5

1007 Kelimeler
Metninizin akışına, cümle yapısına, üslubuna, diyalog dizilimlerine ve argosuna kesinlikle dokunulmamış; yalnızca imla, yazım, noktalama ve aitlik/ek hataları düzeltilmiştir. Gördüklerimle gözlerime inanamamıştım. Resmen adamı vurmuştu. Şaşırmamı fark etmiş olacak ki "Odana git sen," dedi. Mide bulantısı ile odaya koştum. Ellerimle ağzımı kapatmıştım. İkinci kez gözümün önünde bir adam ölüyordu. Bir süre sonra odama Can geldi. Korktum. Karşıma oturdu. "Bu duruma şahit olmanı istemezdim ama benim hayatım sandığından biraz daha karanlık." "Adamı öldürdün." "İhanet etti." "Ama o da bir insandı." "İhanet eden bir insandı." "Ama insandı." "Çok mu vicdanlı birisin sen?" "Ne?" "Her önüne gelene böyle acır mısın?" Sustum. Yüzüme yaklaştı. "Çok masum ve güzelsin, kırılmaya hazır bir papatya dalı gibisin." Korkmuştum ama sesimi çıkarmadım. Dudakları dudaklarıma değdiğinde gözlerimi kapattım. "Masumsun," dedi ve bir anda geri çekildi. "Bu günü unut," dedi ve odadan çıktı. Garipti, garip hissettirmişti. Odasına girdikten birkaç saat sonra odamdan çıktım, odasına girdim. Odasında bir şeyler bulma umudu ile girdim. Çok sadeydi odası. Yatağın yanındaki küçük komodine elimi attığımda gözlerini açtı. O an öleceğimi düşündüm ve aklıma gelen ilk yalanı söyledim. "Ben korkuyorum," dedim. Bakışları dudaklarıma kaydı. "Sana korkularını unutturabilirim." Aniden kalkması ile ben de kalktım. Beni yatağa doğru attı. Üzerime çıkması ile neye uğradığıma şaşırdım. Dudakları boynuma gittiğinde hırlamaya yakın bir ses çıkardı. "Kokun çok güzel." Altında kıpırdasam da hiçbir etki görmüyordu. Ellerini göğsüme attığında "Lütfen dur," diyebildim. Geri çekildi ve üzerimden kalktı. "Korkuyorsan bu gece benimle uyuyabilirsin," dedi ve anlık bir şekilde sırtını dönüp uzandı. Az önce ne yaşamıştım ben? Anlamaz bir şekilde ben de sırtımı döndüm. Ne kadar çabuk bir şekilde bu sırlarını ortaya çıkarıp kaçarsam o kadar iyi olacaktı. Gözlerimi yumdum. Ani ruh değişimleri vardı ve ben sanırım buna ayak uyduramıyordum. Büyük bir rahatsızlıkla gözlerim kendinden geçip kapandı. Sabah uyandığımda Can yanımda değildi. Hızlıca kalkıp aşağıya indim. Meryem kahvaltıyı hazırlamıştı. "Can burada değil mi?" "Yok Alev Hanım, sabah erkenden işe gitti." "Anladım," diyerek kahvaltı sofrasına oturdum. Kahvaltıyı yaptıktan sonra Melis'i aradım. "Buluşmamız gerek," dedim. Hemen bir konum ayarlayıp yanına gittim. Oturur oturmaz soruları ardı ardına sormaya başladı. Melis'i susturup konuşmaya başladım. "Adam dün gece gözümün önünde birini öldürdü." "Ne!" dedi bağırarak. Kafedeki herkes başını bize çevirince "Biraz sessiz ol," diye uyardım. Daha sonra yeniden devam ettim: "Eve hırsız gibi biri girdi, çok garipti. Beni gördüğünde ilk birkaç saniye duraksadı. Daha sonra Can geldi, o kaçtı ama Can adamlarından birini gözümün önünde öldürdü." "Kızım senin oradan çıkman lazım, demek ki bu insanlar tekin insanlar değiller, sana da zarar verirler." "Oradan bir şey öğrenmeden çıkmak istemiyorum." "Canından mı olmak istiyorsun? Adam bir katil!" "Bilmiyorum, sadece istediklerimi alıp çıkacağım." "Arda seni ne kadar idare edebilir bilmiyorum, dikkatli olman gerek." Geriye yaslandım. Ben de farkındaydım, eğer dikkatli olmazsam başıma birçok iş alacaktım. "Farkındayım." Eve geri döndüğümde Can geri gelmemişti. Hemen yukarı kata çıktım. O an "O odaya ne olursa olsun girme," demişti. Gözüme ilk o oda çarptı. Kimsenin olmadığından emin olduktan sonra odanın kapısını usulca açtım ve arkamdan hızla kapattım. Bir sürü belgeler vardı; adını bilmediğim kitaplar, dosyalar... Adeta Can'ın karanlık dünyasının bir kapısını açmıştım. Birkaç belgeyi inceledim, ölmüş insanların kimlikleri vardı. Dosyalar karmakarışıktı. Gözüm bir fotoğrafa çarptı. Küçük bir masanın üstünde öylece duruyordu. Can'ın küçük hali gibiydi. Burada aradığımı bulmayı umuyordum ama istediğimi bulamadım çünkü fazlasıyla dosya vardı. Dışarı çıktığımda hayatımın en kötü anını yaşadım. Can karşımdaydı ve kaşları çatık bir şekilde beni süzüyordu. "Demek gerçek bir mağdur değil, sadece evime sızan bir ajansın." Ellerimi ters çevirmesi ile neye uğradığıma şaşırdım. "Bana gerçekleri anlatacaksın tatlım, yoksa hiç ummayacağın şeyler yaşayacaksın." "Canımı yakıyorsun." Kulağıma yaklaştı. "Daha hiçbir şey yapmadım bile." "Bırak lütfen." Elimi biraz gevşetti. "Söyle, ne olduğunu bana söyle." "En başından beri senden şüphe duyuyordum ama bilerek susmayı seçtim. Kendin mi itiraf edersin yoksa sana konuşma hakkını tanımadan direkt seni öldürmemi mi istersin?" "Babam..." dedim. Artık söylemek zorundaydım, zaten birkaç bir şeyi anlamıştı. Ellerimi tamamen bıraktı. "Gel benimle," dedi. Aşağıya inip bir koltuğa yayıldı. "Umarım geçerli sebeplerin vardır." Karşısına oturdum. "Babamı yıllar önce kaybettim. Daha çocukken annemle birlikte bir trafik kazasında öldüler. Birkaç hafta önce bir cinayet oldu ve o cinayette öldürülen kişinin benim geçmişimle ilgili bir bağlantısı olabilir." "Nasıl bir bağlantı ve benimle ilgisi ne?" "Babam eskiden senin yönetici yardımcısı olduğun şirkette çalışıyormuş ama ben babamın bu kadar zengin bir CEO sahibi olduğunu hiç bilmiyordum. O şirketten babama birkaç bir şey kalmış ama ortada bir belge yok. Öldürülen kişinin ise benim bir akrabam ve babamın eski bir ortağı olduğunu düşünüyorum." "Yani?" "Yanisi şu: Ben şöyle düşünüyorum, babam bir cinayete kaza süsü verilerek gitti, arkasında ise birkaç belge bıraktı. Bunu tek bilen kişi ortağıydı, o da öldürüldü." "Babanın malını mı istiyorsun?" "Yıllarca kendi kendimi büyüttüm, büyük bir zenginlik istemiyorum. Babam sizin şirkette çalışmasına rağmen hiçbir haberde yayınlanmamış ve şirket hiçbir şekilde babamın sorumluluğunu kabul etmemiş. Ben babamın katili kimse onun ortaya çıkmasını istiyorum." "Kaç yıl oldu?" "On yıl." Duraksadı. "Bu durumda benim sana hiçbir katkım olmaz çünkü ben o dönem daha on dört yaşında bir çocuğum." "Şirketin arşivleri sende değil mi?" "Evet bende ama on yıl önceki arşivleri bulmak kolay değildir." "Bakmama izin ver." Ayağa kalktı. "Ucuz bir sürtük gibi davranmak yerine bana dürüstçe gelip sorabilirdin. Böyle ucuz numaralara girmene hiç gerek yoktu." "Ne yapacağımı bilmiyordum." "Yarın bizim şirkette işe başlayacaksın, benim özel asistanım olarak." Dedikleri ile gözlerim büyüdü. "Ne?" dedim. Şaşkınlığımı anlamış olacak ki açıklamaya başladı: "Bizim yönetici yıllardır bizim şirkette yöneticilik yapıyor ama çok şüpheli bir adam. Bana çok dokunmadığı için üstüne çok fazla gitmedim ama seninle bir bağlantısı olabilir. Bu yüzden sen ilgilenip yalanlarını ortaya çıkaracaksın." "Teşekkür ederim," dedim mahcup bir şekilde. "Ama bir şartım var." "Nedir?" "Bu olay çözülene kadar benimle yaşayacaksın." "Ne?" "Ne demek istediğim bariz ortada. İş bitmeyene kadar yanımdan ayrılma." Düşündüm, başka şansım yoktu. Eğer reddedersem şirkete sızamazdım. "Peki," dedim. Odasına doğru çıkarken arkadan bana bir bakış attı. Gözlerinde hayal kırıklığını görebiliyordum. gözlerim yeri buldu ona yalan söylememi bilmesine rağmen bana yardım ediyordu başka planları mı vardı yoksa yardımında samimi miydi bilmiyordum gözlerim yeniden çıktığı yeri gözledi *** sabah olduğun da canı yanı başımda gördüm "hazırlan çıkıyoruz" "ne" "şirketteki eski asistanı başka bir işe yönlendirdim bundan sonra sen benim yeni asistanımsın ona göre hazırlan ve benimle gel"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE