BÖLÜM ALTI

1165 Kelimeler
Altı hafta... Hiçlik barındıran bin sekiz saat on altı saniye. Ömrümden geçen koskoca altı hafta. İdam sehpasını beklediğim kırk iki gün. Boynuma urgan geçiren bir ay iki hafta. Zihnimde tekrarlanan anılar pencerenin kenarına sinmiş tükenen umutlarımın bu soğuk havada buz tutmasını izliyorum. Altı haftadır hiç görmedim akşam gözlü zebaniyi. Her gün Tamer'in öldürüldüğü binanın bodrum katında gördüğüm adamlardan biri yemeğimi ve suyumu getiriyor. Başını kaldırmadan tek kelime etmeden geri gidiyordu hoş bu durum benim canıma minnetti. Daha fazla günahın koyu rengine boyanmak istemiyordum. Bu düşünceler dudağının alayla kırılmasına sebep oldu. Ölen duygularımın cenaze namazını kıldığını düşünüyordum halbuki. Bir hayvandan farkım yoktu . Belli yemek saatim vardı. O saat gelince ne bir eksik ne Bir fazla yemek tepsisi önümde oluyordu. Yaşıyordum... En azından hâlâ nefes alıyordum. Birkaç güne kalmaz öleceğimi düşünüyordum. Tek meşgalem namaz kılma ve camdan boş bahçeyi seyretmekti. Artık tüm korumaların yerlerini ezbere biliyordum. Bu kadar korumanın benim için olduğunu düşünmüyordum. Benim gibi cılız ve güçsüz biri için bu adamlar hem sayıca hemde beden ebatlarınca üstündüler. Kaçamayacağımı kafama vura vura öğrenmiştim. Şu ana kadar yaşadığım şeyler bir hayalmiş gibi geliyordu. Korkmuyorum tüm hislerim buz tutmuş gibiydi hiçbir şeye tepki vermek içimden gelmiyordu. Hoş tepki verebileceğim herhangi bir ley olmamıştı ya. Kapıdan gelen klik sesiyke gözlerim duvarda duran siyah saate gitti yemek saati değildi ki (?) Kimdi bu şimdi? Buz tutan hislerim yerini tanıdık olan telaşa ve korkuya bıraktı. Uyuşan algılarım ayağa kalkmıştı tıpkı uyuşan bacaklarım gibi eğer o adamsa akşam gözlü zebaniyse ne ruhum ne de bedenim onunla temasa dayanamazdı. Odada bulunan banyoya koştum. Benim kapıyı kapatıp kilitlememle diğer kapı açıldı. Tüm hislerim ayaktaydı bedenim karıncalanıyordu. Biliyorum oydu. Öyle hissediyorum. Odada güçlü ayak sesleri yanklıandı. Kuvvetlice yutkundum. Bir kapı açılıp kapanma sesi geldi ardından başka bir kapı sesi ve onun ardından bulunduğum banyonun tokmağı aşağı indi fakat kapı kilit olduğu için açılmadı. Bir daha indi ardından kapı tıklandı. "Efnan kapıyı aç!" Güçlü bariton sesi kulaklarımı parçaladı. Titreyen elimle buyruğuna boyun eğdim. Derin nefesler alıyordum. Kapının kilidini açıp, kapıyı araladım. Odanın ortasında kocaman bedenin kapladığı alan hattı sayılır büyüklükteydi. Korkak adımlarım banyo kapısının önünde durdu. Hissettiğim korku bedenimden büyüktü. Bu kadar şeyi kaldıracağını düşünemiyordum. Ya bana tekrar dokunursa. Allah'ım sen büyüksün lütfen izin verme kirli elleriyle kirlettiği bedenime daha fazla dokunmasın. Tüylerim diken diken olmuştu bir adım geri gittim. Korkarak kafamı koca bedenine doğru kaldırdım. Bir eliyle çenesini sıvazlarken diğer eli belinde, pantolonunun kemerinin üstünde koğuşlanmıştı. Gergindi odadaki hava onunla daha da gerilmişti. Bedeni daha da kocaman görünüyordu. Onun yanında kendimi karınca gibi görüyorum. Kaşıyla önündeki torbaları gösterdi. Ayağıyla itip. "Bir saat içinde hazırlan. Uğraştırma beni ." Elleri oldukları yeri terk etmişti. Birkaç büyük adımda yanımda durdu. Alaylı gülüşü dudaklarında yer edindi. " Lütfen geldiğimde hazırlanmış ol." Masum görünen cümlesinin altındaki ima kanımı dondurmuş kalbimi korkuyla depar attırmıştı. Hızla başımı salladım. Ben olduğum yerde dikilirken o çoktan odayı terk etmişti. Torbaları alıp banyoya girdim. Torbanın içindekileri çıkarttım. Siyah düz işlemesiz sade elbiseyle yutkundum neden giyecektim bunları. Kalbim sıkışıyordu. Derin nefes aldım üzerimi değiştirdim bedeni belime tam uymuştu. O mu almıştı bu kıyafetleri çok mu dikkatli bakmıştı da bedenimi bu kadar iyi tanımış bu düşünceyle kalbimin ucu alevini yanaklarıma fırlattı. Siyah şalı titreyen ellerimle bağladım. Siyah rugan babetleri ayağıma giydim. Baştan aşağı siyah olmuştu tıpkı o oda gibi, tıpkı onun gece zehri gözleri gibi. Torbada gözüme takılana baktım. Siyah bir duvak... Yutkundum ne alakaydı duvak? Siyah duvak? İçimde yatan sinsi tarafım birçok saçma fikirler fısıldıyordu zihnime. Yanan yanaklarıma buz gibi suyu bir kaç kez çarptım. İyi değildim. Başım ağrıyor boğazım kuruyordu. Ne kadar orada kaldım, ne kadar o siyah duvağı göz hapsine aldım bilmiyorum. Açılan kapı sesiyle sık sık kuruyan boğazımı ıslatmak için yutkundum. Derin nefesi ak ciğerlerime gönderdim. Terleyen ellerimle siyah mabet elbisesini avuçladım. Yavaş ve savsak adımlarla kapıya ulaştım. Kilidi döndürüp yavaşça açtım. Kapıyı aralayıp titrek bedenimi ilerlettim. Korkak gözlerimi yerden kaldırdım sanki gözlerim nereye bakması gerektiğini biliyormuşçasına direkt onun zehir siyahlarıyla birlik oldu. Nefesim bile titredi. Gözlerim dayanamadı budiyah kuyuya çektikçe çekiyordu kendine, bataklık gibiydi. Üzerinde siyah takım vardı, sanki heybetli görüntüsü daha bir heybetlenmişti. Ağır bir havası vardı. İnsanı istemsiz kendine hayran bırakıyordu. Süslü bir ambalajı vardı. Ama kötü bir karaktere sahipti. Biraz uzağına dikildim. Bir eli pantolonunun cebine girerken diğeri çenesini buldu ve orayı sıvazladı. Bunları yaparken tüm bedenimi göz hapsinden geçirdi. Gözleri şaka denk gelince kaşlarını çattı eksik bir şey arıyormuş gibi, gözü banyonun kapısına gitti ardından tekrar şalıma çıktı. Hızlı ve güçlü adımlarla banyoya girdi. Meraklı gözlerim onu seyretti. Banyo tezgahındaki siyah duvağı kocaman elleriyle aldı ve odaya girdi. Üzerime gelen akşam gözlü zebani nefesimi boğazıma tıkmıştı. Hayır bir daha bana dokunsun istemiyordum. Açık kapıya gözlerim kaydı. Düşünemedim. Sadece ayaklarıma komut verdi umudum. Kapıya doğru koştum. Kapıyı açıp çıktım. Koridorda hızla koştum. Arkamdan adamı bağırdı. Kalbim göğsümü zorladı. Yutkunamadım. Dış kapı tüm ihtişamıyla karşımdaydı. Tam kapının kulbunu tutmuştum ki akşam gözlü canavar kolumu tutup sertçe beni kendine çekti. Umudum boğazıma takıldı. Hayal kırıklığı olup gözlerime battı. Kaldıramadı başımı önümden. Nefes almayı bırakamak istedim. Bu adamın varlığı bana hüsrandı. Bu adam bana yaraydı. Bu adam kolumu kanadımı kızaran zalimdi. Akşam gözlüydü, zalim canvardı. Belime sardı kolunu çekti bedenine , yaşları özgür bıraktı gözlerim. Dudaklarımı sıkıca kapattım. Kaçak olamadım diye. Çenesini alnıma dayadı titriyordum. Her zerem zelzeledeydi. Susuz bedeviydim çöllere düşmüş. Ellerim sıkıca sarıldı ceketini buruş buruş yaptı. Alnındaki çenesi geri çekildi bu sefer dudakları yanağımdan şalıma iz çizdi. Değdiği yer cehennem ateşini kovayla üstüme atıyordu. Alnını omuzuma dayadı. Başını onaylamazca iki yana salladı. Belindeki eli daha çok çekti kendine. Sonbahardaki yaprak gibi titriyordum. "Ne yapacağım seninle?" Diye mırıldandı kulağıma değen sıcak nefesi tüylerimi diken diken etti. Kafam hep eğikti. Görmek istemiyordum onun zehirlerini. Ben dalmışken gelen ses ile geriye sıçradım. Ama o yerinden kıpırdamadı aksine tutuşu daha da sıklaştı. " Ayrıl kızdan eşek sıpası!" Gözlerim yuvalarını zorladı çıkmak için ama çıkmadılar. Sırtına inen darbeyle ancak bıraktı beni akşam gözlü canavar. " Nene bırakta bari nişanlıma sarılayım düzgün." Dedikleriyle öldüm sanki ölüm fermanım verildi bu celladın elinde. Başımdan aşağı bi kova kaynar su döküldü sanki. "N...ne!" Ağzımdan çıkana mani olamadım. Zehirli gözler alev alıp gözlerimin kahve harelerini yaktı. Kocaman eli belimi buldu ve sıktı yanan canımla dilim sustu. " Be eşek sıpası helalinden karın olunca sarılırsın karına. Bırak rahat nefes alsın." Neydi şimdi bu? Nedendi? Suskunluğunu bozmak istedim ama yanımdaki zebani bunu anlamış gibi belimi daha çok sıktı. Beş parmağının izinin orda kaldığını düşündüm. Dişlerimi birbirine sıkıca kenetledim. Sesim çıkmasın diye. " Nene sen imamla içeri gir ben Efnanla konuşup geliyorum." Derken kafasını çevirmiş bana bakıyordu. Sanki gözleri kezzaptı da yüzümü yakıyordu. Şimdi öyle bir yerdeydim ki bir yanım ölümle cebelleşirken öbür yanım savaşmak istiyordu. Yaşlı kadının yeşil gözleri beni buldu. İnceledikten sonra gülümseyip elini uzattı belindeki eli ilk defa canımı acıtmadan beni.ileri hafif ittirdi. Şaşkınlıkla ardımda kalan adama gözümü çevirdim. Tebessüm etmişti. Yalana da olsa etmişti onun gibi birinin şu anki hali beni şok içinde bırakıyordu. Elini uzatan yaşlı kadının elini öpüp alnıma koydum. " De hayde gidin konuşun ne konuşacaksanız hocayı daha da bekletmeyin." Kocaman kolu tekrar belimi buldu. Korkarak ve koşarak geldiğim yolu şimdi onun zoruyla tekrar geçiyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE