Arabanın içinde sadece sessizlik vardı. Öleceğimi duyduğumdan beri söyleyecek kelime bulamıyordum. Şehrin ışıkları görünüyordu. Beni nerede öldürecekti, yoksa fikrini mi değiştirmişti. Araba kocaman demir bir kapının önünde durdu. Kapılar açıldı, biz içeri girdik. Etrafta birçok koruma vardı, hepsinin de ellerinde silahlar mevcuttu. Beni evinde mi öldürecekti. Sanki aklımdan geçeni okumuş gibi, "merak etme, burada öldürmeyeceğim. Bu işler için, evin bir bölümü var." Sadece sustum, burada ki tüm adamların hepsi, bu adam için çalışıyordu. Yanımıza koşarak bir adam geldi. "Abi, kadını öldürmekten vaz mı geçtin?"
"Bu başka Kadir." Kadir dediği adam anlamaz gözlerle baktı. "Maya öldü. Bu da sürpriz yumurtadan çıktı." Kadir yine anlamamıştı. "Anlamadım abi."
"Anlama Kadir. Bu gece, benim de anlamadığım çok fazla şey yaşandı." Bileğimi tutup beni eve sürükledi. Adımları çok hızlıydı, yalın ayaklarımla ona yetişmekte zorlanıyordum. Şimdi ise bir merdivenden aşağı iniyorduk. Adımlarım merdiven basamaklarına her değdiğinde içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Alt kata indiğimizde durdu. Önümüzde metal bir kapı vardı. Parmaklarını küçük dijital panele dokundurdu,ekran sessizce ışıldadı. Hızlıca bir şifre girdi. Tık... kapı hafifçe aralandı. İçeri girdiğimde gözlerim birkaç saniye karanlığa alışamadı. Ama sonra, her şey ortaya çıktı. Duvar boyunca dizilmiş onlarca ekran. Büyük, yüksel işlemcili bilgisayarlar, kablolar, veri ışıkları...
Ortada siyah cam bir masa, üzerinde sistemin kalbi gibi duran bir ekran daha. Burası... bir evin alt katı değildi. Burası bir merkeze benziyordu. "Hazır mısın?" duyduğum sesle kendime geldim. Silahını çıkarmış her an ateş edebilirdi. İlk defa ölümle burun buruna gelmiyordum ama bu sefer başkaydı. Aldığım nefes ciğerlerime yetmiyordu sanki. Silahını doğrulttu, emniyetini açtı, ben ise korkudan gözlerimi kapatmıştım. Ve bir anda çalınan kapı kurtarıcım oldu. Gelen kişi bahçedeki Kadir dediği adamdı. "Abi, bölüyorum ama önemli. Demir Kurtuluş geldi, senden alacağı varmış." Soyadı gibi gerçekten kurtuluşum olmuştu. "Tamam Kadir, sen çıkabilirsin." Rahat bir nefes vermiştim ki, "boşuna sevinme sadece on beş dakika sonra buradayım." deyip çıkmıştı. On beş dakika senin için kısa bir zaman olabilir ama benim için altın bir süreydi. Elim ayağım titriyordu ama kendimi kurtarmanın bir yolunu bulmalıydım. Hemen ortada masanın üzerinde duran bilgisayarın başına geçtim. Bakalım bu sistem neyi yönetiyor. Bu oda zaten şifreli olduğu için bilgisayara şifre koymamışlardı. Bu işimi daha da kolaylaştırmıştı. Siyah zemin üzerine dizilmiş renkli kutucuklar, anlık güncellenen sayılar, kullanıcı adları... bunlar sıradan bir işletim sistemi değildi. Bu bir sanal kumar sistemiydi.
Ve üstelik sadece oyuncular değil, bahis oranları, para akışı ve kripto işlemler de buradaydı. Bu bir kullanıcı paneliydi, şuan sanal kumarda yüz seksen iki kişi vardı. Sistem güvenlikliydi evet, ama yeterince değil. Alt sekmeleri açtım. Casino x dosyasına çift tıkladım. Satırlar akmaya başladı. Rakamlar, şart blokları, kullanıcı tanımlı fonksiyonlar. Ve işte burada... kazananı sistem belirliyordu. Gerçek rastgelelik yoktu, sonuçlar planlıydı. Parmaklarımı esnettim, derin bir nefes aldım. Şu an tüm hayatım buna bağlıydı. Kodu yeniden düzenledim. Daha sonra, tüm kullanıcıların kazanma şansı değeri olan fonksiyons eriştim. Birkaç dakikalığına herkesin kazanma şansı olan bir dünya kurmuştum. Ayrıca beni buraya getiren adamın adını da öğrenmiştim, Mirza Karahan. Ayak sesleri geliyordu, aldığım nefese göz koyan adam geliyordu. Hemen toparlanıp eski yerime geçtim. Az öncekine göre çok daha iyiydim, Mirza beni öldüremeyecekti. Kapı açıldı, Karahan gelmişti. "Ağlaman geçmiş, kabullendin sanırsam." Gözlerinin içine baktım."Ölmeyeceğim içindir, Mirza."
"Demek beni tanıyorsun. Ölmen için bir sebep daha."
"Lütfen beni öldürmeyi dene. Ama şunu unutma ki Mirza ruhum bedenimden ayrılmadan önce sen de iflas bayrağını çekmiş olacaksın. Düşmanların için ne büyük hediye olurdu değil mi?" Karahan'ın yüzü ciddiyete bürünmüştü. Tam bir şey diyeceği sırada Kadir geldi.Yüzü endişeli ve soluk soluğa kalmıştı. "Abi çok büyük sıkıntı var."dedi panikle. "Sanal casino da herkes kazanıyor. Böyle devam ederse iflas edip üstüne borçlanacağız."
"Çık dışarı Kadir!" Sesi odanın içinde yankılanmıştı. Kapı hızla kapanırken bana döndü. Adımları yavaş ama tehditkardı. Ben ise her geri adımda duvara biraz daha yaklaştım. Kalbim göğsümde çırpınıyordu ama gözümü ondan ayırmadım. Gözleri karanlık bir hal almıştı.En son gidecek yerim kalmadığında onunla duvar arasında kaldım. Çok yakındı, hatta nefeslerimiz birbirine karışıyordu. "Ne yaptın sen!"
"Bunu düzeltebilirim. Karşılığında beni öldürmezsen."
"Anlaşman bu mu?"
"Evet." Bu bakışlarının altında kendimi ölü hissettim. "Kabul ediyorum, düzelt şunu." Çok kolay olmuştu. Bu işte bir terslik vardı ama daha fazla sinirlendirmek istemedim. "İki dakika sonra sistem eski haline döner." Bilgisayarın başına geçip hızlı bir şekilde işimi bitirmeye odaklandım. Kafamı kaldırdığımda Mirza beni izliyordu. Aynı zamanda bir şeyler düşünüyordu. "Beni takip et."
Arkasından ilerlemeye başladım. Salona gelmiştik, oturmam için bana koltuğu işaret etti. Bu gecenin daha fazla uzamasını istemiyordum. Bir an önce evime gitmek istiyordum. Ve mümkün oldukça orman yollarını tercih etmeyecektim.
"Bir şey sorabilir miyim?"
"Soramazsın!" Sesi çok sinirliydi. "Kimsin sen?"
"Ben... İdil Soykan. Soykan teknolojinin kurucusuyum." İdil diye mırıldandığını duydum. Sürekli telefonuna bakıp duruyordu, birinden haber bekliyordu. Ve bir mesaj sesi... Kısa bir süre sonra kafasını kaldırdı. "Aşağıda seninle bir anlaşma yaptık. Seni öldürmeyeceğime dair." Lafı nereye getirmeye çalışıyordu. "İki yıl önce bir şirkette stajyer olarak işe başlamışsın. Dört ay içinde şirket iflas ediyor ve sen başa geçiyorsun. Oldukça etkileyici." Beni mi araştırıyordu.
"Mirza Bey, ben evime ne zaman gideceğim." Yüzünde tehlikeli bir gülümseme belirdi. "Buna sen karar vereceksin İdil." Hiç bir şey anlamamıştım. Kapıda bir hareketlilik vardı, gelen Kadir dediği adamdı. Elinde tuttuğu dosya gözümden kaçmadı. "İstediğiniz gibi hazırlatıldı abi," Mirza, zarfı aldı. Açmadan önce bana döndü. Gözleri bana değdiğinde kalbim kaburgalarıma sığmadı. Belgeyi açtı, parmak uçlarıyla sayfaları çevirdi. Sonra kalemi aldı ve... gözünü kırpmadan imzaladı. "Al" dedi. Anlamaz gözlerle Mirza 'ya bakıyordum. "Senin hayatına karşılık, benim iflasım." Elindeki belgeyi göstererek, "özgürlüğüne karşılık, benim soyadımı alman."
Mirza'nın sesi kulaklarımda yankılandı. Dünya benim için durmuştu sanki, ne dosyayı alabildim ne de ona bir çift kelime söyleyebildim.
Şimdi bana bir çıkış kapısı sunuluyordu. Fakat anahtarın ucunda zincir vardı. Soyadı, onun soyadı. Mirza'nın...
Peki ya şimdi? Bir imza atıp onun kafesine girmek mi? Ya da o kafesi kendi ellerimle yıkmak için girmek mi?
"İdil sözleşmeyi oku ve tek bir cevap hakkın var. Ya soyadımı alıp özgürlüğünü seçersin, ya da dört duvarın arasında yıllarca ölü bir kadın olarak, esir yaşarsın." Parmak uçlarım kağıdın köşesini kavrarken, gözlerim ilk maddeye takıldı. "İdil, Karahan soyadını taşıdığı sürece mesleki faaliyetlerine özgürce devam edebilir." Derin bir nefes verdim. Eski hayatımdan tamamen koparmamıştı beni. Devam ettim. "Evlilik, Mirza Karahan'ın isteği dışında sona erdirilemez." Yutkundum, boşanmak mı? Hayır, sadece Mirza isterse... Ben istersem değil. "Taraflar arasında fiziksel birliktelik, ancak iki tarafın rızasıyla gerçekleşir. Hiç bir taraf bu konuda baskıya uğrayamaz." Duraksadım, bu yaşadıklarımızdan sonra onunla bir ilişki yaşayacağımı düşünmesi, şuan ki durum kadar saçmaydı. En azından bu maddede zorunluluk yoktu. Bir sonraki maddeye geldiğimde, "Evliliğin sürdüğü süre boyunca taraflar, başka biriyle duygusal ya da fiziksel ilişki yaşayamaz." Cümleyi birkaç kez tekrar okudum. Sadece onunla evli kalmakla yetinmeyecektim. Aynı zamanda bir başkasını düşünmek bile yasaktı. Bunu yazarken ne hissetmişti acaba? Sahiplenmek miydi niyeti, yoksa başka bir ihtimale asla izin vermemek mi? Sayfalar bu şekilde devam ediyordu. Özgürlük teklif edilmişti ama onun da sınırları çizilmişti. Çalışabilirdim ama onun soyadıyla. Yaklaşmak istersem sadece ikimiz arasında olurdu. Ve kalbim? O da onun kontrolündeydi artık.
Kararımı vermiştim. Kalemi masanın üzerinden aldım. Bir isim, bir imza, bir kader...
Kalemi kağıda dokundurdum, tüm hayatım bir imzayla değişmişti artık.