Yazardan,
Mustafa, küçük ve kimsesiz çocuklar ile oturduğu sofrada tatlı bir muhabbet ederken içine rahatsız bir duygu düştü o an bir anlam vermedi ve dışarıya da vurma gibi bir huyu olmadığından küçük çocukların kendisinden ufak dileklerini dinleyip yanındaki adamına gerçekleştirmek için notlar tutturuyordu.
O sırada Cahit'in bir telefon gelmesi üzerine telaşla çıktığını fark etti kaşları çatılsada üstelemedi.
Küçüklerle koyu bir sohbetin eşiğindeydi çünkü,
Etrafta bir süre göz gezdirdi ve Cahit'in aynı telaşla kendisine doğru gelmesiyle aklında düşmanlarının yine rahat durmadığı senaryolar canlandı. Bu defa ki ne olmuştu acaba? diye içinden geçirdi.
Büyük başın büyük derdi olur, Baron oluşunu kaldıramayanlar oldukça iş hanlarına fabrikalarına saldırı olabileceği kafasında dönüp durdu.
Cahit kalabalığın arasından çıkıp kendisine yaklaştığında duyacağı şeye hazırlıklı olacağını düşünmüştü Mustafa.
Cahit hemen kulağına eğilip,
"Patron durumlar feci gitmemiz gerekiyor." dedi. Mustafa kendisine bakan masadaki masum ve bir haber insanlara zora ki bir tebessüm gönderip, "Bize ayrılan sürenin sonuna geldik. İstekleriniz bende mevcut çocuklar öğretmenlerinizin ve yurt sorumluluklarınızın sakın sözünden çıkmayın olur mu?" dediğinde istedikleri yerine gelecek diye sihirli bir kahraman yerine koydukları Mustafa'ya çocuklar koşturup beline sarıldı. Mustafa'da sevecen bir şekilde karşılık verdi.
Mekandan veda edip ayrıldığında arabasına binmek üzereyken Cahit'e döndü. "Hangi iş hanı?" dedi Cahit başını iki yana salladı.
"Fabrikalardan biri mi?" dedi.
"Yok patron." dedi Cahit, Mustafa bu herifede gıcık olmaya başladı.
"Tersane mi Cahit ne o zaman?" diye sesini yükseltti. Etrafta kendi korumları dışında kimse yoktu Allah'tan yoksa çalışanına zorbalık ediyor diye dışarıya yansıyabilirdi Mustafa'nın tahammülsüzlüğü.
"Patron ana şirkete saldırı yapmışlar, farklı bir tarzda..." dedi nasıl diyeceğini bilemeyerek.
"O ne demek oğlum?" dedi Mustafa anlamayarak.
"Patron, şirkette mesai bitimi bir saldırı gerçekleşmiş yüzü maskeli adamlar tarafından, şirket içerisi tahrip edilmiş güvenlik kameraları parçalanmış ama bu önemli değil tabi , işin kötü yanı çalışanlarımıza saldırı yapmışlar." dediğinde Mustafa kaşlarını mümkünmüş gibi daha da çattı.
"Aç şu konuyu Cahit." deyip şoföre direksiyona geçmesi için işaret verdi aynı zamanda arka koltuğun kapısı onun için adamlardan biri tarafından açıldığında cahit'ten duydukları adamı yerine çiviledi.
"Şirketin güvenlik ekibi, mimar Gonca hanım insan kaynakları ekibi, şirket avukatları ve..." dediğinde Mustafa ilk defa sormaya korkarak.
kısık bir şekilde "Ve?" Dedi.
"Baş asistanınız Elif Karaca olmak üzere büyük ihale içine dahil olan ana şirket ekibimize şirket dışında saldırılar düzenlenmiş. Mimar Gonca hanım ve Elif hanımı ağır darp etmişler, güvenlik ekibimizden ikisi hafif biri ağır olacak şekilde silahlı yaralanmalar var, avukatlarımızı ve insan kaynakları ekibimizi yine Elif ve Gonca hanım gibi ağır darp etmişler." dediğinde Mustafa'nın ağzını o an bıçak bile açamazdı düz bir çizgi oldu dudakları ve gözleri karardı. Saldırı yapılan kişilerden anladığı kadarıyla bu işin başı Nedim Kavaklızadeydi.
Ağzından Elif'i tek çıkarmamak için zor tuttu kendini ve zora ki "Çalışanlarımın şuan durumu nasıl?" diye konuştu.
Cahit biliyordu, çalışanlarını patronunun merak ettiğini ama Elif'i ayrı merak ettiğini bunu ona nasıl söyleyeceğini de bilemiyordu ama mecburdu.
"Patron güvenlik ekibinin durumunu söyledim zaten, Gonca ve Elif hanım dışında yaralananlar hafif şekilde atlatmış bu saldırıyı sanırım odak noktaları tamamen mimarımız ve asistanımız olmuş. Yaşı gereği Gonca hanım beyin kanaması geçirme riski ile müşhade altında tutuluyor ailesi yanında şuan, Elif hanım ise..." dediğinde Mustafa'nın kalbi sıkışmaya başladı.
"Dirsek ve ayak bileğinde çatlaklar mevcut, baş bölgesine ağır darp almış, vücudunun bir çok bölgesinde hem Gonca hanımda hem de Elif hanımda morluklar sopayla vurulma sebebi ile ufak dudak ve kaş patlamaları mevcut." dedi.
Mustafa duydukları ile kaskatı kesildi. Elleri yumruk oldu. Cahit biliyordu ki bu sessizlik hayra alamet değildi.
"Önce hastaneye gideceğiz." dedi zorla konuşarak.
"peki patron." dedi Cahit.
Mustafa elindeki tespihi öyle sert sıkıyordu ki boncuklar dökülüp saçılmamak için zor bir arada duruyor gibiydi.
Böyle durumlarda Cahit , patronuna karşı ağzını açmakta dehşet çekinip , sessiz kalıyordu.
Hastaneye varıldığında, hayatında uzun yıllar sonra ilk defa Mustafa göreceği manzaradan çekindi.
İri bedeni ,heybeti ile arkasında siyah takım elbiseli adamları etrafa korku saçıyordu ama Mustafa bunun farkında değildi. Elini hastane koridorunda arkasından gelen adamları ile kirli sakalına atıp stres ile kaşıdı. asansöre binip önce gonca hanımın yanına gitti. Ona ve ailesine geçmiş olsun dileklerini iletip bu işin peşinde olacağını söyledikten sonra diğer geriye kalan çalışanlar için ise Cahit'i görevlendirdi gidip bakması ve görünmesi için, çalışanları güvensiz hissetmesin diye varlığını hissettirmeliydi.
Geriye yüreğini titreten kadınla yüzleşmek kalıyordu.
Hastanede onun yattığı kata çıktığında , yüreği sıkışıp duruyordu. Olup biteni hem ondan duymak istiyordu hemde duyacakları ile kasıp kavurup kadını korkutabileceğinden korkuyordu. Ama bunu yapmalıydı Mustafa.
Adımları onun bulunduğu odaya doğru ileri atılırken önüne koridorda oturan orta yaşlı orta boylarda bir adam atılıp kendisini görmesiyle saldırıp yakalarına yapıştı.
"Sen ne yüzle buradasın ulan!" deyip saldırdığın da Mustafa kaşlarını çatıp boyuna yetişmeye çalışan orta yaşlı adamı yakasından çekip geriye itti tek hamlede.
"Sen de kimsin ihtiyar? Daha fazla yaşlanmadan elimde ölmek mi derdin?" dedi. Mustafa , adamlarını Elif ve ailesi ürkmesin diye onun olduğu kata tek başına gelmişti ve bir anda bu deli yaşlı adam üzerine saldırıp hesap sormaya başlamıştı.
Eliyle beyaz gömleğinin yakalarını düzeltti ve kendisine nefret ile bakan adama delidir diye ya sabır çekip yanından geçmek istediğinde yaşlı adam kolundan kavrayıp geriye doğru çekmeye çalıştı Mustafa'yı "Sen ne bela bir adamsın böyle kızım senin yüzünden bu halde ve sen utanmadan hala karşımıza çıkabiliyor musun?" dedi Mehmet gücünün yetmeyeceğini anlayıp içindeki nefret zehrini kusarak konuşarak.
Mustafa o an çok şaşırdı. Demek deli diye içinden geçirdiği adam Elif'in babasıydı ha?
"Kusura bakmayın ama Elif'i görmek istiyorum." dedi amacını unutmayarak.
"Göremezsin! kızımı ölümden beter etmişler hem de ne uğruna? ne iş yaptığı bile beli olmayan patron zırvalığı uğruna. Benim senin gibi bir herifin mafya hesaplaşmaları uğruna harcayacak evladım yok Karahanlı." dedi dişlerini sıkarak kızının hali canını yakıyordu ve Mehmet'te bir yerleri yakmak istiyordu. Mustafa, Elif'i işe aldığı zamanlarda babasının polis olduğunu öğrenmişti. Bu bilgi zamanla Elif'in hiç görmediği ailesi hakkında zihninden uçup giderken yaşlı adamın mesleğini söyledikleri ile tekrar hatırlatmıştı. Başka türlü bu sözleri edip ya da kendisnin ne olduğunu yüzüne söyleyebilecek bir bilgide olmazdı.
Mustafa yaşlı adamın omuzunu sıkıp destek vermek ve konuşmak istediğinde yaşlı adam sertçe kendini geri çekti.
Mustafa eli hava da kalınca usulca bozulup haklı olduğunu varsayarak indirdi.
"Ben masum bir adam değilim belki ama sana söz veriyorum masum çalışanlarıma bunu yapanlara bedelini ödeteceğim." dedi sesini kısık tutarak.
Mahmet komiser, "Bir mafya lideri başka bir Mafya'ya masum, suçlu bedeli ödetecek ha? Karşında çocuk yok senin sizin gibi insanların dünyası kirli çıkarsız memfaatsiz iş görmezsiniz. Senden bir polis memuru olarak , bir baba olarak tek bir isteğim var..." dedi parmağını karşısında kendisinin iki katı iri herife doğru sallarken, "Emrindeyim bey amca." dedi Mustafa boynu kıldan ince bir vaziyette durdu, sonuçta evladı kendisi yüzünden zarar görmüş acılı bir babaydı karşısındaki adam.
"Kızımdan uzak dur Karahanlı, pisliğini benim masum çocuğuma bulaştırma. Şimdilik görmene müsaade edeceğim ama bundan sonra kızım senin şirketinde , senin bağlantında , senin etrafında olmayacak." dedi. Mustafa duydukları ile duraksadı. Elif'i bir daha görememek mi? bunu daha önce deneyimlemedi bilmiyordu. Her gün odasına girip çıktığında gözü aşina olmuş cam arkasında kıza bakardı. Sonra Elif elinde çay getirir günlük raporlar eşliğinde gündemde olan diğer magazinsel konuları üstten kendisine muhabbet açmak için söylerdi. Mustafa onu görmeden sesini duymadan nasıl yapacaktı. Üstelik bir de içinde bu kıza karşı hisler filizlenmişken.
Yaşlı adama başını hafifçe sallayıp odanın kapısına bin sene gibi gelen adımlarını attı.
Yaşlı adam haklıydı, Elif , Mustafa'nın etrafında oldukça dolaylı bile olsa zarar görmüştü ve görecekti. Sırf onu sevmeye başladı , aşık olmaya başladı diye hakkımıydı bu masum temiz insanlara elleri yüreklerinde bir hayat yaşatmaya.
Eli kapı kulpunu kavrayıp indirdiğin de yüzü şişlik morluk ve yaralar ile genç kız açık olan gözünün arasından kendisine bakıyordu. Başında iki kadın vardı ama Mustafa buna dikkat etmedi. Genç kız sargılar içindeydi. Bakmaya doyamadığı bir gün okşayacak olma hayali kurduğu o parlak yumuşak sarı saçları beyaz hastane yastığının üzerine yayılmıştı. Kendisini görünce doğrulamak istedi Elif ama Mustafa müsade etmedi. "Sakın Elif! benim için rahatını bozma." deyince genç kız kendisni rahat bıraktı tekrar.
Annesi olduğunu düşündüğü orta yaşlı kadına dönüp "Rica etsem Elif ile yalnız konuşabilir miyim?" dediğinde bir ses sert bir şekilde çıktı. "Ne diye?" Mustafa başını çevirdiğinde gördüğü yüz yüreğini başka bir duyguyla sarsmıştı ama Mustafa anlam vermemişti. Bu karşısında kollarını göğsünde bağlamış Elif'in tam tersi esmer kız kendisine bir yerden tanıdık gelmişti ama Mustafa çıkartamıyordu bir türlü.
"Hem siz kimsiniz? bizi öylece apar topar çıkartacaksınız?" dediğinde annesi "Eylül!" diye uyarır tonda seslendi genç kıza, Elif zar zor çıkan sesiyle "Abla o benim patronum lütfen saygılı ol ona karşı." dedi. Eylül duydukları ile çıldıracaktı.
"Saygılı mı olayım? kızım saf mısın sen? Sen kimin yüzünden gecenin bu vakti burada öldüresiye dövülerek yatıyorsun acaba?" dediğinde, Mustafa anlayışla "Öfkenizi anlıyorum, inanın bana aynı ve daha fazlası bir öfkeye sahibim çalışanlarıma benim yüzümden kim ya da kimler zarar verdiyse bedelini ödeyecekler." dedi.
Eylül kararan gözlerini Mustafa'ya dikti bu adam bir yerlerden kendisne tanıdık geliyordu ama üstelemeden kız kardeşinin durumuna odaklanıp, "Başta siz olmak üzere kim kız kardeşime zarar verdiyse bedelini ödemeli mesala yakında sizi şikayet edecek olmamızla başalyacak bu olay." dedi.
Elif "Abla yalvarırım sus." dedi. Seda hanım, kızının yine deli yürek damarı tuttuğunu fark edip "Eylül hadi çıkalım kızım hem beyefendi kötü biri olsaydı kapıda baban vardı içeriye girmesine müsaade etmezdi değil mi?" dedi.
Eylül, derin bir nefes bırakıp dışarıya, "Çıkalım bakalım." dedi Mustafa'ya ters bakışlarını atarak.
Nihayet yalnız kaldıklarında Mustafa, Elif'in ayak ucuna gelip oturdu.
"Nasılsın Elif?" diye içi acıyarak sordu ve içinden halini gördüğü kız için intikam yeminleri etti bir yandan.
"İyi olacağım Mustafa bey, duydum ki benim gibi bir çok çalışan böyle bir saldırıya uğramış ciddi bir şey yok inşallah." dediğinde Mustafa "Biz ilgileniyoruz, merak etme kimsede ciddi bir şey yok herkes iyi olacak." dedi.
Mustafa ağzında topladığı soruyu Elif'e doğru sordu. "Elif neler olduğunu senden duymak istiyorum. Anlatabilir misin bana?" dedi.
Elif başını hafifçe aşağı yukarı salladı.
"Mesaim bitmişti. Şirketten çıkıp durağa doğru gidiyordum, belki biliyorsunuz iş çıkışı şirketin arka yolu tenha ve karanlık oluyor durağa gidene kadar..." dediğinde Mustafa sıkıntıyla biliyorum anlamında gözlerini kapatıp açtı. "İçimde huzursuz bir his vardı ve takip edildiğimi ilk defa o gece hissettim. Ama arkama defalerca bakmama rağmen kimseyi göremedim. Sonra bir minibüs yanımda durdu ve içinden bir sürü yüzü maskeli adam inip ellerinde kalın sopalarla ben ne olduğunu anlamadan bana saldırıp vurmaya başladı." dedi. İşte bu kısımı duymak Mustafa için en zor olandı. Gözlerini sindirmek için sıkıca kapattı.
"Ben acıyla yerde gözlerimi kapattığım da öldüm mü diye kontrol edip daha sonra 'Karahanlıya , patronumuzun selamını söyle asistan.' dediler ve gittiler minibüsün plakasını ezberleyip o an baygınlık geçirmişim. Ama Cahit beye verdim plakayı." dedi Elif zar zor konuşarak. Adamın içi parçalanıyordu karşısındaki kıza o güzelim yüzü belki on beş yirmi güne kadar düzelir alçıdaki yerleri kaynaşırdı ama Mustafa gözünün gördüklerini unutmazdı. Hemen ayağı kalkıp genç kızın başının ucuna gitti elimi dayanamayarak başının üzerinde gezdirdi. Elif bu hissi güzel bulsa da anlam veremiyordu patronunun neden böyle yaptığına elleri genç kızın başında gezdikten sonra yüzünü buldu yaralarını aklına kazıdı adam. "Elif beni ne kadar tanıyorsun?" diye sordu. Bilmek istiyordu Mustafa , babası gibi kendisinin kim olduğunu bu zarif masum beden de biliyor muydu?
Genç kız şaşkınca adamın geniş büyük ellerini hiç beklemeden yüzünde hissetti bir anda kalbi ılıkça aktı Mustafa'ya.
"Siz...başarılı bir iş insanısınız." dedi fısıltı ve hayranlık eşliğinde. Adam gözlerini sıkıca kapatıp açtı.
"Umarım gerçekte kim olduğumu bilmeden böyle güvenerek bakarsın hep bana. Sana söz veriyorum... sana ve diğer masum insanlara yapılanların intikamını alacağım." deyip kızdan uzaklaştı. Kapıdan çıkmak üzereyken Elif aklıma gelen ismi direkt söyledi. "Nedim Kavaklızade." dedi.
Mustafa duraksayıp kaşlarını çattı.
Genç kıza dönüp "Biliyorum güzelim. Hem geçmişim hem şimdinin intikamı var o herifn üzerinde. Sana sınırsız izin veriyorum." deyip gitti. Elif yaşadıklarına bir anlam yükleyemiyordu bir türlü Mustafa çok gizemli bir adamdı ve sözcükleri bulmaca gibiydi.
Mustafa odadan çıktığında önünü Mehmet komiser kesti. Kızı ve karısı ileride ayakta konuşuyordu. Mustafa kendisine tanıdık gelen Eylül denilen kıza kısa ve dikkatlice baktıktan sonra yaşlı adama döndü.
"Bu sondu. Kızıma defalarca işten ayrılmasını söyledim ama kabul etmedi. Söylesem yine kabul etmeyecek ama senden istiyorum kızımı işten çıkart." dedi. Mustafa'nın içini sıkıyordu bu adamın söyledikleri öylece nasıl emek veren bir kızın işine son verebilirdi?
"Elif benim , Çalışkan ve başarılı bir çalışanım bunu yapamam." dedi.
Mehmet komiser, "Yapacaksın Karahanlı, yapacaksın büyük baron. Kızım senin bataklığında basit bir çalışan bile olsa kalamaz. Bunu sen yapacaksın." dediğinde Mustafa'nın duydukları şaşkınca adama bakmasına yetti. "Sen...nasıl?" diye kim olduğunu bildiğine şaşırdı.
"Elif senin kim olduğunu bilmiyor, sen onun gözünde adil dürüst bir patron olabilirsin ama senin esasen kim olduğunu komiser Mehmet Karaca olarak ben gayet iyi biliyorum. Hem de daha fazlasını."dedi.
"Madem hakkımda her şeyi biliyorsun neden tutuklanıyorsun Mehmet komiser." dedi.
"Çünkü eliniz kolunuz her yere yetişiyor.Bu benim tek başıma yapabileceğim bir şey değil. Bu mesele ayrı dediğim gibi Elif'imin güvenliği için onu işten çıkaracaksın." dediğinde Mustafa derin bir nefes alıp bıraktı.
Elif'in işine son vermekten daha önemli işleri vardı. Mesala Nedim şerefsizi ile hesaplaşmak.
Hastaneden ayrıldığında adamları peşine takıldı. Saat gece yarısını çoktan geçmişti.
Etraf yavaştan cıvıl cıvıl oluşunu kaybediyordu. Temiz olanlar evlerindeyken bu saatlerde ya ekmek parası uğruna olanlar dışarıdaydı İstanbul'da ya da pisliğin içinde olanlar ama her evinde olanda temiz değildi elbette. Mesala Nedim Kavaklızade.
Adamlarına gereken komutu verdi mustafa çalışanlarına dayak atan herifler Cahit'in titizliği üzerine bulunup ölüm deposuna kapatıldı. Bayağı kalabalıktılar ama bu Mustafa için önemli değildi.
Mustafa önüne geldiği malikanenin yanan ışıklarının sönmesi ile elindeki tespihi parmakları arasında tetikte dans ettiriyordu. Kafasında Mehmet komiserin söyledikleri ve Elif'in görüntüsü dönerken, o sırada ilahi bir mesaj gibi arabanın multimedyasında bir türkü çaldı.
"Elif dedim be dedim oy amman kız
ben sana ne dedim? "