7. Bölüm

1206 Kelimeler
Yazardan, Mustafa, önündeki belgelere göz gezdirdiği sırada telefonu çalmaya başladı. Cebinden çıkardığı telefona baktığında arayanın Cahit olduğunu görmesi ile hemen cevapladı. "Söyle Cahit?" o sırada Cahit öğrendiği yeni bilgiyi sıcağı sıcağına patronuna aktarmaya başladı. "Patron... Aksaçlı..." deyip duraksadı. Mustafa, "Ne olmuş Aksaçlıya?" "patron bana yeni gelen bilgiyle bu sabah vefat etmiş." dedi Mustafa elindeki kağıtları yavaşça masaya bırakıp ayaklandı. "Nasıl? Bir suikast mi yoksa eceli ile mi?" "Uzun süredir sağlık sorunları vardı. En son Büyük Baron seçiminden sonra fenalaşmış ve yoğun bakıma alınmış. Tabi bu sabahta vefat haberi geldi. Eceli ile ölmüş anlayacağın, Cenaza ikindi namazına müteakip kaldırılacak." dedi. Mustafa sıkıntıyla nefes alıp bıraktı. Bu hiç iyi olmamıştı işte ,çünkü Tahir Göktaş'ın tasmasını Aksaçlı tutuyordu, bu demektir bundan sonra onu dizginleyecek kimse olmayacaktı. Bu da dolaylı yoldan uyuşturucu geçişlerini kolaylaştırıp sağlayacak fuhuş çetelerini ayaklandıracak ve Mustafa'ya karşı olan ne varsa sırf itibarı düşsün diye yapacaktı. Cahit'e duygusuz bir ses ile "Tamam, cenazeye katılırız." deyip telefonu kapattı. Mustafa olacakları hesap edip düşünürken odasının kapısı çalındı. Verdiği komut ile Elif elinde bir tepsi içinde kahve getirdi. Oldum olası sevmezdi şu kahveyi, Mustafa çay adamıydı. "Efendim siz istemediniz ama ben teşekkür mahiyetinde size bir kahve getirmek istedim." dedi çekingen bir tavırla. Mustafa, genç kızın ne dediğini başta anlamadı. Daha sonra fark etti ki dün ki durumdan bahsediyordu. Kahveden hoşlanmıyor olsa da genç kızı kırmadan elinden aldı ve masasına bıraktı. Elif, patronuna verdiği kahvenin alınması ile içten içe sevinsede pek belli etmemeye çalıştı. Mustafa, sanki anlamamış gibi gıcık olsa da kahveden bir yudum zoraki alıp "Neyin teşekkürü bu?" diye sordu. Elif hafif bir tebessüm ile "Dün...beni evime bıraktınız ya ondan bahsediyorum." dedi. Mustafa'nın kaşları hafif havalınıp "Teşekküre gerek yok Elif sen benim çalışanımsın , geç bir saatte çıktık seni öylece kendi başına bırakamazdım. Geç gittiğin için evde bir sorun olmamıştır inşallah?" diye sorduğunda Elif o an babası ile tartışmasını hatırlayıp gerildi. Rahatsızca yerinde kıpırdandı. "Yok herhangi bir sorun olmadı." deyip tekrar teşekkür edip odadan ayrıldığında Mustafa o an sevmediği kahveyi tiksenerekte olsa Elif'e ayıp olmasın diye bitirdiğini farketti. İçinden 'Bu kız bana neler yaptırıyor?' diye düşünüp kahve fincanına bakarak gülümsedi. Artık gitme vaktini hatırlayıp ayaklanmıştı. Ceketini üzerine geçirdikten sonra, masasının üzerinden duran cüzdanı, telefonu ve yadigar tesbihini aldı. Odadan çıktığı gibi gözleri , gözlerini bilgisayar ekrarnına dikmiş harıl harıl çalışan Elif'e kaydı. İçinden ona karşı ılık bir duygu aktığında yüzünde tebessüm oluştu. Başını kendine geldiği gibi iki yana sallayıp, yola çıktı. Mustafa'ya göre Elif masum , temiz ve güvenilirdi. Belki de şu hayatta kimseye güveni kalmayacak şekilde feleğin çarkından geçip gelmişti ama Elif başkaydı. Herhangi biri değildi onun için... Mustafa şoförün yönlendirmesini es geçip kendisi şoför koltuğuna geçti, arkadan korumalarının siyah arabaları eşliğinde cenazeye gitti. Cahit cami avlusunun dışında yağan yağmur eşliğinde elinde Siyah şemsiye ile kendisini bekliyordu. Gelenleri fark ettiği gibi koşturarak Mustafa'nın kapısının önüne gidip indiği gibi şemsiyeyi kendi üzerinden çekip onun başına tuttu. Bütün başı büyükler buradaydı. Mustafa, göz ucuyla göz gezdirdi etrafta yakın zamanda büyük baron seçilen Mustafa'yı Tahir Göktaş dışında herkes saygıyla selamladı. Mustafa usulca önündeki kalabalığı aşıp Tahir'in yanına gitti. Önde saf tutulup namaz kılındıktan sonra haklar helal edildi. Aksaçlı artık yoktu. Her ne kadar yerini Mustafa'ya bırakmış olsada kurulan sistemin mihenk taşı gibi olduğu için onun ölümü zarları yeniden arttıracaktı. Mustafa, Tahir'in Aksaçlıya olan yakınlığını bildiği için ilk ona doğru dönüp "Başımız sağolsun." dedi. Tahir ise , yanındaki adamdan ölesiye nefret ettiği için cevap vermedi bir süre, daha sonra, ağzının içinde geveleyip, "Cenazeye değilde şova gelmiş gibisin." dedi. Mustafa'yı karşılayan kalabalığı ima ederek. Mustafa rahatsız olup kaşlarını çattı. "Ne zırvalıyorsun Tahir." diyerek o da yanındaki adamın duyabileceği bir tonda konuştu. "Diyorum ki dün bir bugün iki, bu ne Baron Karahanlı sevdasıymış böyle? sular seller gibi karşılandın. Sanki herkes seni Baron'luğa bekliyormuş gibi... Aksaçlı'nın koltuğu bırakmasını bekliyormuş gibi...ya da sen önceden ilan ettin kral olduğunu ondan yadırgamadılar." dedi. Mustafa dişlerini sıktı. Bu herifin kıskançlığı ve hırsı bir gün başına bela olacaktı biliyordu ama böyle yersizce nerede olduğunu unutarak konuşması sabrını zorladı. "Saçmalamayı kes Tahir. Bu insanlar Mustafa Karahanlı ya değil... Mustafa Karahanlı'nın başına geçtiği koltuğa hürmet ediyor. Eğer benimle bir derdin varsa bunun yeri burası değil zamanı da değil." dedi. Tahir alaycı bir gülümseme ile "Seninle hesaplaşmam olacak Karahanlı ama şunu bil ki ben senin gibi hile oyunu kuran bir adam değilim. Kartlarım açık oynarım." dedi. Mustafa, imamın öğütleri bittiği gibi cenazenin defin vakti gelince Tahir'e bir cevap verme gereği duymadı o an , defin işlemi bitip başsağlı için gelen babalar ile tokalaştıktan sonra Aksaçlı'nın erkekler ağırlıkta olduğu için uzak bir köşede ağlayan karısı ve kızının yanına doğru ilerledi. Tahir o sırada babaların başsağlığı dileklerini alıyordu ve ayaküstü sohbet ediyordu. O iki kadını ilk fark eden Mustafa olmuştu. Yanlarına gidip "Başınız sağolsun." dedi. Aksaçlının karısı Hayriye hanım kızına sarılı bir şekilde "Sağol Mustafa." dedi. Mustafa "Siz bize Aksaçlının emanetlerisiniz. Herhangi bir şey olduğunda çekinmeden benimle irtibata geçebilirsiniz." dedi. O sırada beklemediği bir şey oldu. Aksaçlının kızı Nagehan bir anda boynuna atılıp sıkıca sarıldı. "Sağol Mustafa iyi ki varsın." dedi. Mustafa bu yakınlıktan rahatsız olmuştu. Cenaze yerinde olmayacak dedikodulara açık bir görseldi bu sarılma anı. O an kaskatı kesildi. Ani bir tepki vermek istemezdi kıza karşı çünkü karşısındaki insanların acıları vardı ama bu durumdan epey rahatsız olmuştu. Nagehan'nın kendisine karşı hep bir ilgisi vardı ama Mustafa o gözle hiç bakmadı genç kıza hep uzak ve mesafeli oldu. Şimdi ise bu sarılması yanlış anlaşılmalara yol açabilirdi üstelik biraz uzağında duran Tahir tarafından. Kızı kırmadan kendinden yavaşça uzaklaştırdı. "Tekrar başınız sağolsun." dedi. Nagehan adamı elinden kavrayıp "Babam bizi bıraktı gitti, sende bizi bırakma olur mu Mustafa?" dedi. Mustafa elini hemen kızdan kurtarıp, başını hızlıca aşağı yukarı sallayıp bir an önce uzaklaşmak istedi. Hayriye hanım , Mustafa'nın rahatsız olduğunu anlayıp Nagehan'ı yavaşça kendine doğru çekti. Mustafa daha fazla oyalanmadan kabristandan çıktı adamları ile birlikte, akşam için kimsesiz çocuklar için verilen bir yardım kuruluşunun yemek davetine doğru yola çıktı. *** Elif telefonunun saatine bakıp mesai saatinin dolduğunu fark edince babasının gazabına uğramamak için önce yerinde gerindi daha sonra çantasını ve trençkotunu alıp ışıkları yavaş yavaş sönmeye başlayan şirketten vardiyaya kalan çalışanlara iyi akşamlar dileyip çıktı. Etraf karanlık ve tenhaydı ama Elif her gün gidip geldiği için aynı saatlerde korkmazdı onun için amaç kendini iş çıkışı otobüs durağına atmaktı. Hatta yürüyüş boyunca her iş çıkışı zihninde kırmızı arabasını hayal eder onunla işe gidip gelişi gözünün önünde canlanıdırdı. Yine kırmızı arabasının hayali ile adımlıyordu. Fakat ilk defa içinde huzursuz bir his baş göstermişti. Sürekli arkasına bakma gereği duyuyordu ama baktığında kimseyi göremiyordu. Durağa yetişmesine az bir mesafe kaldığında bir minibüs tam yanında durdu. Kapısı açılıp maskeli ve siyah giyinen adamlar aşağı inip korkuyla onlara bakan Elif'in etrafını sardı. Elif onları gördüğü gibi çığlık atıp koşmak istedi ama kendisinin iki katı adamlar olduğu için yapamadan aralarına aldılar. Minibüsün içinden sopalar getiren iki adam Elif daha ne olduğunu anlamadan ona vurmaya başladılar sağlı sollu öldüresiye kadar vurduklarında en son Elif kanlı bir halde bilincini kaybetmeden önce içlerinden bir adam Elif'e doğru, "Karahanlı'ya patronumuzdan selam ilet asistan." dedi o an acı ile gözleri kapanan Elif'in Ölmesinden endişe eden bir adam usulca yaklaşıp boynunda atan damarı kontrol etti. "Kadın yaşıyor, inşallah patron avanslarımızı iyi verir. Hadi gidiyoruz." deyip geldikleri gibi minibüse atlayıp gittiklerinde arklarından zar zor bilincini kaybetmek üzere olan Elif gözlerini açıp plakayı aklına kazıdı. Canı çok fazla yanıyordu ve artık kendini karanlığa bırakabilirdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE