17.Bölüm

2311 Kelimeler
Daha sonra Hilal ve Mete arabaya doğru el ele yürüdü. Hilal, Mete onu bu dört günü birlikte geçirmeyi önerdiğinde, bunun el ele yürümeyi kapsadığını düşünmemişti. Bulutların üzerindeydi. Ve hızla yere çakılması an meselesiydi. “Hiç yurt dışına çıktın mı?” diye sordu, Mete, gözlerini yoldan ayırmadan. “Evet. Halam Almanya’da yaşıyor benim. Lise ikide, üç aylığına yanına gitmiştim. Liseyi bitirdiğim yılda, İngilizcemi geliştirmek için Malta’da bir dil okuluna gittim.” “Kaç dil biliyorsun?” “4. Aslında 3,5. Lisede Almanca ve İngilizceyi baya geliştirdim ve üzerine gittim. Yurt dışında geçirdiğim zamanın da yararı oldu tabi. Üniversitede de ikinci bir dil seçmem gerekiyordu ben de Fransızcayı seçtim. Onu öğrenmesi kolaydı ancak zorunlu ders olarak koydukları Latince… İşte o baya zordu. Psikoloji eski bir dal. Latince ile alakalı kısımları çok doğal olarak. Kendimi ifade edebilecek kadar diyelim.” Güzeldi; Mete bunu zaten biliyordu. İnatçıydı, dik başlıydı; bunları ilk tanıştıklarında öğrenmişti. Neşeliydi; bu yönünü yeni yeni keşfediyordu ve şimdi bir de zeki olduğunu kavramaya başlıyordu… Bu kızla ilgili kusursuz olmayan bir şey var mıydı? “Yani pasaportun var?” Hilal bu sorunun maksadını anlayamadı. Yine de, “Evet.” dedi. “Yanında mı?” diye sordu bu sefer, Mete. Hilal başını sallayarak onayladı onu. “Nazlı ile Sakız Adası’na gitmeyi düşünüyorduk; ama pek oralı değil gibi. Havuz kenarında yatıp, güneşlenmek daha çok hoşuna gidiyor.” “O zaman biz gidelim. Ben de Doğa ile gideriz diye yanımda getirmiştim; ama o zaten daha önce balayında gitti.” “Doğa evli mi?” Nazlı bundan bahsetmemişti. Doğa evli olsaydı bunu bilirdi. O sadece Mete’yi değil, etrafındaki insanları da araştırıyordu. Gerçi hiç kuzeninin adının Doğa olduğunu söylememişti. Ancak evli olsa bilirdi. “Evliydi,” diye cevapladı sorusunu, Mete. Neden bilmediği şimdi belli olmuştu. “Ama üç yıl önce boşandı.” Oysaki boşanmak için çok gençti. Genç yaşta evlenip boşanmasına sebep olan şeyi merak etti Hilal, fakat sormadı. Onu ilgilendirmezdi. “Yarınki duruma göre bakarız. Nazlı’yı atlatmam gerek.” Nazlı’ya ve Doğa’ya bu durumdan bahsetmeme kararı almışlardı. Çünkü anlamazlardı. Bunun saçma olduğunu söyler ve sinirlerini bozacak yorumlar yaparlardı. Yarın Mete’nin de Doğa’yı atlatması gerekecekti, ancak Hilal’e göre onun işi daha kolaydı. Otele döndüklerinde ikisi de ayrılmak istemiyordu; ama dikkat çekmeden ait oldukları yerlere dönmeleri gerekiyordu. Hilal ve Mete hızla odalarına çıktı. Hilal, Nazlı’ya nerede olduğunu soran bir mesaj attı ve deniz kenarında olduğunu öğrendikten sonra hızla hazırlanmaya başladı. Birlikte otel içinde zaman geçiremezlerdi. Ancak bu teknolojinin nimetlerinden yararlanmayacakları anlamına gelmiyordu. ‘Havuz başında mı olacaksın?’ ‘Hayır. Nazlı deniz kenarında.’ ‘Ben de ne zamandır denize girmeyi düşünüyordum.’ ‘O zaman Nazlı’ya teşekkür et.’ ‘Belki de ona imzamı vermeliyim. Hayranım olduğunu söylememiş miydin?’ ‘Evet… Ama bunu ona karşı kullanman gerekmiyor. Arkadaşımın aklını karıştırmaktan vazgeç!’ ‘Kıskandın mı?’ ‘Seni mi? Senin gibi bir şöhret budalasını niye kıskanayım ki ben?’ ‘Büyük ihtimalle senin gibi baş belası bir kadınla uğraşacak tek deli ben olduğum için.’ Hilal bu lafı bir başkası söylese alınabilirdi. Ancak Mete’nin onunla dalga geçtiğini biliyordu. Ayrıca baş belası filan değildi; ama Mete deliydi. Onu sahiden de başka kimse çekemezdi. Telefonun mesaj sesi tekrar duyuldu. ‘Bu sefer beni gözlerinle soymamaya çalış, prenses.’ Baştan ayağa kıpkırmızı oldu, Hilal. Mete’nin onu gördüğünü biliyordu işte. Ne vardı öyle bakacak? Gözlerini oymak istiyordu. Bir daha ona bakmayacaktı. Yanında düşüp bayılsa da bakmayacaktı işte. Gözünün ucuyla bile… ‘Ben de gözlerime işkence etmeye meraklı değilim.’ ‘Göreceğiz…’ Meydan okumalardan hoşlanmıyordu Hilal. Ancak Mete’nin bu ukala ve sersem hallerine kesinlikle bayılıyordu. O yüzden onunla inatlaşmaya devam edecekti.  En güzel bikinisini giydi. Saçlarını omuzlarının üzerinde açık bıraktı ve geriye doğru itti. Hilal, Mete’ye bakmayacaktı… Ama Mete kesinlikle gözlerini ondan alamayacaktı. Hazırlanıp, otele ait plaja inmesi on beş dakikasını almıştı, Hilal’in. Nazlı, deniz kenarında bir şezlong kapmış ve havlusunu serip yüz üstü üzeri uzanmıştı onu bulduğunda. “Yana yana bir hal oldun kızım sende!” diyerek dalga geçer onunla. Nazlı arkadaşının sesini duyunca hafifçe başını kaldırdı ve ona baktı. “Neredeydin sen?” diye sordu. Hilal bu soruyu duymayı beklediği için hazırlıklıdır. “Erken kalktım. Seni uyandırmak da istemeyince çıktım biraz dolaştım. Çarşıya gittim filan. “ “Kahvaltıyı ne yaptın?” “Simit yedim bir yerde.” Nazlı onun için de bir şezlong tutmuştu. Hilal çantasından havlusunu çıkardı ve şezlongunun üzerine serdi. Bu sabah biraz fazla gülümsüyordu. Nazlı’nın gözünden kaçmamıştı bu. Ancak içinden bir ses, sorsa bile söylemeyeceğini söylüyordu. Bu yüzden sormadı ve başını tekrar şezlonguna yaslayıp gözlerini kapattı. Mete, plaja inmek için hazırlanıp odasından çıktığında koridorda kuzeni ile karşılaştı. Belli ki o da havuz kenarına inmek için hazırlanmıştı. Ancak artık yolunu değiştirip onunla plaja gelmek zorundaydı. Doğa onu görür görmez hızlı adımlarla yanına geldi. “Kahvaltıda yoktun. Nereye gittin?” “Keyfim nereye isterse, kâhyası olarak peşinden gittim.” Doğa, Mete’yi severdi; ama bazen, sırf bu ukala cevapları yüzünden, onun canını çok fena yakmak istiyordu. “Yine ne karıştırıyorsun sen?” “Yaptığım her şey göz önünde. Ne karıştırabilirim ki?” Doğa onun haklı olduğunu biliyordu, fakat bu yine de sorusunu cevaplamıyordu. Mete ve Doğa deniz kenarına indiklerinde, güneş iyice tepeye ulaşmıştı. Çeşme’nin kavurucu sıcağından ve boğucu neminden bunalan tatilciler, kendilerini denizin soğuk sularına teslim etmişlerdi. Ancak şu an ne sıcak umurundaydı Mete’nin, ne de nem. Onun tek ilgilendiği şey, Hilal’i bulmaktı. Ona olabildiğince yakın oturmak istiyordu. Aslında, bu sabah uyandığından beri, onu sürekli yakınında tutmak istiyordu. Bu sabah çok güzel zaman geçirmişti. Hayatında hiç bu kadar huzurlu ve mutlu olduğunu hatırlamıyordu. Bu geçici durumdan tehlikeli şekilde çok fazla zevk alıyordu; ama bununla da ilgilenmiyordu. Sadece Hilal’i bulmak istiyordu. Hilal ve Nazlı’da sıcaktan bunalanlardandı. Güneşin altında çok uzun süredir yatan Nazlı, biraz daha öyle uzanmaya devam ederse, kızartma olabileceğini hissediyordu. Bu nedenle iki arkadaş denize girmeye karar verdiler. Mete onları gördüğünde denizin kenarında durmuş suya alışmaya çalışıyorlardı. Mete onu daha önce defalarca havuz başında görmüştü. Ancak ilk defa bikinisiyle gördüğünü fark ediyordu. Nefes kesici gözüküyordu, Hilal. Vücudunun her bir kıvrımı sanki Mete’nin aklına o saniye de kazınmıştı. Sapık gibi gözlerini dikip göğüslerine bakmak istemiyordu ama bedenini zar zor kapatan küçük, ince kumaş parçaları hayal gücünün sınırlarını zorluyordu. Mete’nin kafasında milyonlarca senaryo, gözlerinin önünde canlanmak için bekliyordu ve Mete o sahneleri düşünmemek için tüm gücünü kullanıyordu. Derin derin nefesler aldı. On sekizlik ergen delikanlılar gibi davranmanın lüzumu yoktu. O bir yetişkindi ve birçok kadını daha az kıyafetle görmüş bir yetişkin olarak, içine düştüğü bu rezil durumdan bir an önce kurtulması gerekiyordu. Nazlı ve Hilal sonunda suya girdiklerinde, Mete uzun süre arkalarından bakıp onları izledi. Hilal gerçekten de güzel yüzüyordu. Yüzme kursuna gitmiş olmalıydı. Kulaçları seri ve güzeldi. Nazlı ile birlikte oldukça uzağa gitmişlerdi. Gerçi Çeşme’de ne kadar uzağa gittiğinin bir önemi yoktu. Nasıl olsa su seviyesi boynunuzu geçmeyecekti. Bu Mete’nin, Ege ile ilgili sevmediği şeylerden biriydi. Doğa’nın oturacak yer aradığını fark edince, Mete kızları izlemeyi bırakarak onun yanına döndü. Kızların denize girdiği yerin yakınındaki şezlonglarda göz gezdirdi. Hilal’in plaj çantasını hemen tanımıştı. Kırmızı, siyah kulplu çantanın üzerine, yine kırmızı, çapa şeklinde bir iğne iliştirilmişti. Kızların oturduğu yerin biraz uzağında boş iki adet şezlong bulabilmişlerdi. Mete, Hilal’i en iyi görebileceği şezlonga kurulurken, kızlarda denizden çıkmaya başlamışlardı. Hilal’in üzerinden sular süzülen görüntüsü, bu gece rüyasına gireceğe benziyordu. Mete bakışlarını kaçırmak ve aklını başına toplamak istiyordu. Kendi vücudu bu otele geldiğinden beri kaçıncı kez ihanet etmişti ona? İnanılır şey değildi. Hilal, Mete’nin bakışlarını ondan kaçırmaya çalıştığını ama bunu başaramadığını fark etmişti. Her kadın gibi, o da beğenilmekten büyük bir keyif alıyordu ama Mete’nin ona sırf bu yüzden bakmamaya çalışması oldukça komikti. Havlusuna sıkıca sarıldı Hilal. Şezlonguna otururken bir yandan da eline telefonunu aldı ve sosyal medya hesaplarını tek tek gezmeye başladı. Nazlı onun yokluğundan faydalanarak yine bir milyon fotoğraf paylaşmıştı. Aynı yerde neden bu kadar çok fotoğraf çekinip paylaştığını anlayamıyordu. Yine de arkadaşıydı ve bu yüzden resimlerini beğenecekti. Hilal, Nazlı’nın fotoğraflarını beğenmeye başladığı sırada, telefonun mesaj bildirim sesi duyuldu. Daha bakmadan mesajın kimden geldiğini biliyordu Hilal. Ve heyecanlanıyordu… En son ne zaman bir erkekten mesaj aldığı için heyecanlanmıştı? Lisede? Belki. Emin değildi ama tüm bu duyguların ona yabancı olduğunu biliyordu. Ondan çok yoğun bir şekilde nefret ederken, bir gece içinde bu hale gelmiş olduğuna inanamıyordu. Daha Mete’nin onu öptüğü ilk gece biliyordu, Hilal. Mete onu öpücüğüyle büyülemiş, varlığını dudaklarıyla kalbine mühürlemişti. Bu işin sonunda çok canı yanacaktı. Ama yanacaksa da bu acıyı ona Mete tattıracaktı. Belki bu hisler onun sonu olacaktı ama son nefesinde kalbi Mete’nin ellerinde olacaktı. Parmakları titreyerek ve görüp görmediğini anlamak için Nazlı’ya kaçamak bakışlar atarak mesajı açtı Hilal. ‘Güzel yüzüyorsun.’ Hilal’in dudakları keyifli bir gülümseme ile kıvrıldı. Onu izlediğini biliyordu. Onun varlığını daha plaja ilk adım attığı anda hissetmişti. Gözleri, bedenine değdiği ilk anda tenini delip geçmişti. ‘Teşekkürler. Sen de fena değilsin,’ diye yazıp gönderdi Hilal. Mete’nin cevabı gecikmedi. ‘Nereden biliyorsun?’ ‘Seni havuzda yüzerken gördüm.’ ‘Demek beni izliyordun.’ ‘Demek sen de az önce beni izliyordun.’ İkisi de inatçıydı. İkisi de savaşçıydı. Ve belki farkında değillerdi ama ikisi de âşıktı. O an her şey küçük bir heyecandan ibaretmiş gibi geliyordu onlara. Yaz aşkı çok tatlıydı. Her bir dokunuş, her bir öpüş, o her küçük sevgi sözcüğü güzeldi şimdi. Ancak sonu ateşti bunun. Aşkı itiraf etmemek, onu hissetmekten daha çok yakardı. Çünkü bittiğinde keşkelerle dolardı kalp. Ve keşkeler, fena kalp ağrısı yapardı. Hilal yüzünde mutlu bir ifadeyle telefonunu yanına bırakıp, arkasına yaslandığında, Mete’nin hala onu izlediğini biliyordu. Bakışlarını hissedebiliyor ve görmediği halde o ukala süper star gülüşünüm hâlâ yüzünde olduğunu biliyordu. Hilal o gülüşten bile hoşlanmaya başlamıştı. Mete gözlerini Hilal’den alamıyordu. Hilal’inse, bunun farkında olduğu için, özellikle ilgilenmiyormuş gibi yaptığının farkındaydı. Bu onun bakışlarını çekmesini daha da zorlaştırıyordu. Güneş, Hilal’in hafifçe yanmış tenine vuruyordu. Omuzlarının üzerine düşen saçları rüzgârın etkisiyle usulca dalgalanıyordu. Öyle hafif hareketlerle uçuşuyorlardı ki, ancak çok dikkatli bakan biri görebilirdi. Mete, eğer biraz resim kabiliyeti olsaydı, kendi gözlerinden Hilal’i çizerdi. Ama değil resim çizmek, kalem bile tutamazdı o. Bu yüzden o resmi zihnine çizdi. Hayallerle süsledi. Her şey çok hızlı gelişiyordu. Hisleri bir volkan gibiydi içinde. Sürekli yeni bir patlamayla sarsıyordu Mete’nin ruhunu. Aynı patlamalar, Hilal’in kalbinde de gerçekleşiyordu. Sanki aynı volkanik adanın iki ayrı ucunda mahsur kalmışlardı. Her patlamada sarsılıyor, yanıyor ama yine de karaya tutunuyorlardı. Dört gün… Geriye dört günleri kalmıştı bu adada. Bugün bitti. Yarın muamma… Yeni bir dünya, yeni bir oyun, yeni bir sahne… Yepyeni bir roldü bu Mete için. Daha önce hiç kendini oynamamıştı. Şimdi bunu nasıl yapacağını bilemiyordu. Kendi olmakta zorlanıyordu. Hilal mükemmel bir yardımcı oyuncuydu. Ona kendi olması için yardım ediyordu. Hayatının oyuncu koçuydu. Bu oyunu birlikte yazmışlardı ve şimdi sıkışıp kaldıkları bu adada, birlikte sahneliyorlardı. Üç gün… Zaten dünyanın gerçeği de bu değil miydi? Yüz üstü yatmaktan sıkılan Nazlı, biraz da sırt üstü uzanmak üzere yattığı yerden doğruldu. Yatarken şezlongun arkasını biraz geriye yaslamıştı ve şimdi tekrar doğrultmak istiyordu. Şezlongunu düzeltmek bahanesiyle ayağa kalktı. Böylece biraz bacakları açılmış olacaktı. Ayağa kalktı, şezlongu düzeltti ve havlusunu tekrar serdi. Yerine otururken gözleri otomatik olarak Mete’nin olduğu yöne doğru kaymıştı. Sanki gözlerinde bir Mete Karahan sensörü vardı. Ancak buna son vermesi gerekiyordu. Kendisi itiraf etmiyordu. Ancak Nazlı, Hilal’in ondan hoşlandığını düşünüyordu. Nazlı, Mete Karahan’a hayran olabilirdi ama Hilal, Mete’den hoşlanıyorsa, hayranlık biterdi. Çünkü bu tüm arkadaşlık kitaplarında, geri çekilmek anlamına geliyordu. Mete’nin bakışları bir noktada kilitlenmişti ve yüzünde keyifli bir gülümseme vardı. Kaşlarını çattı Nazlı. Nereye bakıyordu? Mete’nin bakışlarını takip ettiğinde, onun bakışları da Hilal’le buluşmuştu. Hilal, başını geriye yaslayıp, gözlerini kapatmıştı ve mutlulukla güneş banyosu yapıyordu. Nazlı heyecanla yerine oturdu. “Hilal,” arkadaşını kolundan dürttü. “Mete Karahan resmen seni kesiyor kızım!” Hilal bunun farkındaydı elbette ama niye Nazlı da öyle olmak zorundaydı ki? “Hayır, yapmıyor,” diyerek ona cevap verdi. Başını bile kaldırmadı cevap verirken. Umurunda değilmiş gibi davranmaya devam etti ama bal gibi de umurundaydı. Nazlı, “Sen var ya, ya körsün ya da salaksın Hilal,” diyerek arkadaşına çıkıştı ve şezlongunda öne kayarak ona doğru yaklaştı; “Adam resmen gözleriyle soydu seni!” Hilal o zaman gözlerini kaldırdı ve başını hafifçe çevirip Mete’ye baktı. Bakışları buluştu. Ona baktığını biliyordu ama böyle baktığını… Mete’nin gözlerinde öyle bir ışıltı vardı ki, Nazlı’yı haklı çıkartıyordu. Çünkü Hilal kendini bir anda çırılçıplak hissetmişti. Hızla bakışlarını kaçırdı ve etrafına bakınıp yanında getirdiği beyaz elbiseyi hızla üzerine geçirdi. Vücudunu biraz olsun kapayabilmişti ama hala aynı hissediyordu. Çünkü Mete hala aynı bakıyordu. “Son kez soruyorum, Hilal. O gece birlikte gittiğinizde aranızda ne oldu?” Hilal bu soruyu cevaplamak istemiyordu. İlk kez Nazlı’dan bir şey saklamak istiyordu. Mete ile birlikte küçük bir dünya kurmuştu. Şaka gibiydi ama üç günlük bir dünyaydı bu. Onlara aitti. Onlara özeldi. Başka kimseyi istemiyordu Hilal bu dünyada. Nüfusu ikiydi bu dünyanın. Yönetim şekli aşktı. Yöneticisi kalpti. Akılları ikisinin arasında tutsak olmuş, işlevini kaybetmişti. Düşünemiyorlardı. “Bir şey olmadı dedim ya Nazlı. Niye inanmıyorsun bana?” “Hilal, adam resmen sana abayı yakmış. Neyine inanacağım? Daha dün nefret ediyordunuz birbirinizden. Şimdi gözlerini senden alamıyor. Bir şey yapmışsın ki böyle olmuş.” Gerçekten de bir şey yapmamıştı, Hilal. En azından o öyle düşünüyordu. Her şeyi Mete yapmıştı. O öpmüştü, o dokunmuştu. O Hilal’e doğru bir adım atmış ve kaçmasın diye onu kollarından sıkıca yakalamıştı. Hilal’in tek yaptığı kabullenmek olmuştu. Mete’ye sorarsanız, her şeyi Hilal başarmıştı. O Mete’nin içini görmüş, onu yalancı sevgi gösterileriyle bunaltmamıştı. “Bir şey yapmadım, Nazlı!” diye çıkıştı. Hem, ne demişti o öyle? “Ayrıca kimsenin kimseye abayı yaktığı yok.” Böyle bir şey olamazdı. Ne Mete’yi sevmek istiyordu Hilal, ne de Mete’nin onu sevmesini istemiyordu. Kendini geri tuta tuta çatlayacaktı ama ona âşık olursa kapısında elbet kul köle olacaktı. O Mete Karahan’dı. Spot ışıkları onu beklerken, aptal aşığı oynayamazdı. Ve Mete’de ona âşık olmazdı. Âşık olunacak onca güzel kadın varken, Hilal’i seçmesi gerçekten de komik olurdu. “Sen daha uyu Hilal,” diye karşılık verdi Nazlı. “Benim burnuma hiç hoş kokular gelmiyor. Ne dönüyor bilmiyorum ama nasıl olsa yakında çıkar kokusu. O zaman ben sana soracağım benden bir şeyler saklamanın hesabını!” Sonra ayağa kalktı ve sırf Hilal’den biraz uzak durmak için denize gitti. Hilal’se geriye yaslandı. Nazlı’yı nasıl oyalayacaktı? Nasıl kandıracaktı? Eğer Mete’yi istiyorsa, bunu mutlaka başarması gerekiyordu.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE