14.Bölüm

1766 Kelimeler
Özgün & Elveda Murat Göğebakan & Yaralı Feyyaz çayını yudumlarken heyecanlı heyecanlı isteme anını anlatan Serdar'ı dinliyordu. Üzerinden iki hafta geçmişti Ayşenur'u isteyeli adamın heyecanı bitmek bilmiyordu. Kendisi de sözlense aynı durumda olurdu belki de... Bunu hiç bilemeyecekti. Yüzü düşerken Serdar fark etmişti. "Hayırdır?" Bardağı tabağa yerleştirdi Feyyaz. "Yok bir şey." "Feyyaz yapma oğlum ya." Serdar telefonunu kapatıp kenara koydu. "Kaç zamandır bok gibisin bilmiyor muyum? Anlatmıyorsun da." "Anlatacak bir şey olmadığındandır Serdar." Serdar iç çekti, dirseklerini masaya dayadı. Eğildi masaya doğru. "Cenazeye gitmişin?" Feyyaz uzaklara bakarak konuştu. "Evet." "Konuştunuz mu?" "Oldu bir şeyler," ellerine baktı Feyyaz. "Babasıyla karşılaştık." "Hadiii..." Serdar yerinde kıpırdandı. "Ee ne dedi? Taksit taksit anlatma la şunu." "Ne diyecek lan?!" Feyyaz doğruldu. Sinirli bakışlarını çevirdi. "Kızımdan uzak dur sana yar olmaz bilmem ne." "Harbi mi lan?" Feyyaz ne sandın dercesine bakış atarken Serdar da yükseldi. "Sen de pardon tamam deyip geri mi çekildin?" "Ben Zümra'ya ulaşmaya çalışıyordum Serdar. Babasından bana ne. Gözlerine bakarak yalvardım. Gel dedim. Dile de döktüm." Bakışlarını kıstı. "Ama o ne yaptı?" Serdar başını salladı. "Gelmedi." Kırgın bakışlarını fark etmişti. "Nasıl gelmedi?" "Basbayağı gelmedi. Ona verdiğim süre de doldu." İki adam bir süre sessizleştiler. "Şirkete ya da eve..." Feyyaz'ın dik bakışlarını görünce sustu geriye doğru yaslandı Serdar. "Tamam abi sustum." Dudaklarına fermuar yaparak çay bardağını aldı eline kafaya dikerken Zümra'nın nasıl hala gelmediğini sorguluyordu. "Hafize ana nasıl?" "İyi kızı geldi yurt dışından. Bana da dedi git dükkanını aç. Kapalı kalmasın daha fazla." "E kızı dönmeyecek mi?" "Ben de dedim kalacaksın bi başına. Geleyim. Maksat orada düzen kurmak da... Anladı tabii. Müsaade etmedi." "Devrediyor muyuz yani artık ustam?" Sırıttı Feyyaz. Birbirini omuzladılar. "Alalım bakalım yadigarımızı." Kahveden çırak gelip çayları alırken Feyyaz doğruldu. "Nereye?" dedi Serdar. "Ev bakacağım." "Ne evi lan? Evin var senin zaten?" "Artık giremem o eve. Sattım." Serdar şaşkınlıkla kalakalsa da toparlanarak başını salladı. "Tamam kardeşim..." dedi anlamış gibi. "Bizim Emlakçı Mustafa'ya söylerim ayarlarız bir ev." "Eyvallah." Feyyaz dükkanın kepenklerini açıp elini çırparken kalkan toza baktı. Uzun zaman olmuştu özlemişti ekmek teknesini. Saçmaydı yaptığı. Buralardan gidince işinden ailesinden arkadaşlarından uzaklaşınca iyi olacağını sanmıştı. Asıl özünden gidince kötüleşirmiş insan. "Hayatımın yeni başlangıcı." Hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. & "Bu nasıl?" Bıkkınca Gizem ve Ezgi'nin gösterdiği gelinlik dergilerine bakış atarken, "İyi," deyip telefonuma dönmüştüm. "Of düğüne ne kaldı şurasında? Gelinliğin hazır değil ya," Gizem'in kızmasına aldırış etmeden kaydırmaya devam ettim. "Hazır alırız Vakko'dan. Tadilata gerek olmaz." "Hazır da olsa tadilat ister." Dergiyi kapatıp bana döndü Gizem. "Sen iyi misin? Keyifsizsin. Evleniyorsun Zümra farkında mısın?" "Farkındayım Gizem." Telefonumu kapatıp ona döndüm. "Sürekli hatırlatmana gerek yok. Unutmuyorum zaten." Çantamı alıp kalktım. "Nereye?" "Bunaldım. Hava alacağım biraz." Şirketin otoparkına inerken arabamı uzaktan açıp hızla bindim, çantamı yana atarken daha çalıştırmamıştım. Başımı direksiyona yasladım. Dolan gözlerimle bu kez geriye yaslanırken elimi burnuma götürdüm. Bu haftasonu düğün vardı. Her şey hazırdı her şey. Sadece gelinlik yoktu. Kim ne sorarsa iyi güzel deyip geçiştiriyordum. Milletin heyecanlanarak stresli geçirdiği o süreçte ben keyifsizdim. Telefonum çalmaya başladığında CarPlay'e baktım. Doktor Gökçe Sezer. Kaşlarım çatıldı. Jinekoloğum. Yanıtladım. "Gökçe Hanım?" "Zümra Hanım merhaba, müsait miydiniz?" "Buyrun." "Geçen hafta yaptırdığınız test sonuçlarınız çıktı. Korkulacak bir sonuç yok. Bebeğiniz gayet sağlıklı. Haftaya da rutin kontrolümüz olacak zaten." "Öyle mi? Tamam teşekkür ederim haber verdiğiniz için. Görüşmek üzere o zaman?" "Görüşmek üzere Zümra Hanım hoşçakalın." Yola koyulduğumda Bebek sahilinden geçiyordum. Trafik yoktu pek. İç çekerek sağdan şerit gibi akan denize baktım. Hava biraz bulutluydu. Yağmur yağacak gibiydi. Suçumuz neydi bizim Feryadım Tanrı′ya Sana son sözüm gülüm Elveda, elveda Suçumuz neydi bizim Feryadım Tanrı'ya Sana son sözüm gülüm Elveda Gözlerimi yumdum. Dirseğimi cama yaslarken alnımı ovaladım. Bakışlarım yoldaydı ama aklım... Ne ara buraya geldiğimi bilmezken köşede park halinde duruyordum. Dükkan açıktı. Devretmişti demek. Satabileceğini hiç düşünmemiştim. Birden elinde kovalarla dükkandan Feyyaz çıkınca yerimde doğruldum. Gerçekten oydu! Aşağı sokağa doğru yürürken yutkundum. Gözden kaybolduğunda ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Elim karnımı buldu. Feyyaz'a söylemek istiyordum ama... Bebek için bana dönsün istemiyordum. Ama bilmeye de hakkı vardı. Bu akşam mahallede olacağım yarın Giresun'a dönüyorum. Çok geç olmadan gel Zümra. Hala geç miydi acaba... Haftasonu evleniyorsun Zümra. Gözlerimi yumdum başımı başlığa yaslarken. İnsem neydi dükkanda beklesem neydi konuşsam neydi... İçimdeki umut neden bitmiyor... Ben artık beklemekten yoruldum. Özlemekten yoruldum... & "Nerede kaldın be olum?" Serdar'ın hayıflanmalarına göz devirirken kovaları kenara koymuştu Feyyaz. "Hasan babaya baktım yoktu yerinde." "Balığa öıkmıştır," tabureyi gösterdi. "Seninki gelmiş?" Feyyaz jaşlarını çatarken tabureye oturdu, bir elini dizine dayarken göz kırptı. "Kimmiş benimki?" Serdar yapma dercesine bakış atarken Feyyaz'ın yüz ifadesi değişti. Doğruldu. "O mu?" "O kardeşim," Çay bardağını aralarındaki küçük sehpaya koydu Serdar. "Zümra." Yutkundu Feyyaz. "Niye gelmiş?" Nerede şimdi diyememişti. Cenazeden sonra adını anmak bile istemezken şimdi gözlerinin onu araması... Feyyaz yaralı yüreğine hükmedemiyordu, hem yaralarını sarıyordu sararken de kanatıyordu. "Bilmiyorum, Ayten teyze görmüş onu köşebaşında. Ama kimseyle konuşmamış galiba. Geldiği gibi gibi gitmiş." Feyyaz başını sallarken bakışları uzaklara dalmıştı. "Porsche ile gelmiş. Ulan... Yıllardır uzaktan anca baktığımız yakından da bir kere bile sevme şerefine ulaşamadığımız araba ayağımıza kadar gelmiş..." "Gün sana aymamış galiba?" "Hıhım," dedim gözlerimi ovuşturup sakalımı sıvazlarken. O kadar uykuluydum ki iki saat anca uyumuşumdur. Ama Zümra'mın gelişi günümü güzelleştirmişti de. "Geçe kaldım." Kollarını boynuma doladı. Belini kavradım hemen, tenini okşarken. "Neden? Çok mu iş vardı?" Dokunuşuyla ayılmıştım tamamen. "Sorma güzelim ya, adamın biri geldi. Arabayı bıraktı bize." "Gözünde çapak kalmış." Duraksayıp parmağımla aldım, "Gel mutfağa geçelim." Mutfağa girdiğimizde torbaları buzdolabının önüne koyarken kapağı açtım. Ne çok şey almıştı? Alma desem de alıyordu. Bir evlenelim nasıl engel olucam market alışverişlerimizde? O da çayın suyunu koyarak ocağı açarken tezgaha yaslanmıştı. "Ee sonra?" "Sonrası," poşetten paketleri çıkarırken yanıma yaklaştı, yardım etmeye başlarken o güzel yüzünü izliyordum ben de. "Uyuzun teki çıktı. Neymiş efendim pahalı arabaya uyduruk kıydırık parça mı takacakmışız? Orjinal parça yok muymuş? Bir şey olursa sorumluluğunu alamazmışız. Ulan herif arabayı ömrünüz boyunca göremezsiniz sayemde gördünüz demeye çalıştı!" Sinirlerim tepeme çıkarken bana gülümsedi o güzel gülüşüyle. "Aldırmasaydın canım o kadar." "Demesi kolay. Porsche araba. Gören de ilk kez görmüşüz duymuşuz sanacak. Zengin piç." Durdum. Bir ona bir poşete baktım. "Biz de isterdik öyle arabamız olsun... Dergilerden hayran hayran bakmayalım..." Bana garip bir bakış atarken sakalımda öpücüğünü hissetmiştim. "Alo dünyadan Feyyaz'a!" İrkilerek başımı sallarken Serdar'a baktım. "Nerelere daldın be oğlum?" "Eskilere," Yutkundum. "Çok eskilere..." Ayağa kalktım birden. "Neyse senin şu çırağı yolla da temizlikten sonra toptancıya gidelim. Alacaklar varsa alalım çıksın aradan." "Acelen ne yarın hallederiz..." dediğinde Serdar da peşinden kalkmıştı. "Ha senin şu ev işini hallettim bu arada." "Öyle mi? Nerede tuttun?" "Bizim sokağın iki aşağısı. Markete de yakın. Hafize Ana'ya da. Rahat edersin." "Eyvallah kardeşim," dükkana bakış attı. "Şimdi eve bakalım öyleyse. Yarın hallederiz." "Ha şöyle," dedi Serdar kollarını iki yana açarak Feyyaz'a omuz atarken. "Böyle ol canımı ye." Feyyaz güldü. "Gevşek." & Şirkete geldiğimde babamın bitmek durmayan telefonları yüzünden mahallede fazla kalmamıştım, oyalanmadan soluğu burada alırken arabayı valeye teslim edip binaya girdim. Kimseye selam vermeden asansörle direkt kata çıkarken asistanı Ebru beni karşılaşmış ona bir şey demeden odaya dalmıştım. Elim halen kapı kolundayken babam içeride yalnız değildi. Yaman amca da buradaydı. Yalım'ın babası. Babam bana şaşkınlıkla bakarken bakışları arkama kaydı. "Tamam Ebru sen çıkabilirsin," Muhtemel Ebru mahcup bakışlarıyla bana engel olamadığı için özür diler gibi yapıp odadan çıkmıştı. Babamın şaşkınlıktan kızgınlığa dönen bakışları beni bulurken eliyle masanın önündeki tekli koltukları işaret etti. "Zümra hoş geldin kızım gel otur..." Yaman amca burada olduğu için bana seninle sonra görüşeceğiz bakışı atıyordu. "Hoş geldin Yaman amca," dedim karşısına otururken. Güler yüzüyle selamladı beni. "Hoş bulduk güzel kızım. Nasılsın?" "İyiyim sizi sormalı?" "Ben de," Babama bakış attı. "Yalım'la sizin düğünü konuşuyorduk. Artık ortaktan ileri aile de olacağız." Babamla karşılıklı gülüşürlerken zoraki gülümsedim. "Değil mi... Ne güzel..." "Sen niye geldin öyle hayırdır?" Yutkundum, bakışlarım babama dönerken Yaman amcaya baktım anlık. "Önemli değil şirlet ile ilgili bir mesele. Sonra konuluruz." "Artık gizlimiz saklımız yok değil mi Zümra kızım?" Yaman amcanın gereksiz alınganlığına sinir olurken çaktırmadım. "Olur mu öyle şey Yaman amca... Sadece lüzumsuz şeyler. Başını ağrıtmaya değmez," Çantamı alıp kalktım. "Neyse ben odama geçeyim. İş beklemez." "Güle güle güzel kızım." Yaman amcaya gülümserken babamı yandan tehdit adan bakışımı attım. Ardından odayı terk ederken asansöre yürüdüm. Kapılar kapanmaz bağrımı açtım. Elim boynuma giderken nefessiz kalacağım sanmıştım. Başımı geriye yaslarken gözlerimi yumdum. Feyyaz'ın silüeti geldiğinde gülümseyerek geri açtım. Gözyaşlarım gözlerimden taşarken kendimi tutamayacak haldeydim. Odaya girdiğimde asistana bağlandım. "Kimseyi almayın odaya." "Peki Zümra Hanım." Başımı ellerimin arasına alırken içim sıkışıyordu. Ardından fularımı sökerek gömleğimi iyice açtım, fuları ceketimin yanına koltuğa fırlatırken titreşen telefonuma bakış attım. Ekran aydınlanmıştı. Bilinmeyen numaradan mesaj gibi gözüküyordu. Kaşlarım çatılırken elime aldım, face id ile açarken tıkladım bildirime. Aynı zamanda kapı açılırken Yalım içeriye girmişti. Hızla ayağa kalktım. "Ben kimseyi almamasını söylemiştim ama," arkada beliren Pınar'a delici bakışlar atarken Yalım başını eğip işaret yaptı. "Pınar'a kızma," Pınar geri çekilip kapıyı kapatırken Yalım da elleri cebinde odanın ortasına kadar yürüdü. "Ayrıca ben kimse miyim?" "Kusura bakma," Alnımı sıvazladım. "Sinirlerim bozuk biraz... Otur lütfen." Yalım karşıma otururken bacak üstüne bacak attı, ben de sandalyeyi masaya çekip kollarımı masaya dayamıştım. "Babam üstüme fazla geliyor da bu aralar..." Yalım anladım dercesine dudaklarını büzerken, "Ben de düğün telaşıdır diyordum..." Sessizlik oluştu. "Aksine sen evlenmek istemiyorsun değil mi Zümra?" Ondan kaçırdığım bakışlarım hızla onu bulurken donakalmıştım. Her şeyi dan diye anlaması sevindirmeli miydi endişelendirmeli miydi bilmiyordum. "Yalım ben..." Durdum. "Evet." dedim aniden. "Ben evlenmek istemiyorum." Yalım doğruldu. Dirseklerini dizlerine koyarken bana kafası karışmış şekilde balarken ellerini iki yana açtı. "Babana evlenmek istediğini nite söyledin o zaman? Rahmetli annen içinse eğer... Buna gerek kalmadı, biliyorsun." "Biliyorum," dedim hemen gözlerim bulutlanırken. "Ama hayır o yüzden değil," Ellerimle oynarken cesaretimin kaybolmasına izin vermedim. "Hamileyim." "Ne..." Yalım donakalmış vaziyette bana bakarken aramızda derin bir sessizlik oluştu. "Zümra sen ne dediğinin farkında mısın?" "Özür dilerim Yalım, ama sen de biliyorsun ben başka bir adama aşığım ve onun bebeğini taşıyorum yani seninle gerçek bir aile olamam, seni sevemem. Eğer tüm bunları bilip benimle evlenmeni isterim. Tabii hala evlenmek istiyorsan..." Elim karnıma gitti. "Çünkü ben bebeğimi aldırmayacağım." Yalım'ın şok içinde olan ifadesi yavaşça normale dönerken düşünceli bakışlarıyla ayağa kalktı, ellerini cebine sokarak cama doğru yürüdüğünde bakışlarım onu takip ediyordu. "Şu dakika nişanı iptal ederiz. Ortaklık feshedilir mi bilmiyorum ama-" "Zümra..." Bana döndüğünde elini kaldırıp susturmuştu beni. "Hemen ortaklık falan bir dur bir sakin ol..." Soluklandı. "Bebeği gördün mü? Kaç aylık." "İki." Yalım yavaş adımlarla bana doğru yürüdü, karşımda durduğunda kollarıyla sardı beni. "Seni de bebeği de sahiplenirim ben Zümra çünkü ben seni seviyorum." "Yalım..." "Biliyorum kalbin benim için atmıyor bu yüzden sana kızamam suçlayamam ki seni. Bebeğini de seni de korurum sahiplenirim ancak. Evlenmek istemesen de anlardım." Gülümsedim dolu gözlerimle. "Özür dilerim sana böyle bir acıyı yaşatmak istemezdim." "Asıl acı olan sevdiğinin yanında olmamak, olamamasıdır." Hızlıca beni sardı göğsüne. Sarıldığımızda değişen yüz ifadesinden bihaberdim. Söylediklerinin hepsini gözümü boyamak için olduğunu çok sonra anlayacaktım...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE