Zaman ve mekan kavramları anlamlarını hiçliğe devir etmişlerdi. Yitirdiğim duygular için ağıtlarım esaret altına alındığım bu kara duvarlara çarpıyordu. Duyanlar kulaklarını tıkamış duymayanlar ise vicdanlarını pışpışlıyordu.
Soyutluk soyut kavramından vazgeçmiş, somutlaşmıştı. Tıpkı acı gibi, acı soyutluktan vazgeçmiş. Somut bir cam olmuş ruhuma batıyordu.
Aslında benim canım yanıyordu. Ruhumla bedenimin ortak yanı acıyordu.
Alışır mıydı insan acıya, kadere ıstıraba?
Alışır mıydı tekrar tekrar yıkılmaya?
Alışmazdı, alışamazdı. Hayat ne kadar acımasızsa insan da bir o kadar nankördü. Hayatın bize sunduğu nimetlerin kıymetini bilmiyorduk. O nimetleri elimizin tersiyle itince yine de beğenmiyorduk.
Bencildik. Fedakarlık nedir pek bilmezdik.
Dalgınca boynumdaki beş parmak izini inceliyordum. Abartısız adamın beş parmağının beşi de çıkmıştı. Tedirgindim. Ben artık bu adamla Allah katında nikahlıydım. Nereye kaçabilirdim ? Kaçsam bile bu adam benim sonumdu. Bu adam benim ölümümdü.
Çıkarken kapıyı kitlememişti. O an sanki kendinde değildi. Sanki başka bir karaktere bürünmüştü. Ne yaptığının farkında değildi. Korkunçtu. Vahşet vericiydi. Kanımı dondurmuştu bu acımasız katil.
Beni öldürebilirdi. Kafasından geçenleri gerçekten merak ediyordum. Ne engel oldu ? Çok karışıktı. Kafam bulanmıştı. Derin derin nefes aldım. Gün aydın mutluluğunu zalim geceye devretmişti.
Suyu açtım avucuma su doldurup yüzüme çarptım. Kızarmış ve şişmiş gözlerim yandı. Yanan canımın acısını görmezden geldim. Örtümü düzeltip gerisin geri döndüm zindanıma. Geniş siyah yatağa doğru oturdum.
Tükenmişlik tüm ruhumu ve bedenimi ele geçirmişti. Sessiz ve sinsice. Tüm kapılar bir kapanmıştı yüzüme aklıma gelebilecek hiç çıkış yolu yok gibi görünüyordu.
Sersemlemiştim. Derin nefes alıp doğruldum kapının tokmağını çevirip çıktım. Akşam gözlü canavarı bulmam gerekiyordu. Ona kardeşimi sorucaktım. Ne olursa olsun istediğini yaptım. Beni artık kardeşimle tehdit edemezdi. Yapmamalıydı.
Simsiyah olan koridoru yalnızca beyaz lambalar aydınlatıyordu. Heryer siyahtı ara bir renk kesinlikle yoktu. Ne tür bir ruh hastasıydı bu adam? Titreyen bacaklarımla merdivenlere doğru yol aldım. Aşağıda görünün katın hepsi siyahtı. Siyah cilalı döşeme.
Siyah boyayla kaplı duvar, siyah fon perdeler. Siyah dizayn edilmiş sade mobilyalar. Her yer ve her şey siyah.
Sessiz bir matem evini andırıyordu.
Tedirgindim çünkü nasıl bir adamla evli olduğumu bilmiyordum. Bana neler yapabileceğini kestiremiyordum.
Etrafta kimse görünmüyordu. Ev masallarda anlatılan kötü kralların evine benziyordu. Siyah ve soğuk. Hiç bir sıcaklığı yoktu bu evin maneviyat anlamında. Buzdan kralın buzdan yapılma siyah şatosu.
İndiğim katta dış kapı uzlaşmazlığıyla canımı yakan en büyük unsurdu. Bana ne kadar aciz olduğumu hatırlatıyordu. Erkeklerin kadınların üzerine bu denli orantısız güç kullanmalarından nefret ediyordum.
Büyük ihtimal aşağıdaydı. Evi saran yüksek müzik sesinin kaynağı sanki aşağıya inen merdivenlerden geliyordu.
Sonumu düşünmeden adımladım merdivenlere doğru. Eğer düşünseydim bir araya zorla getirdiğim cesaretim puf olurdu. Derin nefesler alarak aşağıya indim.
Siyah bir mahzen gibi kapıların ardından gelen bağırış sesi korkmamı sağlamıştı titriyordum. Bir yere vurma sesi cesaretimin kırılma noktasıydı. Kapıyı açmaktan vazgeçip arkama dönmüştüm ki kapı olağanca sertliğiyle açıldı sert bir el bileğimi çevirip kendine çevirdi.
Gözlerimi yummuştum belki ben onu görmezsem oda beni görmezdi. Çocukça hayallere sığındım. Belki en büyük dileğim olan görünmezlik pelerini yanlışlıkla bana konmuştu. Şimdi karşımda duran akşam gözlü büyük cellat şaşkınca etrafta beni arıyordur diye ne olur du ki ?
Ağlamak istiyordum. Beni çekip yasladığı şey sert ve sıcaktı. En büyük İroni o sıcak göğüse kafamı koyup beni dünyanın tüm kötülüklerinden korusun diye sığınasım vardı. İnsan korktuğu birine güvenmemeliydi. Ona güveniyor muydum ? Bu soru beni arafta bırakırdı.
Öyle bir adamdı ki yakınlık göstermese de bir yanım ona yakındı. Ama bir yanım ona ezeli düşmandı. Beni arafın acımasız kararsızlığına terk ediyordu.
Bir eli belimdeyken diğer eli sırtımdaydı. Beni kendine sarıp sarmalamıştı. Dokunuşunda hissettiğim şefkat beni uysal bir kedi yapıyordu. Git gide bu dengesiz adama benziyordum. Ne kadar olmuştu beni boğazlaması. Ne kadar zaman geçmişti üstünden tehditler sonrası beni nikahına alması. Ne kadar acı geçmişti üzerinden.
Kendimi kasmaktan yorulmuştum. Ellerim utançtan kalkamıyordu yerlerinden çıplak göğüse denk gelir diye.