NOT: Bazı sahneler +18 içermektedir. iyi okumalar :)
Andrew karşısında duran inanılmaz varlığa bakakalmıştı. Evet sevgili karısının çok güzel olduğunu biliyordu ama üstündeki bu gecelikle neredeyse yarı çıplaktı ve teni kusursuz görünüyordu. Andrew bu tene dokunmak için yanıp tutuşuyordu. Yavaş adımlarla Elisa'ya yaklaşmaya başladı ve her bir adımda onu gözleriyle içerek içerisindeki ateşi bir nebze olsun söndürmeye çalıştı. Ah! Tanrım bu da neydi! Bu kıza karşı böyle bir istek duyması Andrew'u şaşırtmıştı. Ne kadar zamandır kadınsızdı? Sadece birkaç ay. Kıza bu kadar istek duyması Andrew'un canını sıkmıştı çünkü bu geceki planı çok farklıydı. "Soyun" Tek bir kere de ve tok bir sesle söylenen bu söz Elisa'yı baştan ayağa ürpertmişti. Tanrım daha ne kadar soyunabilirdi ki zaten yarı çıplak sayılırdı. Bu adam kendisinin ne kadar gergin olduğunu görmüyor muydu? Adama bakmaya bile çekinirken adam ondan karşısında soyunmasını istemişti. Andrew odanın içinde yavaşça ilerleyip yatağın başında duran içki şişesinden içki doldurarak tekrardan Elisa'ya döndü. Arsızca Elisa'yı süzmeye devam ediyordu ve bunu yaparken de içkisini yavaş yavaş yudumluyordu. "Dediğimi duymadın galiba karıcığım soyunmanı istiyorum". Andrew odadaki tek kişilik kanepeye doğru yürüyüp oturdu ve delici siyah gözlerini karısına dikti. Elisa adamın ikinci komutundan sonra derin bir nefes aldı ve yatağın başucundan kalkarak Andrew'un önüne gelip durdu. Balkon kapısı açıktı ve hafifçe esen rüzgar Elisa'yı ürpertti. Ah, hayır asıl ürpermesine neden olan şey karşısındaki adamın delici siyah bakışlarıydı. Sanki adam bakışlarıyla bir kasırga yaratmıştı ve Elisa'yı da içine almıştı. Elisa bu kasırgaya teslim olmaktan başka bir kurtuluş olmadığını çok iyi biliyordu ve ona teslim olmak için harekete geçti. Yavaşça ve çekinerek geceliğini üzerinden çıkarmaya başladı ve saniyeler sonra tüm çıplaklığıyla Dük'ün karşısındaydı. Ellerini istemsizce kendini kapatmak için siper etti. Sudan çıkmış bir balık gibi davranıyordu. "Çek ellerini her yerini görmek istiyorum". Andrew insan üstü bir çabayla karşısındaki doğaüstü varlığa direnmeye çalışıyordu. Bir kadın vücudu karşısında pes edecek kadar aciz değildi. Bir kadın karşısındaki acizliği en son, on sene önce daha on sekiz yaşında toy bir delikanlıyken göstermişti ve bu babasının hayatına mal olmuştu. Andrew o günden sonra bir daha hiçbir kadın için o kadar aciz bir duruma düşmeyeceğine yemin etmişti ve yeminine de sadık kaldı. Şimdi ise aciz olan kadınlardı çünkü Andrew'un kollarında olmak için yapamayacakları şey yoktu.Andrew kadınlar için imkansızlığın en doruk noktasıydı. Yatağına aldığı kadınlarsa kendilerini dünyanın en şanslı kadını sayarlardı. Ama bu kız çok farklıydı Andrew uzun yıllardan sonra ilk defa bir kadın karşısında kontrolünü sağlamakta zorlanıyordu. Bu gerçek Andrew'u öfkelendirdi ve kıza karşı daha sert davranarak onu kolundan tutup kucağına çekti. Dudaklarını kızın dudağına bastırdı ve öpmeye başladı. Kız tepki verene kadar öpmeye devam etti, kız sonunda karşılık vermeye başlayınca öpüşünü daha da derinleştirdi ve dilini kızın ağzına kaydırdı. Elleri kızın tüm bedeninde dolaşıyordu ve birden kızın bir göğsünü avcuna alarak okşamaya başladı. Elisa adamın dudaklarını ilk hissettiği an donup kalmıştı ama bir süre sonra o dudaklar Elisa'yı eritmeye başlayınca içgüdüsel olarak karşılık verdi. Elisa kendinden adeta geçmişti. Yaptığı şeye kendi bile inanamıyordu. Şu an çırılçıplak bir şekilde kocası olan bu yakışıklı Dük'ün kollarında kendinden geçmiş durumdaydı. Zirveyi ise Dük'ün göğüslerinden birini avuçlamasıyla yaşadı ve dudaklarından istemsizce bir inilti koptu. Andrew içinde olduğu anın şokuyla Elisa'dan zorla kendini kopardı. Kızın dudaklarından çıkan iniltiden sonra hayatında ilk defa kendini tutamamaktan korktu. Kızın gözlerine baktı ve dudakları hafifçe yukarı kalkarak soğuk ve kibirli bir şekilde gülmeye başladı. " Gerçekten seni istediğimi mi düşünüyorsun? Seninle aynı yatağa girme fikri bile midemi bulandırıyor. Sadece seni denemek istedim ve sen beni hiç şaşırtmadın, deneyimli bir fahişe gibi kucağımda inledin!." Andrew bu sözlerin ardından kızı kucağından itti ve son kez kızı süzüp odadan çıktı. Elisa uğradığı hakaretin şokuyla kımıldayamaz hale gelmişti. Çıplak bedeni onun kendisinden iğrenmesine neden oluyordu. Elleriyle kendini örttü ve sonra yerdeki geceliğini gözleri yaşlarla dolu şekilde hızla alıp aceleyle giymeye başladı. Geceliğini giydikten sonra kendini yatağa attı ve örtülerin güven verici sıcaklığına sığındı. Tüm bedeni uğradığı hakaretle sarsılıyor kalbinin ağrısı kemiklerine kadar işliyordu sanki. Kendini o adamın kollarında nasıl da kaybetmişti öyle. Kendini o adi canavara rezil etmişti! Bu evlilikle ilgili kurduğu tüm güzel hayaller bu geceyle birlikte yok olup gitmişti artık. Tanrım şimdi o adamın yüzüne nasıl bakıcaktı. Kocası ondan nefret ediyordu ve bunu da en ağır şekilde göstermişti. Elisa yatağın içinde doğruldu ve gözyaşlarını sildi. Neden ağlıyordu ki buraya gelirken güzel bir hayatın onu beklemediğini biliyordu zaten. Evet içinde küçücükte olsa bir umut kırıntısı vardı bunu inkar edemezdi ama bu gece yaşadığı şey Elisa'ya bir daha umut etmemesi için bir ders olmuştu. Elisa gözlerini kapattı ve başucunda yanan mumun titrek ışığıyla kabuslarla dolu bir uykuya daldı. * Andrew yemek masasında oturmuş kahvaltı için karısını bekliyordu. Aslında onun gelip gelmemesinin Andrew için bir önemi yoktu sadece dün geceki olaydan sonra nasıl tepki vereceğini merak ediyordu. Uzun bir süreden sonra karısı gelmeyince hizmetçilerden birini onu çağırması için yollamıştı ama sevgili karısı hasta olduğunu ve aşağı inemeyeceğini söylemişti. Doğrusu buna şaşırmıştı çünkü onun gibi şark kurnazı bir kızın böyle bir tepki vermesini beklemiyordu. Andrew kızın şimdiki amacının, kurnazca karısı olduğu adamı kendine bağlamak ve bu evliliği garanti altına almak olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden kızın arsızca gelip dün gece hiç yaşanmamış gibi davranmasını ve bu gece onu memnun edebilmek için tekrar odasına davet edeceğini düşünmüştü. Ama kız düşündüğü şeyi yapmamıştı. Gerçekten de utandığı için mi aşağı inmemişti yoksa farklı bir amacı mı vardı? Andrew omuz silkerek "Ne önemi var ki" diyerek masadan kalktı ve uzun süredir ilgilenmediği işlerini halletmek için çalışma odasına gitti. Elisa o adamın yüzüne bakmaya bile katlanabileceğini zannetmiyordu. Dün gece uğradığı hakaretten sonra bir daha bu odadan bile çıkabileceğini zannetmiyordu. Onu istemediğine göre Dük'de bir daha bu odaya gelmezdi herhalde ve böylece ölene kadar aynı evin içinde birbirlerini görmeden yaşarlardı ve işte mutlu son! Elisa çok saçma bir şey düşünmüş gibi güldü ve o olağanüstü gamzeleri uzun bir aradan sonra tekrar varlıklarını hatırlattı. "Tabi ki çok saçma bu düşündüğüm" dedi gülerek. Elisa bu odanın içinde ömür boyu kalamazdı. Zaten o kalmak istese bile Dük buna izin vermezdi çünkü Elisa çok iyi biliyordu ki adam intikam için elinden gelen her şeyi yapacaktı. Üstelikte Elisa bu kadar masumken. Elisa başına gelebileceklerin sıkıntısıyla derin bir nefes alıp verdi ve yatağın içinden çıkıp elbise dolabına yöneldi. Burda onlarca kıyafet vardı ama Elisa'nın hiçbir şey umrunda değildi. Zaten hiçbir zaman para veya başka şeyler umrunda olmamıştı o sadece Michael'ın cehenneminden kurtulmak istemişti, Breanna ile birlikte. Ama şuan olduğu yer belki de Michael'ın cehenneminden bile daha beterdi ve üstelikte Breanna da yanında yoktu. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak bu olsa gerekti. En azından Michael tanıdığı bir canavardı ama aşağıdaki canavarını ise hiç tanımıyordu. Elisa bu düşüncelerinden silkinip dolaptan rastgele eline gelen buz mavisi oldukça sade, yerlere kadar dökülen ve bel kısmından kahverengi kemerin geçtiği bir elbiseyi aldı. Saçlarını da açık bırakıp hafifçe yanlardan toplayıp korkuyla da olsa aşağı inmeyi başardı. * Elisa merdivenlerin başında durmuş etrafı inceliyordu. Gözü Andrew'u arıyordu "Umarım buralarda yoktur, ah Tanrım lütfen dışarı çıkmış olsun ve uzun bir süre gelmesin". Elisa içinden dua ederek aşağı indi ve evi keşfetmeye karar verdi. Acaba önce nerden başlasaydı ev o kadar büyüktü ki kaybolmaktan korkuyordu ve bir o kadar korktuğu şeyse dükle karşılaşmaktı. O nerdeydi acaba? Evi dolaşırken onunla karşılaşmak istemiyordu. Birine mi sorsaydı acaba? "Of! Lanat olsun kimseyi tanımıyordum ki burda!" diyerek hayıflanırken gözü üst kata çıkmakta olan uzun boylu ve kendisinden dört,beş yaş büyük olduğu belli olan hafif balık etli esmer bir hizmetçiye takıldı ve aceleyle kıza sesini duyurabilmek için yüksek sesle seslenip aynı zamanda da koşarak yanına gitti. Adı Natalie olan genç kadın yeni düşeslerini görür görmez reverans yaptı. Elisa kadının reverans yaptığını görünce korkuyla arkasına baktı ama dük arkasında değildi. Birkaç saniyenin ardından kafasına dank etti ve utançtan kızararak Natalie'ye "Hayır lütfen bir daha beni gördüğünde reverans yapma" dedi utangaç, mahçup bir sesle. Natalie karşısındaki kızın dediği şeyi anlamamış gibi aval aval kıza baktı ve kızın olağanüstü bir güzellikte olduğuna karar verdi. Cevap vermeyi akıl ettiğinde de "Olmaz Leydim siz bu evin düşesisiniz benden böyle bir şey istemeyin yapamam" dedi. Elisa ısrarlı bir şekilde "Ama istiyorum lütfen bu isteğimi kabul et ben böyle bir şeye alışık değilim ayrıca kendimi düşes olarakta görmüyorum bana Elisa de lütfen ve bende sana ımm..." ¬"Natalie" "Evet Natalie, bende sana Natalie diyeyim" dedi gülerek. Elisa için bu unvanlar o kadar değersizdi ki bir Düşes olduğunu bile karşısındaki kız söyleyince hatırlamıştı. Natalie hiçbir şey anlamamıştı ama madem hanımı böyle istiyordu "Tamam peki istediğiniz gibi olsun" dedi o da aynı içtenlikle gülümseyerek. Elisa sevinçle gülümseyerek "Anlaştık o zaman dedi". Natalie içinde bu genç kıza karşı büyük bir sıcaklık ve sevgiyle karşılık vererek Elisa'yı başıyla onayladı ve biraz çekinerek "Peki Elisa ne istemiştin benden nasıl yardımcı olabilirim sana" diye sordu. Elisa bu soru üzerine ne soracağını hatırlayınca aniden yüzü düştü. "Şeeyy sana şey soracaktım da acaba ımmm şeyi gördün mü şeyii- Natalie kızın kimi sorduğunu anlayarak "Dükü mü?" diye sordu. Elisa "Ah, evet dükü gördün mü acaba Natalie?" "Evet çalışma odasında ve oraya bir kere girdi mi uzun bir süre çıkmaz dük" dedi. Elisa büyük bir sevinçle gülümseyerek Natalie'ye teşekkür edip keşif için oradan ayrılırken Natalie ekledi "Elisa başka bir şey sormak istersen ya da bir şeye ihtiyacın olursa benden isteyebilirsin her zaman hizmetindeyim". Elisa büyük bir minnettarlıkla teşekkür etti ve odadan çıktı. Böyle şeylere hiç alışık değildi küçüklüğünden beri hizmet eden taraf hep o olmuştu ve yeni evindeki insanların ona hizmet etmeleri, karşısında saygıyla reverans yapmaları onu gerçekten de çok utandırıyordu. Natalie kızın arkasından acıyan gözlerle baktı gerçekten böyle vahşi ve duygusuz bir adamla evli olmak işkence olmalıydı. Baksana kız onunla karşılaşmamak için ecel terleri döküyordu neredeyse, doğrusu bunda pek haksız sayılmazdı. Dük'ün evinde çalışan bir hizmetkar olmasına rağmen onunla karşılaşmamak için evin içinde kaçacak köşe arardı. Gerçi evin tüm hizmetkarları aynı durumdaydı. Neyse ki Dük buraya fazla uğramazdı ama artık evlenip karısıyla buraya yerleştiğine göre artık düksüz geçecek günler olmayacaktı ne yazık ki. * Elisa keşfine dışarıdan başlamak istemişti çünkü açık havayı özlemişti. Zaten Michael'ın evindeyken fazla dışarı çıkamıyordu. Çıksa bile çok kısa bir süre durabiliyordu dışarda. Ayrıca Londra'nın havası da pis ve boğucuydu tabi o hava bile cennetten gelen bir esinti gibi geliyordu Elisa'ya. Ama şuan bulunduğu yer, bu yerde esen rüzgar; temiz, güneşli, ılık bir hava... Elisa bahçenin ortasında durmuş gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı ve ciğerlerini bu temiz havayla doldurdu. Sonra gözlerini açtı ve çocuklar gibi bahçenin içinde kollarını açarak etrafında kahkahalar atarak döndü. Bu evliliğin en güzel yanı bu olsa gerek diye düşündü "dışarı çıkabilme özgürlüğü". Sonraki saatlerde Elisa ahırları dolaştı ve hayatında ilk defa birbirinden harika böyle atlar gördü. Elisa atlardan pek anlamazdı hatta çok fazla at görmüşlüğü bile yoktu ama burdaki atların saf kan ingiliz atları olduğu aşikardı. Elisa burda atlarla biraz oyalandıktan sonra eve tekrar girdi. Oldukça yorulmuştu ama henüz keşfetmesi gereken birsürü yer vardı. Ama bu evin keşfini bir günde bitiremeyeceğini biliyordu onun için "Bugünlük bu kadar macera yeter" dedi ve tam odasına çıkacakken mutfaktan gelen güzel kokular onu kendisine çekerek mutfağa sürükledi. Mutfağa giren Elisa evin çalışanlarından olan üç,dört kadının akşam yemeğini yetiştirmek için koşuşturduklarını gördü. Kadınların bu hali Breanna'yla kendisini hatırlattı. Onlarda akşam yemeğini yetiştirebilmek için mutfakta böyle koştururlardı. Elisa kadınlara yardım etmek için kollarını sıvadı ve o nefis turtalarını yapmaya karar verdi. "Merhaba hanımlar bugün sizi yardımcı olabilir miyim acaba?" Kadınlar Elisa'nın varlığını ancak Elisa konuşunca fark ettiler ve hepsi şaşkınlıkla birbirine baktı. Aşçı başı olduğu belli olan tombul tatlı bir kadın "Lütfen Leydim zahmet etmeyin biz her şeyi hallederiz" dedi aceleci bir şekilde. Elisa kadını duymazlıktan gelerek çoktan masanın başında duran unu bir kaba dökmüştü bile. Büyük bir keyifle gülerek "Ah inanın bana hiç zahmet olmayacak" dedi ve turtasını yapmaya koyuldu. Kadınlar ağzı açık şaşkınlıkla onu izliyordu. Kadınların onu izlediğini fark eden Elisa onlara döndü ve "Bayanlar sanırım beni izlemeye devam ederseniz akşam yemeğini yetiştiremeyeceksiniz" dedi kahkaha atarak ve kadınlar da hep bir ağızdan gülerek işlerine devam ettiler. Sonraki iki saat bol kahkahalarla, sohbetlerle ve gülüşmelerle geçti. Kadınlar yeni hanımlarını çok sevmişlerdi. Kız o kadar güzel ve tatlıydı ki onu sevmemek işten bile değildi. * Andrew çalışma odasının penceresinden içkisini yavaşça yudumlayıp dışarı izliyordu ve birden onu gördü. Çocuklar gibi dışarıda ellerini açmış dönüyor, gülüyordu. Kızın bu haline oldukça şaşıran Andrew sinirle dişlerini gıcırdattı. Kız, hayatını gasp etmişti ve şimdide dışarıda hiçbir şey olmamış gibi gülüp eğleniyordu. "Sana eğlenmenin nasıl olduğunu göstereceğim küçüğüm" dedi ve içkisinden büyük bir yudum alarak dışarı çıktı. Kızın peşinden giden Andrew onu ahırlara girerken gördü. Aslında planı kızı kollarından tutup yatak odasına götürerek eğlenmenin nasıl olduğunu göstermekti ama gördüğü manzara karşısında hayrete düşerek durdu. Kız, şuana kadar hiç kimsenin yaklaşamadığı atı Black'i bir çocuğu severmiş gibi seviyordu ve at hiç huysuzluk yapmadan buna izin veriyordu. Kız yaklaşık bir saat ahırda atlarla ilgilendikten sonra dışarı çıktı. Farkında olmadan kendini kızı izlemeye kaptıran Andrew da kızın peşinden çıktı ve kız mutfağa girince mutfak kapısının önünde durup izlemeye devam etti. Tanrım kendisine inanamıyordu bir sapık gibi bir saattir kızı takip edip izliyordu. Kendine küfredip tam gidecekken kızın kahkahasını duydu. Tıpkı bir melodi gibi çıkıyordu. Dönüp kıza baktığında ise tüm erkekliği aniden harekete geçti. Kızın gülerken iki yanağında oluşan kıvrımlar adeta Andrew'un erkekliğini harekete geçiren bir kıvılcım gibiydi. Daha fazla bu duruma katlanamayacaktı kendini bu kadar savunmasız hissetmek Andrew'u çıldırtıyordu. Bu kıza karşı gardını iyice sağlama almalıydı.