BÖLÜM 17 /Seni Seviyorum

1572 Kelimeler
BÖLÜM 17/ SENİ SEVİYORUM *** Sinirli miydim? Fazlasıyla! Karşımda oturan adamı boğmamak için kendimi zapt edip telefonumu kontrol ettim tekrar. Karşımda nereden başlayacağını bilemez bir şekilde oturuyor ve sadece susuyordu. İki de bir ensesini ovalayıp ya bana bakıyor ya da kafede gezdiriyordu gözlerini. Bende sürekli oflayıp telefonuma bakıyordum sıkıntıdan. Tek dizimi de sallayıp zamanın geçmesini bekliyordum. Hem beni dersten alıkoymuş hem de hiçbir açıklama yapmıyordu beyefendi. Gel de delirme! Siparişlerimiz geldiğinde bir nebze de olsun sakinleşip çikolatalı tatlımı yemeye başladım. O konuşup beni daha fazla delirtmeden şunu bitirsem iyi olurdu çünkü sakinleşmek istiyordum. Tatlılarımız bitince yenisini bile söylemişti ama inatla konuyu açmıyordu. İşime de gelir doğrusu. Onunla öpücük muhabbetti yapacak değilim. İkinci tatlıyı bile yemiş üstüne türk kahvesi içmiştik. Şimdi de birbirimize bakıp önümüzdeki çayları ses çıkartarak karıştırıyorduk. Ben ona o bana bakarken artık bardağın kırılmasından korkup çay kaşığını kenara koydum. Benim yaptığımı yaptı ve o da kaşığı kenara koydu. Aynı anda bardakları tutup gözlerimize bakarak ve de höpürdeterek çaylardan büyük bir yudum aldık. Sanırım midem hiç iyi değildi. "Pekâlâ." dedim dudaklarımı oynatarak. "Konuşacak mısın yoksa ikinci çayları da içelim mi?" Yine ensesini kaşıdı. Acaba bitlenmiş miydi? Çünkü bunun başka bir açıklaması olamazdı. "Zeynep ben," Gözlerinin içine baktım ama bakışlarını kaçırıyordu. "Evet sen?" Artık konuşsun ve bu işkence bitsin istiyordum. "Şey, ben seni-" "Berkay!" Cırtlak bir ses duyduğumuzda ikimizin de yüzü buruşmuştu. Yanımıza gelen kıza bakıp sadece sabır çekmek ve izlemekle yetindim. "Ela?" Berkay ayağa kalkmış kaşlarını çatarak Ela'ya bakıyordu. "Neredesin sen Berkay? Derse de girmemişsin." Göz ucuyla beni süzüp burun kıvırtarak Berkay'a dönünce dişlerimi sıktım. Bu kız beni küçümsüyordu! Ama kendisi daha da küçümsenecek hâldeydi. Yüksekten bakınca bir şey değişmiyordu. "Sen benim peşimden neden geldin Ela? Gördüğün gibi meşgulüm." Ayaklandığımda Ela bana bakmadan elini Berkay'ın omzuna koydu. "Ama sen ve bizimkilerle plan yapacaktık." Berkay bana bakıp derin nefes aldı. "Bensiz yapın ne yapacaksanız." "Bu kızla sonra da konuşabilirsin canım." Canım? Yavaşça eşyalarımı toparlayıp gitmeye hazırlandığımda Berkay kolumdan tutmuştu. "Zeynep nereye?" Ona bakmadan kolumu çektim. "Kız konuşmak istemiyor işte rahat bırak. Gel bizimkilerin yanına gidelim." Neden bilmiyorum ama bunları bir arada görmek midemi bulandırmıştı. Kafeden çıktığımda Berkay arkamdan seslenmişti ama umursamadım. "Zeynep bekle! Hesabı ödeyip geliyorum!" Hızlı adımlarla cadde de yürüyüp elimi karnıma koydum. Saçmalama Zeynep sadece yediklerin dokundu. "Zeynep!" Berkay'ın arkamdaki sesini işitince yutkundum. "Zeynep konuşacaktık! Sana bir şey söylemem lazım." Arkamı döndüğümde koşarak bana doğru geldiğini gördüm. Geride kalan Ela kafenin kapısında sinirden kudurmuş bir şekilde bana bakıyordu. Ah! Bu kızı umursamamayı öğrenmeliyim. Yanımıza gelen siyah büyük aracı fark edemeyecek kadar derin bakıyordum Berkay'a. Saçlarına, yüzüne, gözlerine. Yanıma gelip elime uzanmıştı. Kalbimde bir korku oluştuğunda neden böyle hissettiğimi bilmiyordum. Ben daha ne olduğunu anlamadan siyah araba yanımızda durmuş ve içinden inenlere şaşkınca baktım. Biri beni kollarımdan tuttuğunda elimdeki çantalar yere düşmüştü. İki kişi de Berkay'ı tutunca korkuyla ona baktım. O da şoktaydı. Eli hızla elimden kayınca çırpındı. "Siz kimsiniz lan?!" Adamlar tek kelime etmeden beni arabaya doğru çekiştirdiler. Zorla içeri girince biri daha vardı ve beyaz beze bir şey döktüğünü gördüm. "Zeynep!" Berkay zorluk çıkarınca ensesine silahla vurduklarında ağlamaya başladım. Korkuyla kalbim hızını arttırdı ve benim tek yapabildiğim ağlamaktı. Ne kadar çırpınsam da o bezi burnuma dayayan adama nefretle bakarak yumdum gözlerimi. Bunların kim olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu ve aklımda kalan tek kişi Berkay'dı.. *** Çok pis kokuyordu. Su damlama sesi duyuyordum. Ağrıyan gözlerimi kırpıştırarak açtım. Son olanlar zihnime düştü bir bir. Kıpırdayamıyordum. Ellerimin bağlı olduğunu anladığımda oturduğum beton zemine baktım. Ayaklarım da bağlıydı. "Şükürler olsun!" Berkay'ın sesini duyunca hemen karşımdaki duvara baktım. Ayağından zincirlenmiş bir şekilde yerde oturuyordu. Benim uyandığımı görünce ayaklanmıştı ama sadece bir kaç adım atabilmişti. Korkuyla etrafıma bakındım. Duvarları çürümüş eski bir yerdeydik. İleride büyük bir kapı vardı ve sonuna kadar açıktı. Dışarıdaki ağaçları görebiliyordum. Yutkundum. "Sakın korkma!" Gelmek istiyordu ama gelemiyordu. Üzüntüyle ona baktığımda iç çekti. Aramızda en az on beş metre vardı. Kim kaçırmıştı bizi? Neredeydik? Ve ailem. Onlar bilmeden buradan nasıl çıkacaktık. Benim annem tekrar dayanamaz ki buna. Babam ağlar benim. Gözyaşına dayanamadığım babam ağlar. "Zeynep bana bak ne olur." Başımı kaldırıp çökmüş vaziyette yere tekrar oturan adama baktım. Dudaklarımı hiç oynatmıyordum çünkü sadece kapıdan gelen az ışıkla ve aramızdaki mesafeyle dudağımı okuması mümkün değildi. "Buradan çıkacağız. Korkma tamam mı?" Başımı sallamakla yetindim. Sırtını duvara yaslayıp bana baktı. Zaten gözlerini üzerimden hiç çekmiyordu. "Biliyor musun?" dedi ilgi dolu sesiyle. "Ben liseye giderken çok serseriydim." Güldü. "Arkadaşlarımla buluşacağım zaman annemlerden ablam izin alırdı." Dikkatle onu dinledim. "Çünkü ablamı rujlarını kırmakla veya çöpe atmakla tehdit ediyordum." Gülümsemiştim. "İlk başlarda çöpe atsam da sonradan kırmakla tehdit ettim çünkü rujları uğuruna çöpü karıştırıyordu." Burnumu çektim. "Bunlara gülmek zorundasın bücür boşuna anlatmıyorum. Sadece buradan kurtulacağımızı düşün olur mu?" Yine başımı salladım. "Bir ara lisede geziye gitmiştik. Çimlerin üzerinde bizimkilerle sohbet ederken tişörtümün içine örümcek girmişti." Aklımı karıştırıp şu anki durumumuzu düşündürmemeye çalışıyordu. "O günden beri örümcek görünce korkuyorum. Herkesin fobisi vardır sonuçta." Güldü. "Şuan kendimi sana rezil ettiğime inanamıyorum." Anlattıkları aklımı biraz olsun dağıtırken aslında onun ne kadar iyi biri olduğunu düşünüyordum. Benim için çabalaması aklıma başka şeyler getirse de umutlanmak veya saçmalamak istemiyordum. "Ne kadar da gülünç bir anı." İlk önce sesi ardından da kendisi gelen adamı görünce yüzümdeki gülümseme aniden silindi. Baran. Nefret ettiğim yüzü yine bana bakıyordu. Tam ortamızda durunca Berkay'ın kendisine attığı sert bakışlara sadece alayla gülerek karşılık verdi. "Ecelini sikeceğim senin! Bekle ve gör!" Berkay ayaklandığında Baran onu takmayıp pis bir sırıtışla bana döndü. Yüzüne her baktıkça geçmişe gidiyordum ve bedenim titriyordu. "Merhaba küçük kız." Gözlerimden yaşlar birer birer dökülürken Berkay'a çevirdim bakışlarımı. Ya onu da gözlerimin önünde öldürürse? Artık daha fazla dayanamazdım. Çünkü geç de olsa hissettiklerimin bir adı vardı biliyordum. Berkay'ın yüzüne her baktığımda heyecanlanmamın başka bir sebebi olamazdı. Ellerini cebine koyarak bana doğru bir adım attığında Berkay bağırarak öne atıldı. Ama ayağındaki zincir gelmesini engellemiş ve beton zemine çarpan sesi bu terk edilmiş yerde yankılanmıştı. "Sakin ol çocuk." Bana bakarak söylemişti. Bir adım daha attığında Berkay yine öne atıldı. Zincir sesi tekrar yankı yaptı ve ben korkuyla titredim. Baran karşımda durup bana tepeden bakarken derin bir nefes aldı. "En son bana böyle baktığında teyzen ölmüştü, küçük Zeynep." Ağlamam şiddetlendiğinde genzimden garip sesler çıkıyordu. Umursamadım. "Teyzemi rahat bırak!" Boğazımı yırtarcasına bağırdım ama o kötü adam teyzeme doğrulttuğu silahı indirmedi. Alayla gülüp omzunun üzerinden bana bakmıştı. "İzle küçük kız. Sadece izle." Hıçkırıklara boğulmuştum. Teyzemin nereden bulduğunu bilmediğim cam parçasını o kötü adamın suratına geçirdiğini görünce beni tutan adamlardan kurtulmaya çalıştım. Ama bir tanesi saçımı çok fazla çekiyordu. Bağırarak silahı düşüren adam sinirlenmişti. Teyzeme kötü bir şey yapacak diye çok korkuyordum. Teyzemin arkasında duran adam kolundan tutmuştu ve cam parçasını elinden düşürmüştü. Yere düşen parçanın sesi yankılanırken o kötü adamın suratından kanlar akıyordu. Çok çirkin ve korkutucu göründüğü için ondan korkuyordum. Yerdeki camı hızla almış ve teyzemin yüzünü çizmişti. Aynısını ona yapmıştı! "Hayır! Teyze!" Bağırmam hiçbir işe yaramıyordu. Artık beni umursamadan teyzemin karnına tekmeler atmaya başlamıştı. Yerde acıdan inleyen güzel kalpli kadını görmek istemiyordum. Gözlerimi hızla kapattığımda bir silah sesi duydum. Korkuyla geri açtığım gözlerim beni şoka uğratmıştı. Teyzemin kalbinin üzerinden oluk oluk kan akıyordu ve boğazında çok büyük bir yara vardı. Başımı iki yana sallayıp donmuş suratımla ona bakıyordum. Hayır! O ölmemişti! Gözleri açıktı! O ölmedi! Şuan bana bakıyor! O ölmedi! O yaşıyor! O ölmedi! Titremelerim arttığında kriz geçireceğimi anlamıştım. Baran da farkına varmıştı ve kaşlarını sinirle çattı. "Bedenine hakim ol küçük kız! Erken öleyim deme sakın daha çok işimiz var." Sert adımlarla bu eski yerden çıktığında nefes alamadığımı hissediyordum. "Zeynep." Berkay'ın ağladığını görünce afallamış ve kendimi sakinleştirmeye çalışmıştım. Deniz kabuğu Zeynep deniz kabuğu! Biraz olsun azalan titremelerim sayesinde Berkay'a başımı salladım. Endişelenmesini istemiyordum. Artık bir şeylerin farkına varıyordum yavaş yavaş. Bu adama hissettiklerim normal değildi. "İçeridekini diğer odaya götürün." Baran'ın sesini duyar duymaz içeri iki takım elbiseli adam girmişti. Sert yüz hatlarıyla Berkay'a doğru yürüdüklerinde ayağa kalkmaya çalışmıştım. Ama başaramadan kalçamın üzerine sertçe düştüm. Berkay zincirden kurtulur kurtulmaz adamın birine sert bir yumruk atmıştı. Ama diğeri kollarını tutunca yumruk attığı adam Berkay'ın dizlerine tekme attı. Yere düşen adama gözlerim yaşlı baktım. Yüzüne yumruk attıklarında dizlerimi kendime çekip başımı dayadım ve burnumu çektim. Onun acı çekmesini görmek istemiyordum. "Bücür bana bak." Zorlukla konuşan sesini duyunca başımı kaldırdım. Burnu kanıyordu ve kaşındaki yara açılmıştı. İki adam daha gelmişti ve onu zorla götürüyorlardı. Zorla bana dönüp ellerini kaldırdı. Kollarını tutan adamlara inat bana öyle bir baktı ki, tarif bile edemiyordum. Sağ eliyle ilk önce kendisini gösterdi ardından beni. Sonra beş parmağını da birleştirip sol omuzunun üstünden aşağı doğru çapraz bir çizgi çekti. Ne yaptığını anladığımda büyük bir hıçkırık kaçtı ağzımdan. Acı içinde gözlerim kısıldı ve zihnimde, küçükken beden dili eğitimi aldığım öğretmenim belirdi. "Evet Zeynepcim. Selamlaştığımıza göre derse başlayabiliriz." Gülümseyerek elinden tuttuğum öğretmenimi salona çekiştirmiştim. Annemin bugün bana giydirdiği sarı elbisemle seke seke koltuğa oturduk. "Ben size kurabiye getireyim." Annem mutlu yüz ifadesiyle mutfağa gittiğinde öğretmenim gülerek bana döndü. "Bugünkü derse başlamadan önce sana çok güzel bir cümle öğreteceğim." Merakla ona baktım. "Bunu anne ve babana karşı sık sık kullan olur mu?" Hevesle başımı salladığımda saçlarımdan öpüp geri çekildi. Gözlerimi kırpmadan hareketlerini izliyordum. "Bak önce kendini gösteriyorsun, sonrada karşındaki kişiyi." Hem anlatıp hem de gösteriyordu. En son elini sol omzunun üstünden aşağı doğru çapraz bir çizgi çektiğinde gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. "Bunun ne demek olduğunu bilmek ister misin?" Evet anlamında elimi oynattım. "Karşındaki kişiye bunu yaparsan, onu sevdiğini söylemiş olursun. Seni seviyorum demek ve bence dünyadaki en güzel cümle." Zorla benden uzaklaştırdıkları adamın arkasından gözlerimi yumdum. Söylediği kalbimi sarmaşık gibi sarıyordu. Ne olur ona da bir şey olmasın Allah'ım lütfen.. *** S.D.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE