3. Bölüm

2149 Kelimeler
Keyifli Okumalar... Hifa'dan Gün boyu düşünmekten başka bir şey yapamamıştım. Birleştirebileceğim parçalar olmadığından dolayı, olayları bir türlü yerine oturtmayı başaramıyordum. Hayatım hızlı bir şekilde değişmeye başlıyordu ve benim yapabildiğim tek şey izlemekti. Henüz hesap sorma kısmına geçememiştim. Her şeyi deli gibi merak ediyordum, ailemin beni hiç tanımadığım biriyle öylece evlendireceğini de düşünmüyordum. Hepsinin mantıklı bir açıklaması muhakkak olmalıydı. Bunu en kısa sürede öğrenmeyi umuyordum. Düşüncelerimi bir kenara bırakmayı deneyerek derin bir nefes aldım. Öncelikle düşüncelerimi sakinleştirmem gerekiyordu. Gözlerimi kapatıp, oturduğum yerde bağdaş kurdum. Belimi iyice dikleştirip derin nefesler almaya başladım. Düşüncelerimi sakinleştirmek adına güzel hayaller kurmayı denedim. Her zaman işe yarayan bir sakinleştiriciydi. Gözlerimi açtığımda genel olarak gülümsüyor olurdum. Her ne kadar gülümsememiş olsam da biraz rahatlayabilmiştim. Odada tek başıma çok sıkılmıştım. Sergi akşam olacağı için kendime yapacak bir şeyler bulmak zorundaydım. Telefonumu alıp Bukre'yi aramaya karar vermiştim. Nasıl olsa onun buraya geleceğini biliyordum. Şimdilik biraz vakit geçirir, akşam da birlikte hazırlanabilirdik. " Selamünaleyküm canım." "Selamünaleyküm." Bukre'nin sesini duymak çok iyi hissettirmişti. "Seni gerçekten çok özledim, bu özlemi de telefonda geçirmeye hiç niyetim yok. Eğer müsaitsen yanıma gelebilir misin?" Bukre bir süre sessiz kalmıştı. " İstanbul'a geldiğini bildiğimi nereden biliyorsun?" Bu karşık soru biçimi karşısında biraz afallamıştım. Dudağımı ısırıp yutkundum, ben bir şeyler söylemeden Bukre tekrar konuştu. " Sürpriz olması gerekiyordu." Elimle alnıma vurdum, kendi kendime kızıyor ne diyeceğimi düşünüyordum. " Akşam geleceğini öğrendim, sen buraya gelsen de bunları yüz yüze konuşsak olur mu? Sana gerçekten çok ihtiyacım var Bukre." Bukre'nin derin bir nefes aldığını duymuştum. " Tamam geliyorum." Kıyafetlerini de getirmesini, burada birlikte hazırlanacağımızı söylemiştim. Bu sahneyi mezuniyetimiz de yapmayı hayal etmiş olsam da, bir resim sergisi de fena değildi. En azından birlikte olacak, birbirimizi hazırlayacaktık. Gerçek bir insanla konuşmaya hiç olmadığı kadar ihtiyacım vardı. Bukre'den başka güveneceğim kimse yoktu. Süt kardeşimi de her ne kadar çok özlemiş olsam da, Meriç ile ortaklardı. Akşam onun geleceği de sürpriz olacaktı ve bunu ağzımdan kaçırmama gerek yoktu. Egemen'e ağzımdan bir şey kaçırmak demek, Meriç'e bir şeyler söylemek demek olabilirdi. Hiçbir şeyi düşünmeyeceğim bir an gelmesini istiyordum. Olayların karışıklığı çok fazla düşünmeme neden oluyordu. Gece düşünmekten zar zor uyuyabilmiştim. Olayların üstüne gökten düşmüş gibi hissediyordum. Hiçbir şeyden haberim olmadığı gibi, her şey öyle hızlı gerçekleşmişti ki olayın şokunu atlatamadan bir başka şey oluyordu. Daha neler olacağını kestiremiyordum artık. Bukre gelene kadar kitap okumuştum. O geldiğinde öyle uzun süre birbirimize sarılmıştık ki, birbirimizi ne kadar özlediğimizi de çok iyi anlamıştık. Birkaç gün içinde olanları Bukre ile konuşmayı istiyordum. Bukre bir kafeye gidebileceğimizi söylemişti. Bunu hiç düşünmeden kabul etmiştim, bu otelden başka bir yer görmek istiyordum. Hızlıca üstüme rahat bir şeyler giyindim. Bukre ile öğlen namazlarımızı eda edip otelden çıktık. Anne ve babama kısa bir mesaj çekmiştim sadece. Onlara gitmek için sormamış, sadece gidiyorum demiştim. Otelin kapısında bir taksiye binmek üzereyken Meriç bizi geri indirmişti. Hiç şaşırmadığım bu beyefendi sürekli karşıma çıkmaya başladığından artık sinirlerimi bozuyordu. " Bir yere gideceğin zaman haberim olacağından söz etmiştik sanırım." Kaşlarım havalanırken alayla gülümsedim. " Benim üstümde herhangi bir hakkın yok, bu yüzden bir yere giderken senden izin alacak değilim." Sadece başını sallayıp kızgın gözleriyle bana bakıyordu. Gözlerimi kıstım. " Sen benim dışarıya çıktığımı nereden öğrendin." " Babandan, hala anlamıyorsun ama ben istemediğim zaman hiçbir yere gidemezsin." Bu sefer biraz sesli bir şekilde gülmüştüm. Kollarımı birbirine doladım. " Dene bakalım." Bir şey söylemesine izin vermeden arkamı döndüm. Bana herhangi bir şekilde karışamayacağını öğrenmek zorundaydı. Daha yeni tanıdığım bir adamın her istediğini yapacak değildim. Arkamda adım sesleri duyduğum an bir anda pat diye durdum ve arkamı döndüm. " Sakın bana dokunmaya kalkma." Gözlerimden ateş fışkırıyordu, sesim de epey kızgın çıkmıştı. O da tıpkı benim gibi olduğu yerde durup bana bakmıştı. Onun da gözlerinden alev fışkırıyordu, yine de hiçbir şey yapmadan bekledi. Bulduğum ilk taksinin kapısını açıp içine bindim. Bukre de aceleyle yanıma oturduğunda taksiciye nereye gideceğimizi söylemişti. Bukre şaşkınlıkla olanları izliyor, bense kızgınlıktan atan kalp atışlarımı duyabiliyordum sadece. Bir anda karşıma çıkıp hayatımda bir yeri olduğunu söylüyordu. Sanki hakkı varmış gibi gideceğim yerleri ona söyleyeceğimi sanıyordu. O kadar sinirlenmiştim ki o an her şeyi yapabileceğimi düşünmüştüm. Eğer beni engellerse bir delilik yapabilirdim. Eğer bir şeyi yapmak istiyorsam bundan sonra kimseden izin almayacaktım. Daha babamın izin vermeyişlerine, hayatımı sürekli engellemesine katalanamazken birde bu adam çıkmıştı. Ben kime kızıyordum ki, dışarı çıktığımı bile babamdan öğrenmişti. Babamın tuttuğu biriydi sadece. Her yerde beni engellemeye çalışmasına bir türlü anlam veremiyordum. Benden bu kadar mı nefret ediyordu. Kafeye geldiğimizde uygun bir yer bulup oturduk. Bukre henüz bir şey sormuş değildi, benim sakinleşmemi bekliyordu. Gözlerimi Bukre'ye dikip derin bir nefes aldım. " Anlamadığım olaylar dönüyor Bukre. Sanki bir anda zaten dönen bir oyunun içine düşmüş gibiyim. Sanki yıllarca benden saklanmış ve şimdi bir şeyleri bana zorla kabul ettirmeye çalışıyorlar gibi. Kabul ettirmeye çalıştıkları şeyin bile ne olduğunu anlayamadım. " Bukre masanın üstündeki elimi tutup gülümsedi. " Sakin ol canım benim, şöyle güzelce bir konuşalım biz. Özledik birbirimizi, dökeriz içimizi şimdi birlikte çözeriz her şeyi tamam mı? Üzülme sen. " Gözümden bir yaş yuvarlanırken başımı salladım. Bir süre konuşmadan kahvelerimizi içip pastamızı yedik. Ben yemek yerine sadece izliyordum. Yaşanan şeyleri düşünmeden edemiyordum, sürekli aklımın bir köşesinde oluyorlardı. " Babamın benim için gerçekten bir şey yaptığını sandım Bukre. Bir kez olsun beni mutlu görmek istediğini düşündüm. Resimlerimin bir sergide olacağı fikri beni o kadar heyecanlandırdı ki.." Anlatırken bir yandan da babamın bana bunu neden yaptığını düşünüyordum. " Bugün gördüğümüz adam Meriç, bana onun müstakbel kocam olduğunu söyledi. Bugünkü sergide herkese bir sürprizimizin olacağını söyledi. Ben olaylara pek dahil edilmediğimden dolayı sürprizin de ne olduğunu bilmiyorum. Ben gelmek istemedim, sana gelebileceğimi düşündüm. O da senin ve süt kardeşim Egemen'in de orada olacağını söyledi. Gidecek bir yerim yoktu, her şeyi ayarlamışlar bile. " Egemen'in ismini duyunca Bukre dalıp gitmişti. " Bir sorun mu var? " Bakışlarını tekrar bana çevirip gülümsedi. " Hayır yok, sadece düşünüyordum. Bana annen haber verdi, sana söylememi ve sürpriz olacağını söyledi sadece. Beni çağırınca o yüzden şaşırdım. Anlaşılan bizim bilmediğimiz bir olay dönüyor. Neden sana sormadan seni biriyle evlendirmek istemiş olabilirler anlayamıyorum. " Omuz silktim. " Bende bilmiyorum Bukre, inan bende hiçbir şey bilmiyorum ve sadece izliyorum. " Bu anlamsız ve aramızda soğuk havadan kurtulmaya karar verip hayatımızdan konuşmaya karar vermiştik. Uzun uzun sohbet edip, Bukre sayesinde biraz alışveriş de yapmıştık. Otele dönene kadar vaktin nasıl geçtiğini anlayamamıştık, neyse ki hazırlanmak için hala vaktimiz vardı. " Pamuk şekeriyle hala konuşuyor musun? " Şalımı yaparken şaşkınlıkla Bukre'ye bakıp kahkaha attım. " Bence cevabı biliyorsun. Peki sen, hala benekliyle konuşuyor musun?" Bukre de bana bakıp kahkaha atmıştı. Çocukluğumuzda kendi hayali karakterlerimiz vardı. Tıpkı benim pamuk şekerim gibi, Bukre'nin de benekli adında kocaman bir ejderhası vardı. Bukre onunla gezerken bende pamuk şekeriyle gezerdim. Her zaman dördümüz birlikte gezerdik. Bazı anlarda komik olaylar da yaşamıştık. Hayal ettiğimiz şeylerin sınırı olmuyordu ve bazen hayal ettiğimiz şeyler komik oluyordu. Çoğu zaman hayalimizde hiç insan olmazdı. Her zaman sokaklar, caddeler bizim olurdu. Dünya da sadece ben ve Bukre olurduk. Eğer birimiz insan hayal edersek, onlarla ilgili komiklikler de hayal ederdik. Bununla her zaman eğlenirdik. Küçüklükten beri hep birlikte olduğumuz için hiçbir zaman ayrılmayacağımızı düşünüyorduk. Birbirimize çok fazla alışmıştık, en fazla bir hafta birlikte olmadan zaman geçirebiliyorduk. O da zorunluluktan kaynaklanıyordu. Bu yüzden Bukre'nin İstanbul'a tek gitmesi kalbimizi çok kırmıştı. O kadar sene boyunca birlikte olmadan nasıl geçecek diye düşünüp durmuştuk. Bukre'ye baktım, gerçekten harika görünüyordu. " Sensiz nasıl zaman geçireceğimi bilmiyordum, bende pamuk şekeriyle konuşmayı bırakamadım. Zaman ne kadar da çabuk geçmiş, bu sene mezun olacaksın." Bukre'nin gözünden bir damla yaş süzülmüştü. Bana doğru yaklaşıp sıkıca sarıldı. " Sensiz gerçekten çok zordu, konuşacak kimsem yokmuş gibi hissettiriyordu. Neyse ki telefonu icat etmişler, daha iyi hissettiriyordu. " Gözümüzdeki yaşları silip hazırlanma sürecini biraz hızlandırdık. Bukre zorla şeftali tonlarında bir ruj sürmüştü. Makyaj yapmayı sevmiyordum ama ruj belli bile olmuyordu. Elbisemle fazla dikkat çektiğimden de emindim. Bukre elbiseme hayran kalmış, kimin aldığını söyleyince çok şaşırmıştı. Biraz da bunun üzerine sohbet etmiştik. Sonunda telefonuma bir mesaj geldi. Son kez Bukre ile birbirimize bakıp övgü yağdırdık. El çantalarımızı da alıp aşağı indik. Her zaman olduğu gibi Meriç bizi kapıda bekliyordu. Bizi gördüğünde yaslandığı arabadan uzaklaşıp bize doğru birkaç adım attı. Bana doğru bakıp, yine bir dudağını yana doğru kıvırmıştı. Ona birkaç adım kala durduk, ben ona sinirle bakarken o bana alayla bakıyordu. " Benekli ve pamuk şekeri yine bir arada." Bunu söyledikten sonra Bukre ile şaşkınlıkla birbirimize bakmıştık. Bukre'ye doğru yaklaşıp, " Bunu ona söylemedim!" dedim. Sesim hem şaşkın hemde sinirli çıkmıştı. Bakışlarım Meriç'e dönerken tek kaşımı kaldırdım. " Benim hakkımda bir şeyler bildiğini her yerde göstermene gerek yok." Hâlâ böyle alaycı bir şekilde gülüyor olması sinirimi bozuyordu. Arabanın arka kapısını açıp, Bukre'yi doğru bir bakış atıp eliyle işaret etti. Bukre kısık bir sesle teşekkür edip, arkada oturan annemin yanına geçti. " Buyurun prenses. " Gözlerimi devirip bende Bukre'nin yanına oturdum. Annem Bukre'ye sessizce, " Ne kadar da efendi öyle değil mi?" demişti. Anneme kısa bir bakış atıp başımı babama doğru çevirdim. Sessizce oturuyordu sadece, aynadan görebildiğim kadarıyla düşünceli görünüyordu. Sinirle başımı cama çevirdim, en azından bu akşamın güzel geçmesini diledim. Herkes arabadan inip Meriç ve benden uzaklaşmıştı. Geldiğimiz yer gayet nezih bir yere benziyordu. İnsanlar genellikle benden çok daha sade görünüyordu. Meriç'e doğru biraz yaklaşıp fısıldadım. " Bu elbise burası için fazla görünüyor." Bakışları hâlâ tam karşıdayken cevapladı. " Hayır, günün yıldızı sensin." Bu kısa açıklama beni tatmin etmiş olmasa bile bu elbiseye bayılmıştım. Belki benim sandığım kadar abartılı değildi. " Bu sergiyi açan adam seninle de tanışmak isteyecektir. Beni sorarsa sevgilinim." Şaşkınlıkla Meriç'e baktım. " Sevgilim falan olamazsın." Meriç dudaklarını büzdü ve, " Oldum bile." dedi. Her söylediği şeyden nasıl bu kadar emin olabiliyor diye düşündüm. Meriç'le birlikte birkaç resme baktıktan sonra gelen misafirlerle konuşmuştuk. Herkes resimlerimi çok beğenmişti, övgüler yağdıran bir sürü insanla konuşmuştum. Ara ara Egemen ve Bukre'ye uzaktan bakıyordum. Meriç sürekli nereye gitsem geliyordu, bahçede söylediğinde gerçekten yapacağını düşünmemiştim. Bir süre sonra bu beni sinirlendirmeye başlamıştı, çünkü tuvalete giderken de gerçekten arkamdan gelmişti. Bukre lavaboda beni sakinleştirmeye çalışıyordu. " Sakin ol bu geceden sonra neler olduğunu öğreneceksin zaten. İstemiyorum dersin olur biter, kimseyi zorla evlendiremezler sonuçta." Gözlerimi devirdim. " Kimsenin bana fikrimi sorduğu falan yok ki Bukre." Fazla oyalanmadan lavabodan çıkıp geri yerimize dönmüştük. Aklıma Meriç'in gitmeden önce istediği tablo geldi. Etrafata gözlerim tabloyu ararken, yanımda durduğunu unuttuğum Meriç konuşmuştu. " Sana onu kendim için aldığımı söyledim." Şaşkınlıkla bakışlarım ona döndü. Şimdi neden onları daha çok istediğini, bütün resimlerimin neden onun evinde olacağını anlamıştım. " Çok fazla sorum var, gerçekten sadece sabrediyorum. Sizde lütfen beni zorlamayın daha fazla. " Başını salladı. " Hay hay prenses, nasıl istersen." Bu halleri sinirimi bozuyordu. Bir adamın bize doğru yaklaştığını görünce derin bir nefes verdim. En azından bir süre onunla sessizce durmak zorunda kalmayacaktım. " Merhaba ben Hasan, babanızın arkadaşı. Resimlerinizi gerçekten çok beğendim. " Nazikçe gülümsedim. " Bende Hifa, tanıştığıma memnun oldum efendim. Bana böyle güzel bir fırsatı sunduğunuz için teşekkür ederim." Hafifçe başını salladı, biraz sohbet ettikten sonra nihayet Meriç'in kim olduğunu sormuştu. Derin bir nefes alıp gülümsedim. " Tanıştırayım sevgilim. " Hasan beyin kaşları havalanmıştı. " Aslında Meriç beyin kendisini tanıyorum, ama sizinle sevgili olduğunu bilmiyordum. Hatta bir sevgilisi olduğunu bile bilmiyordum." Hasan beyin gözleri bir anda kararmıştı. Meriç'e nefretle bakıyordu, aynı şekilde Meriç de ona öyle bakıyordu. " Hayat sürprizlerle dolu, ne kadar da garip değil mi ben ve sevgilimin olması. " Hasan bey sadece başını salladı. " Benim diğer misafirlerle ilgilenmem gerekiyor. Keyfinize bakın." Teşekkür edip Meriç'e döndüm. " Bazı şeyleri geç anladığımı biliyorum ama, bu adam seni resimleri seçmesi için göndermemiş miydi zaten? " Meriç ellerini cebine sokup Hasan beyi izlemeye devam etti. " Biliyordum, sen onun adamı değilsin ve yine bir şeyler dönüyor." Meriç ellerini cebinden çıkarıp beni alkışladı. " Zeki prenses. " Gözlerimi kıstım ve kollarımı birbirine bağladım. " Seni babam tuttu değil mi? Onun için beni bir şeylere karşı engellemeye çalışıyorsun. Sürekli peşimdesin. " Meriç sesli bir şekilde oflamıştı. " Fazla konuşuyorsun prenses, bak kim geliyor. " Egemen'in geldiğini görünce gülümsedim. Sıkıca birbirimize sarıldık. " Seni gerçekten çok özlemişim küçük." Sitem eder bir şekilde baktım. " Hâlâ küçük olduğuma inanmıyorum." Burnuma dokundu, küçükken de hep böyle davranırdı bana. " Benim için her zaman küçüksün." Egemen'le sohbet ederken Bukre'nin yanıma doğru geldiğini görmüştüm. " Biraz sizi rahatsız edeceğim sanırım ama Hifa'ya ihtiyacım var. " Egemen'in Bukre'ye laf sokmasını beklemiştim ama hiçbir şey söylememişti. Küçüklükten beri birbirleriyle kavga eder ve laf sokarlardı. Büyüdüklerinde de durum onlar için değişmemişti. Meriç'e baktığımda şaşırmıştım çünkü bu sefer peşimden geliyor gibi bir hali yoktu. Omuz silktim ve Bukre ile birlikte yürümeye başladım. Bukre beni serginin tam ortasına bırakıp gitmişti. Etrafta hiç ışık yoktu, sadece bana doğru beyaz bir ışık vardı. Şaşkınlıkla etrafıma bakıyordum ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bir anda slow bir şarkı çalmaya başladı, Meriç'in bana doğru geldiğini görmüştüm. Yine ürpertici bir şekilde gülümsedi, cebinden bir kutu çıkarıp yere diz çöktü. " Benimle evlenir misin sevgilim?" Etrafta olup biteni anlayamayacak kadar afallamıştım. Yaşadığım en saçma olayı yaşıyordum şuan da. Etrafta ki herkes deli gibi alkışlıyordu ve benden bir cevap bekliyorlardı. Bense sadece sorularıma baş başa kalmış gibi kimseyi duyamıyordum. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE