bc

Gölgedeki Katil

book_age18+
2
TAKİP ET
1K
OKU
dark
fated
opposites attract
dominant
badboy
kickass heroine
boss
mafia
gangster
heir/heiress
drama
tragedy
bxg
mystery
campus
highschool
cruel
musclebear
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bazı sırlar kanla yazılır...

Bir gece... Tek bir silah sesi... Ve geri dönüşü olmayan bir başlangıç.

Geçmişinin izlerinden kaçmaya çalışan Alya, karanlık bir sokakta istemeden bir cinayetin tanığı olur. O gece gördükleri, yalnızca hayatını değil, yıllardır saklanan aile sırlarını da gün yüzüne çıkaracaktır.

Peşindeki maskeli adam sıradan bir katil değildir. O, yalnızca öldüren değil; izleyen, bekleyen ve her hamlesini önceden hesaplayan biridir. Alya ise hiç tanımadığı ailesinin ardında bıraktığı karanlık mirasın tam ortasına sürüklenir.

Her adımında ölüm biraz daha yaklaşırken güveneceği insanların sayısı giderek azalır. Çünkü bu oyunda herkes bir maske taşımaktadır. Dost görünenler düşman, düşman görünenler ise beklenmedik gerçeklerin anahtarı olabilir.

Peki ya bir gün, seni öldürmek isteyen kişi aynı zamanda seni hayatta tutan tek insan olursa?

İhanetin, intikamın, geçmiş travmaların ve karanlık sırların iç içe geçtiği Gölgedeki Katil, okuru her sayfada yeni bir gerçekle yüzleştiren soluksuz bir psikolojik gerilim romanı.

Çünkü bazı hikâyelerde katil, en karanlık gölgede saklanır. Ve o gölge, sandığından çok daha yakındır.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1
Direksiyonu sıkıca tutmuş, boş ve karanlık olan yolda ilerliyordum. O an sadece geçmiş travmalarım tetikleniyordu, sanırım panik atak geçirecektim. Korkuyla arabayı durdurup sakinleşmeye çalıştım ama bu neredeyse imkânsızdı. Gözlerimi kapatıp o boş ve ıssız sokakta başımı direksiyona yaslamış bir şekilde nefes alıp vermeye çalışıyordum. Bir anda bir ses yükseldi, ardından ise bir el silah sesi duydum. İşte o an titreyen ellerimle kulaklarımı kapattım. Travmam olan sahneler yeniden gözlerimin önüne geliyordu. Gözyaşlarıma engel olamadığım gibi meraklı gözlerime de engel olamıyordum. Arabadan inip sesin geldiği sokağa doğru ilerledim; yerdeki kanları görünce gözlerimi hayretle açtım. Karşımda, bundan yıllar önce hayatımın mahvolduğu ana benzer bir görüntü vardı. Bir adam, başının yarısı paramparça olmuş bir şekilde yerde yatıyordu. Yoğun kan kokusundan midem bulanmıştı. Tam o sırada arkamda hissettiğim nefes ile kaskatı kesildim. Cesaret edip arkamı bile dönemedim. Tüylerimi ürperten o ses tüm iliklerimi talan etti: "Burada ne işin var?" Konuşamadım, dilim tutulmuş gibiydi. Sesindeki soğukluktan anlamıştım katil olduğunu. Böyle buz gibi duran biri bir insan olamazdı. "Sen katilsin," dedim. Kahkaha attı: "Evet, öyleyim ve sıradaki kurbanım sensin." Ensemin arkasından aldığım sert ve ani darbe ile bilincimi kaybettim. Gözlerimi açtığımda bir hastane odasındaydım, çevremi ise iş arkadaşlarım sarmıştı. "Sonunda uyandın Alya! Çok korktuk," diyerek söylendi Melis. "Aynen öyle, aklımızı aldın be kızım!" Arda'nın sözüyle hafifçe gülümsedim. Az da olsa değer görmek, birilerinin en kıymetlisi olmak beni mutlu etmişti. O sırada içeriye doktor girdi: "Kendine geldiysen ifadeni alacaklar Alya." Doktora başımı olumlu anlamda salladım. İçeriye ifademi almak için iki polis girdi. "Öncelikle geçmiş olsun Alya. Ben Cinayet Büro'dan Mehmet. Sana bugün burada birkaç soru sorup imzanı almak zorundayız." "Tabii ki," dedim. O sırada yanındaki kişi kâğıda bir şeyler yazmaya başladı. "Cinayet işlendiği sırada herhangi bir şekilde cinayete tanık oldun mu?" "Bizzat görmesem de bir el ateş sesi duydum." Mehmet Komiser kaşlarını çatarak diğer soruya geçti: "Katilin yüzünü gördün mü?" "Hayır, arkamı dönemeden beni bayıltmış." "O saatte orada bulunma sebebiniz neydi?" "İşten çıkmıştım. Biraz gezmek isterken bir anda panik atak geçirmeye başladım. Silah sesini duyduktan sonra sesin geldiği yöne geçip kontrol etmek istedim." "Neden polisi aramak yerine kendinizi riske atma gereği duydunuz?" Soruyla afalladım: "Ben o an, o ataktan sonra bunu düşünemedim." "Vefat eden kişinin soyadı sizin soyadınızla aynı. Şevki Yıldırım ile bir akrabalığınız var mı?" Düşüncelere yeniden boğuldum: "Ben akrabalarımı tanımıyorum, yani doğrudan bu kişiyi tanımam pek mümkün değil." Not almayı bitirdikten sonra kâğıdı imzalamam için bana verdi. İmzaladıktan sonra tekrardan geçmiş olsun diyerek çıktılar. "Eve gitmek istiyorum," dedim. Melis teselli edercesine ellerini omuzlarıma atıp, "Patronla konuştuk ve ikna ettik; bir hafta izinlisin. Akşamları sendeyiz," dedi. Melis'e minnettar bir şekilde baktıktan sonra bakışlarımı pencereye çevirdim. Taburcu olduktan sonra Melis, Arda ve ben evime geçtik. İki artı bir evde yaşıyordum; benim için cehennem olan bu dünyada nefes alabildiğim tek yer burasıydı. Arda sinirle konuşmaya başladı. "Gerçekten her şey son günlerde seni buluyor gibi." Melis ortamı yumuşatmak için, "Bence ne kadar çok düşünürsen o kadar tükenirsin o yüzden boşver gitsin," dedi. Arda Melis'in ortamı yumuşatmaya çalıştığını anlamıştı, bu yüzden tepkisiz kaldı. Melis bir birkaç atıştırmalığı önümüze koyarken aniden telefonum titredi. Telefonu açtığımda hiç beklemediğim bir şey ile karşılaştım. Bu bir bilinmeyen numaraydı, öylece gelen fotoğrafa bakakaldım. Fotoğrafta benim evim ve işyerim vardı. Hemen numara yazmaya başladı: Bilinmeyen Numara: "Sakın polise ya da yanında bulunan arkadaşlarına bir şey belli etme. Yoksa hiç iyi şeyler olmaz." Vücudum ansızın yine titremeye hazırdı. Çalıştığım yeri, evimi, arkadaşlarımı nasıl bulmuştu? Korkuyordum. Gözlerimi kapatıp koltukta iyice yayıldım. Bunun katil olduğunu hemen anladım, sadece sessizce odaya odaklanmaya çalıştım. Melis'in getirdiği atıştırmalıkları yerken bir anda bahsedip bahsetmemek arasında sıkışıp kaldım. Sonunda direnmekten vazgeçtim ve "Çocuklar ben çok yorgunum sanırım biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var," dedim. Arda bana sorgulayıcı bir şekilde baktı. "Sanırım şaka yapıyorsun?" Arda dalgaya karışık sormuştu bu soruyu. "Hayır şaka yapmıyorum, gerçekten biraz da olsa yalnız kalmaya ihtiyacım var." Melis Arda'ya baktıktan sonra yeniden bakışlarını bana çevirdi. "Alya, nedense seni bu şekilde tek bırakmak bana mantıklı gelmiyor." Her ikisi de beni sorguluyordu ve sorgulamakta gayet haklılardı. Az önce ayılıp bayıldığımı gören arkadaşlarım şu anda yalnız kalmak istediğime şahit oluyorlardı. "Var bu işte bir iş?" dedi Arda söylenerek. Melis ise omuz silkti: "Gerçekten yalnız kalmak en doğal hakkın, sana istediğin alanı vereceğim ama unutma ki en ufak bir can sıkıntısında bile beni aramaktan sakın vazgeçme." Başımı olumlu anlamda salladım. Aslında gitmelerini istemiyordum ama bu durumdayken onlardan hiçbir şey saklayamazdım. Vücudum sanki Arda ve Melis'in çıkmasını beklemiş gibi aniden titremeye başladı. Yeniden panik atak geçiriyordum ve bu sefer çevrede beni sakinleştirebilecek kimse yoktu. Olduğum yere çöküp nefes almaya çalıştım ama sanki soluduğum hava bile nefesimi tüketiyordu. Sanki koca bir denizde yüzüstü mahsur kalmıştım. Kalp ritmimin hızlandığını hissedebiliyordum. Telefonumun çalması ile zar zor aldığım nefesimi tuttum. Bilinmeyen numara arıyordu. Titreyen ellerim telefona uzandı. Büyük bir güçsüzlükle telefonu açtım. "Alo," dedim güçsüz bir sesle. "Uzaktan seni görebiliyorum. Panik geçirince sakinleşmenin en doğal yolu biraz akışına salmaktır, şu an için niyetim sana zarar vermek değil. Olduğun yerde derin nefesler alıp bırak." "Sen kimsin?" dedim tek nefeste. "Şahit olduğun cinayetin hem en önemli sebebi hem de en önemli şahsıyım." Kulaklarıma inanamıyordum, bu nasıl bir rahatlıktı? "Korktuğumu falan sanma. Verdiğin ifade de dahil olmak üzere hiçbir, benim için tehlike arz eden şeyleri takmıyorum." "Ne istiyorsun benden?" Ufak bir kahkaha sesi duydum. "Senden hiçbir beklentim yok, zaten bu zavallı halinle de hiçbir şey yapamazsın." Artık panik atağın en uç noktasına gelmiştim. Öfke ile telefonu duvara fırlattım. Bu his en çok elimde olmayan şeyler yaşayıp içten içe tepkisiz kaldığımda oluyordu. Sandalyedeki bardakları tek çırpıda yere yığmıştım. Her yeri cam kırıkları sararken kapı çaldı. Müstakil bir evde olduğum için iyice tedirgin olmuştum. Doğruca mutfağa koştum. Bir bıçak aldıktan sonra kapıya yöneldim. O anki adrenalin ile ne yaptığıma dair hiçbir fikrim yoktu. Kapıyı bir hışımla açıp hamle yapacakken tek eli ile elimdeki bıçağın yere düşmesini sağladı. Karşımda maskeli, sadece gözleri görünen bir adam vardı. "Kendine zarar verebilirsin." "Sen katilsin," dedim korku ile. Ne yapacağımı da bilmiyordum. Az önce duvara savurduğum telefona yöneldim. Katil o kadar rahattı ki o rahatlığı bile beni korkutmaya yetiyordu. "Sakın, Alya!" dedi. Artık kaderime teslim olmam gerektiğini anlamıştım. Gözlerim sinirle katili buldu: "İnsanları öldürmek kolay sanıyorsun, öyle değil mi?" "Hayır... Hiç kolay değil, ben kolaylaştırmanın bir yolunu buldum. Şimdi asıl konumuza dönelim." Gözlerim dolmuştu bile; bu, çaresizliğin ve olacakların habercisiydi. "Babanın birinden çaldığı bazı yönetim belgeleri var tabii, ayrıca onun mirasından kalan birkaç tapu belgesi... Onlar nerede?" "Ne?" "O gün öldürdüğüm kişiyi merak etmiyor musun? Babanın hem uzaktan bir akrabası hem de şirket ortaklarından biriydi. Hiç iyi bir kız evladı olmadığını anlamam gerekiyordu. Babandan ve annenden gelen hiç kimseyi tanımıyorsun." Anlamaz gözlerle katilin gözlerinin içine bakıyordum. "Babanın belgelerini bana ver, yoksa sonun o yerde geberen adam gibi olur." Ne belgesinden bahsettiğini bilmiyordum, bakışlarımı yere çevirdim. "Ben neyden bahsettiğini bilmiyorum." Öfke ile aramızda kalan mesafeyi kapattı. "Neyden bahsettiğimi anlaman için canını mı yakmam gerekiyor, Alya?" "Benim babam işsiz bir adamdı, ondan bana bir şeyler kalmış olsa böyle bir yaşantım olmazdı." "Güzel bir kızsın, böyle harcanıp gitmeni istemem. Doğruları söyleyip kurtulmak varken neden işleri zorlaştırıyorsun?" Kolumdan tutup sıkması ile geri adım atmaya çalıştım. Buna izin vermedi, aksine daha fazla sabit durmamı sağladı. "Sabrımın son damlaları akıyor, Alya. Tekrar soruyorum; belgeler nerede?" "Bilmiyorum... Gerçekten bilmiyorum nerede olduğunu..." Keskin gözleri kahverengi gözlerimin en uç noktasına odaklanmıştı. "Polislerin sana yardım edeceğini düşünüyorsan yanılıyorsun. Neden mi? Çünkü benim işlediğim cinayetlerin çoğunluğu başka, sabıka kaydı geniş olan kişilere kalır. Yani kısacası arkam oldukça sağlam; tek bir yanlışınla seni öldürüp cenazene çelenkle katılabilirim." Sözleri vücudumun kaskatı kesilmesine sebep olmuştu. "Bilmediğim bir şeyi sana vaat edemem, bunu anlamak çok mu zor?" Kollarımı hafifçe gevşetti, tamamen bırakmadı. "İyi o zaman, birlikte evini aramaya ne dersin?" Kendimden emindim; belki o evi ararken ben yardım çağırabilirdim, bir şekilde buradan kurtulmanın bir yolunu bulmalıydım. Belindeki silahı çıkarması ile korkum daha fazla arttı. "Zeki bir kız olduğunu ve kaçabileceğini çok iyi biliyorum, Alya. Benden sana en iyi tavsiye, önümde yürümen." Büyük bir zorlukla önünden yürümeye başladım; nefesini ensemde hissetmem gerginliğime gerginlik katıyordu. Odama girdiğimizde silahı benden çevirmeden en ince yerlere kadar baktı. Tüm odaları altüst etti, bir şey bulamayınca öfkesi daha çok artmıştı. "Nerede bu belgeler!" Korku ile geri adım attım, iliklerime kadar rahatsız hissediyordum. "Bil..." Aniden beni duvara itmesi ile sırtım soğuk duvarla buluştu. Aramızdaki mesafeyi kapatıp dişlerinin arasından sinirle konuştu: "Eğer bana yalan söylediysen ve ben bu belgelere senin elinin altında olabilecek bir yerden ulaşırsam inan senin için hiç iyi planlarım olmayacak." Silahın kabzası ile aldığım darbe ile yere yığıldım. Gözlerimi araladığımda yığıldığım yerde ikibüklüm kalmıştım. Ne belgelerinden bahsettiğini anlamamamıştım. Buradan taşınıp kaçıp gitmek istiyordum. Katille burun buruna geldiğim anlar hafızamdan nasıl silinip gidecekti, hiç bilmiyordum; belli ki işin içinde kirli işler dönüyordu. Ama ben bu kirli işlerle nasıl başa çıkabileceğimi bilmiyordum, sadece tek isteğem ailem gibi bir gecede yok olup gitmekti. Yukarı kata çıkıp dağıtılmış olan odamı toparladım. Arkamda kimsenin olmadığını bilmek canımı sıkıyordu ama şöyle bir durum vardı ki bu bana biraz daha cesaret veriyordu; bugün burada ölüp gitsem bile Arda ve Melis birbirlerinden destek alarak kendilerine tutunabilecekti. Arkamda bir aile bırakmıyor olmam da bana cesaret veren bir diğer şeydi. Annem ve babam öleli yıllar olmuştu, bugün yirmi dört yaşındaydım; annem ve babamı kaybettiğimde ise daha on dört yaşında küçük bir kız çocuğuydum. Şimdi tek isteğim annem ve babamın yanına gidip yaşadığım on yıllık tüm dertlerimi onların dizlerinde ağlayarak geçirmekti. Okul hayatım mahvolmuştu, iş hayatım ise belirsizliklerle doluydu. Yanımda olan kişiler ise sadece Arda ve Melis'ti, diğer kalanlar ise sadece merhabalık insanlardı. Odamın camına çıktım; on dokuz yaşında binbir emek, gece gündüz uyumadan ek işlerde çalışarak aldığım, içinde tüm duygularımı yaşadığım evimin en güzel odasından atlamak için hazırdım. Gözlerimi kapattım, anılar aklımdan bir bir geçerken ben sadece atlamak için kollarımı açmıştım.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

SATILAN GELİN ˚ ༘♡ ⋆。˚ ❀18+

read
9.1K
bc

Yetim Kız

read
10.6K
bc

NARSİST

read
3.6K
bc

gölgeyle gelen lanet

read
4.1K
bc

Kader Diyemezsin

read
12.3K
bc

Gerçek mi, gölge mi? Hangisi senin?

read
1K
bc

Koparılan Papatyalar ve Kanlı Cübbeler

read
1.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook