BÖLÜM 7(GÖZYAŞI)

1147 Kelimeler
Elisa o geceden sonra ilk defa onunla karşılaşacak olmanın heyecanıyla kahvaltı için odasından çıktı. Neredeyse bir haftadır köşe bucak adamdan kaçıyordu ama daha fazla kaçamayacağını biliyordu. Er ya da geç onunla karşılaşacaktı. Bu yüzden bu işkenceye bir an önce son vermesi en mantıklısıydı. Elisa aşağı kahvaltı masasına indiğinde onu gördü. Rahat bir tavırla bacak bacak üstüne atmış gazetesini okuyordu. Ah, Tanrım gerçekten çok yakışıklı görünüyordu. Elisa bu düşüncesinden dolayı kendinden nefret etti. Ona o iğrenç hakaretleri yapan adama karşı böyle şeyler düşünmesi çok yanlıştı! Elisa geldiğini belli etmek için hafifçe öksürdü. Ama Andrew kafasını bile çevirip bakmadan gazetesini okumaya devam etti. Tanrım! Adamın yaptığı hiçbir şey umrunda değildi. Kendisini bu kadar kırmasına rağmen ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranması ve Elisa'yı görmezden gelmesi Elisa'yı deli ediyordu. Adamın dışının bu kadar mükemmel olması içininde aynı olduğu anlamına gelmiyordu anlaşılan. Bunu zaten daha ilk gecelerinde anlamıştı Elisa. Bu düşüncelerle hırsla sandelyeyi çekti ve masaya oturdu. * Andrew daha kız öksürmeden varlığını hissetmişti. Ama kızın kendi gözünde ne kadar değersiz olduğunu hissetmesi için kızı görmezden gelmişti. Kahvaltı gergin bir sessizlikle geçti ve Andrew kahvaltısını bitirdikten sonra yine tek kelime etmeden çalışma odasına geçti. Elisa adamın bu tavırlarına her ne kadar içerlensede yapabileceği hiçbir şey yoktu. Tek umudu Andrew'un bir gün onu kabullenmesi ve normal bir evlilik yaşamalarıydı. Belki bir gün bir çocuğu bile olabilirdi. O zaman gelirse Elisa kesinlikle Breanna'yı da yanına alacaktı ve bu evde çocuğunu büyüteceklerdi. Sonunda huzurlu bir yaşantıları olacaktı. Belki de o baloda olması ve Lydia'nın olması gereken yerde kendisinin olması kaderin bir oyunuydu. Tanrı sonunda Elisa'ya acıyıp onu kurtarmak için böyle bir plan yapmıştı. Elisa bir daha umut etmemek için yemin etsede tekrar içinde bir umut belirdi ve bu küçücük umuda sarılıp o da Andrew'un peşinden masadan kalktı. * Bir saattir büyük salonda oturan Elisa sonunda puflayarak kalktı. Canı bu evde çok sıkılıyordu yapacak hiçbir şey yoktu. Bir haftadır evin her tarafını keşfetmişti ormanın içindeki o harika göle bile gitmişti ve şimdi yapacak hiçbir şeyi yoktu. Hiç bu kadar oturmaya alışık değildi. Michael'ın evinde her işe o ve Breanna koştururdu bu yüzden günleri hızla geçerdi. Ama burda zaten işleri yapan yüzlerce çalışan vardı ve her işi onlar yapıyordu. Kendisi de yardım teklif ettiğinde çalışanlar buna asla izin vermiyordu. Biraz düşündükten sonra yüzünde beliren kocaman bir gülümsemeyle mutfağa gitmeye karar verdi. En azından orda ona kimse karışmıyordu ve en azından yapacak bir şeyleri oluyordu. "Günaydın Madely". Elisa mutfaktaki tüm çalışanları artık tanıyordu. Geçen hafta mutfağa girdiğinde gerçekten çok eğlenmişti ve mutfak çalışanlarıyla samimi olmuştu. Madely aşçı başıydı ve tombul, pembe yanaklı kırklı yaşlarda çok tatlı bir kadındı. Madely Elisa'yı gördüğünde hortlak görmüş gibi panikledi ve ellerini hızlı ve endişeli bir şekilde önündeki önlüğe silerek "Buyrun Leydim bir emriniz mi vardı?" dedi aceleci bir şekilde. Elisa Madely'e cevap verirken çoktan kollarını kıvırıp malzemeleri masanın üzerine yerleştirmeye başlamıştı bile. "Ah hayır Madely sadece yardıma geldim öğle yemeği için enfes bir çorba tarifim var onu yapacağım. Ayrıca sizden bir şey istersem o bir emir değil rica olur" dedi tatlı bir şekilde. Madely ve diğer çalışanlar bir şeyden tedirgin olmuş gibi gergin bir şekilde Elisa'ya bakıyorlardı. Elisa çorbanın malzemelerini hazırlarken kadınların hala oldukları yerde durup ona baktıklarını fark edince durdu. "Ah, bir şey mi oldu yanlış bir şey mi yaptım" dedi Elisa kadınlara bakarak. "Aslında Leydim bir daha mutfağa girmeseniz ve bir şey olduğunda bizden isteseniz daha iyi olur" dedi Mandely yumuşak bir sesle. Elisa kadınları kıracak yanlış bir şey yaptığını düşünerek endişeli bir şekilde sordu. "Neden Madely yoksa sizi kıracak yanlış bir şeyler mi yaptım?". "Ah, hayır hayır kesinlikle öyle bir şey yapmadınız Leydim aksine hepimize karşı çok kibarsınız. Sizi gerçekten hepimiz çok seviyoruz ama şey... Dük Leydim, Dük bir daha sizin mutfağa girmemeniz için talimat verdi. Eğer sizi bir daha mutfakta görürse hepimizi kovacağını söyledi." dedi Mandely gözlerini yere çevirerek. Elisa duyduklarına inanamıyordu. Neden? Neden Dük... Ah tabi, bu evi ona zindan edebilmek için Elisa'nın mutlu olacağı her şeyi yasaklamıştı. Elisa içinde oluşan büyük burukluğu sindirmeye çalışarak zoraki bir tebessümle "Anladım Madely madem Dükün kararı böyle o zaman Dükün kararına saygı duymalıyız" dedi ve mutfaktan çıktı. Elisa içindeki burukluk ve bir miktar öfkeyle doğruca dükün çalışma odasına daldı. Andrew kapının ani bir şekilde açılmasıyla başını gömmüş olduğu kağılardan kaldırıp kapıya çevirdi. Kimse kendi odasına böyle dalamazdı. Saygısızlık Andrew'un hiç tahammül edemediği bir şeydi. Kapıdakinin sevgili karısı olduğunu görünce öfkesinin yerini hızla merak aldı. Bir haftadır küçük fare kendisinden kaçıyordu ve şimdi kendi isteğiyle Andrew'un odasına dalmıştı. Andrew merakının aksine sesinde hiçbir merak kırıntısı barındırmayarak katı ve tek düze bir sesle "Ne vardı Elisa?" dedi. Elisa içindeki burukluğun vermiş olduğu hırsla hiç düşünmeden odaya daldığında aklında sadece karşısındaki adama hesap sormak vardı. Ama Lanet olsun ki adam Elisa'nın hiç beklemediği bir anda adını zikrettiğinde Elisa buzun ateşe atılması gibi erimişti. Adını bu adamın ağzından her duyduğunda neden böyle çarpılmışa dönüyordu! Elisa içinde olduğu şuan ki haline lanet ederek kendini toplamaya çalıştı. Konuşmaya başladığında da ne kadar zaman geçtiğini ve adamın ne kadar süredir durup ona baktığını tahmin edemedi. "Neden mutfağa girmemi yasakladığınızı öğrenebilir miyim Lordum". Ah o mesele. Demek sevgili karısı öğrenmişti. "Çünkü sen bir düşessin ve bu unvanın gerektirdiği gibi davranmalısın evin sıradan bir çalışanı gibi değil. Beni bu şekilde küçük düşürmene izin veremem". Aslında bunların hepsi bir bahaneydi. Gerçekler ise çok farklıydı. Eğer Andrew bir daha Elisa'yı mutfakta tatlı bir şekilde yemek yapıp gülerken görürse kendini tutamayıp kızı haftalarca yataktan çıkarmayacağını biliyordu. Hem kız hem de kendi için en mantıklı çözümü böyle bulmuştu. "Düşes olmam beni farklı biri kılmaz. İnsanlar neyden zevk alıyorsa neyi yapmaktan mutlu oluyorsa onu yapmalı ister bir dük olsun ister bir düşes ya da bambaşka bir şey bu onun bir insan olduğu gerçeğini değiştirmez". Andrew kızdan böyle şeyler duymayı hiç beklemiyordu. Böyle düşüncelere sahip biri neden peki para ve unvan için böyle adi bir tuzak kurmuştu ki? "Ondan mı para ve unvan için zorla kendini bir erkeğe yamamaya çalıştın?". "Ben kendimi kimseye yamamadım! Seninle evlenmeyi bende istemedim. Beni kolumdan tutup gitmemi engelleyen sendin! Eğer beni bıraksaydın belki de tüm bunlar yaşanmamış olacaktı!" Elisa öfkeyle tek solukta söylemişti bunları. Andrew tehlikeli bir şekilde masadan kalkarak Elisa'nın üzerine doğru yürüdü. Kendini zor tutuyordu ve çenesindeki kas sinirden seğiriyordu karşısındaki kızı şuan gerçekten boğabilirdi. Kız adice bütün bu olanların onun suçu olduğunu söylüyordu. Bu kıza yeteri kadar sabır göstermişti zaten daha fazla kendini tutabilir miydi bilmiyordu Andrew. Kızın kolundan sertçe tutup sıkarak "Bir daha bana asla ama asla sesini yükseltme" dedi tehlikeli bir yavaşlılıkla. "Adi planınızı affetmem için şimdi de suçu bana mı atıyorsun! Amcan olacak o piçle bu tezgahı kurduğunuzu biliyorum ne kadar masum kız rolleri yapsanda benim gözümde bir fahişe kadar kirlisin! Şimdi defol bu odadan ve bir daha benim iznim olmadan bu odaya girme!"diyerek Elisa'yı kolundan sürükleyerek dışarı fırlattı ve kapıyı kapattı. Yere kapaklanan Elisa sabahtan beri tuttuğu gözyaşlarını serbest bıraktı. Yaşlar sabah kurmuş olduğu hayallerinin ve umutlarının üzerine birer lanet gibi yağdı. Dük onu asla kabullenmeyecekti ne onu ne de bu evliliği.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE