15.Bölüm

2362 Kelimeler
Yansın - Çağan Şengül & Emre Aydın "Bitti bu, arabanın arkasından getireyim." Feyyaz başını sallarken fırçayı duvardan indirdi, evi boyuyorlardı. Birkaç güne biter gibi tahmin ederken alnındaki teri parmağıyla silip attı. Serdar'ın çıktığı kapıdan bu kez Asuman girerken Feyyaz'ın bakışları kapıya çevrildi. Kızı görünce şaşırmıştı. "Asuman?" "Merhaba," dedi tiz sesiyle. Elinde peçeteyle kapalı tabak vardı. Kıymalı börek olmalıydı kokudan anlaşıldığı üzere. Bembeyaz parlayan duvara baktı. "Ne güzel olmuş... Temiz duruyor, eline sağlık." "Sağ olasın." "Ben," dedi tabağı uzatarak. "Börek yapmıştım da kokmuştur şimdi. Yoruldunuz da bir yemek arası verin isterseniz." Kokmuştur derken anlayamadı Feyyaz. Öteki sokaktan nasıl kokabilirdi ki? "Aşağı apartmandan kokuyu nasıl alalım Asuman? Tazı mıyız?" Feyyaz muzipçe gülümserken Asuman da katılmıştı. "Teyzem bir alt katınızda, ben de ondaydım." Feyyaz bu kez şaşkın bakışlarıyla gülüşünü söndürürken Serdar, Asuman'ın arkasından görünmüştü. Kızı görünce duraksadı. "A Asuman hoş geldin." "Hoş buldum Serdar. Nasılsın?" "İyiyim bacım sen?" "Ben de," dedi başını eğerek. "Börek yapmıştım da kokmuştur diye getirdim." Serdar güldü. "Nasıl kokacak aşağı mahalleden?" "Mahalle değil kat," dedi bakışlar Feyyaz'a dönerken. "Asuman'ın teyzesi Nilgün abla bir alt katta oturuyor." Serdar öyle mi bakışları atarken Asuman'a döndü. "Ben alayım o zaman börekleri." deyip tabağı hızlıca alırken ortamdan sıvışmıştı. Feyyaz'ın göstereceğim ben sana bakışından kaçamamıştı ama. "Şey babamla konuşmuşsun?" dedi Asuman hırkasının kollarını çekiştirirken. Feyyaz, kıza dönerken bakışlarını eğdi. "Evet." dedi sadece. "Ne dedi? Olumsuz bir şey dedi mi?" "Yok," Bakışları kapalı boya kutularındaydı. "İkimizin de gönlü varsa tamam diyor bu işe." "Senin gönlün var mı peki?" Başı hızlıca kalktı, gözleri Asuman'ın gözlerini bulunca iki saniye sessizlik sarmıştı odayı. İç çekti Feyyaz. "Ben o gün sana biliyorum tamam dedim söz vermiş gibi oldum ama..." "Vazgeç mı geçtin?" "Asuman ben sana bu kötülüğü yapamam," Feyyaz dik durdu. "Göz göre göre uçuruma sürükleyemem seni." "Ama ben buna razıydım Feyyaz bilmiyor musun?" "Biliyorum Asuman ama gönlüm elvermiyor." "Feyyaz senin gönlün elvermiyor değil senin gönlün beni istemiyor." Feyyaz'ın bakışları acıyla kısıldı. "Özür dilerim..." diye kısıldı sesi. "Seni oyalamak değildi niyetim." "Oyalamadın ki," Asuman'ın bakışları düşmüştü. "Ben anladım seni. Olmayacak duaya amin denmez." Sessizdi Feyyaz. "Umarım çok mutlu olursun Feyyaz." Asuman arkasını dönüp giderken çaresizce fırçanın sapını sıkıp attı yere. Naylonun üstüne düşerken hınçla parmaklarını saçlarından geçirdi. Birkaç günlük sakalını sıvazlarken yere tabureye çöktü. Serdar yanında bittiğinde başını kaldırdı elinden. "İyi misin lan?" "İyiyim..." Doğruldu, bakışları dalgındı. "Ne diyor Asuman?" Serdar da yanına çöktüğünde Feyyaz ona bakış attı. "Ne diyecek sağlıcakla kal diyor." "Veda mı etti?" "Ya ne olacaktı Serdar..." Sinirle döndü adama. "Bu işin oluru yoktu. Olmayacaktı da. Yok yere kızı umutlandırdın. Teyzesinin üst katını tutmuşsun bana." "Ben nereden bileyim abi," Feyyaz yapma allasen bakışı atarken Serdar sessizleşti. "E ne yapacaksın?" "Yapacağım belli, evin işini bitirip başka yer bakarım." Bakışları odanın içinde gezindi. "Burayı da kiraya veririz." "Onca tadilat boşa mı be oğlum? Gel vazgeç." "Asuman her geldiğinde benim burada olduğumu bilip gelecek Serdar. Ben kızdan kaçmaya çalışıyorum sense evlendirmeye." "Ben senin için diyorum Feyyaz," Serdar elini arkadaşının omzuna attı. "Ne yapacaksın bir ömür Zümra'nın yasını mı tutacaksın?!" Feyyaz hızla kalktı tabureden. "Feyyaz! Ben görmüyor muyum sanıyorsun? Ne kadar kızgın olsan da kırgın olsa da bakışların senin aklın kalbin onda. Kızın onca yalanlar söylemesi nişanlı olması bile sökemedi seni yüreğinden!" Feyyaz elini sıkıyordu artık. "Sus..." Serdar eğildi. "Tamam Zümra'ya kapatamıyorsun madem, başkasına kapatma kendini." Feyyaz bir şey demeden camın önünde dikilirken arabaya binen Asuman ile göz göze gelmişti. Daha fazla bakmadan gözlerini ileriye çevirdiğinde Serdar'ın her bir sözü içinde dağlanıyordu. Haklıydı. Ama elinden ne gelirdi... Söküp atamıyordu ki. Gözlerini yumdu alnını sıvazlarken. Terliydi duş almak istiyordu. Arkasını döndü. "Yeter bugünlük. Yürü sana gidelim." "E boya?" "Son bir kat kaldı zaten, yarın hallederiz." Serdar başını sallarken poşetleri toplayıp aldı eline. "Dükkana uğrayacak mısın?" "Ali halleder bugünlük." Beraber evden çıktıklarında Serdar arabaya yürürken Feyyaz'ın telefonu çalıyordu. Adımları yavaşlarken cebinden çıkarıp ekrana baktı. Ali arıyordu. "Alo Ali?" "Usta yetiş?" "Noldu oğlum?!" "Elimi kıstırdım çok fena." "Dur geliyoruz tamam dur!" Telefonu kapatıp arabaya yürüdü hızla. Serdar kapıyı açmış ona bakıyordu. "Ne oldu lan?" "Yürü Ali elini kıstırmış yürü!" "Hay şansımızı..." & "Daha iyi misin ablacım?" Kardeşime sarıldım, elimde su şisesini tutarken titriyordum. Akşam düğün vardı kuaförde olmam gerekirken hastanedeydim. "Bana neden söylemedin?" Begüm'ün gücenen sesini duyduğumda başımı kaldırdım. Baygınlık geçirmesem o da tesadüfen yanımda olmasa öğrenmeyecekti en azından Yalım'la evlenene kadar. Halsizce baktım. Sadece bedenim değil zihnim de yorgundu. "Söyleyecektim doğru zamanı bekliyordum..." Birden sinirim bozulmuş gibi gülmeye başladım. Doğru zaman mı... Başıma ne geldiyse doğru zaman demekten gelmemiş miydi... "Abla ne oldu?" Tedirgin bakışlarına gülerek karşılık verdim. "Doğru zaman..." Sonra da gözlerim dolmuştu. "Korkutuyorsun bak beni?!" "Annem... Neyi bekliyorsun demişti. Çok haklıydı." Bakışlarım duvardaki hamile kadın afişine kaydı. "Ben bunca zaman neyi bekledim..." "Abla... Yine mi Feyyaz abi?" Gözlerimi yumduğumda gözyaşlarım sicim sicim indi yanaklarımdan. "Cenazeye gelmiş konuşmuşsunuz." "Konuştuk..." dedim fısıldayarak. Başımı eğerken gözlerimi açtım. "Beni istemiyordu." "Nereden anladın? Bir şey mi söyledi?" "Söylemesine ne gerek var..." Gözaltlarımı siliyordum. "Bakışlarından belliydi..." "Abla yapma gözünü sebeyim, sence bu mantıklı mı? Sormadan konuşmadan anlayabilir misin? Kaçıncı yıldayız hangi çağdayız insanlar konuşa konuşa anlaşır. Hayır anlamıyorum ben konuşmadan neyin göndermesini yapıyor insanlar niye taktik uyguluyor? Seviyorsan git açıkçası söyle mesela hislerini, içinde taşımaktan iyidir yüklerinden kurtulursun." "Sen hiç aşık olmadın ki... Birini sevmedin ki Begüm, anlayamazsın." "Aşkı anlayamam ama gururu anlıyorum. Senin yaptığında gururdan başka bir şey değşl. Ayrıca," Bakışları dalgınlaştı. "Annem haklıydı. Hata senin. Bunca zaman saklayarak ne olmasını bekliyordun Feyyaz abi her şeyi öğrenince elbet tavırlı olacaktı." "Mesela tavırlı olması değil ki? Sormadı... Gelmedi yanıma. Konuşmadı. Sessiz sedasız çekti gitti..." "Anla işte burdan sana ne kadar kırıldığını... Seni sevmediğinden değil sana kırıldığından." Algılarım açılmış gibi kalakalırken bakışlarım arkaya açılan kapıya kaydı. "Zümra Hanım buyrun sonuçlarınız çıktı geçebilirsiniz." Beraber odaya geçerken o sırada Feyyaz, Ali ve Serdar ile beraber koridorun başında asansörü bekliyorlardı. Serdar Ali'nin ensesine vururken, "Lan nasıl becerdin diye sormayacağım da az dikkatli ol be." "Görünmez kaza işte abi..." Ali sargılı elini tutuyordu. "Serdar tamam üstüne varma sen de." "Hayır dükkan boş kaldı." Göz kırptı. "Abi aşk olsun dükkan mı önemli ben mi?" "Lan sen de iki şaka kaldıramıyorsun." Gelen asansöre binerlerken Zümra Begüm ile beraber odadan çıkmışlardı. Hastane bahçesine inerken elimdeki fotoğrafa gülümseyerek bakıyordum. Begüm de benimle beraber eğilirken gülümsedi. "Nasıl da büyümüş... İlk fotoğrafı değil mi?" Başımı salladım. "Evet. İlk fotoğrafı..." Telefonum çaldığımda fotoğrafı cebime atarak telefonu aldım, Begüm kim dercesine baktığında iç çekerek ekranı ona çevirdim. "Yalım." "Efendim Yalım?" "Bitti mi işiniz?" "Yok daha yeni geçeceğiz, trafiğe kaldık," dedim bileğime bakış atarken. "Ben haber veririm sana." "Tamam canım gecikirseniz yine de ara." "Tamam Yalım." Telefonu kapatıp Begüm'e bakış atarken arkamı döndüm, arabaya doğru yürürken ileride sigara içen onu gördüm. "Feyyaz..." Adımlarım duraksarken Begüm de bakışlarımı takip etmişti. "Abla son şansın olabilir. Lütfen git konuş. Bebeği de söyle ona." Gözlerimi kaçırdım. "Hayır," dedim ona dönerken. "Bebek için bana dönsün istemiyorum..." "Abla hamilelik yaramadı sana ya," inanamaz gözlerle bakıyordu. "Ne gururun ne inadın sırası. Mantıklı düşün biraz. Git konuş. Bu bir tesadüf değil kader. Göremiyor musun?" Yutkundum. Bakışlarım yine o tarafa çevrilirken kalbim de istiyordu gitmek. Gözlerimi yumdum. Adımlarım Feyyaz'a doğru yürürken birden Asuman ile manzarası gözümün önüme geldi. Durdum. Gözlerim dolarken içim sıkıştı. Gülerek sigarasını içtiğini gördüğümde bakışlarım baktığı yere kaydı. Serdar ve Ali'ydı bunlar. Ali'nin eli sargılıydı. Merak dolu bakışlarım üçünün üzerinde gezinirken Begüm'ün sesini duydum. "Hadi!" Yutkundum. "Feyyaz!" Feyyaz'ın başı çevrildiğinde gülüşünün donakaldığını gördüm. Yüzü ifadesizleşirken sigarasını çöpün kenarına bastırıp Serdarlara bir şeyler söyleyip bana doğru yürümeye başladı. Ne söylediğini duyamamıştı. "Burada ne yapıyorsun?" Başı hastaneye bakıp bana çevrildi. Çaktırmadan süzdüğünü hissettim. "İyi misin?" "Hamileyim." Yüzü aniden değişirken başı dikleşti, endişenin yerini şaşkınlık aldığını gördüğümde kafası karışık gibi bakıyordu. Cebimden fotoğrafı çıkarıp ona uzattım. "İlk fotğrafı. 2 aylık." "Zümra... Sen..." Bakışları karnıma kayarken bana döndü. "Ne zaman öğrendin?" "Oluyor baya." "Ve bana şimdi mi söylüyorsun? Belki ben burada olmasam söylemeyecektin bile!" Bakışlarımı kaçırmak yerine diktim kızgınlıkla. "Söylemeye geldim de ne oldu?! Asuman'ın içine düşecektin!" Kaşları çatıldı. "Asuman mu? Ne Asuman'ı?" "Tanıdığın Asuman işte. Mahalleden. Benim ona ne kadar sinir olduğumu bildiğin Asuman." Birden gülmeye başladığında kaşlarım çatıldı. "Ne gülüyorsun?" Burnunu kapatıp kendisini tutmaya çalıştı. "Özür dilerim ama," deyip konuşamadan bir kahkaha patlattığında gözlerim öfke saçıyordu. Kollarımı hınçla topladım göğsümde. "Kıskançlık krizi mi? Hani hamilelikte oluyordu ya..." "Konuyu değiltirme." Durdu. Gülüşü tebessüme dönerken fotoğrafı elinde sakince tutmaya devam ediyordu hala. "Sen o yüzden gelmedin... Geldin ama yanıma uğramadın." "Neyse ne." dedim. "Her şey için geç. Akşam evleniyorun." Feyyaz'ın gözlerinin çakmak çakmak olduğunu görünce kaçamak bakış attım ama asla ona bakmıyordum. Öfkesini hissedebiliyordum. "Mutluluklar... " dediğinde afallasam da çok geçmeden eğildi yüzüme. "dememi bekliyorsan yanılıyorsun." Yutkundum gözlerine bakarken. "Ben senden... Bir şey beklemiyorum." Yalan. Aslında ondan çok şey beklemiştim. İnkar bile etmemişti. Demek ki doğruydu Asuman'la beraber olduğu. Doğrusu parmağında yüzük falan da görememiştim ama. "Asuman'la aramda bir şey yok Zümra hiç bir zaman da olmadı." dedi aklımı okumuş gibi. "Ayrıca bizim bebeğimizi taşırken başka biri ile evleniyor olman... Öncekileri saymıyorum bile. Kim kimi affetmeli sence?" "Sormadın," Birden patladım yüzüne karşı. Gözlerim doldu hızla. "Neden diye sormadın! Yanıma gelmedin! Sana en çok ihtşyacım olduğu zamanda bir mektupla çekip gittin! Bir kağıt parçasıyla! Ne bir telefon ne bir mesaj! Ev bomboştu. Ya ben yalvardım o evin boş olmasına rağmen kapına gelip yalvardım o kadar da çaresizdim işte!" "Gel buraya!" Hızlıca beni kollarının arasına alıp sararken göğsüne vurdum. "Tamam ben hatalıydım sana yalan söylememeliydim senden saklamamalıydım ama sen de öğrendiğini bile bile sustun onca zaman hiç bir şey demedin demedin ya!" "Şıştttt tamam tamam!" "Tamam ben hatalıyım seni kırdım biliyorum üzdüm de seni!" dedim geri çekilip gözlerine bakarken. "Cenazede... Beni istemedin!" "Cenazede... Sana kollarımı açtım Zümra! Seni istemeyen kollarını açar mı?!" Yutkundum. Yüzümü avuçladı. "Zeynep annenin ölümü..." Sesi düşmüştü. "Sonra... Hamilelik... Seni yordu. Normal düşünemediğini anlıyorum." Gözlerindeki o eski Feyyaz'ı gördüğümde bayılacaktım. "Ben seni affediyorum. Çünkü sevgim hiç bir şeyin önünde değil Zümra. Sana kırgın mıyım kırgınken de severim... Kızgın mıyım kızgınken de severim. Evet sen de hata yaptın ben de, üstüne yalnız bıraktım. Kabul ediyorum suçumu. Hatalarınla severim. Gelmeyişini severim. Ben seni severken her şeyini seviyorum Zümra. Bir kaşını bir saçını değil... Sen bugün bana öl de, ben canımı vererek de severim seni." "Feyyaz... Affet beni." deyip göğsüne sığındığımda ağlama krizine girmiştim, her hıçkırdığımda saçlarımdaki dokunuşu sakinleştiriyordu beni. "Ben seni affederek de severim can özüm." Sakinleştiğimi hissettiğimde burnumu çekerek geri çekildim. "İyi misin?" şefkatli çıkan sesine bir tur daha ağlayabilirdim, gözlerimi silecekken benden erken davranarak sildi nemli göz altlarımı. Gözlerimi ona çevirdiğimde zaten bana bakıyor olduğunu gördim. "Şimdi... Evlenecek misin onunla?" & Camdan bahçeye baktığımda sandalyelerin giderek dolduğunu gördüm. Hava hafif bulutluydu. Rüzgar esiyordu. Denizin dalgaları kıyıya vurup ses çıkarıyordu. Kapı açıldığında Begüm'dı gelen. Fuşya rengi çok güzel boğazlı kolsuz dantel bir elbise giymişti, bedenini sıkı sıkı sarıyordu. Siyah kıvırcık saçları beline doğru iniyordu, makyajı çok güzeldi. "Çok güzel olmuşsun," dediğimde güldü. "Bunu benim sana söylemem gerekmiyor mu sevgili ablacım?" Beni baştan aşağı süzdü ellerimi tutarken. "Sen de çok güzel olmuşsun." Hayranlıkla bakıyordu. "Begüm.." dedim tedirgince. "Ben... Ne yapacağım?" Saatler önce Feyyaz ile olan konuşmamızı anlatmıştım. Burdan dönüş yoktu bakıldığında. "Her şey için geç kaldım ben değil mi?" Makyaj masasının önğne otururken duvağımı arkaya attı. "Aptalım ben koca bir aptal!" "Yani... Daha önce konuşsaydınız evet en azından iptal edilebilirdi." "Ne yapacağım ben?!" Başımı kaldırdım. "Kaçmak tek çare ama sen yok dedin." "Evet abla olmaz. Babam... Basın... İşler sarasarpar. Kaçak olmaktan daha kötüsü yok." Oflayarak elimş yüzüme kapatırken o da geri çekildi kollarını toplarken. "Aslında..." dediğimde başımı kaldırıp baktım. "Bir çözüm var." "Neymiş o?" İşaret parmağı dudağından indi. "Hayır demek." "Ne?" "Nikah memuru sorduğunda hayır diyeceksin bu kadar." "İyi de... Bu daha kötü değil mi?" "Emin ol ablacım kaçmak daha kötü. Kaçacaksın aylarca eee, stres içinde gergince yaşayacaksın. Babamla herkesle yüzleşmekten kaçarak daha da büyüyecek bu gerginlik. Bunlara hiç gerek yok." "Rezil olmam da umrumda değil..." Omuz silkti Begüm. "Aynen öyle. En azından bir soru soruluyor. Evet demek kadar hayır deme hakkında var." Kapı tıklanıldığında içeri giren Yalım'dı. "Hazır mısın Zümra?" Begüm'ü görünce duraksadı Yalım. "Kızlar aşağı indi sen hala burada mısın Begüm?" dedi muzipçe. "Ben de iniyordum şimdi Yalım abi." dedi Begüm önümden doğrulurken. "Ben sizi yalnız bırakayım." "Hayrola? İmza atılana kadar enişte demiyor muyuz yoksa?" diye sorana kadar Begüm odadan çıkmıştı. "Hayatım..." Gergince gülümsedim. Bana doğru yürüyüp süzdüğünde, "Çok güzel olmuşsun." deyip kolunu açtı. "Teşekkür ederim." "Gidelim mi artık?" "Olur..." Merşdvenlerden inil bahçeye çıktığımızda alkış tuganı başlamıştı bile. Bayağı kalabalıktı. Abim ve Begüm başta otururlarken hemen yanlarında Gizem ve arkadaşlarım vardı. Babam Yaman amca ile oturuyordu, Yalım'ın annesi Beril Teyze Yaman amca ile ayrı oldukları için başka bir masadaydı. Zorlukla yürürken patlayan beyaz ışıklara gözlerim kısıldı. "Masada hayır dersen o herifi öldürürüm." Yalım'ın sesini duyar dönmez yüzüm solarken gülümseyen ama bana bakmayan suratını gördüm. Misafirleri selamlıyordu. Bana baktı en sonunda. "Ciddiyim." Bakışları da sesi kadar sertti. Ancak misafirlere dönene kadar eski ifadesini takınmıştı. Bense korku dolu gözlerimle çiçeğin sapını sıkıyordum. Duymuştu. Begüm'le olan konuşmamızı. Nikah memuru da masaya teşrif ederken midemin bulandıpını hissettim, stresten mi korkudan mı bilmiyordum ama Yalım'dan koşarak uzaklaşmak istiyordum. O an yaptığım aptallığın ne denli büyük olduğunu anlamıştım. Dank etmişti kafama ancak son pişmanlık neye yarardı... "Sayın konuklar saygıdeğer misafirler bugün burada Zümra ve Yalım'ın nikahı için toplanmış bulunmaktayız." Degterine bakarak konuştu. "Belediyemize başvurduğunuzda evlenmeniz için bir mani olmadığı görildi," ardınsan bize döndi. "O zaman siz sayın Yalım Atasoy, hiç kimsenin baskısı ve etkisi altında olmadan, sayın Zümra Sayar'ı eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet." Alkoşlar kıptuktan sonra bana döndü soru. "Siz Zimra Sayar, hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında olmadan sayın Yalım Atasoy'u eş olarak kabul ediyor musunuz?" Yansın, zaten yanıyor Bi' boşluk var, yeri dolmuyor İçimde fırtınam kopuyor Kopsun Vursun, zaten kanıyor Kalbim katilini tanıyor O yollar bir beni yoruyor Yorsun (yorsun) Ama olsun Hiç sorgum, sualim yok Sen bilirsin doğrusunu Ama bir kez beni duysan olmaz mı? Benim pek gidesim yok Sen bilirsin o yolları Ama bir kez beni tutsan olmaz mı? Esirinim senin Her yerimde sen izi (her yerimde sen izi) Feyyaz'ı gördüm. Onu. "Zümra Sayar... Son kez soruyorum, Yalım Atasoy'u eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?" Yanımda Yalım'ın nefesi ama uzaklarda gördğüm o... Ses uğultu gibi gelirken hafif bir meltem esti. Sanki sadece ikimiz vardık o an. Yansın, zaten yanıyor Bi' boşluk var, yeri dolmuyor İçimde fırtınam kopuyor Kopsun (kopsun) Vursun, zaten kanıyor Kalbim katilini tanıyor O yollar bir beni yoruyor Yorsun (yorsun) Ama olsun (ama olsun) O yollar bir beni yoruyor Yorsun (yorsun) O yollar bir beni yoruyor Yorsun (yorsun) Ama olsun
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE