BÖLÜM 10(İTİRAF)

1332 Kelimeler
Andrew yatağında huzursuzca dönüp duruyordu. Bugün yaşananlar zihninde sürekli tekrar ediyordu. Elisa'nın başka bir erkekle konuşması ve ona gülümsemesi -ki bu Antonio olsa bile- onu deli etmişti. Bu kızdan nefret etmesi gerekirken o, aksine onu delicesine kıskanıyordu. Bu iş Andrew'un hiç istemediği yerlere gidiyordu. Andrew yatağından kalktı ve göle gitmek için odadan çıktı. Soğuk suda saatlerce yüzüp kendine gelmeye ihtiyacı vardı. Elisa'nın içinde yaktığı ateşi belki de böyle söndürebilirdi. * İkisi de sessizlik içinde kahvaltılarını yaparken Elisa göz ucuyla Andrew'a bakıp duruyordu. Bugün oldukça kızgın görünüyordu. Ah! Zaten ne zaman değildi ki! "Seni kızdıracak bir şey yaptıysam özür dilerim" Elisa yumuşak bir sesle aniden söylemişti bunu. Andrew kafasını kaldırıp Elisa'ya baktı ve cevap vermeden masadan sert bir şekilde kalkıp "Bugün evde olmayacağım Elisa, topraklarıma bağlı köyleri kontrol etmem gerekiyor" dedi ve tam arkasını dönüp gidecekken aklına bir şey gelmiş gibi ekledi "Ben yokken uslu ol ve karanlık odalardan uzak dur" dedi ve odadan çıktı. Bugün Elisa için sıkıcı bir gün olacaktı anlaşılan. Çünkü Elisa, bunu her ne kadar kabullenmek istemese de Andrew'u göremediği zamanlar onu özlediğini itiraf etmek zorundaydı. Elisa kahvaltısını bitirdikten sonra dışarı çıktı. Evin çevresini saran ormanın içinde dolaşan Elisa afacan bir çocuk gibi ağaçlara tırmanıp enfes meyvelerin tadına bakıyordu. Hava oldukça bunaltıcıydı. Yaz aylarının sonlarında olmalarına rağmen bugün oldukça sıcaktı ve Elisa göle girmeye karar verdi. Gölün kıyısına gelen Elisa önce etrafına bakındı ve kimsenin olmadığına emin olunca üstünü çıkarmaya başladı. Üzerinde sadece ipek,şefaf korsesi kalmıştı ve Elisa yavaşça göle girmeye başladı. Yüzmesi olmadığı için sadece sığ yerlerde beline kadar gelen suda serinlemeye çalışıyordu. Su o kadar ferahlatıcıydı ki Elisa zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişti bile havaya baktığında neredeyse gün batmak üzereydi. Hemen sudan çıktı ve üstünü giymek için elbiselerini eline aldı. Elbiselerini giymek üzereyken boynundaki boşluğu fark etti ve ani bir panikle suya tekrar daldı. Tanrım! Ailesinden kalan son hatırayı da kaybedemezdi! Elisa ailesinin hatırası olan kolyeyi küçüklüğünden beri bir an olsun boynundan çıkarmamıştı. O kolyeye her dokunduğunda sanki annesi ve babası hala yanındaymış gibi hissediyordu ve o bunu asla kaybedemezdi. Elisa suya daldığında berrak olan suyun dibine kafasını daldırdı ve ah, Tanrım işte oradaydı! Kolyenin olduğu yer oldukça derindi Elisa asla oraya giremezdi. Sonra sudan çıktı ve uzun bir çubuk bulup tekrar suya girdi. Kolyeye yakın büyük bir taşın üstüne çıktı. Taş oldukça kaygandı. Dikkatli bir şekilde çubukla kolyeyi almaya çalıyordu ki dengesini kaybetti ve suya düştü. Suda debelenmeye başlayan Elisa artık onu kimsenin kurtaramayacağından emindi. * Andrew eve geldiğinde neredeyse gün batmak üzereydi. İçindeki çocuksu sevince anlam veremeyen Andrew aslında bu sevincin Elisa'yı görecek olmasından dolayı olduğunu çok iyi biliyordu. Gözleri, onun muhteşem güzelliğinden bugün mahrum kalmıştı ve bir an önce açlıklarını bastırmak için Elisa'yı arıyorlardı. Ama lanet olsun ki sevgili karısı yine ortalıklarda yoktu! "Natalie! Elisa nerede!" Natalie Dükün oldukça sert ve sabırsızca çıkan sesiyle olduğu yere sinerek cevap verdi. "En son gölün yakınında görmüştüm ekselansları". Andrew hızla göle doğru adımlarını atarken bu sefer onu kimsenin elinden alamayacağına yemin etti. Bu orman da dahil bütün bu bölge Andrew'a aitti ve asla yabancılar bu bölgeye giremezdi. Oldukça korunaklı olamasına rağmen yine de Elisa'nın göle girerken biri tarafından gözetlenebilme ihtimali Andrew'u çıldırtmıştı. Gölü ona kesinlikle yasaklamalıydı! Andrew gölün yakınına geldiğinde Elisa'yı gördü. Tanrım! Elindeki çubukla ne yapıyordu bu kız! Bir şey arıyor gibiydi. Ama Andrew ne aradığına dikkatini veremiyordu çünkü kızın üzerindeki Andrew'un tüm algılarının tek bir yere odaklanmasına neden oluyordu. Üstündeki ince,şefaf korse ıslaktı ve kızın bedenine adeta yapışmıştı. Elisa'nın tüm hatlarını gözler önüne seriyordu. Dolgun göğüsleri korsenin altında oldukça belirgin görünüyordu. Kahretsin! Andrew içinden sessizce küfrederek etrafına bakındı. Şükürler olsun ki etrafta kimse yoktu. Tekrar dikkatini Elisa'ya verdiğinde aniden kızın suya düştüğünü gördü. Elisa'nın sudan çıkmasını bekledi ama kız bir türlü çıkmıyordu. İyice suya yaklaşan Andrew kızın suda debelendiğini gördü. Kahretsin! Yüzme bilmiyor muydu? Lanet olasıca kız! Ne halt yemeye göle girmişti o zaman! Andrew hızlı bir şekilde suya atladı ve Elisa'yı belinden kavrayıp yüzeye çıkardı. Elisa beline dolanan güçlü kolları hissettiğinde bunun Andrew olduğunu anlamıştı. Yüzeye çıktığında ciğerlerine dolan havayı iyice içine çekerken kendini saran güçlü kollara asılıyordu. Sonra Andrew'un boynuna sarıldı ve sudan çıktılar. Sudan çıktıklarında Andrew Elisa'yı yere bıraktı ve iyi olup olmadığına baktı. Elisa biraz nefessiz kalmanın dışında gayet iyiydi. Ellerini toprağa dayadı ve yuttuğu suyu kustu. "İyi misin?" Andrew oldukça sert bir şekilde sormuştu bu soruyu. Elisa başının belada olduğunu bilerek başıyla onaylayıp "hıhı" dedi sonra da yerinden doğrulup kalktı. İlerisindeki uzun bir çubuğu eline alıp tekrar göle doğru adım attığında Andrew kızın kolunu sertçe tutup kendine çekti ve "Ne halt yediğini zannediyorsun sen!" diye bağırdı. Elisa kolunu Andrew'dan kurtarmaya çalışarak "Bırak beni kolyemi almam lazım" dedi çıldırmış bir şekilde. Andrew Elisa'yı ilk defa böyle görüyordu. Gözlerini, ona meydan okurcasına gözlerine dikmişti ve tüm dünya önüne geçse, yine de o göle canı pahasına tekrar girmeye kararlıydı. Andrew iyice sinirlenmişti. Tanrım, az kalsın ölecekti ama sevgili Leydimiz için bu pek önemli görünmüyordu anlaşılan! "Bu kadar yeter! Benimle geliyorsun" diyerek Elisa'yı kaldırdı ve omzuna attı. Yerdeki elbiseleri de diğer eline alarak omzundaki kızın tüm debelenmelerine ve itirazlarına rağmen eve doğru yürümeye başladı. Eve girdiklerinde Andrew Elisa'yı hızlıca odasına çıkardı. Kızın üstündekiler oldukça müstehcendi ve evin çalışanları dahi olsa kimsenin onu bu haliyle görmesini istemiyordu. Andrew Elisa'yı yere bıraktığında öfkeli gözlerle Elisa'dan bir açıklama bekliyordu. Elisa adamın öfkeden delirmek üzere olduğunu ve ondan esaslı bir açıklama beklediğini biliyordu ama aklı hala kolyesindeydi. Kolyesini bir daha asla bulamayacaktı. Elisa sanki ikinci kez annesi ve babasını kaybetmiş gibi hissediyordu. Sonra öfkeyle ona bakan adamın gözlerine baktı, damlalar gözlerinden istemsizce ve sessiz bir şekilde akmaya başladı. Andrew kızın aniden ağlamasının şok edici etkisiyle elini kızın yanağına uzattı ve o muhteşem kıvrımları yıkayan tuzlu suyu parmaklarının ucuyla silerek kızı kendine çekti. Elisa Andrew'un göğsünde sessizce ağladıktan sonra kafasını kaldırdı ve "O kolye ailemden kalan son hatıraydı ama ben onu kaybettim" dedi. Andrew kızın neden bu kadar üzüldüğünü şimdi anlıyordu. Aile hatıraları Andrew için de oldukça değerli şeylerdi. Üstelik ebeveynlerini kaybetmiş küçük bir kızdaki son hatıraysa daha da değerliydi. Andrew'un tüm öfkesi uçup gitmişti. Sonra Elisa'nın gözlerine gözlerini sabitleyerek anlayışlı ve şefkat dolu bir sesle konuşmaya başladı. "Seni anlıyorum Elisa ailenden kalan son hatıraydı o kolye ama yine de hiçbir şey canından daha değerli olamaz!" Elisa Andrew'un haklı olduğunu biliyordu ama o an tek düşünebildiği şey kolyesiydi. Elisa Andrew'dan uzaklaştı ve kafasını sallayarak "Haklısın"dedi. Sonrada üstünü değiştirebilmek için Andrew'dan izin istedi. Andrew odadan çıkınca Elisa kendini kuruladı ve yatağına uzandı. Bu akşam aşağı inmek istemiyordu. Yemeğini odasında yiyip uyuyacaktı. * Andrew akşam yemeğini tek başına yerken Elisa'yı düşünüyordu. Kıza çok alışmıştı ve akşam yemeğini onsuz yemek çok sıkıcıydı. Yemekten sonra balkona çıktı ve purosunu yakıp içine çekti. Elindeki kadehten de yavaşça içkisini yudumluyordu. Purosu bitince cebindeki kolyeyi çıkardı. Bugün Elisa'nın odasından çıkar çıkmaz tekrar göle gitmişti ve saatlerce kolyeyi aramıştı. Sonunda bulduğunda da yüzünde büyük bir sırıtışla sudan çıkmıştı. Elindeki kolyeye bakarken bunu Elisa'ya verince ne kadar sevineceğini hayal etti. Kızın muhteşem gamzeleri şimdiden gözlerinin önüne geliyordu. Neden bu kızı mutlu etmek istiyordu ki! Üstelikte mutsuz olması için elinden geleni yapacağına yemin etmesine rağmen. Andrew bu sorularının cevabını bilse de bunu kabul etmeyecek kadar gururlu ve kibirliydi. Elisa'nın kapısının önüne geldiğinde durdu ve kapıyı tıklattı. Elisa kapı sesiyle yatağından doğruldu ve kapıdakinin girmesini bekledi. Odaya gireni görünce de heyecandan nefesi kesildi. Andrew mumun loş ışığıyla aydınlanan odanın içinde yavaş yavaş Elisa'nın yatağına doğru ilerledi ve yatakta onun yanına oturdu. "Sana bir şey vermek istiyorum Elisa gözlerini kapat" Bunu bir ricadan çok bir emir gibi söylemişti Andrew. Elisa söyleneni yaparken Andrew'un varlığıyla ürperiyordu. Andrew'un boynuna değen elleri Elisa'nın inlememek için kendini zor tutmasına neden oluyordu. "Gözlerini aç" Andrew hiçbir zaman romantik bir erkek olmamıştı bu nedenle romantik olmaya çalışırken bile bunu beceremiyordu. Elisa Andrew'un komutuyla gözlerini açtı ve boynuna dokunup kolyeye baktığında gözyaşlarını tutamadı. Tanrım! Andrew ona sadece sıradan bir kolyeyi değil ailesini de geri vermişti. Elisa hızla Andrew'a sarıldı ve gözyaşları içinde teşekkür etti. İlk defa birileri onun için bir şeyler yapıyordu ve bunu karanlık bir gecede karşılaştığı o karanlık adam yapıyordu. Elisa ilk defa o an kendine itiraf etti, bu adama geri dönülemez bir şekilde aşık olmuştu.   
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE