Bölüm 5

2662 Kelimeler
“Kurtuluş.” Diye seslendi genç adama Baran. “Ben bu güzel hanımı, bir yere uğradıktan sonra evine bırakacağım.” “Tamam, abi. Ben arabayı hazırlayayım.” Dediğinde Baran elini kaldırarak onu durmasını söyledi. “Ben bırakacağım. Sen sonra arkamdan gelirsin.” Diyerek araya mesafe koyarak arkasından gelmesini söylemiş oldu. İlk günden Zeynep’i koruma ordusuyla tedirgin etmek istememişti. Peşlerinden gelen arabaları fark etmemesini umarak asansöre binmek istemeyen genç kızı ikna etme çabalarına başladı. “Ben o asansöre bir daha hayatta binmem.” Dedi Zeynep, adının Kurtuluş olduğunu öğrendiği adam yanlarından uzaklaştıktan sonra. “Merdivenlerden mi ineceğiz altı katı?” “Ne var?” dedi Zeynep omuz silktikten sonra. “Ben hep merdivenleri kullanırım yanımda biri olmadıkça.” “İyi ya, işte! Yanında ben varım. Korkmana gerek yok.” “Ama o asansör az önce durdu ve benim ödümü koparttı.” Baran bükülen dudakları gördüğünde kendini kaybediyordu az daha. Oracıkta onların tadına varmamak için bütün gücünü kullandı adeta. “Gün ışığı, sana bir şey olmasına izin vermem. Ne şimdi ne de sonra. Tamam mı?” Genç kız başını salladı ve düşünceler içinde asansöre bindi genç adamın elini bırakmadan. Sonrasında Zeynep’in çalıştığı şirkete gittiler birlikte, Baran aşağıda beklerken Zeynep hızla yukarı çıkıp Hakan Bey’in kendisini lafa tutmasına izin vermeden evrakları bırakıp aşağıda kendisini bekleyen adamın yanına inerken birden ne yaptığını fark etti. Az önce resmen ilişkiye başladığı adamın vekaletnamesini avukata teslim etmişti. Suçlu olduğu için tercih etmişti Baran Hakan Bey’i. Çünkü Hakan Bey’in kaybettiği dava yoktu. Ancak Zeynep attığı adımla dengesini kaybetmişti. Zeynep, kendine yapılan haksızlıklardan dolayı bu seçimi yapmıştı. Babası gibi avukat olup adalet insanı olmak istemişti. Kimse haksızlığa uğramasın diye savunmak ne demek öğrenmek sonra da uygulamak istemişti. Ya Baran? Haksızlığın, hukuksuzluğun, illegalliğin ta kendisiydi Baran. Zeynep ne işi olduğunu bile bilmiyordu bu adamın yanında. “İyi misin? Bir şey mi oldu?” diye sordu. Zeynep çoktan düşünceler içerisinde binmişti bile Baran’ın kullandığı arabaya. “İyiyim. Bir şey olmadı.” “Evini sordum üç kere, Zeynep.” Dedi Baran. Yukarı gönderdiği kızla, dönüp gelen kızın arasındaki farkı anında anlamıştı Baran. Zeynep’in gözleri uzaklara dalıp gitmiş, sorduğu soruyu bile duymamıştı. “Özür dilerim. Yorucu bir gündü. Dalmışım.” “Önemli değil.” Dedi Baran. Uzatmak istemiyordu ama genç kızın söylediğine de inanmış değildi. Sonrasında Zeynep’in tarifi ile evine ulaştılar. Vedalaştıkları sırada kızın kendisinden uzaklaşması ile canı sıkıldı Baran’ın. Daha arabadan inmemiş olmasına rağmen yanında değil gibiydi Zeynep. “Zeynep, şirkette bir şey mi oldu?” diye sordu. Kız bakışlarını bir kez daha kaçırdığında emin oldu Baran bir sorun olduğundan. “Hayır.” Dediğinde bugün ondan herhangi bir şey öğrenemeyeceğinden emin oldu, bugün kendisi için de yorucu ve değişik bir gün olmuştu bu yüzden de kızın üzerine daha fazla gitmemeye karar verdi. “Peki.” Baran alışkanlık haline gelmeye başlayan hareketi tekrarladı. Parmakları yumuşacık altın saçların arasında gezerken gözleri birleşmedi bu sefer. “Yarın birlikte yemek yiyelim mi?” “Olur.” Dedi Zeynep. İçindeki ses hayır dediyse de onu dinleyemedi. Kalbini dinledi. “Peki, seni iş yerinden alırım akşama o zaman.” Başını salladı. Bu durgunluğunun adamda şüphe uyandırdığını bilse de elinden başka türlüsü gelmedi. “Davaya gidecek misin sabah?” diye sordu gözlerini Baran’ınkiler ile birleştirmemeye özen göstererek. “Hayır. Hakan Bey, ben olmadan da halledebileceğini söyledi.” “Peki.” Dedi aldığı cevaptan sonra. Yarınki davanın nasıl sonuçlanacağını Baran’dan daha çok merak ediyordu. Genç adamın suçlu damgası yemesi onun için bir şeyi değiştirmeyecekti aslında. Çünkü Zeynep onun suçlu olduğunu biliyordu zaten, bilmediği Baran’ın işlediği suçların boyutuydu. İçi içini yiyordu Zeynep’in daha şimdiden. “Ben gideyim.” Dedi Zeynep arabanın koluna uzanmadan hemen önce. “Teşekkür ederim bıraktığın için.” “Sorun değil.” Dedi Baran. “Yarın olmasını sabırsızlıkla bekleyeceğim.” Zeynep dönüp kendisine küçücük bir gülücük armağan edince bir nebze olsun rahatlar gibi oldu. Zeynep, arabadan inmeden önce Baran’ın yanağına küçük bir öpücük bırakmak istediyse de bunu yapmadı. Hem kafası karışık olduğu için, hem de Baran’ın kendisini yanlış anlamasını istemediği için. Genç adam farkında değildi ancak patronu ile ilgili ettiği imalarda Zeynep’te derin çatlaklar oluşturmuştu. Bu imalar yüzünden genç kız yanlış anlaşılmaktan korkuyordu. Zeynep apartmanın içine girene kadar bekledi Baran. Genç kız içeri girdikten bir süre sonra baktı arkasından öylece. Düşüncelerle doluydu kafası. Zeynep’e karşı duyduğu ilgi göz ardı edilemeyecek cinstendi. Onu bırakmaya niyeti olmadığı gibi, ilişkilerinin hiç kolay olmayacağına yanıyordu. Zeynep’in şirketten döndüğü andan beri büründüğü durgun halde kafasına takılmıştı. Kızın derdinin ne olduğunu merak ediyordu. Onun için üzülüyordu resmen, kızın ışığının söndüğünü görmek ve onun için bir şey yapamamaktı canını sıkan. Ertesi gün onu gördüğünde mutlaka öğrenmeliydi derdinin ne olduğunu. Onun için, onun yüzünün gülmesi ve mutlu olması için yapamayacağı şeyin olmadığını fark edince gülümseyerek arabayı tekrar çalıştırdı ve eve gitmeden halletmesi gereken işler için yola koyuldu. Zeynep, eve girdiği anda Selim ile burun buruna geldi ve neredeyse ağzından bir çığlık atacak kadar korkmuştu. Çünkü Selim hemen sokak kapısının ağzında durmuş onu bekliyordu. “Ödümü kopardın.” Diyerek sitem etti. “Sen kimle geldin eve?” Zeynep duyduğu soru karşısında şaşırdıysa da korkmamıştı. Selim’den herhangi bir şey saklamamıştı bugüne kadar, bugün de saklamaya niyeti yoktu. Ancak henüz kendi içinde bir karara varamamışken kuzenine herhangi bir şey söylememeye karar verdi. “Bir müvekkilimiz.” Dedi kısaca. “Korumalarla gezen bir müvekkil.” “Korumaları mı vardı?” diye sordu kaşlarını çatarak Zeynep. Öyle dalmıştı ki kendilerini takip eden herhangi bir araba ya da adam fark etmemişti bile. “Evet. İndiğin arabanın arkasında iki araba daha durmuştu. Nasıl adamların arabasına biniyorsun, sarı?” “Selim.” Dedi uyarıcı bir tonda. Bugün ima sınırını aşmıştı. Bir tanesiyle daha uğraşamazdı. Hoş, Selim imasında haksız da sayılmazdı. Bu Zeynep’in sıkıntısına sıkıntı katmıştı. “Çok yorgunum. Bir duş alıp yatacağım.” “Yemek yemeyecek misin? Dün yaptığın yemek duruyor daha.” Dedi Selim odasına doğru giden Zeynep’in arkasından bakarken. Bir gariplik olduğunu anında sezmişti. Kuzeninde ki durgunluğu anında fark edebilecek gibi tanıyordu onu. “Hayır.” Dedi Zeynep arkasını dönmeden. “Duş alıp hemen yatacağım.” Selim’in arkasından “Tamam.” Dediğini bile duymadı Zeynep. Düşünceli bir halde üzerindekilerden kurtulup odasının içindeki banyoya attı kendisini. Su tam istediği kıvama gelene kadar bekledikten sonra ahizeden akan suyun altına soktu çıplak bedenini. Suyla birlikte sıkıntılarının geçmesini umsa da, umduğu olmadı. Pijamalarını giymeden kendisini bornozu ile yorganın altına attığında aklında hala Baran’a duyduğu çelişkili hisler vardı. Birbirimizi tanımıyoruz bile diyerek teselli aramıştı kendince. Ancak farkındaydı farklılıklarının. Göze batacak kadar farklılardı. Selim adamı görmeden bile endişe etmişti kimin arabasına bindiğine dair. Kim o kadar korumayla gezerdi ki? Daha da ötesi neden o kadar koruma taşırdı? Ne işlere bulaşmıştı, ne kadar bulaşmıştı? Zeynep, kafasında milyon tane cevapsız sorular ile uykuya daldı farkında bile olmadan. Tüm gece boyunca defalarca uyanıp kendini tekrar tekrar uyumaya zorladı. Sabaha karşı daldığı uykudan çalan telefon ile uyandığında ilk önce odanın içinde yankılanan sesin alarm olduğunu sandı. Telefonu eline alıp ekranda Baran’ın ismini gördüğünde şaşırdı kaldı. Düne kadar telefonunda kayıtlı olmayan ismin şimdi orada ne işi olduğunu çok merak ederken telefonu cevapladı. “Efendim.” “Günaydın.” Dedi Baran, sabah sabah Zeynep’e sesiyle kendini ne kadar iyi hissettirdiğini bilmeden. “Uyandırdım mı yoksa?” “Günaydın. Evet, uyandırdın ama zaten kalkmam gerekiyordu.” Diye yanıtladı. Aklındaysa hala o telefonu kimin ne zaman kaydettiği vardı. Baran sanki Zeynep’in aklını okumuş gibiydi. “Numaramı ben kaydettim, Zeynep. Dün seni arabada beklerken telefonunu arabada bıraktığını gördüm ve numaramı kaydettim. Seninkini de o zaman aldım.” Zeynep, biran salaklığına kızdı, biran da ne kadar garip olduklarını düşündü. Aralarındaki ilişkiye henüz bir isim koymasalar bile birbirlerini tanımaya karar vermişlerdi ama her ne hikmetse Zeynep’in aklının ucundan bile geçmemişti numara alışverişi yapmak. O kadar aklı başından gitmişti. “İyi yapmışsın.” Diyebildi. Başka ne diyebileceğini bilemedi. “Güne sesini duyarak başlamak istedim. Hatta seni görerek başlamak isterdim ama gitmen gereken bir mahkemen olduğunu biliyorum.” “Bu çok garip.” Dedi Zeynep dayanamayarak. Çünkü garipti, etik hiç değildi. Zeynep, stajyer olabilirdi ama Baran’ın avukatı sayılırdı. Ve avukat ile müvekkil arasında ilişki olması kesinlikle etik değildi. “Nedir o garip olan?” “Baran, yaptığımız şey garip. Seninle aramda ilişki olması doğru değil. Gideceğim mahkeme senin mahkemen. Tamam, seni savunan ben olmayacağım, henüz stajyer de olabilirim. Ancak bu bana hiç doğru gibi gelmiyor.” “Kim demiş, Zeynep? Önyargılarını susturmayı dene. Sen başkaları ne der, ne düşünür diye endişe ediyorsun. Bense bugüne kadar kimseye hesap vermediğim gibi bundan sonra da vermeyi düşünmüyorum.” “Benim için çok zor olduğunu anlamıyorsun. Hakan Bey’e durumumuzu nasıl söyleyeceğimi bile bilmiyorum.” Biran duraksadı aklına gelenlerle. “Aslında ben durumumuzun adını da bilmiyorum ki birilerine anlatabileyim.” “Bak, sabah sabah bunları konuşmayalım. Akşam yüz yüze geldiğimizde hepsini oturur tartışırız.” Dedi Baran kızı sakinleştirmek için. “Mutlaka bir çözüm buluruz, canını sıkmanı istemiyorum. İstemezsen benimle görüşmeye devam etmezsin.” “Ben öyle bir şey demedim.” Dedi genç kız hemen panikle. Ne olursa olsun, ne düşünürse düşünsün Baran ile görüşmeye devam etmek istediğinden emindi. “Tamam. Sonra görüşürüz. Artık kapatmam lazım.” “Görüşürüz.” Zeynep, telefonu kapattığında Baran’ı kırdığını düşündüğü için üzülmüştü. Haksız sayılmazdı endişelerinde ama Baran’ın kendisini yanlış anlamasını da istemezdi. Adam şimdi onu istemediğini düşünüyor olmalıydı, belki de kızmıştı Zeynep’e? Değişken ruh hali yüzünden Zeynep bile yorulurken adamın yorulmaması ya da sıkılması mümkün müydü? Zeynep, Hakan Bey’in kazandığı davadan çıktığında yine düşüncelere dalmıştı. Adalet insanı olduğunu düşündüğü avukatların bile aslında adaleti temsil etmediğine karar verdi. Sonuçta Hakan Bey, başarılı bir avukat olabilirdi, ancak az önce suçlu bir insanı haklı çıkartmış, suçundan beraat ettirmişti. Baran, sadece para cezası alarak yırtmıştı bu işten. Zeynep, kim bilir kaç kez yırtmıştı bu şekilde diye düşünmeden edemedi. Kafası allak bullak bir şekilde akşam etti. şirketten çıkarken heyecandan eli ayağı birbirine dolanıyordu. Hem Baran’ı yeniden görmek için yanıp tutuşuyordu hem de sabah telefonda yaptıkları konuşma yüzünden geriliyordu. Adam’ın ona yeniden ters davranmasından korkuyordu. O öfkeli Baran’dansa şefkatle saçlarını okşayan, kendisinden hoşlandığını söyleyen Baran’ı tercih ederdi. Sonunda vakit geldiğinde Zeynep, Baran’ı bekletmemek için plazanın dışındaki merdivenleri hızla inerken birden sert bir şeye çarptı. Çarpışma öyle şiddetliydi ki iki kolunu birden yakalayan eller olmasa Zeynep’in düşmemesi işten bile değildi. Zeynep’in kollarını tutan ellerin sahibinin kim olduğunu anlaması için kafasını kaldırmasına gerek yoktu. Çünkü yakınlıklarından dolayı burnuna dolan kokunun sahibini nerede olsa tanırdı artık Zeynep Baran’ı. Yine de başını kaldırıp adama tekrar eline malzeme vermiş olmanın utancıyla baktı adama.  “Selam.” “Selam, gün ışığı.” Dedi adam laf sokmadan hemen önce. “Sakar olmadığını söylemiştin, ya. Artık sana inanıyorum.” Genç kızın kendisine gözlerini kısarak baktığını görünce gülümsedi  Baran, hem de kızın içini ateşlere veren sıcacık bir gülümsemeydi bu. “Artık sana inanıyorum. Çünkü sen sakar değil, dikkatsizsin. Birincisi neden koşuyordun? İkincisi hadi diyelim koşuyordun, neden önüne bakmıyordun?” “Seni bekletmemek için koşuyordum. Kabahat sende değil seni düşünen de.” Birden Baran’ın bakışları değişti. Gözleri koyulaşarak kollarından tuttuğu kızı çekip kendi sert bedenine yasladı. “Hep beni düşün.” Dedi boğuk sesiyle. Kara gözleri kızın pembe dudaklarına kaydığında tekrar bir irade savaşı verdi kendiyle. Kızın o muhteşem kokusu genzini yaktığında biran için kaybedecek gibi olduysa da toparlandı çok çabuk ve eğilip kızın hemen dudağının köşesine; yumuşacık yanağına küçük bir öpücük bıraktı. Tenleri birleştiği anda kız bariz bir şekilde titredi Baran’ın kollarında. Baran bunun korkudan mı yoksa heyecandan mı olduğuna karar veremedi. Aklını veremiyordu şuan hiçbir şeye. Çünkü Zeynep’i öptüğü an aklı başından gitmişti yine. “Hep düşün beni, sadece beni düşün. Aklından hiç çıkamayayım. O güzel kafanda sadece ben olayım ve de kalbinde.” Baran, kendi açık sözlülüğünden rahatsız olurken, Zeynep mest oluyordu. Zeynep, Baran ile ilkleri yaşarken, Baran’ın ondan yana kalır bir tarafı yoktu. Aklı fikri bu kızla dolmuşken bunu dile getirmek her şeyden önce Baran’ın karakterine ve yapısına uymuyordu. Adam resmen sindiremiyordu içine böylesine romantik konuşmayı. Hepsi bu güzelliğin suçu diye geçirdi içinden. Bana neler yaptırıyor dedi bir de. “Şimdiden öyle zaten.” Dedi Zeynep utana sıkıla. Bu kez hislerini söylemek istemişti utanmasına rağmen. Çünkü adamın kendini mest ettiği gibi o da adamı mest etmek istiyordu. Aksi bir duruma katlanabilir miydi zavallı kalbi, hiç bilmiyordu. “Hadi gidelim artık.” Dedi, kızı kollarından çıkarttı fakat elinin birini bırakmadan Kurtuluş’un süreceği arabaya yönlendirdi. Arabanın arka kapısını açıp kızın binmesini beklerken “Dikkat et başına.” Dedi gülerek. Genç kızı sinirlendirmeyi seviyordu Baran. Kızdığında bile çok sevimli gözüküyordu genç adamın gözüne. Hele kaşlarını çatıp ters ters bakması yok muydu, bu deliye çeviriyordu Baran’ı. “Ederim, merak etme.” Dedi sitem dolu sesiyle arabaya binmeden önce Zeynep. Baran arabaya biner binmez tekrar elini tutmuştu Zeynep’in. Genç kız elini çekmek istediyse de Baran tuttuğu minik eli dudaklarına götürüp bastırınca direnmek bir yana dursun eliyle birlikte ruhunu de teslim etmişti adama. Birlikte yemek yiyecekleri deniz kenarındaki mekana geldiklerinde Zeynep’in gözüne ilk çarpan mekanın şıklığı oldu, ikincisi boğaz manzarası ve üçüncüsü ise mekanın boşluğuydu. Tam yemek vakti mekanın boş olması oldukça garip gelmişti. Birlikte kendileri için hazırlanan masaya geçtiklerinde Zeynep, garsonların bile ortalarda gözükmüyor olmalarına şaşırdı. Sadece kendilerini kapıda karşılayan şef vardı ortalıkta. Zeynep, yas falan mı var diye düşünmeden edemedi. Şef garson yanlarından ayrıldıktan sonra Zeynep eğilerek karşısında oturan genç adama yaklaşıp “Burası neden bu kadar boş böyle?” diye sordu merakına yenik düşerek. “Bizim için.” Genç adamın cevabını duyduğunda kulaklarına inanamadı. Bizim için demişti genç adam. İnanılır gibi değildi. Baran’ın kendisini böylesine güzel bir mekana getirmesine sevinmişti. İlişkilerinin henüz bir adı olmasa da genç adamın özendiğini gösteriyordu bu. Özel bir masa hazırlatmasına da bayılmıştı ancak mekan kapatmak biraz… biraz abartıydı. Hatta abartının da abartısıydı. Baran, genç kızın kendisine hayretlerle baktığını görünce neye bu kadar şaşırdığını anlayamadı. Baran için mekan kapatmak çok basit, çok normal bir durumdu. Öyle ki kızın şaşırmasına şaşırmıştı. “Buna hiç gerek yoktu.” Dedi Zeynep geri çekilip sırtını sandalyesine yaslarken. “Vardı.” Dedi adam hiç düşünmeden. “Ben buyum, Zeynep. Herkesin içinde oturamam.” “Neden?” “Öyle, işte!” dedi adam rahat bir tavırla omuz silkerken. Şef garson yanında bir komiyle birlikte gelerek daha önceden Baran’ın sipariş verdiği yemekleri getirdiler. Zeynep masaya dizilen balıkları ve mezeleri süzdü. Hepsi birbirinden güzel gözüküyor olsa da gücendi fikrinin sorulmamasına. “Buna alışsan iyi olur.” Dedi genç adam garsonlar yanlarından ayrıldıktan hemen sonra. “Ben böyleyim.” “Buna da mı alışmalıyım?” diye sordu Zeynep parmağıyla masayı işaret ederken. “Neye?” diye sordu genç adam. Kızın neyi kastettiğini gerçekten anlamamıştı.  “Buna.” Dedi tekrar Zeynep. “Fikrimin sorulmamasına? Emir vakilerine? Ya balık sevmiyorsam?” “Sevmiyor musun?” Zeynep adamın havaya kalkan kaşlarıyla bile ne kadar yakışıklı olduğunu düşündü. Yüzüne oturan hayal kırıklığını görünce dayanamadı. Hemen yelkenleri suya indirdi. “Seviyorum. Ama sevmiyor da olabilirdim. Bana sorman gerekirdi ne yemek istediğimi, değil mi?” Adam kısa bir süre genç kızın söylediklerini düşündü. Bugüne kadar karar mercii hep kendi olmuştu. Kimseye her hangi bir konu için danışmamıştı bile. Şimdi kızın isteğini yerine getirebilir miydi? Bilemiyordu. Genç kızın kendisine merakla ve hevesle bakan güzel yeşillerini görünce onun için yapamayacağı şeyin olmadığına karar verdi. “Haklısın. Bir dahakine sorarım.” Dedi düz bir sesle. Her türlü tavizi verebilecek olsa da bunu ona belli etmek istemedi. Neticede karşısındaki bir kadındı. Tepesine çıkması an meselesiydi. En azından Baran henüz Zeynep’i tanımadığı için böyle düşünüyordu. “Teşekkür ederim.” Dedi adam fikrine saygı göstereceğini belirttiğinde. Şef garson elinde şarap ile geldiğinde o şarabın masadaki balıkla mükkemmel gideceğinden emin olsa da reddetmesi gerektiğini biliyordu. “Ben alkol kullanmam.” Dedi Baran’a bakarak. Adamın kaşları çatılsa da itiraz etmeye niyetlenmemişti. Zorla içerecek hali yoktu, aksine kızın alkol almıyor olması hoşuna bile gitmişti. Kızın şarabı içmeyeceğini öğrenince kendisine bir kadeh rakı, genç kıza da meyve suyu söyledi. Sonrasında keyifli bir muhabbetten eşliğinde lezziz yemeklerini yediler afiyetle. Arada Baran’ın rakısını tazelemeye gelen garsonun ne kadar tedirgin olduğunu fark etse de Zeynep, susmayı tercih etti. En azından yemek bitene kadar keyfini kaçırmak istemiyordu. Yemek bitip Türk kahveleri geldiğinde Zeynep dayanamayarak konuyu açtı. Aslında yemeğin başından beri kafasındaki soruların hangisinden başlayacağını düşünüyordu. Ancak baştan adamla konuşmazsa, onun kim olduğunu öğrenmezse rahat edemecekti. Bu yüzden başladı bir yerden. “Ne iş yapıyorsun, Baran?” diye sordu kahvesinden bir yudum aldıktan sonra. “Yani suçlandığın kumarhane dışında hayatını nasıl kazanıyorsun?”      
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE