1. BÖLÜM
Eşimle üniversitede birlikte okumuşlardı. Biz evlenince de uzun zamandır iş bulamadığı için eşimin ricası ile bizim şirkette işe almıştım. Funda ile kaç yıldır aynı odada, aynı projeler üzerinde çalışıyorduk. Resmen ilan edilmese de benim yardımcım gibiydi. Onun da ötesinde iyi bir dost... Sık sık buluşup ailecek görüşüyorduk.
İyi bir yardımcıydı. Çalışkandı. Funda'ya bir iş vermişsem gözüm arkada kalmazdı. Üstelik kendine düşen işleri yapmakla kalmaz benim eksiklerimi de tamamlardı.
O gün elektrikler kesilince aklıma raporu evde tamamlamak geldi. Sabah raporun yabancı ortaklara sunulması gerekiyordu ve elektrik idaresine göre çoktan gelmiş olan elektrik bir türlü gelmiyordu. Beklemekten usanmış, raporu yetiştiremeyeceğim diye tedirgin olmaya başlamıştım. Son çare olarak evi telefonla aradım, eşim evde elektriklerin olduğunu, gidebileceğimizi ama yardımcımızın bir işi olduğu için erken çıkması gerektiğini söyledi.
Raporu evde tamamlamayı teklif ettiğimde sanırım yardımcımızın da evde olacağı düşüncesiyle hemen kabul etmişti Funda. Hazırlanıp çıkarken laf arasında evde kimse olmayacağını söyleyince bu haberin hoşuna gitmediğini bakışlarından hissetmiştim. Ama başka çare yoktu, raporun bitirilmesi gerekiyordu.
Eve giderken tedirginliğini fark ettirmemek için sürekli konuşuyordu. Karımdan, onlarca yıldır sorunsuz süren dostluklarından söz ediyor, sanki bu sözleriyle yanlış bir şey yapmamamız gerektiği konusunda beni ve kendisini uyarmaya çalışıyordu. Bu kadar telaşlanmasa, belki de aklıma hiçbir şey gelmeyecek, raporu hızla tamamlayıp bitirecektik. Ama onun hali beni de heyecanlandırmıştı. Niye böyle çekiniyor diye düşünmeden edemiyordum.
Eve girince de aynı hali devam etti. Çalışma odasına girerse kendine hâkim olamayacakmış gibi "çay yapalım" diyerek mutfağa gitti. Uzun süre de orada oyalandı. Herhalde kendinde oluşan duyguları yenmeye, bastırmaya çalışıyordu.
Funda çay yaparken ben bilgisayarı açmış, çalışmaya başlamıştım. Yapılması gereken hesaplar, Funda'nın vermesi gerek bilgiler vardı. Ne kadar kaçmaya çalışsa da çalışma odasına gelmesi gerekiyordu.
Odaya girerken elindeki çay tepsisinin nasıl titrediğini görebiliyordum. İnce dudaklarında zoraki bir tebessüm vardı. Çay servisi yaptıktan sonra bana en uzak koltuğa oturup önce kocasını, sonra karımı arayıp onlara birlikte çalıştığımızı bildirdi. Sanki birinin müdahale etmesini, bizi engellemesini istiyor gibiydi. Tabii ki olumsuz bir cevap veren olmadı. Bizim birlikte çalışmamıza alışkındılar, belki evde çalışmamızı kocası biraz garipserdi, o kadar. Elektriklerin kesik olması da gayet sıradan bir olaydı.
İşlere daldığımı, onun yapması gereken hesapları yapmaya çalıştığımı görünce dayanamadı o da işe koyuldu. Bir süre sonra da raporda bazı düzeltmeler, eklemeler yapması gerekince ister istemez uzak duramadı, yanıma, masaya gelmek durumunda kaldı. Hâlâ, yakınlaşmamaya çalışıyor, biraz gerimden bilgisayar ekranına bakıyor, fikirlerini söylüyordu. Ama söylediklerini onun istediği hızla rapora geçiremiyordum.
Sabırsızlanmıştı. Bir an önce her şeyi bitirip bu zor durumdan kurtulmak, gitmek isteğiyle doluydu sanırım. Kendini tutamayıp bilgisayarın klavyesine doğru atıldı. Bu hareketi öyle ani yapmıştı ki, geri çekilemedim, yanağıma çarptı. Sutyeninin sertliğini yanağımda hissetmiştim. Bu onun yerinde sıçramasına yetmişti. Bu sırada klavyeye de hamle yaptığından dengesini kaybetmişti.
Düşmesini önlemek amacıyla belinden tuttum ve bir anda kucağıma oturuverdi. Bu olay sinirlerinin boşalmasına neden olmuş olmalıydı. Sarsılarak gülmeye başladı. "Niye bu kadar gerginim ki!" diye söyleniyordu bir yandan da... "Bugüne kadar sanki hiç yalnız kalmadık. O kadar zaman bir şey olmadı da şimdi mi olacak!"
Bu sözü tamamladığında hâlâ kucağımda oturuyordu ve benimkinin kalçasındaki sertliğini hissetmiş olmalıydı. Kalkmak için doğruldu. Ama beline sarılıp, kolumu karnına bastırdım ve kalkmasına engel oldum.
Yüzünü dönüp şaşırmış bir ifadeyle baktı. Benden böyle bir hareket beklemiyordu anlaşılan.
Onun sözünü tekrarladım; "O kadar zaman bir şey olmadı da şimdi mi olacak! İşimize devam edelim."
Başıyla olur işareti verdi. Kolumu gevşettim. Sanki sandalyeyle arasında ben yokmuşum gibi ekrana döndü, klavyeye eğilip yazmaya başladı. Ağırlığını daha rahat taşımak için bacaklarımı iki yana doğru açınca da kalçası kucağıma iyice yerleşti.
Raporun düzeltmesi gereken kısmında büyük puntolarla "LÜTFEN YAPMA!" cümlesini gördüm. Yanağına küçük bir öpücük kondurdum.
"LÜTFEN!..."
Yanağına öpücükler kondururken bir yandan yüzünü benden kaçırmaya çalışıyor, bir yandan da LÜTFEN'leri yazmaya devam ediyordu.
Dudağına yönelince "OLMAZ!..." sözcüğü belirdi ekranda. Ağzını sımsıkı kapamıştı, öpmeme izin vermediğini ifade etmek istercesine... Ama yanağını öpmeme itiraz etmiyordu. Gıdığından boynuna doğru yöneldim.
Terine karışmış parfümünün kokusunu içime çektim. Ben öperken hafifçe boynunu kıpırdatıyordu. Hoşlanmış, biraz da gıdıklanmıştı. Bir yandan da tişörtünün üzerinden sırtını okşuyordum. Bu okşamaları önlemek ister gibi geriye doğru yaslanınca dudağımı dudağına kaydırdım.
Önce yine direndi. İnce dudaklarını gözle görülür bir biçimde sımsıkı kapamıştı. Kapalı dudakların üzerinden öperken bir yandan da göğüslerini okşuyordum. Hafif hafif kıvranırken klavyeye uzanan kolları gevşemişti. Artık ekranda yazılar belirmiyordu.