Bölüm 4

2639 Kelimeler
    Birkaç dakikanın sonunda kızın hızlı solukları yerini yavaş ve daha uzun soluklara bıraktığında Baran, Zeynep’in rahatlamaya başladığını anladı. Hala sarılıyordu ona, bıraksa yere düşecekti sanki, bırakamıyordu o yüzden. Burnunu gömdüğü saçlardan da bu narin bedenden de ayrılmaya henüz hazır değildi zaten. Ama kızın üşümüş olabileceğini düşünerek pencereyi kapatıp az önceki koltuğa götürüp oturttu. Hemen yanına geçerek oturdu ve parmağının arasına sıkıştırdığı minik çeneden yüzünü kaldırdı. “Biraz daha iyi misin?” diye sordu güven verici gülümsemesiyle. Zeynep başını sallayarak kendisine sorulan soruyu onayladığında henüz yeni kendine gelebiliyordu. Yıllardır yaşamadığı panik atak krizi yüzünden utandığından çenesini tutan parmaklardan kurtarıp bakışlarını kaçırdı adamdan. Bakışlarını kaçırması gözlerinden hala akmakta olan yaşları görmesine engel olmamıştı. “Senin için ne yapabilirim? Söyle bana, gün ışığım.” Baran, ruhunu okşamıştı resmen bu sıfatla. Gün ışığı diyordu kendisine, gözlerinden Zeynep’in içine akan şefkatle ve tüm samimiyetiyle. “Hiçbir şey.” Diye fısıldadı başını iki yana sallarken. “Yeterince başına dert oldum zaten.” Ayağa kalkmaya çalıştığında anında başarısız oldu kollarını sımsıkı tutan kollar yüzünden. “Nereye gidiyorsun?” diye sorduysa da cevabını beklemeden devam etti. “Otur. Hatta uzan istersen. Bir kendine gel, sonra gidersin.” “Lütfen, bırak gideyim.” “Mümkün değil, Zeynep. Seni bu haldeyken gönderemem.” “Neden?” diye sorarken buldu kendini birden Zeynep. Adamın değişken ruh hali onu öyle çok yoruyordu ki. Bıkmıştı bu soruyu kendi kendine sormaktan, yorulmuştu. “Bırakamam işte!” diyerek geçiştirdi Baran. Şuan hissettiklerine bir isim, bir sıfat veremezken Zeynep’e ne diyeceğini hiç bilmiyordu. “Asansördeyken babanın ismini sayıklıyordun. Onu çağırmamı ister misin?” Zeynep, gözlerini kaldırıp kendisine merakla bakan adama baktı. Gerçekten de babasına mı seslenmişti, bilemedi. Yıllar önce gittiği doktorun söyledikleri aklına geldi. Panik ataklarının tetikleyicisinin çocukken ailesiyle yaşadığı olayın olduğunu belirtmişti doktor. İşte az önceki kriz de bunun ispatıydı. “Çağıramazsın.” “Neden? Uzakta mı?” Zeynep donuk bir şekilde Baran’a bakarken sorusunu duymadan devam etti. “Çağırsan da gelmez.” “Neden, küçüğüm? Aranız mı bozuk? Bak, rahatsızlığını duyarsa belki aranız da düzelir.” Zeynep, dakikalardır tutmaya çalıştığı hıçkırıklarını bırakıverdi birden. Öyle güçsüzdü ki şuan karşısındaki adamdan utanıyor olmasına rağmen tutamadı kendini daha fazla. Bir yandan başını iki yana sallarken bir yandan da annesini ve babasını daha dün kaybetmiş gibi acılarını yüreğinin derinliklerinde hissederken genç adamın sorusunu yanıtladı. “Hayır. Gelemez çünkü annem de babam da ben daha on yaşımdayken öldüler.” “Ah, küçüğüm. Ah!” dedi ve daha fazla dayanamayarak her yargıyı bir kenara atıp perişan haldeki genç kızı kollarının arasına aldı. “Çok üzgünüm, küçüğüm. Yaranı deşmek değildi niyetim. Ne demek olduğunu iyi bilirim, anneni ve babanı kaybetmenin.” İyi bilirdi Baran. Zeynep gibi küçük yaşta kaybetmemişti ailesini, onlar öleli daha şunun şurasında üç sene bile olmamıştı ancak hala onun da yarası tazeydi. Yıllar boyunca babasıyla toplamda yüz kelime etmemiş olmasının acısı, anasına onca sene hasret kalmasının acısını hala sırtında taşıyordu Baran. Genç kız, kendisine gösterilen şefkati mutlulukla kabul etti ve kendini bedenini saran güçlü kollara bıraktı. Hıçkırıkları dinene kadar Baran’ın kokusunu içine çeke çeke ağladı. “Özür dilerim.” Genç adam anlayamadı hala kollarının arasında hıçkırıkları dursa da gözyaşları kesilmeyen kızın neden özür dilediğini. “Neden özür diliyorsun? Özür dilemesi gereken biri varsa o da benim.” Zeynep biranda bütün yaşadıklarını anımsadı. En başından beri tepetaklak bir ilişkileri olmuştu bu adamla. İlişki bile denmezdi ya buna, neyse. En başından beri kaba davranan bu adama karşı ne hissettiğini bile bilmiyordu, ona karşı çekiliyordu ama aynı zamanda da adamın kendini sürekli aşağılayarak itmesini göz ardı edemiyordu, edilecek gibi de değildi zaten. Zeynep, adamın bugünkü sözleri ve bir önceki toplantılarında yaptığı ithamları sırf kıskandığı için yaptığını bilse, anlayabilse hoşuna bile gidebilirdi belki de. Ama tüm bunları anlamayacak kadar toydu, ilişki konusunda. Hayatı boyunca bir kez bile kıskanılmamıştı, sadece kıskanan olabilmişti. Birden adamı iterek kendisinden uzaklaştırdı. Kendine gelmişti, yani asansörde kalmadan önceki kendine. “Size çok fazla zahmet verdim. Hem kendimi rezil ettim, hem de sizi meşgul ettim. Kusura bakmayın. Klostrofobim var. Normalde asansöre binmem bile.” Diyerek ayağa kalktı ve eteğinin kırışıklıklarını elleriyle düzeltti. Odanın içinde göz gezdirdikten sonra çantasını buldu. Tam almaya gideceği sırada Baran elinden tutunca durmak zorunda kaldı. Dönüp elini tutan ele, sonra da sahibinin yüzüne baktı. Ah! O en karanlık geceleri anımsatan gözler! Ah! O genzini yakan, ciğerlerini acıtan koku! Buydu, en başından beri Zeynep’in kalbini yolundan çıkaran. Şimdi daha bir kararmıştı sanki mümkünmüş gibi o gözler. Adam kendisine o kadar yakın duruyordu ki ormanları anımsatan ferah koku Zeynep’in içini ferahlatıyordu. Gitme dese, kal dese gitmeyecekti Zeynep. “Gitme.” Tek bir kelime, alt tarafı beş harften oluşan tek bir kelime Baran’ın ağzından çıkınca kader dünyaları Zeynep’in eline vermiş oldu. Başka bir şey istemezdi o an. Biliyordu, hiç birbirlerine göre değillerdi. Biliyordu, birbirlerini hiç tanımıyorlardı. Zeynep, derde düşmüştü, adını bile bilmediği bir derde hem de. Ama gitme denmişken gitseydi, ömür boyu pişmanlık duyacağını da biliyordu. Yerinden kımıldayamıyordu, zaten kendisine umut dolu bir ifadeyle bakan adamın tek bir bakışı ile yerine mıhlanıyordu. “Yeni bir başlangıç yapalım.” Dedi Baran, gözlerindeki umut artarken. “Neden?” diye sordu Zeynep yeniden. “Neden mi? Çok açık değil mi?” “Değil.” Dedi. Net bir cevap istiyordu. Neden yanında kalmasını istediğini bilmek istiyordu. Gri Zeynep’in rengi değildi, beyaza ihtiyacı vardı. Bembeyaz, apaçık bir cevaba ihtiyacı vardı. “Görmüyor musun, birbirimize nasıl çekildiğimizi? Biliyorum, sana göre değilim.” “Ben sana göre hiç değilim.” Diyerek lafını böldüyse de Baran’ın durmaya niyeti yoktu. “Birbirimizden çok farklıyız. Zıt kutupların bile ötesindeyiz. Ben karanlığım. Zifiri zindandayım, Zeynep. Çok uzun zamandır aydınlanmayan bir karanlıktayım. Sen göz kamaştırıcı ışığınla hayatımın bir köşesine değene kadar oradaydım. Senden uzak durmam senin için en iyisi aslında. Ama o ışığının tadını bir kez almışken, vazgeçmek çok zor. Denemedim mi sanıyorsun? Kader, bizi sürekli bir araya getirirken senden uzak durmayı denemediğimi mi sanıyorsun?” Baran, yine Zeynep’i şaşırtmayı başarmıştı verdiği açık cevaplarla. Tamam. İstediği bu kadar açık olmasıydı zaten ama onun yine kaçamak cevaplar vermesini, hatta yine kendine sataşmasını bekliyordu. Üstelik kendisinin Baran’ın üzerinde böylesine bir etkiye sahip olduğunun farkında olmadığı gibi, bunu onun ağzından duymayı da hiç beklemiyordu. “Aslında birbirimizi tanımıyoruz.” Diye mırıldandı. Zeynep, ne olursa olsun, Baran’dan duyduğu hakaretleri unutmak ve onunla bir yola girmek için ölüp bitiyordu. Ona doğru çekildiğini artık inkâr etmek istemiyordu, yorulmuştu. İçinde yaşayacakları şeylere dair yeşeren umutları söndürmek bir yana, birbirlerini yakından tanırlarsa belki de birbirlerinden o kadar da farklı olmadıklarını göreceklerini düşünüyordu. Zeynep, polyanacılık oynaya dursun, Baran kızın kendisine karşı gelmediğini aksine yüzündeki ifadenin yumuşadığını gördüğünde dünyalar onun da ellerine verilmiş oldu. Kızın tepkisizliğini fırsat bilerek ona yaklaştı. Bakmalara kıyamadığı, doyamadığı küçük suratı iki avucunun arasına sıkıştırıp gözlerini gözlerine dikti. “Tanıyalım o zaman.” Yukarı aşağı sallandı başı Zeynep’in, gözlerinin içiyle gülümserken Baran’ın gözlerini kamaştırdığını fark etmeden. “Söylediğim her saçma şeyi seni kendime istediğimdendi.” Dedi kırık kalbi onarma isteğiyle. İlişkilerinin kırık dökük başlamasını istemiyordu. “Senin bir başkasıyla olduğun düşüncesi beni sanki mümkünmüş gibi daha da karanlığa boğdu.” “Kimseyle birlikte değilim.” Diye açıklama yaptı Zeynep. O da aralarında daha fazla anlaşmazlık olsun istemiyordu. Aynı zamanda işittiği sözlerin ağırlığını göğsünde taşıyordu. “Çok çalıştım bulunduğum yere, bulunduğum hale gelebilmek için. Haklısın, Yüksek Hukuk Bürosuna staj için bile girmek çok zor. Ama amcamın yardımı bile yetmezdi, not ortalamalarım yüksek olmasaydı. Anlıyor musun?” Baran, kızın yaptığı açıklama olmasa bile gözlerinin içine baktığında onun masumiyetini görüyordu zaten, ama zavallı aklına ve erkeklik onuruna bu açıklama iyi gelmişti. “Senden ne kadar özür dilesem az. Laflarımı geri alamayacağımı bilsem de yeniden başlayamaz mıyız? Yaşadığımız tüm saçma şeyleri unutamaz mıyız?” “Hepsini mi? Sanmıyorum.” dediyse de gülümsedi Zeynep. Işıl ışıl gülümsemesi, Baran’ı korkutmuştu. Bir gülümsemesi ile çok can yakabileceğini düşünüyordu Zeynep’in ve yanmasını istediği tek can kendisininkiydi. Zeynep’le ve onun eşsiz güzelliğiyle işi zor olacaktı Baran’ın. “Hiçbir karşılaşmamızı unutmak istemem aslında. Unutulacak gibi de değildi zaten.” “Haklısın.” Dedi Baran da gülümsemesiyle karşısındaki kıza eşlik ederken. “Normalde hiç o kadar sakar değilimdir, biliyor musun?” “Nedense inanmakta güçlük çekiyorum.” Zeynep gülümsemesiyle Baran’ı etkilerken, Baran’ın da eli armut toplamıyordu. Yüzüne koyduğu çarpık gülümsemesi ve kısılan gözleri ile Zeynep’i esir alıyordu. Bunu bilmeden yaptığına da inanmak çok zordu. “Gerçekten.” Diye karşılık verdi Zeynep. “Değilim. Bütün dengemi bozuyorsun, işte!” cümlesi biter bitmez ağzından çıkanı kulağı duymuş ve ağzını elleriyle kapatsa da çok geç kalmıştı. Farkında olmadan bulunduğu itiraf ile bembeyaz teni bir domates kadar kızarırken, Baran’ı hem gülümsetmiş hem de memnun etmişti. “Sonunda zararlı çıkan da olsam seni etkiliyor olmama sevindim.” Kızın gözlerini kendisinden kaçırmaya çalıştığını görünce onu ne kadar utandığını fark ederek, biraz olsun onu rahatlatmak istedi. “Ama inan bana, ben de senden farklı değilim. Seninle havaalanında çarpıştığımızdan beri aklımdan seni çıkartamıyorum.” “Gerçekten mi?” diye sordu Zeynep hevesle. Bir saat önce birbirlerine giren çift neredeydi, şimdi ki nerede? Birbirlerine çoktan kaybolmuşlardı, adını henüz koyamasalar bile. “Gerçekten, gün ışığı.” Elini kaldırdı adam, karşısındaki kız dokunuşundan bile zarar görebilir gibi nazikçe dokundu saçlarına. Gözlerini parmaklarının altındaki yumuşacık saçlarda gezdirdi bir süre, sonra gözlerine indi bakışları ve sonrada o varoluşu ile birlikte canını yakan rujsuz bile pespembe olan dudaklara. “Gerçekten.” Diyerek pekiştirdi sözlerini farkında bile olmadan. Öylesine dalıp gitmişti ki ne dediğinin bile farkında değildi. Düşüncelerini bile toparlayamıyordu kafasında. “Şimdi ne olacak?” diye sordu beyazı arayıp duran Zeynep, oysa içten içe biliyordu karşısındaki adamda nokta kadar beyaz olmadığını. “Bilmiyorum.” Dedi rahat bir tavırla omuz silkerken genç adam. O sırada Zeynep’in telefonu çalmasaydı, diyecek de yapacak da bir şeyler bulurdu elbet. “Pardon.” Diyerek çantasından telefonu çıkartıp kuzeninin aradığını görünce yanıtladı telefonu. “Efendim.” “…” “Dışarda bir iş görüşmesindeyim.” Dedikten sonra Baran’a bakmadan duramadı ve onun kendisine gülümseyerek kendisine baktığını görünce kendisi de gülümsedi. Ne iş görüşmesi ama diye geçirdi içinden. “…” “Sen geç eve, ben buradan şirkete döneceğim. Hakan Bey’e vermem gereken evraklar var. Sonra gelirim ben de.” “…” “Merak etme, canım. Gelirim kendim. Bir şey olmaz.” Baran karşısından çekilip az önce kalktıkları kanepeye geçip oturunca göz irtibatları kesilince derin bir soluk çekti içine. Alışkın olmadığı bu şiddetli kalp atışları yormuştu kendisini. Bir solukluk, sadece bir solukluk molaya ihtiyacı vardı. Zeynep, bir süre daha Selim’in endişelerini dinledikten sonra telefonu kapatınca camdan dışarı baktı, havanın karardığını görünce gitmesi gerektiğini düşündüyse de kendisine bakmakta olan adamı görünce gitme işini biraz daha ertelemeye karar verdi. Geçip yanına oturduğunda meraklı gözlerle karşılaştı. Anlamıştı; arayanın kim olduğunu merak ediyordu. Ama soru sorulmadan cevap vermeye niyeti yoktu. “Bir şey mi soracaksın?” “Birbirimizi tanıyalım demedin mi? İstersen arayanın kim olduğunu söyleyerek başlayabilirsin.” Baran’ın az önceki ruhunu okşayan şefkatli sesi gitmişti, aksine şimdi sesi duvar kıracak kadar sertti. “Kuzenim Selim’di.” Dedi düz bir sesle Zeynep. “Kendisini görmüştün, havaalanında ve düğünde yanımdaydı.” “Onlarla mı yaşıyorsun?” diye sordu Baran Selim’in ailesini kast ederek. “Hayır.” Diye yanıtladı Zeynep. Baran’ın gözünden Zeynep’in gözlerini kaçırışı kaçmamıştı. Ne zaman bir şeylerden utansa ya da konuşmak istemese böyle yaptığını keşfetmişti kısa zamanda. “Ben dört sene önce amcamların evinden ayrıldım. Selim de benimle yaşamaya karar verdi. Birlikte ev tuttuk işte!” dedi omuz silkerek. “O günden beri birlikte yaşıyoruz. “Çok yakınsınız yani birbirinize.” “Evet.” Adamın sözleri üzerine başını kaldırmış tekrar göz teması kurmuştu. Zeynep’in kaşlarının çatılmıştı, adamın ne düşündüğünü anlayamıyordu ifadesinden. “Bu beni rahatsız etmeli mi?” “Elbette, hayır.” Dedi Zeynep kaşları iyice çatılırken. “Neden ediyor öyleyse?” “Bilmiyorum, Baran.” Dedi çaresizce Zeynep. Adamın ne hissettiğini de ne demek istediğini de anlayamıyordu. Selim kuzeniydi, kanıydı, canıydı. Onun hakkında nasıl başka bir şey düşünebilirdi ki? “Kuzenim o benim.” “Benim annem ve babam amca çocuklarıydı, Zeynep.” Baran’ın tek düze bir sesle söylediği cümle kocaman açılan gözlerle karşılandı. “Biz birlikte büyüdük. Kardeş gibi.” Zeynep, yüzünü buruşturmuş Baran’ın düşündüğü şeyin imkansızlığını tartıyordu. Baran ise bu arada hem bu kızın masumluğuna hem de şuan ki şirinliğine hayran kalıyordu. “Umarım o da senin için böyle düşünüyordur. Az önce senin için endişeleniyordu sanırım.” “Elbette o da benim gibi düşünüyor. Aksi mümkün değil. Benim için endişelendiği doğru. Bana karşı korumacı olduğu için, abim gibi olduğu için. Başka bir sebebi yok, olamaz da zaten.” “Sakin ol.” Diyerek parmaklarını saçlarına götürdü Baran tekrar. Sesindeki şefkati yine duymuş, yine etkilenmişti. Parmaklar tenine değdiğinde kalbi kafesinde sıkışır gibi olmuştu. “Ne yapacağım ben seninle?” Baran bu soruyu daha çok kendine soruyor olsa da Zeynep’ten bir cevap gelmesi için de ölüyordu. Kafasındaki soruların cevaplarına ihtiyacı vardı ama bir yanı da Zeynep’in de bunlara cevap veremeyeceğini biliyordu. “Neden? Ne yaptım ki?” diye sordu Zeynep, tüm masumiyetiyle. “Hiçbir şey. Öyle masumsun ki seni kirletmeden nasıl severim diye düşünüyorum.” Sevgi lafını duyunca dünya durdu Zeynep için biran. Gerçekten sevecek miydi bu adam kendisini? Peki kendisi? Kendisi de sevecek miydi bu adamı? Yoksa çoktan bir yerlerde sevmeye başlamış mıydı? Sevmeye başlamamış olsa o kadar incinir miydi sözlerine? Kalbi şimdi olduğu gibi çarpabilir miydi? “Kaçırma gözlerini, gün ışığı. Kaçırma. Sen bakınca dünyam aydınlanıyor benim. Bir uyuşturucu müptelası gibiyim şuan. Işığını almak için ne yapmam gerekiyorsa yaparım.” “Beni utandırıyorsun ama.” Dedi Zeynep dayanamayarak. Gözlerini kaçırmamak için bütün iradesini kullanmak zorunda kalıyordu ancak adamın sözleri işini hiç de kolaylaştırmıyordu. “Utanma, gün ışığı.” Genç adam gülümseyerek kollarının arasına aldı narin bedeni. “Benim yanımdayken utanmanı değil, rahat olmanı tercih ederim. Ama bunun için zamana ihtiyacın olduğunun da farkındayım. O zamanı kendi ellerimle sana vereceğim, gün ışığım.” Kollarının arasındaki zayıf beden bariz bir şekilde gevşediğinde Baran da rahatladı. Çünkü ona sarılmak çok iyi hissettirmişti kendisini, gerginliği devam etseydi onu bırakmak zorunda kalacağından endişelenmişti. Bir süre sessizce oturdu ikili. İlişkilerine henüz bir ad vermeseler de ismi yüreklerinde yankı buluyordu. Aşktı onların ki. Yürekleri paramparça edecek, sınırları zorlayacak ve de duvarları yıkacak bir aşktı. Farkında olmasalar bile şimdiden yorulmuşlardı sorulardan. İlerde sorunlarla karşılaştıklarında neler olacaktı? Her ikisinin de soruları aynıydı, her ikisi de cevabını bilmiyordu. Ama birbirlerinden kopmaya da gönülleri el vermiyordu. Sanki görünmez bir iple birbirlerine bağlanmış gibiydiler. “Gitmem gerek.” Diye mırıldandı genç kız, hiç gitmek istememesine rağmen. Baran’ın da dışarıda işleri olduğu geldi aklına. Onun da çıkması gerekiyordu, ancak içinden hiç kızı kollarının arasından çıkarmak gelmiyordu. Biraz daha birlikte olacakları vakti uzatabilmek için bir fikir geldi aklına. “Şirkete uğradıktan hemen sonra çıkacaksan seni evine ben bırakayım. Bu saatte tek başına gitme.” “Saat daha erken.” Dedi Zeynep kolundaki anne yadigarı saati kontrol ettikten sonra. “Kendim giderim.” “Zeynep, söylediklerimin hemen kabul edilmesine alışığım ben ve sen daha ilk günden karşı çıkıyorsun.” “Desene hayatına renk katacağım.” Dedi şımarık bir ifadeyle. Baran’ın o ifadeyi görüp de yumuşamaması imkansızdı. Ama geri adım atmaya da niyeti yoktu. “Seni ben bırakmak istiyorum.” Diyerek olaya noktayı koydu. Genç kızı kanepede tek bırakarak masanın başına gidip ceketini asılı olan yerden aldı. Ardından kızın paltosunu ve çantasını alarak kıza boşta kalan elini uzatıp tutmasını bekledi. Zeynep, bir kendisine uzatılan ele bir de elin sahibinin sıcacık yüz ifadesine baktığında gülümseyerek elini sıcak elin içine teslim edip ayağa kalktı. Farkında olmadan Baran’ın ilk dayatmasına razı olmuş oldu. Farkında olmadığı bir diğer şey; bunun son emir vaki olmayacağıydı. Yolları uzun muydu bilinmez ama engebeli olacağı kesindi. Her ikisi içinde zorlu olan ilişkileri odadan el ele insan içine çıktıklarında başlamış oldu. Zeynep, daha önce her defasında Baran’ın yanında gördüğü genç adamın birbirlerine yapışan ellerine baktığını görünce kızarmadan edemedi. Eli onun avcunun içinde hapisken hem huzurların en yoğununu hissediyordu hem de heyecandan ölecek gibi hissediyordu. Buraya gelirken sahip olduğu düşüncelerden eser yoktu, şimdi daha yoğun hislere sahipti. Sanki Baran’a duyduğu hisler dışardan gözükürmüş gibi utanıyordu. Neyse ki elini saran el sıkıldı da Baran’ın ona güven vermek istediğini anlayıp başını kaldırdı ve tekrar gözlerini birleştirdi. Ilık ılık bir şeyler aktı o an içine. Güven miydi, sevgi miydi emin olamasa da her türlüsü kabulüydü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE