2. Bölüm

1954 Kelimeler
Keyifli Okumalar... Hifa'dan Biraz telaşlı bir şekilde bavulumu hazırlamaya koyulmuştum. İstanbul'a gideceğimizi en son öğrenen kişiydim. Üstelik konu benimle ilgiliydi, nereden bakılırsa bakılsın bana büyük bir haksızlık yapmışlardı. Hayallerimde defalarca kez İstanbul'a gitmiştim, hiçbiri buna benzemiyordu. Herkes evden çıkmam için yalvarırken ben hala bavula koymadığım bir şey olup olmadığını düşünüyordum. Sonunda derin bir nefes alıp kendimi rahatlattım. Sonuçta evime tekrar geri gelecektim, oraya okumaya yada temelli kalmaya giden birisi değildim. Alt üstü 1 hafta kalıp geri dönecektik. Yaşadığım paniği bastırdıktan sonra bavulumu alıp dışarı çıktım. Bütün ailem arabada beni bekliyordu ve hepsi çok kızgın görünüyordu. Onlara sırıtarak el salladım, bu hallerime alışkın olan abim gülümsedi ve bavulumu elimden aldı. Yanağımdan bir makas alıp göz kırptı. Böyle bir yolculuğa çıkmayı beklemediğimden çok heyecanlıydım. Hiçbir zaman resimlerimin sergileneceğini düşünmemiştim. Şimdiyse ilk defa babamın benim için bir şey yaptığına şahit olmuştum. Sevgisini gösteren biri olmadığından, çoğu zaman beni sevdiğini düşünmezdim. Hayatımda ki en büyük kötülüğü yaparak üniversite başvurumu yırtıp atmıştı. İstanbul da Bukre ile kurduğumuz bütün hayaller bir anda uçup gitmişti. Bukre ile öyle çok ağlamıştık ki, gün boyu kimseyle konuşmamış ve odamızdan çıkmamıştık. O günden sonra insanlarla daha az konuşmaya başlamış, günlerimin çoğunu yalnız başıma kendimle yapılabilecek her şeyi yaparak geçirmeye başlamıştım. Her konu hakkında bilgim olsun istiyordum, sürekli okuyordum ve araştırma yapıyordum. Babamın hayallerimi çöpe atmasından sonra pes edip kendimi bilgileri kapatmayacağıma söz vermiştim. Kendimi kapattığım tek şey insanlardı. Pamuk şekeriyle bu kadar çok konuşmamın tek sebebi babamdı. Sürekli Bukre ile birlikte olduğumuz zamanlar, pamuk şekerini unutur sadece geceleri kısa bir süre konuşurduk. Kendimi içi kapattıktan sonra, bütün öğrendiğim şeyleri pamuk şekerine anlatmaya başladım. Gördüğüm ve araştırdığım her yeri onunla gezmiştim. İstanbul'u o kadar çok araştırmıştım ki, oraya ilk kez gidiyor olsam da kaybolmayacağımdan emindim. Pamuk şekeriyle defalarca kez her sokağı karış karış gezip, bu sokakların tarihleri hakkında sohbet etmiştik. Hayallerimde. Yüzümde buruk bir tebessüm oluştu, babama şuan için minnettardım. Yine de yaptığı şey için onu asla affetmeyeceğim bir gerçekti. Şimdi benim için yaptığı şey, geçmişte yaptığı şeyleri değiştiremezdi. Gözlerimi kapattım, bu sefer pamuk şekeri olmadan güzel bir yolculuğa çıktım. Bukre ile ilk karşılaşacağımız anın hayallerini kurmaya başladım, bir kez daha. Genel olarak yolun yarısını etrafı izleyerek geçirmiştim. Sonunda uçak inmiş ve İstanbul'a gelmiştik. Kalbim çok hızlı atıyordu ve yüzüm gülücükler saçıyordu. Tarif edemeyeceğim bir mutlulukla, karnımda ki kelebeklerin uçup gidişini seyrettim. Tıpkı onlar da benim gibi bu tarihi şehri deli gibi gezmek istiyorlardı. Hayal ettiğim şeyler genel olarak en yakın arkadaşım Bukre ile gezmekti. Geceleri sabaha kadar oturup sohbet etmek, onunla her bir dakikanın acısını çıkarmak istiyordum. Hayallerimin suya düşmesine alışık olduğumdan böyle bir şeyin olacağı ihtimali bana hâlâ çok uzak geliyordu. Yine de ne olursa olsun bunu yaparken kimseden izin almayacaktım. Gidiyorum diyecek ve sadece gidecektim. Bu sefer kimsenin beni durdurmasına izin vermeyecektim. Gözlerimi kapattım ve başımı gökyüzüne doğru kaldırdım. Kollarımı açıp etrafımda döndüm, sonunda İstanbul'a gelmiştim. Bu hareketi yapabiliyor olmamın tek sebebi etrafta kimsenin olmamasıydı. Havalimanında bir araba bizi alıp lüks bir otele getirmişti. Otelin bahçesinde kendim için bir yer bulmuştum. Hiç kimse yoktu ve ben burada dilediğim gibi davranabiliyordum. Kaldığım odanın muhteşem bir İstanbul manzarası vardı. Bakmaya doyamadığım bu manzara karşısında istediğim tek şey, ya kuş olup uçmak ve bütün İstanbul'u gezmek yada bulutların üstüne gerçekten çıkıp bütün İstanbul'u gezme isteği doğuruyordu. İkisi de olamayacağım gerçeği canımı sıksa da yapacak bir şey yoktu. Sonuçta İstanbul'a gelmiştim, önemli olan da buydu. Bir salıncağa oturmuş, sallanarak elimdeki papatyayı seyrediyordum. Her zaman içimde dışarıya çıkmayı bekleyen bir çocuk vardı. Kendime engel olamadığım çocukça şeyler yapmamı sağlayan şeyler. Kendi kendime kahkaha attım, gülmekten artık sallanmayı bırakmıştım. Gözlerimi kapattım ve hayallerime daldım. Öyle çok dalmış olmalıyım ki, birisinin beni salladığını yüzüme değen şalımdan anlamıştım. Gözlerimi açıp etrafa baktım, sallayan kişi gerçekten fazla hızlı sallıyordu. Kimin salladığına bakamıyordum ama gökyüzüne uçuyormuşum gibi hissettirmişti. Kollarımı açtım ve büyük bir kahkaha attım. Esen rüzgarı tenimde hissetmenin verdiği mutlulukla yaşadığım anın tadını çıkardım. Kendimi fazla kapatırdığımdan dolayı beni kimin salladığına bakmamıştım. Salıncak yavaşlayınca kalbimin hızla çarpmaya başladığını hissettim. Tamamen durduğunda arkamı dönme cesaretini kendimde zar zor bulabilmiştim. Tam karşımda asla tahmin edemeyeceğim bir insan duruyordu. Böyle ketum birinin beni salladığına inanıyor olmak biraz zor gelmişti. Yine de gülümsedim ve yutkundum. Bana bakan keskin kahverengi gözlerinin içi parlamıştı birkaç saniyeliğine. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalışırken, bir taraftan da saçma bir şekilde zaten düzgün olan kıyafetlerimi düzeltiyormuş gibi davrandım. " Beni salladığınız için teşekkür ederim Meriç bey. Geldiğinizi fark etmemiştim ben." Neden burada olduğunu ve beni neden salladığını hâlâ anlayamamıştım. Bakışları hala gözlerimdeyken tebessüm etti. Fısıltı şeklinde bir "Rica ederim." duymuştum. Sanırım yaptığım çocukça hareketleri görmüş olmalıydı. Bunları etrafta kimse olmadığı için yapıyordum. Ve tabii bu salıncağa da yetişkinlere uygun olduğu için binmiştim. Ne söylersem söyleyeyim, kimsenin olmadığı bir yerde içimdeki çocuğu zapt edemiyordum. Saçma sapan çocukça hareketler yapmak benim için büyük bir felsefe haline gelmişti. Ruh halime iyi gelen bir başka şeyde buydu. Üstümdeki soğuk bakışlarını hala çekmemiş olmasını henüz yeni fark ediyordum. Aynı şekilde benimde ondan bakışlarımı çekmediğimi de fark etmiştim ne yazık ki. Anında gözlerimi çektim ve yere doğru indirdim bakışlarımı. Meriç bey ise sonunda bir şeyler söylemeye karar vererek ikimizi de bu saçma durumdan kurtarmıştı. " Sizinle biraz konuşmak için gelmiştim buraya. Sergiyi kimin açtığını biliyor muydunuz?" Bakışlarım ciddileşti, kaşlarım havalandı. " Babamın bir arkadaşı olduğunu biliyorum sadece. İsmini yada kim olduğunu bilmiyorum. Ben babamın işleri hakkında pek bir şey bilmiyorum ve arkadaşlarını da tanımıyorum. " Başını salladı hafifçe, gözlerini uzak bir yere dikti ve birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. " Resimlerimi siz seçtiniz, siz kim olduğunu biliyor olmalısınız. " Söylediklerime tekrar gözlerini bana doğru çevirdi. " Yarın sergi olacak, size onu haber vermeye geldim." Şaşkınlıkla ağzım açık kalmıştı. Sorumu es geçmiş, beni takmadan bir başka şey söylemişti. Umursamaz bir tavırla bana bakmaya devam ederken birkaç cümle daha geveledi ağzında. " Yarın sizin yanınızda olacağım, yanımdan bir an bile ayrılmanızı istemiyorum. Bir yere gittiğiniz zaman bana haber vereceksiniz, bu yer tuvalet bile olsa." Gözlerimi şaşkınlıkla büyütmüşüm. Sadece benimle dalga geçiyor olmasını diledim. " Pardon ama hangi vasıfla sizin bu dediklerinizi yapmak zorundayım. Ben kendimi koruyabilecek kadar büyük bir kadınım. Size ihtiyacım olduğunu hiç sanmıyorum. " Meriç bey her zaman ki alayla gülümsedi. Sesinde ki korkunç tınıyı tekrar duyacağımdan emin olarak bekledim. Her zaman kendini korkutucu ve gizemli göstermeye çalışıyordu. " Bir düşünelim bakalım." Tıpkı benim odamda ki gibi kafasını yukarıya doğru kaldırdı. Bunu yapmasından nefret etmeye başlamıştım artık. Sadece dalga geçiyor ve saçma sapan hareketler yapıyordu. " Müstakbel eşin olarak." Söylediği cümleyle küçük dilimi yutacağımı sanmıştım. Böyle şeyler olduğunda genelde evlenecek olanların haberi olurdu. Benim tanımadığım bir insan olması ve bundan haberim olmaması dışında herhangi bir sorun yoktu. Gülümsedim ve tıpkı onun yaptıklarını tekrarladım. " Bir bakalım, hiç sanmıyorum." Buz mavisi gözlerimin ona karşı nefret saçtığından emindim. Biraz öne doğru eğildi. " Kimseden, özellikle babandan hesap sormaya kalkma. Her şeyi sergiden sonra, en azından bir kısmını anlayacaksın." Sinirle ayağımı yere vurdum ve işaret parmağımı suratına doğru sallamaya başladım. " Ben buraya resim sergim için geldim, sense sadece resimlerimi seçen bir adamsın. Seninle asla evlenmem, benim öğrenecek hiçbir şeyim yok. " Tam arkamı dönmüş gidiyordum ki söylediği cümleyle yerimde durmak zorunda kaldım. Sanki aklımda olanları okuyormuş gibiydi. " Arkadaşın Bukre'ye gidemezsin, yarın sergide resminin olduğunu biliyor. Bizzat annenden aramasını rica ettim, sana sürpriz yapacak ve yarın orada olacak." Olduğum yerde donup kalmışken bana doğru gelen adım seslerini duydum. Tam karşımda durdu ve gülümsedi. " Bu arada, süt kardeşin Egemen ile şirkette ortağız. Yarın o da sergide olacak, hepsi sana güzel bir sürpriz yapacaklar. Ve tabii ikimizin de güzel bir sürprizi olacak." Bana doğru iyice yaklaştı, sesinde yine o ürpertici ton ve gözlerinde o kesin bakış vardı. " Gidecek hiçbir yerin yok, yarın o sergide olmak zorundasın. Giyeceğin elbiseni odana bıraktım. " Beni şaşkınlığa çevirmiş bir halde öylece bırakıp gitmişti. Babamın benim için bir şeyler yaptığına inanmak benim için sadece büyük bir yıkım olmuştu. Ona inanarak aptallık etmiştim. Buraya sadece benim için bir planı varsa getirirdi. Her zaman İstanbul'a gideceğim konusu açıldığında bana bağırır ve bunun asla olmayacağını söylerdi. Her seferinde ona bu konuyu açmıştım, tepkisi hiç değişmemişti. Üniversite başvurusunu gösterdiğim an tokadı basmış ve hayallerimi de yırtıp atmıştı. Bana fikrimi bile sormamıştı, bildiğim tek şey asla İstanbul'a gelemeyeceğim olmuştu. Her zaman bu konuda katı bir insan olmuştu babam, asla değişmemişti. Şimdi ona inanmak, gerçekten bir resim sergisi için buraya geldiğime inandığım için kendimden nefret etmiştim. Sadece her şeyin çok güzel olacağını düşünmüştüm. Bir kez olsun beni mutlu edecek bir şeyle karşı karşıyayım sandım. Sürekli bir şeylerin beni alt üst etmesini izliyordum. İçimdeki nefretle odama döndüm. Yapmak istediğim tek şey namaz kılmak ve ağlamaktı. Şimdiden kimseye hesap soramayacağım konusunda sert bir dille uyarılmıştım zaten. Yapacak bir şeyim yoktu, yarın herkes o sergide olacaktı. Hiçbir şeyden haberim olmayan bense mutluymuş gibi davranacak sonra da herkese bir sürprizi açıklayacaktık. Tanımadığım müstakbel kocamla birlikte. Sinirden ellerim titriyordu, yatağın üstünde gördüğüm kutuyla sinirlerim iyice gerilmişti. Kutuya küçük bir bakış attıktan sonra banyoya girdim. Güzelce abdest alıp önce namazımı eda ettim. Sakinleşeceğimi umarak bir süre seccadede beklemiş ve dua etmiştim. Neler olup bittiğini anlayamamıştım bile. Bir kez olsun bir konu hakkında fikrimi sormayan ailem, evlilik konusunda da bana fikir sormayacaklarını anlamış bulunuyordum. Kaçabileceğim bir yer yoktu, niyetim de yoktu. Sergiden sonra bundan sorumlu olan herkesten hesap soracaktım. Uzun süre yatağın üstündeki kutuyla bakışmıştım. Sonunda derin bir nefes aldım, eninde sonunda aldığı elbiseyi görecektim zaten. Giyeceğim kıyafetleri ayarlama fırsatım olmamış, giyilebileceğini düşündüklerimi almıştım. Şimdi hepsinin asla giyilemeyecek olduğunu anlamış bulunuyordum. Elimdeki elbiseye büyük bir hayranlıkla bakıyordum. Ayağa kalktım ve boy aynasının karşısına geçtim. Elbiseyi üstüme tuttuğumda hayran kalmıştım, ne olursa olsun bu elbise mutlu olmamı sağlamıştı. Büyük bir heyecanla elbiseyi üstümde görmek için giyinmeye başladım. Boy aynasında kendime bakmadan önce gözlerimi kapatmıştım. Kendimi bir prenses gibi hissediyordum, nasıl göründüğümü merak ettiğimden yavaşça gözlerimi açtım. Üstümde neredeyse rengi belli olmayan açık mavi bir elbise vardı. Tamamı tül, üst kısmı sade olan elbisenin alt kısımları papatyalarla ve birkaç renkli çiçekle doluydu. Uygun bir şal alıp almadığını kontrol etmek için tekrar kutunun içine baktım. Kırık beyaz şifon şal koymuştu, şalın hemen altında da bir not vardı. Şaşkınlıkla notu elime aldım. "Gördüğüm resimlerden sonra sana böyle bir elbisenin yakışacağını düşündüm. Papatyaları sevdiğini biliyorum." İçimi ürpertici bir mutluluk doldurmuştu. Benim hakkımda başka neler bildiğini merak ediyordum. Derin bir nefes alıp şalımı yapmaya koyuldum, ne kadar da düşünsem fark eden bir şey olmuyordu. Şalımı taktıktan sonra ne kadar büyüleyici göründüğümü fark etmiştim. Elbisem gözlerimle birbirini tamamlıyordu. Gözlerim ayaklarıma doğru kaydı, otelin içinde giydiğim terliklerimle çok komik görünmeye başlamıştı gözüme. Bu elbiseye uygun bir ayakkabı getirmediğimi düşünürken kapı çaldı. Kesinlikle prenseslerle ilgili bir filmde başrolü oynuyordum ve prensim bir kez daha beni kurtarmaya gelmişti. Gözlerimi devirdim ve gidip kapıyı açtım. Meriç elinde başka bir kutuyla karşımda duruyordu. Beni gördüğü anda baştan aşağı süzmüş ve yutkunmuştu. Sanki beni umursamıyormuş gibi davranarak, kesinlikle güzel olduğumu da düşünmüyormuş gibi yaparak kutuyu bana uzattı. " Ayakkabılarını ve tacını vermeye unutmuşum." Hiçbir şey söylemeden elinde ki kutuyu aldım. " Prenses gibi görünüyorsun, tacın eksik." Ben söylediği şeyin şaşkınlığına dalmışken o gülümseyip arkasını dönmüştü bile. " Teşekkürler prensim." Sesimdeki ironik tınıyı duyduktan sonra bana doğru dönmüş ve klasik bir şekilde dudağını sola doğru kıvırmıştı. Bu gülümseme kalbimin hızlı atmasına sebep olmuştu. Sinirle kaşlarımı çatıp kapıyı kapattım. Hiç tanımadığım bir adam bir anda müstakbel kocam olmuş, üstelik bana iltifat ediyordu. Elimdeki kutuyu yatağa bıraktım, sinirle kendime açmayacağımı ve yarın bunları giymeyeceğimi söyleyip durmuştum. Tabii aynada kendime bakmaktan vazgeçebilirsem. Kutuyu açıp gülümsedim, ne olursa olsun harika bir elbiseydi ve yarın bunu giyinmek için can atıyordum. Yine kırık beyaz, bilekten bağlamalı önü açık bir ayakkabıydı. Ayakkabılarımı giyip, papatyadan ve yine renkli çiçeklerle süslenmiş tacımı güzelce şalıma tutturdum. Etrafımda bir tur dönüp elbiseye bir kez daha hayran kaldım. En azından güzel bir seçim yapmış olması beni mutlu etmişti. Boy aynasında düşüncelerimle boğuşurken ürpertici bir düşünce bütün vücudumu kaplamıştı bir anda. Bu adam benim beden ölçülerimi ve ayak numaramı nereden biliyordu? 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE