hissediyordu ve Elisa'nın kımıldamayan dudaklarını yiyip bitirdi. Kendini ondan zorla ayırdığında ise nefessiz kalmış bir şekilde alnını Elisa'nın alnına dayadı ve " O gece söylediklerim sana olan öfkem yüzündendi" dedi. "Artık değil misin?" Elisa umut dolu bir sesle sormuştu bunu. Sahi artık değil miydi? Bunu kendiside bilmiyordu. Sonrada katı ve duygudan yoksun bir sesle "Eve dönsek iyi olur" dedi ve atı döndürdü. Elisa sorusuna cevap alamayacağını anlayınca önüne döndü ve eve dönüş büyük bir sessizlik içinde geçti. * Eve döndüklerinde yabancı bir at arabası kapının önünde duruyordu. Andrew arabayı görünce ifadesiz bir şekilde atı ahırların oraya sürdü ve atı durdurup aşağı atladı Elisa'yı da kucağına alarak indirdi ve beraber eve doğru yürüdüler. İçeri girdiklerinde büyük salonda yabancı genç bir adamın oturduğunu gören Elisa soran gözlerle Andrew'a baktı. Andrew Elisa'ya bakmadan doğruca adama doğru yürüdü. Onları gören genç adamda yerinden kalktı ve Andrew'a doğru yürüyerek "Ah! Nihayet dostum gelmiycen diye endişelenmeye başlamıştım" diyerek Andrew'un elini sıktı. Sonrada Elisa'yı baştan aşağı süzüp, çapkınca bir gülüşle ve imalı bir şekilde "Geç gelmek için oldukça haklı bir sebep" dedi ve doğruca Elisa'nın eline uzanıp dudaklarına götürdü. Andrew Elisa'nın belinden kavrayıp kendine çekti ve Elisa'ya hitaben "Tanıştırayım, Kont Antonio Barnes iş ortağım" dedi. Elisa karşısındaki uzun boylu sarışın adama zarif bir reverans yaptı ve " Memnun oldum" dedi. "O memnuniyet bana aittir Leydim." "Elisa! Git ve üstünü değiştir. Biz çalışma odamdayız akşam yemeğinde bize eşlik edersin" dedi Andrew tuhaf bir şekilde gergin ve kızgındı. Elisa nedeninin konuşmaları mı yoksa karşılarında duran oldukça yakışıklı bu adam mı olduğunu kestiremedi ama sebep her neyse Andrew'u daha da kızdırmak istemediği için denileni yaptı ve odasına çıktı. Andrew Antonio'yu buraya her ne kadar çağırmayı pek istemese de ortak yapmış oldukları işte bir aksilik çıktığı için buna mecbur kalmıştı. Sabah Elisa'yı o muhteşem güzellikte gördüğünde Antonio'nun bu sabah buraya geleceğini bildiği için nedensiz bir şekilde sinirlenmişti. Elisa'yı kimsenin görmesini istemiyordu. Başka bir adamın Elisa'ya değen gözlerine bile tahammül edemiyordu. Bunun nedenini sahiplenme duygusu oldukça yüksek bir erkek olmasına bağlasa da kalbinin derinliklerinden gelen cılız bir ses nedeninin aslında çok farklı olduğunu fısıldıyordu. Kahretsin! Bu kız neden bu kadar güzel olmak zorundaydı! Andrew güzel bir kadınla evlenmemeye yemin etmişti ama şimdi İngiltere'nin en güzel kadınıyla evliydi! Neden bu kıza bu kadar takmıştı. Bu kızın onun umrunda bile olmaması gerekiyordu! "Hey dostum evlendiğine inanamıyorum! Neden benim şimdi haberim oluyor?" "Fransa'dan yeni geldiğin için olabilir mi Antonio" dedi Andrew düz bir sesle. Çalışma odasına çoktan gelmişlerdi ve Andrew ikisi için de kadehlere brendi dolduruyordu. Antonio'ya brendiyi uzatırken "Bu bir bahane olamaz beni çok kırdın" dedi Antonio şakacı bir sesle. "Evlenmemeye yemin ettiğini sanıyordum ve üstelikte güzel bir kadınla evlenmeyeceğine iki kere yemin ettiğini hatırlıyorum" Andrew gerilmişti. Elisa ve evliliği hakkında konuşmak istemiyordu. Zaten genel olarak çok konuşkan biri sayılmazdı. Çok az ama oldukça seçkin bir çevresi vardı Andrew'un. Aslında Antonio'yla her ne kadar zıt karakterlere sahip olsalarda birbirlerinin arasında kuvvetli bir dostluk bağı vardı. Hemen hemen aynı yaşalardaydılar ve birbirlerini on senedir tanıyorlardı. Andrew hayatının en zor yıllarında Antonio'yla tanışmıştı ve birbirlerine büyük destek olup bir çok ortak işler yapıp büyüyüp güçlenmişlerdi. Antonio oldukça şakacı, hayatı ve gezmeyi seven, maceracı bir tipti. Andrew ise çok az konuşan, gezmeyi bile sadece iş amaçlı yapan oldukça ciddi ve sert bir yapıdaydı ama buna rağmen bu ikili oldukça iyi dost olmuşlardı. Zıt kutupların çekimi olsa gerekti. "Öyle gerekti ve evlendim Antonio daha fazla açıklama yapmayacağım" dedi Andrew çalışma masasına oturup bacak bacak üstüne atarak. Antonio arkadaşını iyi tanıyordu eğer konuşmak istemiyorsa onu öldürse bile ağzından tek laf alamazdı. Andrew'un Bu ketumluğu bir gün onu öldürecekti! Antonio gözlerini devirdi ve "Tamam dostum nasıl istersen" dedi. Sonraki saatler ise iş konularını konuşmakla geçti. * Akşam yemeğinde üçlü masaya oturmuş yemek yiyorlardı. Antonio Elisa'ya gezi maceralarının komik anlarını anlatıyordu ve ikisi kahakahalarla gülerken Andrew sinirli bir şekilde ikiliyi izliyordu. Tanrım! Kendisine bir kere bile böyle bakıp gülmemişti! Ama şimdi karşısında hiç tanımadığı bu adama yanağındaki gamzeleri cömertçe sunuyordu! Elisa Antonio'yu çok sevmişti oldukça sıcakkanlı ve şakacıydı. Bu eve geldiğinden beri ilk defa bu kadar güldüğünü düşünüyordu. Andrew'un böyle sıcak arkadaşlarının olması Elisa'yı çok şaşırtmıştı. Buzlar kralının yanında hiç kimsenin donmadan kalacağına inanmıyordu. Antonio dostunun böyle güzel ve tatlı bir kızla evlendiğine çok mutlu olmuştu. Belki bu kız Andrew'un yıllar önce aşka buz tutmuş kalbini eritebilirdi. Andrew'un gözlerindeki kıskançlığı gören Antonio "Kim bilir belkide çoktan erimeye başlamıştır" diye düşündü muzip bir şekilde gülerek. Yemekten sonra üçlü salonda oyurup biraz daha sohbet ettikten sonra Antonio gitmek için izin isteyerek kalktı. "Tanıştığıma çok memnun oldum Ekselansları" dedi Elisa çok sevecen bir tavırla. "Lütfen Antonio de Elisa" dedi Antonio Elisa'nın elini sıkarak. "Nasıl istersen Antonio" dedi Elisa gülümseyerek. Antonio Elisa'yı bir kız kardeş kadar çok sevmişti ve arkadaşı adına mutlu olarak Andrew'a döndü. Andrew'un çenesindeki kasın seğirdiğini görünce arkadaşını daha fazla kızdırmadan elini sıktı ve ikiliye mutluluklar dileyip ordan ayrıldı. Antonio gider gitmez Andrew Elisa'ya döndü ve yavaşça ona yaklaşıp elini yanağının o muhteşem kıvrımlarında gezdirerek kulağına tehditgar bir şekilde " Bir daha bunları asla başka bir erkeğe gösterme!" diye fısıldadı ve odadan çıktı.