9.Bölüm

1449 Kelimeler
Mimoza Çiçeğim & Volkan Konak Kapıya vurmayı bir saniye bile bırakmazken en sonunda açıldı. Gördüğüm manzara ile gözlerim büyürken şaşıramadan edemedim. Feyyaz'ın sadece baksırı ile kapıyı açmasına mı kızayım yoksa buram buram gelen alkol kokusuna mı? Uyku mahmuru suratına sinirli bakışlar atarken onu iterek içeriye girdim. Kapıyı sertçe kapattım. "Neredesin sen?! Dünden beri seni arıyorum telefonun kapalı!" Alnını ovaladı. Gözleri kapalıydı. "Bağırma..." Arkasını dönüp salona girdiğinde ağzım açık kaldı. Neydi şimdi bu? Üzerimi çıkartıp terliklerimi giydiğimde salona girdim peşinden. Koltuğa yığılmıştı dahası sehpada dağınık devrilmiş şişeler tabaklar ve yerde fazlası... "Buranın hali ne?" "Başım çatlıyor." Elimi belime koydum. "Çatlar tabii!" Öfkeyle konuştum. "Bu kadar içecek ne vardı?! Ben hem ben sana dün geceden beri neden ulaşamıyorum?!" Histerikçe güldü. İlk kez o an baktı geldiğimden beri. "Dün gece neredeydin?!" Duraksadım. "Ne?" "Bu kadar merak ettiysen... Dün gece neden gelmedin? Neredeydin?" Yutkundum. "Nerede olacağım canım? Annemin yanındaydım!" "Sakarya'da yani?" Bakışlarımı kaçırdım. "Hıhım," sehpaya eğildim. Toplamaya başladım çöpleri. "Ben hesap verdim sıra sende. Kaçmak yok. Kahve yapıp geliyorum." Mutfağa girdiğimde elimdekileri tezgaha yığdım. Göğsüme koydum elimi. Neydi bu... Onu görmeme rağmen iyi olduğunu bilmeme rağmen içimdeki o kötü his gitmiyor... "Ne yapıyorsun?!" İrkildim. Dolabın kapağını araladım. "Cezveyi arıyorum." "Orada değil ki alt çekmecede." Dolabı kapattım. "Doğru ya..." "Zümra?.." Arkamı döndüm elimde cezveyle. "Akıl mı bıraktın bende?! Hem senin telefonun niye açık değil?!" "Şarjım bitti..." Duraksadım. Bakışları düzdü. İçkinin etkisinden diye düşünsem de içimdeki kuruntuyu atamıyordum. "Feyyaz..." Tamamen ona döndüm. "Sen böyle yapmazdın, bak eğer dünden dolayı böyleysen... " Duraksadım gözlerine bakıp. "Bir sorun mu var?!" Durdu uzun uzun izledi gözlerimi. "Yok." Gülümsedim. Var olsa bile elbet anlatırdı önce ayılmasını sağlayacaktım. Sarıldım. Sırtım boş kalsa da çok geçmeden kollarını hissettim. "Öldüm öldüm dirildim... Aklım çıktı sana bir şey oldu diye," Geri çekildim. "Hem neden bu kadar içtin ki?!" "Sonra," benden uzaklaştı. "Uyuyacağım biraz." "Dükkana gitmeyecek misin bugün?" "Serdar halleder." Arkasını döndü yeni bir soru sormama kalmadan mutfaktan çıkmıştı. Dudaklarımı büzdüm. Muhtemel gece oturmuşlardı. Hemen de kafada kur kızım be Zümra... Şirkete geldiğimde yol boyu kafamdan Feyyaz'ı atamadım. Beraber kahvaltı da yapamamıştık. Keyifsizdi işte. Her halinden belliydi. Şimdilik üstüne gitmeyecektim. "Zümra Hanım hoş geldiniz!" "Hoş bulduk Fazıl Bey," diyerek adamın uzattığı eli sıkarken tebessüm etti. "Biz yeni pozisyonunuz için çok mutlu olduk efendim. Sizinle çalışmak her zaman keyifliydi. Bundan sonraki süreçte de güzel işler başaracağımıza inanıyorum." "Teşekkür ediyorum Fazıl Bey onore ettiniz beni," sonrasında toplantı odasına doğru yürümeye başladığımızda aynı zamanda takvimimi de öğrenmiştim. Hayli yoğundum şu birkaç gün. Karanlık toplantı odasında projeksiyon yansıtılırken bakışlarım dalgındı. Kalemi masanın üzerinde yavaşça çevirirken aydınlanan telefon ekranımla hızla elime aldım. Feyyaz'ımdan mesaj vardı. Üç günlüğüne Giresun'a gidiyorum, Hafize annem rahatsızlanmış. Haberin olsun. Kaşlarım çatıldı. Bu ne soğuk mesajdı?! Sinir olup cevap yazmazken bir günde değişen ruh halinden mutsuzdum. Onu merakta koydum diye mi bana aynısını yapıyordu? Yine de yüreğim elvermedi cevap yazdım. Tamam. & Günler sonra... "Selam canikom," Gizem odaya girerken irkildim kahvemi üzerime damlatmıştım. Oflayarak sertçe kupayı masaya koyarken Gizem hızla yanıma geldi. "İyi misin? Yanmadın değil mi?" Beyaz pantolonum üzerine somon rengi gömleğimi giymiştim. "Çıkmaz şimdi de..." dedim peçeteyi bastırırken. Gözlerim doldu. "Zümra?" "Gizem..." Hıçkırarak ağlamaya başladığımda Gizem şaşkınlıkla eğildi suratıma baktı ardından sarıldı. Ne kadar geçti zaman bilmiyordum tek bildiğim içimdeki sıkışmışlığı biraz olsun atmıştım. Koltukta beraber oturuyorduk sessizlik içinde. "Ne oldu arkadaşım? Anlatmayacak mısın?" İç çekerek gözlerimi yumdum. Ne kadar ağladıysam artık ağrıyordu. Kızarık olduğuna da emindim. Kolumu koltuğun üstünde kırarak başımı elime yasladım. "Feyyaz..." "Ne olmuş Feyyaz'a?" "Benimle eskisi gibi değil." Kaşları öatıldı. "Ne demek o?" "Bir süre önce... işte... babamın doğum günü gecesinden beri. Bir tuhaf. Son günlerde yine öpüyor sarılıyor ama ruh gibi." "Bir sıkıntısı olabilir mi?" "Bilmiyorum ki anlatmıyor da!" Kolumu uzattım. Başımı eğdim. "Eskisi gibi aramıyor..." Zümra'm ya da gülüm diyen canlı sesini özlüyordum. Gizem uzaklara dalmış gibi bakışları kısılırken hızla bana döndü. "Zümra? Bu sakın öğrenmiş olmasın?" Durdum iki saniye. "Yok canım," Yerimde duramadım. "Gerçekten mi yoksa?" "Olabilir mi olabilir? Bir ağzını arasana bugün." "Açmıyor ki telefonları yani işim var diye kapatıyor sürekli." "Tamam işte bak..." "Ama Gizem öğrense bu kadar sakin olur muydu? Benim tanıdığım Feyyaz asla sabretmez bu konuda." "Bilemezsin Zümra bu ya da başka bir konu. Bir şey olduğu kesin. Bugün git yanına açmıyorsa telefonunu da. Konuş. Sakince ama. Tartışmadan. Ilımlı ol." İç çektim. "Tamam..." Durdum. "Dur ben bir arayayım yine..." Kalkıp masaya yaklaştım telefonu aldım elime, Gizem'e sırtımı dönerek kulağıma yaklaştırdım. Çalıyor çalıyor... Ama cevap yok. Kapatarak Gizem'e döndüm. Telefonu elime vurdum. "Açmıyor. Ama olsun. Dükkana gideceğim direkt." "Ha şöyle, görmek istediğim Zümra bu..." dediğinde gülümsedik karşılıklı. & Feyyaz elindeki bezi omzuna atarken kaputa yaslandı. Yansıması arabaya düşerken gözleri uzaklara dalmıştı. Kafasını kurcalayan çok şey vardı. Hafize anası... Sonra Zümra. O günden sonra Zümra ile çok görüşememişlerdi. Normalde olsa göremediği her saniye için delirirdi ama artık aramıyordu bile Zümra'yı. Söylediği yalanları düşündükçe... Kaç hafta olmuştu Zümra'sı hala Zümra'ydı ama tık yoktu. Doğruları söylemeyi düşünmüyordu. "Feyyaz?" Feyyaz irkilerek arkasına döndüğünde onu gördü. Kaşları çatıldı. "Zümra?" Zümra çekinerek içeri girerken Ali'ye baktı, ileride diğer arabayı tamir ediyordu daha fark etmemişti. "Sevgilim o kadar aradım ama seni," sesi düşük endişe dolu olmasına rağmen tatlı çıkmıştı. "Ulaşamayınca merak ettim." "Kusura bakma." Arkasını döndü. "Can.. özüm.." Ağzından çıkmıyordu. Zorluyordu kendisini. "İşler yoğundu bugün." Omzunda el hissetti. "Sorun yok... Hem bak senin sevdiğin kurabiyelerden aldım yer miyiz?" Feyyaz takım çantasını düzenlerken başını salladı. Bakmıyordu Zümra'ya. "Olur." Zümra içeri mutfağa geçerken Feyyaz durup gidişini izledi. Sıkıntıyla iç çekti. "Ali." "Buyur usta." "Zümra ablan geldi... İki dakika bakıver. İçerideyiz biz." Yenge değil... Zümra ablan... "Tamam usta." Feyyaz'ın fırlattığı bezi havada yakalarken izledi adamı. "Ortalık karışmasa bari." Feyyaz çayını karıştırırken Zümra da tabağı aralarındaki masaya koyarak oturdu karşısına. Feyyaz ona bakmıyordu. Duraksadı çayını içerken. "Aşkım..." "Feyyaz?" "Ha?" Feyyaz başını kaldırdı. "İyi misin? Dalgınsın bu aralar farkındayım. Canını sıkan bir şey mi var?" Elini tuttu Zümra. Bana anlatmayacaksın da kime anlatacaksın..." "İyiyim... İyiyim canım," dedi elini çekerek, çayını karıştırmayı bıraktı. Bakışları kısıldı anlık. Aklına bir şey gelmişti. "Ya aslında... Bir şey var." Zümra dikkat kesilerek durdu. "Nedir?" Feyyaz role girdi. "Sana anlatmak istemiyordum... Yani onca derdin arasında, Zeynep annemin durumu..." deyip durduğunda Zümra'nın tepkisinin değişmemesi Feyyaz'ın gözünden kaçmadı. Nasıl bu kadar normal durabiliyor... İstemsizce masanın altındaki eli yumruk oldu. "Biliyorsun, bir de benim dertlerimle takma kafanı istedim." "Aşkım olur mu öyle şey?" Feyyaz'ın koluna uzandı Zümra. "Söyle neymiş derdin, hallederiz işin ucunda ölüm yoktur." Zenginsin tabii istersen dünyalar önüne serilir. Feyyaz yutkundu. Gülümsedi zorla. "Biliyorum. Zümra... Benim yaklaşık olarak 500.000 lira borcum var." "Ne..." Zümra şaşkınlıkla kalakalırken Feyyaz içinden çok mu söyledim acaba diye düşündü. "Aşkım özür dilerek soruyorum ne borcu bu? Yani sen kontrollüydün hani birden nasıl oldu?" Feyyaz hak verdi. "Ya işte.. ayıptır söylemesi, Fatih'le Serdar'a kefil oldum. Üç beş bir şeyler derken sıkışıktım biliyorsun birikince böyle oldu." "Aylardır bu durum var yani. Ve sen bana şimdi mi söylüyorsun?" "Sıkışınca... Bilemedim Zümra. Üzmek istemedim seni. Ama işin içinden çıkamadım." Ortamda bir sessizlik oluştu. Zümra değil 500.000 lira, 500.000 euro olsa da öderdi. Ama Feyyaz'a çaktırmadan bu paranın kaynağını nasıl açıklayacağını düşünüyordu. Benim bankada euro hesabım var, 15 milyon duruyor al hepsi senin olsun da diyesi geliyordu ama yapamazdı. Biri parayı, diğeri paranın kaynağını düşünüyordu. "Dur," dedi çayını yudumlarken. "Elbet hallederiz ya." Feyyaz bakışları kısılsa da çaktırmadı. Biraz üstüne gitmeye karar verdi. "Nasıl halledeceğiz Zümra bu ay yatırdım yatırdım yoksa gider bu tamirhane. Baba yadigarı." "Aşkım sen sıkma canını. Benim babamdan kalma arsam var. Satışa koyarım onu." Feyyaz durdu. Bilerek yalan sıktı. "Baban küçükken sizi terk etmemiş miydi?" Zümra anlık yalanın patlamasıyla güldü. "Ay babam mı dedim ben ay ilahi babam olur mu hiç Feyyaz, babaannem... Hah tabii, babaannem diyecektim nereden çıktı. Bizi terk edince babaannem sahip çıkmıştı bize. Uzunca süre baktı bana. Hakkını ödeyemeyiz." "Öyle mi..." dedi Feyyaz emin misin dercesine ses tonuyla söylese de Zümra bunu fark etmedi. Feyyaz, kızın yalan söylediğinin farkındaydı. "Öyle öyle. Canım benim nurlar içinde uyusun." Çayını yudumladı. "Dediğim gibi ben satışa koyarım senin hesabına yollarım aşkım. Belki kalan parayla sana araba alırız. Hani şu çok istediğin Porsche..." "Hayır hayır," dedi Feyyaz yerinde dikleşirken. "Gerek yok kalanı sen..." Zümra'nın gözlerine baktı. "Faize koyarsın aşkım. İleride alırsın ev araba." "Alırız aşkım tabii. Evleneceğiz ya. Ay hatta çocuklarımıza yatırım yaparız." Kıkırdadı. "Çocuklarımız yalnız..." Zümra'nın kocaman gülümsemesine normalde içi giderek izleyen Feyyaz kötü kötü bakıyordu. Zorla gülümsedi çayını içerken. Utanmıyordu. Gelecek planları kurarken dahi utanmıyordu. Zümra gittikten sonra Ali içeri girdiğinde Feyyaz sandalyede oturuyor gerginlikle bacağını sallıyordu. Kolu masada dururken aniden avucunu masaya vurup ayağa kalktı. "Delireceğim ulan!" Saçlarını sıktı avuçlarken. "Gözümün içine baka baka yalan söyledi Ali." Çırağına döndü. "Hiç utanmadı..." Derince soluk alıyordu Feyyaz. "Hiç utanmadı Ali. Hiç kızarmadı yüzü." "Ustam yapma böyle..." Feyyaz arkasını döndü tabureye tekme atarken. Yüzünü sıvazladı. "Demek doğru... Her şey doğru." Başını salladı. "O zaman ben ne yapacağımı bilirim." "Ne yapacaksın usta?" Feyyaz yan dönerken Ali'ye baktı ateş saçan gözleriyle. "Evleneceğim. Asuman'la!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE