Yazardan,
Mustafa, elini belindeki silaha atıp çekip çıkardı. Bu gece Nedim şerefsizini öldürmeyecekti ama onunla çok güzel oynayacaktı. Çünkü Nedim'i böylesi tekte öldürmek ödül olurdu. Mustafa bunu can-ı gönülden istesede yıllardır bir çok pisliğin içine bu heriften tüm ailesinin intikamını almak için girmişti ve içinden ant içmişti Nedim Kavaklızade'ye öyle kolay ölüm vermeyecekti.
Kapısı açılıp indiğindiğin de bir orduyla gelen komutan edasında malikaneye sert ve kendinden emin adımlar atıyordu. Mustafa'nın adamları, Nedim'in bütün adamlarını susturucu ile aşağı indirirken ortalarında bir yandan da korudukları patronları Mustafa için malikanenin kapısına doğru eşlik ediyorlardı. Kamera sistemi Mustafa'nın emri ile hackerları tarafından sabote edildi. Mustafa için içeriye sızan bir adamı kapıyı usulca Mustafa için açtı. Mustafa elindeki silahı sanki öylesine tutuyormuş ve kendi evindeymiş gibi usulca merdivenleri çıkmaya başladı.
Nedim'in yatak odasının önüne gelince durdu ve hemen yanındaki adamına doğru konuştu. "Sprey ve odunu getirin bana." dedi amacı odada bacaklarını kırmaktı.
istediği dakikalar eşliğinde dibinde olunca tekrar adamına doğru konuştu. "Nedim dışında bu evde kim yaşıyorsa şu spreyden hepsine sıkın top patlasa duymayacak halde olsunlar. " dedi.
Adamları Mustafa'yı başarı ile onaylayıp malikanenin dört bir yanına dağıldığında Mustafa arkasında kalan adamı ile usulca Nedim'in yatak odasının kapısını açtı ve içeriye girdiler. Mustafa'nın adamı Nedim'in karısına spreyi sıktıktan sonra Mustafa uyanmaya başlayan düşmanının baş ucuna geçti ve silahı gözleri aynı zamanlama ile fal taşı gibi açılan Nedim'in başına dayadı. Mustafa anladı ki bu herifin icabına burada bakmayacaktı sopayı adamına geri uzattı.
"Günaydın. Saat şuan üç suları, beni gördüğüne sevindin mi Nedim?" dedi Mustafa sadistçe sırıtarak.
Nedim, "Sen...sen...nasıl?...nasıl girdin evime?" diye boğazına dizelen tükürükleriyle zar zor korkudan konuşabildi.
Mustafa, "Evine mi? ulan yatak odana kadar girdim ama sen bunları düşünme zor olmadı." dedi.
Nedim, "Niye buradasın Karahanlı?" diye sordu kendini zar zor toparlayarak.
Mustafa baş ucunda duran komodinin üzerine yavaşça oturdu.
"Bak sana ne diyeceğim... dün saat altı yedi suları akşam üzeri çalışanlarım bir saldırıya uğradı." dedi. Nedim duydukları ile yüzünü şekilden şekile soktu.
"Ben...ben yapmadım." dedi. Mustafa eğilip psikopatça "Ben sen yaptın veya yapmadın diye bir şey söylemedim ki" dediğinde Nedim gerildi.
Nedim, "Niye buradasın o zaman?" diye sordu. devam edip,"Niye evime kadar girdin?" diye sesini yükselterek konuştuğunda Mustafa silahı adamın açık ağzından içeriye doğru öfke ile soktu. "Ulan şerefsiz sen kendini görünmez adam falan mı sanıyorsun? yemin ederim şuan beynini dağıtmak için içim içimi yiyor ama sana öyle kolay ölüm vermeyeceğim ırz düşmanı herif!" dedi.
Nedim'in gözleri ağzındaki silahla yerinden fırlayacak gibi bakıyordu.
"Ne hikmetse bu saldırıya uğrayan çalışanlarım ihale günü yanımda olanlar , ulan ne aşağılık herifsin sen! masum insanlardan ne istiyorsun?" dediğinde silahı ağzından çıkardı.
"Sende masum insanlarla uğraşıyorsun Karahanlı. Bak evime girmişsin ailemin dibinde benimle uğraşıyorsun." deyip laf arası karısını ima etti. Mustafa bu herifin her boku yiyip masum ayaklarına yatmasına ayrı ayar oluyordu. Mustafa başını eğip hiç bakmadığı ve yüz üstü yarı çıplak yatan kadına baktı.
"Sen masum bir herif değilsin. Seninle husumetim bugünlük değil, yirmi küsür sene öncesine dayanıyor. Bir de kaldı ki ben senin gibi kadın ,çocuk gibi masumlar üzerinden intikam oyunları oynamam o senin gibi acizlerin işidir. ama..." deyip sahte bir beğeni ile üstü açık kalçalarına kadar sıyrılmış geceliği ile yüzünü dahi görmediği kadın üzerinden bakarak Nedim'e doğru konuştu Mustafa "Eğer bir daha masumlar üzerinden büyük baronun canını sıkarsan , şu baldırı çıplak karına senin gözlerinin önünde neler yaparım neler." dedi. Nedim gözlerini büyütüp anında örtüyü karısının üzerine çekti.
"Büyük baron sen misin Mustafa?" dediğin Mustafa usulca başını salladı.
"Ama nasıl olur Tahir olacak dediler. o olacak dediler." dediğinde korkuyla, Mustafa tekrar sadistçe güldü.
"Tüh! gördüm mü bak yeraltının karanlık dünyasının Baron'u ben olmuşum Nedim. Çok konuşma kalk ulan! Seninle sohbete gelmedim buraya." deyip sona doğru sesini yükselterek ensesinden tutup yataktan çıkarttı Nedim'i.
Paldır küldür adamlarının önüne atıp, "Kaldırın şunu!" diyerek gür sesiyle konuştu.
Nedim , adamların hırpalayarak tutuşu arasından "Beni nereye götürüyorsun Mustafa?" diye bağırdı.
Mustafa göz devirip, "Seninle büyük bir hesaplaşma yapacağım Nedim ama şuan değil. Şuan senden sadece masum çalışanlarımın intikamını alacağım. Baş başa iki düşman bir orman yolculuğu yapıp romantik romantik takılacağız. " dediğinde Nedim bağırmaya başladı. "Hayır hayır! Mustafa yalvarırım. Yemin ederim büyük baron olduğunu bilmiyordum ayakçı sanıyordum seni... vallahi bir daha sana, senin etrafına yaklaşmam bile...Mustafa yapma ne olur. Bağışla beni." dediğinde Mustafa'nın büyüklüğünü yeni yeni idrak ediyordu Nedim Kavaklızade.
"Höst ulan! ben sen miyimde ona buna kulluk , köpeklik yaparak bir servet kazanayım . Ancak sen ve senin gibiler benim ayakçım olur Nedim! Senin ipin kimin elinde çok iyi biliyorum , sana bu özgüveni vereni de çok iyi biliyorum sıra ona da gelecek. Ayrıca af dileme kotanı yıllar önce ailemi katledip bizim derbeder olmamız ile kaybettin. Sana merhamet etmek geçmişimde toprağa verdiklerime ihanet etmektir." dedi.
Nedim'i zar zor adamlar arabanın bagajına tıkıp yola çıktı.
Mustafa cebinden çıkardığı telefonu ile akıp giden yolda Cahit'i aradı. "Cahit, Elif'i vuran herifleri sana atacağım adrese doğru getir. Diğer saldırganları da adamlar depoda tanınmaz hale getirsin öyle salsınlar. Bir daha üç beş kuruşa masum insanlara saldırmak neymiş iyi anlasınlar." dedi.
Cahit, "Tamam patron emrin olur." deyip Mustafa telefonu kapattı.
Günün ağarmasına bir kaç saat vardı ve Mustafa kalabalık adamlarıyla önünde ağaçlara bağlanılan heriflere baktı.
Eline aldığı sopayla adamlarına doğru konuştu. "Bu heriflerin hepsi aynı noktalardan darbe alacak aynı şiddette vurulacak. Kimse merhamet göstermesin." dedi.
Hepsi onaylayıp, vurmaya başladıklarında kemiklerin darp alma sesi Mustafa'nın kulaklarına ilişiyordu. Bağladıkları adamlar gözleri ve ağızları bağlı olduğu için bağırtıları bir inilti şeklinde dışarıya çıkıyordu.
Mustafa gözüne kestirdiği ağzı ve elleri, ayakları bağlı gözleri dehşetle açılmış Nedim'e doğru adımladı.
Kafasına sayısız sopayla sert bir şekilde vurdu. Nedim kafasına aldığı darp ile bir ayılıp bir bayılıyordu. Daha sonra Mustafa ön saç tutamlarından başını kaldırıp gözlerine baktı. Adamın göz bebekleri bir gidip bir geliyordu.
En son Mustafa darbelerini Nedim'in dirseğini ve ayak bileğini hedef alıp sert bir şekilde sopayı indirip adamın acıyla kıvranmasını sağladı. Elif'i getirdiği halden beter bir halde çatlayan yerleri ile olduğu yerde acıyla kıvranıyordu.
Mustafa sopayı fırlatıp, Cahit'e doğru döndü.
"Ben gidiyorum Cahit sen bunlara bundan sonrası için ne yapacağını iyi biliyorsun ." dediğinde Cahit başını sallayıp "Merak etme abi." dedi.
Mustafa uykusuz ve yorucu geçen gecenin ardından kendini ,kendi malikanesine atmak için can atıyordu.
şoför malikanenin bahçesine giriş yaptığında güneş ufka değdi o sırada ve gördüğü manzara karşısında şoför gittikten sonra kendi kendine söylendi "Bir gün benim karanlığımda böyle aydınlanacak mı?"
Bitkindi ama etrafta kimse olmamasına rağmen dik duruşundan taviz vermeden içeriye girdi.
Karanlık malikane sahibi geldiği gibi otomatik olarak aydınlandığında sessizliğinden rahatsız olduğu evin bir gün kalabalık olma ümidi ile sessizce kendisini odasına attı Mustafa.
Genç adam isterdi ki ailesi hayatta olsundu , kız kardeşi Yasemin , ablası Lale , annesi ve babası hepsi bu evde olsunda dişi ve tırnağı ile üzerine çıktığı bu saltanatın konforundan rahatlığını şuan toprak altında olan sevdikleri de nasiplensindi. Belki anne ve babası, ablası hayatta değildi ama Mustafa umudunu kırmadan Yasemin'i canla başla arıyordu.
Yediği lüks yemeklerden tat almıyordu genç adam çünkü türlü yokluk arasında bir kuru ekmeğin arasına bölünüp bırakılan , sevgi ve şefkatle annesinin bıraktığı o lezzetli soğan ekmek değildi.
Bir umut geçmişin hissini kız kardeşini bulduğunda yaşayacakmış gibi hissediyordu. Belki çok uzak belki çok yakın Yasemin'i bulacaktı.
Mustafa ,pahalı marka şampuan ve losyonlar ile sıcak bir duş alıp üzerindeki bornozla halsizce kendini büyük yatağına bıraktı, üstünü giyinecek gücü o an bulamadı kendinde, sadece gözleri derin uykuya dalmadan Elif perdelendi.
Bir gün bir aile kurabilir miydi bilmiyordu. Önünü göremediği bir hayat yaşıyordu. Hadi diyelim aile kurmak istedi bunu ancak ve ancak Elif'le yapardı. Çünkü Mustafa Elif'i tanıdığından bu yana ruhunu da , bedenini de Elif dışındaki kadınlara haram kılmıştı.
Ama aklından silinmeyen bir gerçek vardı. Babası Mustafa'nın kim olduğunu biliyordu ve Mustafa daha ortada bir şey yokken esas engelin geçmişi önüne koyarak Mehmet komiserin olduğunu biliyordu.