Fikret Kızılok - Gönül
Günler ne çabuk geçmişti de cumaya gelmiştik, anlayamamıştım. Yarın piknik günüydü ve aynı zamanda Sarıyer'de babamın doğum günü organizasyonu vardı. Ailecek kahvaltı yaparken annem uzun bir zaman sonra aramızdaydı. Mutluydu onu tekrar sofrada görmekten. Doktorlar bir umut ışığının yandığını söylüyorlardı.
Her şey sessiz sakin ilerliyordu tâ ki ben dan diye, "Yarın ben gelmesem olur mu?" söyleyene kadar.
Babam ağzında çatalı ile kalakalırken kalın kırlaşmış kaşları çattı derince. Ağırca lokmayı ağzına alıp çiğnedi. "O nereden çıktı Zümra?!"
"Hasta mı oldun kızım?" Ah canım annem, endişeli bakışlarını nasıl da dikmişti hemen. Babamın aksine.
"Yok anneciğim hiç endişelenme sen. İyiyim sadece..." Kardeşlerimle babama döndüm. "Kendimi halsiz hissediyorum." Babam bir şey yok o zaman bakışı atıp yemeğine dönerken, "Vitamin al. Yarına bir şeyin kalmaz."
"Baba... Ciddi diyorum. Yorgun bitkin hissediyorum."
"Bizim İlyas'a söylerim, güçlü bir vitamin alır."
"Baba!"
"Zümra!" Çatalı sertçe tabağa koydu. "Yarınki organizasyona gelmeme gibi lüksün yok," abime de baktı. Ben imalı bakışlarımı kısarken, "Çünkü yeni yönetim kurulu başkanını açıklayacağım." Abim gururla dudaklarını kıvırırken ben olduğum yerde sessizce duruyordum. "Yani, yarın o davete geleceksin. Konu kapanmıştır."
"Abime devretmiyor musun işte?! Benim gelip gelmememin ne önemi var?"
"Önemi var. Bir şey biliyorum ki söylüyorum." Peçeteyi ağzına silip tabağa bıraktı. "Size afiyet olsun." Herkes babamın sert tonunun ardından salondan çıkışını izleyene kadar sessiz kaldı. Ardından abim bana doğru eğilerek, "Merak etme kesinlikle bana devretmiştir." diye beni ayrı sinir ederken bağırdım gülerek o da çıktı salondan. Annemle başbaşa kaldığımızda bana bükük boynuyla baktı, tekerlekli sandalyesini sürerek yanıma yaklaştı. "Zümra..."
"Anne..."
Ellerimi tuttu. "Söyle bakayım, ne için gelmek istemiyorsun yarın?" Bir müddet sessiz kalsam da sakince anlatmaya başladım. "İşte böyle anne, çok ayıp olur Feyyaz'a gelemiyorum dersem."
"Daha önce deseydin ya kızım."
"Anne nasıl diyeyim? O kadar hevesliydi ki kırmak istemedim şevkini."
"Ah be kızım, ah be Zümra'm." Sığındım anneme. "Anne ben ne yapacağım?.." Kısa bir sessizliğin ardından, "Feyyaz'a ne zaman söylemeyi düşünüyorsun Zümra?"
"Neyi?" dedim yerimde doğrulurken.
"Gerçekleri tabi ki de kızım." Saçımı kulağımın arkasına attı. "Gerçekleri..."
"Anne yapamam. Şu an değil." Başımı iki yana salladım. "Onu kaybedemem."
"Önceden de böyle diyordun... Söylemediğin her saniye daha da kaybetmeyecek misin Zümra?"
"Anne böyle söyleme onu kaybetmek istemiyorum ben," gözlerim doldu hızla. "Onu kaybetme düşüncesi bile şurama ağrı saplattırıyor."
Annem iç çekerek bakmakla yetindi bana. "Hadi sen git... Ben hallederim burayı. Söylerim bizim kızlara."
"Sağ ol anne," gözlerimin altını sildim. "Ben de duş alacaktım zaten..."
Odaya geldiğimde ilk işim telefona sarılıp Feyyaz'ı aramak oldu. Kollarımı bağlayıp camın önünde dikilirken kulağımda çalan telefonda gözlerim de bahçenin havuzunun ışıklarındaydı. Üçünçü çalışta açıldı. "Zümra'm?"
Gözlerim doldu. "Feyyaz..." dedim sesim titrediğinde. "Ne oldu Zümra?"
Yutkundum. Boğazımda bir yumru vardı sanki. "Ben... Ben seni çok seviyorum."
"Zümra?" Gözyaşlarım yanaklarımdan aktı.
"Korkutma bak beni. Ne oldu?"
"Sadece," dudağımı ısırdım. "Seni çok özledim."
"Yarın görüşeceğiz ya can özüm." Durdu. "Regl mi oldun yoksa? Bundan bu duygusallığın?" sesi muzipçe geldiğinde içim yumuşadı, kıkırdadım. "Ha şöyle, gül canımın içi."
"Olur."
"Ve ben de seni seviyorum, söylememe gerek yoktu ama..."
"Ya Feyyaz." İç çektim. "Ne olursa olsun bana hep sevdiğini söyle. Ben duymak isterim."
"Yeter ki iste aşkım."
Biraz daha konuştuktan sonra telefonu kapatıp bağrıma bastım. Kafamı gökyüzüne kaldırdım. "Her şey iyi olacak... Tüm kalbimle inanıyorum." Bağrımdaki ağrı ise hiç gitmedi.
&
Aynadan kendimi izlerken gözlerime baktım. Mutsuzdum. Güzel zarif görünüyordum ama parlamıyordu gözlerimin feri.
Kapım tıklanıldı. "Zümra Hanım?"
Arkama döndüm. "Gel Ece."
"Aşağıda sizi bekliyorlar."
"Tamam iniyorum şimdi." Başını sallayarak kapattı kapıyı. Önüme dönerek iç çektim, son kez aynadan baktım kendime. Çantamı alıp aşağıya inerken telefonum titredi, ekran aydınlandı. Feyyaz. Feyyaz'ımdan.
Nerede kaldın Zümra'm? Saatbaşı otobüs kalkacak.
Yutkunamadım.
O sırada lobide babamı gördüm, bir adamla konuşuyordu. Bakışlarım kısıldı. Yaman Amca. Ve bir siluet daha belirdi. Yalım.
Tabii ya bu yüzdendi ısrarı.
Başımı iki yana salladım. Kabul edemezdim bunu. Benim rızam olmadan olmazdı!
Basamakları geri çıktım. Tam Feyyaz'ı arayıp ona her şeyi anlatacakken arkamdan biri geldi. "Zümra?"
İrkilerek arkamı döndüm. "Yalım?" Ne ara gelmişti, hiç farkında değildim. "Korkuttum mu seni?" dedi ellerini cebine atarak yüzünde de samimi bir gülümseme vardı. Ah be Yalım, iyi çocuksun hoş çocuksun da benden sana yâr olmaz. Allahı var yakışıklıydı, kibardı, zengindi de. Yani bir kızın hayallerini süsleyen bir adamdı Yalım.
Ama benim değil.
Bir Feyyaz olamazdı benim için.
"Biraz," dedim elimi boynuma koyarak. "Sen... Niye geldin?"
"Nerede kaldın diye. Seni bekliyoruz aşağıda."
"Ha şey tamam... Ben odada bilekliğimi unutmuşum da onu takayım geliyorum hemen." dememle arkamı dönmüştü ki kolumdan tutup beni kendine çevirdi. "Gerek yok bence, bu gece başka şeyler takabilirsin." Yaptığı imâyla duraksarken zorlukla gülümsedim. Elini kolumdan çekip uzattı koluna girmem için ama girmedim. "İyiyim böyle." diyerek ben önde ben arkada inmeye başladık.
Yaman amca beni görünce selamlarken sordu, "Nasılsın Zümra kızım?"
"İyiyim Yaman amca sizi sormalı."
"İyiyiz biz de." Yalım'a bakış attı. "Bugün büyük gün." Herkes birbirine bakıp gülüşürken bense gergindim. Hiç gülemiyordum. İçim içimi yiyordu. Babam saatine baktı, "Haydi gidelim o zaman fazla geç kalmadan."
Herkes önden ilerlerken Yalım bana yol verdi buyur ederek ona bakmadan çıktım evden. İçimdeki kötü hisleri evde bırakmak ister gibi.
&
Feyyaz endişeli gergin haliyle taburede oturmuş bacağını sallarken elinde telefonunu çeviriyordu. Ali içeri girdi o sırada. "Ses soluk yok mu abi?"
"Yok." dedi fısıltıyla. Meraklanmaya başlıyordu. "Abi napalım? Bekletelim mi aracı?" Saat başı olmuş geçiyordu hatta. Feyyaz ne yapacağını bilemezken hızla ayağa kalktı. "Yok koçum," cebinden anahtarları çıkarıp Ali'ye uzattı. "Al sen bunu. Kapat burayı direkt git bizimkilerle. Ben Zümra'yı alıp gelirim yanınıza."
"Abi bekleseydik-"
"Yok oğlum yok ayıp olmasın daha fazla," montunu aldı Feyyaz, üzerine geçirirken. "Belli ki bir şey oldu, Zümra bana haber verirdi yoksa. Ona bakmaya gidiyorum şimdi, haber ederim size."
"Tamamdır abi."
Feyyaz hışımla tamirhaneden çıkıp sokakta yürümeye başlarken bir kez daha çaldırdı sevgilisinin telefonunu. Yine cevap yoktu. İçindeki endişesi artmaya başlıyordu. Telefonu kulağından uzaklaştırıp ekrana baktı. "Neredesin Zümra'm neredesin..."
Caddeye indiğinde taksi durağına işaret etti, tanıdık olan şoför çayını bırakıp fırladı yerinden. "Buyur Feyyaz abim. Piknik yok muydu bugün?"
"Rıfat boşver şimdi pikniği, bir adrese gideceğiz, uzak ama. Acele etmemiz lazım."
"Sen iste abim ışık hızında yetiştiririm ben seni."
"Eyvallah."
Araba son sürat ilerlerken Zümra'nın arkadaşı Gizem ile yaşadığı sitenin önüne geldi. "Vay anam babam vay millet nerelerde yaşıyor." Rıfat'ı duymamazlıktan gelen Feyyaz camı indirdi. Eğilen güvenliğe baktı. "Buyurun kime baktınız?"
"C blok. Daire 14. Zümra Sayar."
Kaşları çatıldı. "Öyle biri yaşamıyor burada."
Feyyaz duraksadı. "Emin misiniz?"
"Eminim beyefendi."
"Gizem. Gizem Akça. İki hanımefendi birlikte yaşamıyorlar mı?"
"Gizem Hanım var evet. Ancak Zümra Hanım'dan haberim yok."
"Zümra Sayar? Bir daha bakın belki yanlışlıkla karıştırdınız..."
"Kaç yıllık güvenliğim burada beyefendi. Gizem Hanım tek yaşıyor. Daha fazla bilgi veremem. Lütfen uzaklaşın." Güvenliğin tehlike gibi görmesine mi şaşırsın yoksa Zümra'nın burada yaşamadığına?
"Napalım abi?"
"Dur Rıfat." diyen Feyyaz araçtan inerek kapıyı çarptı. "Bak birader," güvenliğin karşısında durdu. "Niyetim sorgulamak değil, hayat mebat meselesi. Kendilerine ulaşmam gerekiyor."
"Beyefendi anlıyorum ama sadece Gizem Hanım yaşıyor dairede. Kendisi de burada değil zaten. Lütfen daha fazla zorluk çıkarmayın."
"Nasıl ulaşabilirim peki? Bir arasanız haber verseniz. İsmim Feyyaz. Feyyaz Arıca."
Güvenlikçi usanmış gibi telsizden anons geçti ve arattırdı. Ama açan yoktu. Cidden ulaşılamıyordu ve Feyyaz delirmek üzereydi.
Olacak gibi değildi o an karakola gitmeye karar vermişti ki, güvenlikçi adam seslendi. "Beyefendi, Gizem Hanım hatta. Buyurun."
Feyyaz hızla geri dönerken kulübeye yaklaşıp telefonu kulağına aldı. "Alo?"
"Buyrun Gizem Akça benim."
Boğazını temizledi. "Gizem... Feyyaz ben. Zümra'ya ulaşamıyorum. Aklımı kaçıracağım. Sen biliyor musun nerede olduğunu?"
Gizem'in duraksadığını hissetti Feyyaz. "Bilmiyorum." Kaşları çatıldı. "Ay Allah söylemedi mi bir şey?"
"Yok," dedi Feyyaz durulmuş sesiyle. "Ben de sana demiştir diye..."
"Yok Feyyaz. Bana da demedi bir şey. Ben haber alırsam sana ulaştırırım."
"Tamam Gizem, sağ ol." Telefonu kapatıp adama teşekkür ederken dalgındı. Bir şeylerin ters gittiğini hissediyordu. Taksiye binip Rıfat'a karakola sürmesini söylerken düşünüyordu. Acaba annesini hastaneye kaldırmışlardı da endişelenmemesi için demiyorlardı? İmkansızdı. Böyle bir şey yaşansa Zümra kesinlikle söylerdi.
Karakolun önünde indiği sırada telefonu çaldı. Zümra'sı arıyordu. Bir hışım açtı. "Zümra neredesin sen? Ne kadar meraklandım haberin var mı?!"
"Feyyaz... Sakin ol."
"Sakin mi olayım gerçekten? Sakin olmamı mı istiyorsun Zümra? Sana saatlerdir ulaşamıyorum ben, aklımı kaçıracaktım. Sense sakin ol diyorsun bana? Delirtecek misin beni?"
"Haklısın... Çok haklısın. Ben, ben annemin yanındayım. Memleketteyim. Endişelenme diye haber vermedim sana."
"Telefonlarımı bu yüzden mi açmadın?"
"Evet aşkım, sen de gelmek isterdin benimle oysa buna gerek yoktu."
"Tabi ki gelirdim! Seni yalnız başına bırakacak halim yoktu."
"Feyyaz..."
Feyyaz biraz da olsa sesini duyduğu için sakinleşirken, "Ne zaman döneceksin?" diye sordu. "Yarın İstanbul'da olurum."
"Tamam can özüm. Bir şey olursa haber et bak. Muhakkak."
"Tamam aşkım." O an Zümra'nın sesinin titrediğini fark etti Feyyaz. Endişeden anlayamamıştı ama şu an... Yalan söylediğini anladı. Kesinlikle bir şey saklıyordu. "Şimdi kapatmam lazım sonra arayacağım seni."
"Tamam... can özüm." Telefon kapandıktan sonra bir müddet telefona baktı Feyyaz. Elinde çevirirken bakışları kısıldı. "Yok içim rahat etmeyecek benim..." deyip annesinin numarasını çevirdi, genelde teyzesi açardı. Ama kimse açmadı. Şaşırırken bir kez daha çevirdi. Üçüncüde bir erkek sesi açtı. "Alo?"
"Ben Süreyya Hanım'la görüşecektim ama-"
"Yok burada öyle birisi." Bu kez irdelemedi Feyyaz. "Anladım iyi akşamlar."
Önce ev sonra Zümra'nın sesi... Sonra da bu. Kendisinden saklanılan bir şeyler olduğuna emindi artık. Ama neden saklasındı? Anlamıyordu.
Rıfat'a döndü. "Telefon numarasıyla konum bulunuyordu değil mi?"
"Ayıpsın abi hemen hallederiz bizimkilerle de, bir sorun yok değil mi?"
"Yok yok, mahalleye dönelim de halledin şunu."
"Tamam abi."
Mahalleye dönünce bilişimci Gürkan'ın evinde bilgisayarın başındaydılar. Rıfat Gürkan'ın ensesine vurdu. "Len ilk defa işe yaradı hackerlığın."
"Abi benim hackerlığım hep işe yarıyor yalnız." deyip gözlüğünü itti Gürkan. "Sus len. Bul bakalım bu numara nereye aitmiş?"
"Hemen." Takır tukur klavye sesleri bir dakikaya yakın sürerken Feyyaz sessizce dikiliyordu başlarında. O da ekrana bakarken Gürkan durdu eğildi ekrana doğru. "Beykoz Riva."
Feyyaz'ın kalbi hızla çarpmaya başladı. Sert tonuyla, "Emin misin Gürkan?"
Rıfat da peşinden, "Emin misin Gürkan?" dediğinde Feyyaz ona bakış attı ardından Gürkan'a döndü. "Eminim abi." Bir şeyler daha yaptı ekranda. "Hatta adresi sms olarak gönderdim."
"Yuh lan. Ne ara?"
Feyyaz bir şey demeden telefonuna bakarken Rıfat'ı dürttü. "Çabuk hadi." Gürkan'a da, "Ödeyeceğim borcunu koçum. Sözüm sözdür."
"Sorun yok abi."
Yaklaşık yarım saatin ardından büyük bir evin önünde durduklarında etrafa karanlık çökmüştü. "Abi piknik de yalan oldu he."
"Ne pikniği Rıfat sus." Rıfat Feyyaz'ın gergin olduğunu duyunca susuverdi. "Sen burada bekle. Gecikmem."
"Abi gelseydim ben de..." demesine kalmadan Feyyaz çoktan inmiş demir kapıdan içeri girmişti bile. Etrafta güvenlik yoktu. Lüks bu villadan sesler geldiğini duyunca büyük ışıklandırmalar gördü ileride. Zümra'nın burada ne işi var diye düşünürken aklına bir an ek iş fikri geldi. Bu yüzden mi yalan söylüyordu?
İyice yaklaşırken etraf oldukça kalabalıktı ve zengin sosyete olduğunu düşündüğü kişilerin garip bakışlarını üzerine çektiğinin farkındaydı. "Ne işin var burada be Zümra'm..."
O sırada etrafı izlerken kırmızı siyah smokin etek kombini yapmış garson kızı dürttü, saçlarını sıkı topuz yapmıştı. Yüzü temiz ve parlaktı. "Affedersin... Zümra'yı gördün mü?" Aynı işteyse tanıyor olmalıydı. "Zümra mı?" Güldü kız. "Zümra Sayar'dan bahsetmiyorsunuz sanırım."
Durdu Feyyaz, kaşlarını çattı. "Evet ondan bahsediyorum ne olmuş?" Kız süzdü adamı. Sonra ileriyi işaret etti. "Orada kendisi."
Kafasını çevirmesiyle Zümra'sını görmesi bir oldu. "Zümra..."
O sosyetelerin arasındaydı, çok güzel olmuştu. Feyyaz gözlerini ondan bir saniye bile alamazken bir adamın ona kolunu beline attığını kadeh verdiğini gördü. "Ne oluyor lan..."
İşin garip yanı, Zümra'sı o adama gülümsedi, kadehi kabul etti. Feyyaz buz kesmişti sanki olduğu yerde. Bir iki adım daha attı ama atamadı daha da.
"Züm...ra..."
"Öhöm, saygıdeğer misafirlerim," bir adam konuşuyordu. "Burada bulunmamızın sebebi takdir edersiniz ki benim yeni yönetim kurulu başkanını açıklamak ve ailemize yeni katılan fertleri size takdim etmektir." Mikrofondan yayılan ses Feyyaz'ın kulağına uğultu gibi geliyordu. "O halde lafı fazla uzatmadan Sayar Holding yeni yönetim kurulu başkanını açıklıyorum. Kızım, Zümra Sayar. Ve yakında evleneceği müstakbel eşi Yalım Atasoy!"
Feyyaz'ın dünyası başına yıkılmıştı, artık sesleri duymuyordu, kafasında tek bir ses yankılanıyordu. Sürekli onu duyuyordu sanki. ...yeni yönetim kurulu başkanı Zümra Sayar ve... müstakbel eşi Yalım Atasoy!
Feyyaz yutkunamadı, nefes alamadı. Yer altından kayıp gidecek gibiydi her an.
Bunca yıl herkesten kaçtın
En sonunda buldun sandın
Ansızın içini açtın
"Yapma" dedim yaptın gönül
Gözleri senden uzaktı
Fark edilmez bir tuzaktı
Sana böylesi yasaktı
"Yapma" dedim yaptın gönül
O bir yolcu sen bir hancı
Gördüğün en son yalancı
İçindeki derin sancı
"Gitmez" dedim kaldı gönül
Sen istedin, ben dinledim
"Senden ayrı olmaz" dedim
En sonunda ben de sevdim
Şimdi beni kurtar gönül
Feyyaz o an kaçmak istedi oradan, koşarak uzaklaşmak.
Hızla evin bahçesini terk ederken sokağa kadar koştu. Nefes nefese. En sonunda ayağı takıldı yere çöktü. Ağlayarak yere kapandı. O Feyyaz Arıca, hayatı boyunca ilk kez böylesine yıkılmıştı.
Böylesi sevdiğin için
Bir kördüğüm oldu için
Ağlıyorsun için için
Demedim mi sana gönül?
Sen istedin ben dinledim
"Senden ayrı olmaz" dedim
En sonunda ben de sevdim
Şimdi beni kurtar gönül
Böylesi sevdiğin için
Bir kördüğüm oldu için
Ağlıyorsun için için
Demedim mi sana gönül?
Sen istedin ben dinledim
"Senden ayrı olmaz" dedim
En sonunda ben de sevdim
Şimdi beni kurtar gönül
O bir yolcu sen bir hancı
Gördüğün en son yalancı
İçindeki derin sancı
"Gitmez" dedim kaldı gönül