CANIN AĞZINDAN Malikaneye girdiğimizden beri göğsümün tam üzerinde bir ağırlık vardı; bir felaketin ön habercisi gibi. Bakışlarım istemsizce barda oturan Duru’ya kayıyordu. O, bu zifiri karanlığın içindeki tek ışıktı. “Can Atabeyli, nereye daldın gittin öyle?” dedi biri. “Hiç,” dedim. Dikkat çekmemek için masalardan birine oturup oyuna dâhil olmak zorundaydım. Onun bir yabancıyla merdivenlere yöneldiğini gördüğümde, oturduğum kumar masasını bir savaş alanına çevirmemek için kendimi zor tuttum. Kulaklıktan duyduğuma göre kadın, Duru’yu parti sahibiyle tanıştırmaya götürüyordu. Efe’nin “Tuzak olabilir” demesi kulağımda çınlıyordu. Ben de öyle düşünüyordum. Duru kendini koruyabilecek bir kadındı ama şu an silahsızdı. Ona bir şey olma fikri canımı yakıyordu. Nefise’nin titrek sesi kula

