Fikret Kızılok - Bu Kalp Seni Unutur Mu?
"Abi... Feyyaz abi!" Rıfat koşarak yanına gelirken Feyyaz nefes alamıyordu. Rıfat onu güçlükle çekip kaldırırken bir kolunu omzuna alarak taşıdı adamı. Işıkların geldiği yere omzunun üstünden arkaya doğru baktı. Burası neresiydi anlamamıştı ama bir şey soramadı. Dağ gibi adam yıkılmıştı, içeride ne olmuş olabilirdi ki?
"Abi bir parti falan mı var?" Bir kez daha baktı Rıfat eve doğru, sonra Feyyaz'a döndü. "Hem Zümra ablamı bulabildin mi?"
Feyyaz irkildi. "Rıfat..."
"He abim."
"Bana... Bir daha o ismi deme." Rıfat kafası karışmış şekilde bakarken Feyyaz tek bir noktaya odaklanmış gitmişti. "Benim... Benim Zümra'm az önce öldü... O kadın artık benim Zümra'm değil."
"Abi..."
"Yürü... Yürü sahile çek."
Taksiye binip uzaklaşırlarken arabanın kırmızı farı yolda uzaklaşa uzaklaşa tek noktaya döndü.
Rıfat, bir balıkçı dükkanına getirmişti Feyyaz'ı. Sahile bırakıp gitmekti niyeti. Ama adamın sersefil perişan olduğunu görünce bırakası gelmemişti. Beyaz rengin hakim olduğu restoranda cam kenarına oturdular karşılıklı. Rıfat iki el işaretiyle siparişi verirken Feyyaz dışarıyı seyrediyordu. Tekneler sallanıyor, denizin dalgaları kıyıya çarpıp duruyordu. Saat muhtemel gece yarısını geçmişti, telefonunu açıp bakmak gelmiyordu içinden.
"Anlatmak istersen anlat abi." Dirseklerini masaya dayadı Rıfat. "İstemezsen de içeriz iki duble. Öyle dertleşiriz."
Feyyaz yorgunca gülümsedi. "Eyvallah Rıfat'ım."
&
Aradığınız kişiye şu an da ulaşılamıyor... Lütfen daha sonra-
"Allahım deliricem nerede bu adam?" Ekrana iki tıklayıp yeniden kulağıma yasladım. Yine aynı cümle. Aynı ses. İçimdeki sıkıntı daha da büyüdü. Yutkundum ama yutkunamadım. Eve gelince daha da artmıştı, ve Feyyaz'ın sesini duymadığım her an daha da artıyordu. Bana ulaşamadığı için kızgın olduğunu düşünüyordum bu yüzden aynısını bana karşı yapıyor mu diye düşünsem de başımı iki yana salladım. "Feyyaz ölür de yapmaz, meraklanacağımı bile bile yapmaz."
Yatağımın ucuna oturdum. Hele bilerek ben yaptım diye hiç yapmazdı. Huyu değildi bir kere. İyi de niye ulaşamıyorum ben sevgilime o zaman?
Kapı tıklatıldı. Telefonu kapatıp yatağa atarken alnımı sıvazladım. Başıma ağrı girmiştim. "Gel."
"Zümra Hanım yardım için gelmiştim."
"Gel Elif şu elbisemin fermuarını indiremedim, sıkıştı sanırsam."
Kapıyı kapatıp yanıma geldi. Sırtımı ona doğru çevirdim. "Hemen açayım hanımım." Sonrasında saçlarımı da açmama yardımcı olurken elbiseyi almasını söyledim ardından banyoya girdim. Sıcak su bedenimi rahatlatırdı normalde ama hâlâ kaskatıydım. Yarım saatlik sürenin ardından bornoza sarındım. Kafama da havlu geçirirken buğulu aynamı silip kendime baktım iç çekerek. Yüzümden mutsuzluk akıyordu resmen.
Odama geçerken tam havluyu çıkaracaktım ki telefonumun çalmasıyla yatağıma uçtum adeta. Ekranı çevirip baktığımda hızla çarpan kalp atışlarım, yükselen heyecanım dindi. Yalım. Çağrıyı yanıtlamadım. Reddetmedim de. Umutsuzca üzerimi değiştirip saçlarımı yapmaya başladım. Maşayı saçımda tutarken makyaj aynasından yatağıma bakıyordum. Odak noktamda telefonum vardı. Simsiyah ekran. Ne bir bildirim ne bir çağrı. yanık kokusu gelince irkilerek maşayı saçımdan uzaklaştırdım. "Allah kahretmesin,"fişi çekip makyaj masasına atıp ellerimi alnıma dayadım oflayarak. Ağlamama ramak kalmıştı. Geri çekilip saçlarımı geriye attım aynadan baktım kendime. göz altlarımı sildim. "Neredesin... Neredesin sevgilim..."
&
Feyyaz, bilmem kaçıncı rakısını kafaya dikerken Rıfat çaresizce karşısında oturuyordu. Fatih de kısa bir süre önce aralarına katılmıştı. Sandalyeye yaslı halde izliyordu iki adam da onu. Fatih Rıfat'a dönerek hayırdır der gibi göz kırptığında Rıfat bilmiyorum dercesine omuz silkti. Feyyaz şişeyi yeniden eline almıştı ki Fatih mani olarak söze girdi. "Yeter be oğlum iç iç şiştin."
"Bırak Fatih..." dedi Feyyaz yorgunca.
"Ne oluyor Feyyaz? Anlatsana bir abicim gözünü seveyim."
Feyyaz susakaldı. İç çekti derince. Alev alev yanıyordu o, ne anlatsa bilemedi. Anlatsa içindeki har sönecek miydi onu bile bilmiyordu. O sırada Serdar da mekandan içeri gierken Feyyaz onu fark etti güldü sinrileri bozulmuş gibi. "Geldi bizim kaçak."
"Sensin lan kaçak." dedi Serdar sandalye çekerken. "Neredesin olum sen kaç saattir? Pikniğe gelicem demişsin yoksun. Zümra'ya mı gittin? Annesine mi bir şey oldu?"
Feyyaz güldü çakırkeyif halde. "Allah bilir annesi turp gibidir..."
Serdar anlamsızca baktı. "Ne diyon olum sen? Kafan mı iyi?"
"Abi sence..." dedi Fatih araya girerek. "Feyyaz bak, neyse seni bu kadar sıkan söyle, söyle de rahatla lan."
"Aynen abi, taksiye bindiğinden beri konuşmadın... Korkuyorum valla artık." dedi bu kez de Rıfat.
"Sen bununla beraber değil miydin lan Rıfat? Bilmiyon mu ne olduğunu?" dedi Serdar.
"Abi ben bekliyordum araçta. Bir girdi içeri sonra çıkış o çıkış... Sigara içmek için indim, bir baktım yere çökmüş bizimkisi... Koştum hemen taşıdım arabaya. Sonrasını da biliyonuz zaten."
"Zümra..." denilince de hepsi Feyyaz'a döndü. "Beni aldatıyormuş uzun zamandır hem de." dedi ve kadehi kafaya dikti.
"Nasıl yani abi?"
"Feyyaz emin misin abi?"
"Eminim... Ne zamandır bilmiyorum ama uzun zaman olduğuna eminim. Yoksa bu kadar..." Sesi titredi. "Kolay yalan söyleyemezdi."
"Abi..."
"Feyyaz olum bak bunun şakası olmaz-"
"Ne şakası lan!" Sinirlenip yükselip kadehi duvara fırlattı. "Ne şakası! Kandırıyormuş beni. Aldatıyormuş. Başkasıyla nişanlıymış!"
"Ne..."
"Nişanlı mıymış..."
Herkes sus pus olurken uzunca bir sessizlik oldu, oturdular öylece. Feyyaz durmadan içmeye devam ediyordu. Körkütük sarhoş olmasına ramak kalmıştı.
"Hasan baba?" dedi Fatih. Hasan baba ağır adımlarla bastonuyla masaya doğru yürüdü. Eliyle otur otur yaptı ayağa kalkan Fatih'e. "Bizim çocuklar burada olduğunu söyleyince uğrayayım dedim şu aslanlarıma. Hayırdır kutlama mı var?" dedi muzip sesiyle.
"Pek kutlama denilmez baba," dedi Serdar.
"Yoo," dedi peşinden Feyyaz. Gülerek kadehini havaya kaldırdı. "Kutlama! Beni kandıran bir kadından kurtuluşumu kutlama!"
Hasan baba kaşlarını çattı. "Kandıran kadın?"
"Zümra'dan bahsediyor." Hasanbaba güldü. "Oğlum sen iyi misin? Zümra'nın seni nasıl sevdiğini tüm mahalle bilir. Senin sevdandan bahsetmiyorum bile."
"Yalanmış baba," dedi a'yı uzatırken Feyyaz. "Yalanmış herşey amınakoyayım."
"Şışt olum küfretme lan!"
"Olum karşısında babamız var lan!"
"Fatih, Serdar! Siz gidin aslanlarım..." İkisi de birbirlerine bakıp masadan kalkarken Hasan baba, "Rıfat sen de oğlum."
"Tamam babam." Üçü de giderken Hasan baba gidişlerine baktı ardından Feyyaz'a, hiç bir şey umrumda değilmiş gibi bayık gözleriyle içkisini içmeye devam ediyordu. Karşısındaki sandalyeyi çekerek oturdu. Bastonu da diğer sandalyeye taktı. Kollarını masaya dayadı. "Anlat bakalım yeğenim..."
Feyyaz güldü. "Neyi anlatayım baba?" Kadehi elinde salladı. "Beni kandırıyormuş."
"Ne konuda?"
"Her konuda! Siktiğimin her konusunda!" Feyyaz daha da bağırdı. Allahtan mekanda onlardan başka kimse yoktu. "Başkasıyla nişanlıymış!"
"Yanlış anlamış olabilir misin oğlum?"
"Neyi yanlış anlayacağım baba..." dedi bu kez çaresiz ses tonuyla. "Gözümün önünde o herife gülümsedi, sarıldı, içki içtiler." Kaşlarını kaldırdı. "Hatta... Bu şirkette çalışıyorum diyordu ya?"
"Evet?"
"Meğersem kendi şirketiymiş. Yönetim kurulu başkanı oldu!"
"Oğlum terfi almış olabilir mi?"
"Baba sen yapma gözünü seveyim, kim bu devirde ceo pozisyonu veriyor?"
Sessiz kaldı adam. "Kızım dedi..." dedi Feyyaz detayı yeni fark etmiş gibi. "Babam yaşamıyor, öldü demişti. Meğersem..." Güldü. "Ulan sikeyim dünya, dünya sikeyim." Kafaya dikti yeni kadehi de.
"Feyyaz..."
"Baba benim sevdiğim dediğim kadın bana yalan söylüyormuş, beni kandırıyormuş ya... Aldatıyormuş ulan beni!"
"Mutlaka bir sebebi vardır. Anlamadan dinlemeden kafana göre iş yap!"
"Baba!"
"Şimdi her şey taze. Canın yanıyor biliyorum... Ama acele etme. Git bu gece eve, yat dinlen. Yarın dinç kafayla otur düşün ne yapacaksan o zaman." durdu. "Ama konuş, Zümra'yla konuş Feyyaz. Beni yaptığımı yapma oğlum. Vardır bir açıklaması. Bazen gördüğümüz gibi olmayabilir."
"Baba..."
"Feyyaz dediğimi yap."
Sessiz kalmakla yetindi Feyyaz. Yine bir kadehi daha kafaya diktikten sonra başını salladı. "Tamam... Tamam baba."
Hasan baba'sı brukça gülümsedi. "Hadi yeter bu kadar içtiğin... Bizimkiler seni eve bıraksın."
Cüzdanı çıkarmaya çalışırken, "Hesabı... ödeyeyim baba." Hasan baba durdurdu onu. "Boş ver hesabı. Git hadi."
"Borcum olsun." dedi yerinden ağırca savsaklayarak kalkarken. Hasan baba çocuklara baş işarete etti. Biri koşup Feyyaz'ın koluna girerken, "Hadi oğlum düşünme şimdi bunu." dedi ardından Feyyaz'ın gidişini izledi.
"Ah oğlum ah..."
&
Feyyaz karanlığın içinde salonda oturuyordu.
Sokak lambasından tül perdeye ışık sızıyordu. Perdeleri bile çekmemişti. Gök gürültülü sağanak yağış başlamıştı. Başını perdeye çevirdi. Lacivertimsi kara bulutlar çakıyor, ardından sesi geliyordu. Yağmurun sesini çatıdan duyabiliyordu. Bardaktan boşanırcasına yağıyordu. İçi öyle yanıyordu ki şu yağmurun altında saatlerce kalsa yine dönmezdi.
Yârim gezdiğum yola bakarım uzun uzun
Gözlerim doldide aklıma geldi hüzün oyyy
Al gözümden yaşları gün gelir kurutursun
Yaz bunu bir kenara gidersen unutursun
"Affedersiniz... Yardımcı olabilir miyim?" O gözler kendi gözlerine döndüğünde vurulduğu andı. Zümra'sına ilk vurulduğu andı.
Limanin gemileri demir aldı gidecek
Benim göz yaşlarımı kim gördü kim bilecek oyyy
Al gözümden yaşları gün gelir kurutursun
Yaz bunu kenara gidersen unutursun
Sigarayı çekti uzunca dudaklarının arasından. "Güvenmiştim ben sana..." Dumanı üflerken başını eğdi aldığı birayı kafasına dikerken yeniden koltuğa yığıldı. Başını çevirdi pencereye.
Al gözümden yaşları, gün gelir kurutursun
Yaz bunu bir kenara, gidersen unutursun
Al gözümden yaşları, gün gelir kurutursun
Yaz bunu bir kenara, gidersen unutursun
Al gözümden yaşları, gün gelir kurutursun
Yaz bunu bir kenara, gidersen unutursun