Keyifli Okumalar...
Hifa'dan
Sadece olduğum yerden kaçıp gitmek istemiştim. Hızla atan kalbimin dışında bir ses duyamıyordum, gözlerim bulanıklaşmıştı. O an ne demem gerektiği hakkında bir fikrim yoktu. Yutkundum ve diz çökmüş Meriç'e baktım dikkatlice. Yüzündeki gülümsemeye bakarken her şeyin ne kadar da sahte olduğunu hissetmiştim. Gözleri öyle karanlık bakıyordu ki, tehditvari bir havası vardı. Söylemem gereken şeyi unutmuş gibiydim, hatta böyle bir anı hayal etmediğim için ne demem gerektiğini de bilmiyordum. Karşımda hiç tanımadığım bir adam vardı ve diz çökmüş bana evlenme teklif ediyordu. Yutkundum ve derin bir nefes aldım, yüzümde sahte bir gülümseme belirdi.
" Evet." Sesim fazlasıyla titremişti. Muhtemelen etraftaki insanlar heyecanlandığımı ve çok sevindiğimi zannediyorlardı. Hissettiğim tek şey korkuydu, hiçbir şey bilmemenin korkuttuğu hissi yaşıyordum.
Meriç ayağa kalktı ve nazikçe yüzüğü parmağıma taktı. Anlamsız gözlerle ona baktım, ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum. Herkes tek tek bizi tebrik etmişti, sahte bir şekilde gülümsemekten kaslarım acımaya başlamıştı. Gecenin sonunda herkes evlerine dağılırken Hasan bey yanımıza gelip bizi tebrik etti. Hoşnutsuz bir tebrikti ve Meriç'le birbirlerine nefretle bakıyorlardı. Birbirinden nefret eden iki adamın arasında olmak beni çok huzursuz etmişti.
" Hasan bey yaptığınız her şey için teşekkür ederim. Bu benim en büyük hayalimdi, şimdi sizin sayenizde bunu gerçekleştirebilmek beni çok onore etti. Umarım tekrar görüşebiliriz, iyi geceler." Hasan bey bana gülümseyerek birkaç kelime geveledi.
Sonunda otele geri döndüğümüz için mutluydum. Bir an önce olanları öğrenmek istiyordum, kafam kazan gibiydi ve düşünmekten çok yorulmuştum. Bir şeyler öğrenmeden de dinlenmeye niyetim yoktu. Arabaya giderken sinirlerime hakim olamamıştım, kapıyı hızla çarpıp birkaç saniye derin nefesler almaya çalıştım. Elimdeki yüzüğü çevirip duruyordum, çıkarmak istesem de çıkaramamıştım. Sürekli bir şeylere yönlendiriliyor, ne yapmam gerektiğini söylüyorlardı. Şimdi ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Hiçbir şey olmamış gibi tanımadığım bir adamla evlenmeyecektim. Babamın buna karar vermesine izin vermeyecektim. Bu sefer hayallerimi elimden alıp öylece beni terk edemezdi. Şoför tarafının kapısı açıldığında başımı kaldırmamak için kendimi zorlamıştım. Zaten kimin geldiğini biliyordum, bütün öfkemi kusacağım kişiydi bu.
" Buna gerek var mıydı? Hiç tanımadığım bir insansın, seninle sadece üç gündür tanışıyoruz. Senin hakkında bildiğim tek şey ismin! Ve bana gelmiş herkesin içinde evlenme teklifi ediyorsun." Sesim öyle öfkeli ve yüksek çıkmıştı ki, zar zor kontrol edebilmiştim. Yüzünü ellerinin arasına alıp derin bir nefes aldı.
" Herkesin öğrenmesi için bunu yaptım zaten. Amaç buydu! " Bütün kelimeleri bastırarak söylemişti. Başımı hayır anlamında sallayıp alayla güldüm.
" Seninle asla evlenmeyeceğim, bunu aklından çıkarsan iyi olur. Bugün hep birlikte bu meseleyi çözeceğiz, bana her şeyi anlatacaksınız. " Meriç de tıpkı benim gibi alayla gülmüştü.
" Benim sana meraklı olduğumu falan mı düşünüyorsun. Benim kendi sorunlarım var, birde senin meselelerinle uğraşmak hoşuma gidiyor mu sanıyorsun. Sen beni tanımıyorsun ama ben seni tanıyorum! Konuştuğun hayali arkadaşına kadar her şeyini biliyorum!" Sesi iyice yükselmiş ve öfkelenmişti. Arabanın kapısını açıp inmeye çalıştığımda, kilitli olduğunu fark etmiştim.
" Sen ne halt ettiğini sanıyorsun, hemen aç şu kapıyı. " Sinirle kapıyı açmaya çalışıyordum, o ise keskin kahverengi gözlerini bana dikmiş sadece bakıyordu. Bu oldukça ürperticiydi, hiçbir şey söylemeden öylece bakıyor olması sakinleşmeme neden olmuştu.
" Lütfen kendini benim yerime koy, şu yaşadıklarıma bir anlam verebiliyor musun?" Meriç sonunda gözlerini benden çekip başını hayır anlamında salladı.
" Anlamıyorsun, bazı şeylere mecbur kalırsın."
" Asıl sen anlamıyorsun, buraya hayallerim için gelmiştim. Evlenmek için değil. " Sesim sonlara doğru iyice kısılmıştı.
" Bilmediğim şeyler için hiçbir şeyi yapmak zorunda falan değilim. Hiçbir mantıklı açıklama beni tanımadığım bir adamla evlendiremez." Parmağımdaki yüzüğü çıkarıp ona doğru uzattım. Tehditvari bakışları geri dönmüştü, öyle derin bakmıştı ki gözlerimin içine yutkunmak zorunda kalmıştım.
" Yüzüğünü al, seninle evlenmek falan istemiyorum. " Elini sertçe direksiyona vurunca irkilmiştim.
" O yüzüğü bana geri veremezsin, neden her şeyi tekrar tekrar söylemek zorundayım! Benimle evleneceksin, bunu ne sen ne ben istiyoruz. Anladın mı beni, sadece zorundayız!" Kalbimin hızlı atışlarını duyabilmek beni daha da strese sokuyordu. Çıkardığım yüzüğü parmağıma tekrar takmak yerine çantaya koymuştum.
" Yüzüğü tak!" Çıkan sese karşı şaşkınlıkla bakmıştım.
" Hem fazla egolusun, hemde fazla kaba. Takmayacağım, zaten otele gidiyoruz." Bakışlarındaki karanlığın birkaç saniyeliğine parladığı anlar haricinde ondan nefret ediyor ve ürperiyordum.
Hiçbir şey söylemedi, herkes arabaya bindikten sonra otele dönmüştük. Arabada herkes çok sessizdi, inmeden önce sesimin sert çıkmasına özen gösterdim.
" Herkes benim odama gelsin, hemen!" Beklediğim şekilde kimse bir şey diyememişti, sessizce benim odama çıktık. Bukre'den bugün benim yanımda kalmasını rica ettiğim için bu anlara o da tanık olacaktı.
" Arkamdan ne işler çeviriyorsunuz bilmiyorum ama dinlemeye hazırım. Bütün bunlar da neyin nesi, bana bir açıklama borçlusunuz." Gözlerimi tek tek odada bulunanlarda gezdirmiştim.
" Şimdi ayıklayın pirincin taşını." Abim söylediklerinden sonra sinirle çıkıp gitmişti.
" Baba konuşmanı bekliyorum, lütfen hiçbirinin gerçek olmadığını söyle. Bir kere olsun senin için güzel bir şey yapmak istedim, hayallerini gerçekleştirmek istedim de. " Ümit dolu gözlerle babama baktım. Hiçbir duygu göstermediği yüzünde sadece kaşlarını çatmıştı.
" Eğer bir şey yaptıysam, bu her zaman senin iyiliğin içindi. Şimdi sana iyilik yapamıyorum anladın mı! Artık senin üzerinde benim gölgem olmayacak. Benim gücüm seni korumaya yetmiyor artık. Kızım aklıma başka çare gelmedi, seni korumak zorundaydım. Güvenebileceğim tek kişi Meriç'ti, lütfen sende benim gibi ona güven sadece ve onun sözünden çıkma. " Dudaklarımı ısırdım ve gözlerimden akan yaşları silme gereği duymadım.
" Baba beni neyden koruduğunu bile bilmiyorum. Beni hiç tanımadığım bir adamla evlendiremezsin, bana yapamazsın bunu. Sürekli her söylediğini yapacağım, ama nedenini bilmediğim şeylerle yaşayamam ben. Ne yaparsan yap eninde sonunda beni kovalayan şey karşıma çıkacak. Bu bir çözüm değil, lütfen bana bunu yapamazsın. " Babamın önünde diz çökmüş ona yalvarıyordum.
" Beni burada tek başıma bırakamazsın. Yalvarırım anne, sende bir şey söyle, yapamayız desene anne. Kızımızı burada bırakamayız desene, lütfen biriniz bir şey söyleyin. " Annem yanıma gelip beni kaldırdı, elleriyle yüzümü avuçlayıp baş parmağıyla göz yaşlarımı sildi.
" Seni bıraktığımız, terk ettiğimiz falan yok kızım. Elbette biz geleceğiz, siz geleceksiniz. Mecbur olmasak sana bunu yapar mıydık hem. Bak Meriç çok güvenilir efendi birisi, ailesini görünce onları da çok seveceksin. Lütfen kızım bizi dinle." Annemin ellerini yüzümden çekip birkaç adım geri attım.
Gözlerimiz Meriç'le buluşmuştu. Masaya doğru yaslanmış, kollarını da birbirine dolamıştı. Beni neyden korumak istediklerini bile bilmiyordum. Sürekli Meriç'in iyi ve güvenilir olduğunu söylüyorlardı. Buz mavisi gözlerimi, keskin kahverengi gözlerinden bir an bile çekmeden dikkatlice baktım. Belki o vazgeçer diye bekledim. Belki halime acırdı ve benimle evlenmekten vazgeçerdi. Hiçbir şey olmadı, gözleri kararlı bir şekilde gözlerimde takılı kaldı. Her zaman ki derin ve karanlık bakışlarıyla karşılaşmıştım.
" Herkes çıksın, yalnız kalmak istiyorum." Bukre gözlerimin içine baktı, sadece başımı salladım ve ona ihtiyacım olduğunu fısıldadım.
Herkes odadan çıkarken masaya yaslanmış olan Meriç'in yerinden hiç kıpırdamadığını fark etmiştim.
" Beni istemediğini söyleyebilirdin, bunu bana yapmak zorunda değildin." Derin bir nefes alarak olduğu yerde dikleşti. Bana doğru birkaç adım atıp, duygusuz bir ifadeyle bana bakmaya devam etti.
" Zamanla sana her şeyi anlatacağıma söz veriyorum. Eğer benden nefret edersen, bir dakika daha evli kalmayacağız. Beni tanımana izin vereceğim, bana güvenmeni sağlayacaksa ne istersen onu yaparız. Benim tek görevim seni korumak, başka bir amacım yok." Hiçbir şey söylemeden sadece gözlerine baktım. Ona güvenebileceğimi hissettiren bir ses tonu vardı. Gözlerinde gördüğüm karanlığın kalbinde olduğundan, bir gün geldiğinde bana zarar verebileceğinden korkuyordum. İstemediğim şeyleri yaptırır ve beni asla bırakmazdı. Hayatımı nefret ettiğim bir adamla geçirmek zorunda kalabilme ihtimaliyle vücudum ürpermişti. Derin bir nefes verip başımı salladım.
" Tamam, şimdilik sana güveneceğim." Gözümden akan yaşları sildim.
" Lütfen beni hayal kırıklığına uğratma. " Bunu söylediğimde şaşkınlıkla bakmıştı, sadece başını salladı ve odadan çıktı.
" Berbat hissediyorum Bukre, az önce tanımadığım bir adama güvendim. Bukre ben evlenmeyi kabul ettim." Bukre bana doğru gelip sıkıca sarıldığında, hıçkırarak ağlamaya başlamıştım.
Bazı şeylerin üstesinden gelmem gerekiyordu. Babam beni asla kötü bir insana emanet etmezdi, biliyordum hiçbir baba bunu istemezdi. Her şeyin güzel olacağını umut ederek kendimi tatmin etmeye çalıştım. En azından ona güvenmemi sağlayacaksa benim istediklerimi yapabileceğimizi söylemişti. Bir anda hayatımın böyle değişmesini beklemiyordum. Her şey alt üst olmuş, olayların hızına yetişemiyordum. Korumaya çalıştıkları kişiye hiçbir şey söylemiyor olmaları fazla garip gelmişti. Bu yaşıma kadar gayet normal bir hayat yaşamıştım. Hayatımda ilginç olan bir şeyi hiç fark etmemiştim. Benden gizlemeyi çok iyi başarmış olmalıydılar. Bir şey yolunda gitmediği zamanlar anlayabilirdim herhalde.
Bu şekilde düşüncelerimle birlikte uyuya kalmıştım. Bukre sabah beni kaldırdığında başım feci şekilde ağrıyordu. Gece ağlayarak uyuduğum için muhtemelen gözlerim de şişmişti. Berbat göründüğümü Bukre'nin bakışlarından daha da iyi anlamıştım. Bukre'yle tekrar göz göze geldiğimiz an kahkahayı basmıştım.
" Ağlmama izin vermemliydin." Yatağın çarprazında duran boy aynasından kendime baktım.
" Şu halime bak, gerçekten de berbat görünüyorum." Dağılmış olan saçlarıma, olduğum yerden gördüğüm şiş gözlerime bakınca sinirden tekrar gülmeye başlamıştım.
" Sinirlerim çok bozuk, hâlâ olanlara inanacak gücüm yok." Gözümden bir damla süzüldüğü an hızla yerimden kalkıp banyoya ilerledim. Bukre çoktan üstüne giyinmiş, oturduğu koltuktan beni seyrediyordu.
" Bunun tekrar olmasına izin verme sakın, hadi benim kızım sen güçlüsün toparlanma vakti. " Bukre'nin motive eden konuşmasını dinlerken gözlerimi kısmış kollarımı da birbirine bağlamıştım.
" O zaman bugün beni gezdirmen gerekiyor ki keyfim yerine gelsin. " Başını salladı ve ellerini çırptı. Garip bir şekilde bana bakıyordu, dişlerini göstererek dudağının bir tarafını yukarı doğru kıvırmıştı.
" Bukre çok komik ve garip görünüyorsun. Bir şey mi söyleyeceksin? " Başını salladı ve bu sefer de gözlerini kısıp dudaklarını büzmüştü.
" Dışarı çıkacağımız zamanlar da Meriç'e haber vermek zorunda mısın?" Şaşkınlıkla Bukre'ye bakarken, gözlerimi devirdim.
" Saçmalama, tabii ki hayır. " Omuz silktim.
" Hadi bende giyineyim kahvaltıya inelim."
Valizden çıkardığım kalem eteği giyinip, üstüne de ince bir badi giyindim. Kahve tonunda ki trençkotumu da yanıma alıp çantama gerekli olan şeyleri koydum. Odadan tam çıkacağımız da telefonum çalmaya başlamıştı. Bilinmeyen bir numaraydı, bu yüzden açıp açmamakta kararsız bir şekilde numaraya bakıyordum. Sonunda yeşil tuşa basıp kulağıma götürdüm.
" Merhaba Hifa ben Meriç." Duyduğum sesle birlikte gözlerim kocaman açılmıştı, numaramı nereden bulmuştu ki.
" Merhaba Meriç." Bukre Meriç'in adını duyunca gülmüştü, her zaman her yerden o çıkıyordu.
" Bu akşam aile yemeğine katılmanı ve ailemle tanışmanı istiyorum. " Her şey normalmiş gibi davranacaktık, sanki bu evliliği istiyormuş gibi.
" Tabii ki, çok sevinirim. "
" Tamam ben seni akşam alırım." Kısaca tamam demiştim.
" Son bir şey daha, dışarı çıkacağın zaman lütfen nereye gittiğini haber ver. Her zaman nerede olduğunu bilmem gerekiyor." Derin bir nefes alarak ofladım.
" Aslında şimdi Bukre ile kahvaltı yapıp dışarıya çıkacaktık. Ben sana gittiğimiz yerlerin konumu atarım olur mu? "
" Tamam olur, akşam görüşürüz. "
" Görüşürüz." Telefonu kapattığımda Bukre'ye baktım.
" Prensimiz her zaman bizi duyabiliyor, her şeyden haberi varmış gibi hissediyorum bazen. " Kafamı bir kere sallayıp parmaklarımı şıklattım.
" Pardon, tabii ki her şeyden haberi var. " Gözlerimi devirdim ve odadan çıktım.
Aşağıya inip Bukre ile güzel bir kahvaltı yapmıştık. İstanbul'a hiç gelmemiş olsam da ayrıntılı bir şekilde araştırmıştım. Gitmek istediğim çok fazla yer vardı. Öncelikle masumiyetin müzesine gittik. Çok farklı bir ambiyansı vardı, hayran kalmıştım. Daha sonrasında galata kulesinde bol bol fotoğraf çekinip, bir yerde oturup bir şeyler içmiştik. Bukre ile vakit geçirmek, İstanbul'u gezmek bana çok iyi gelmişti. Gitmek istediğim daha birçok yer olsa da bugünlük başka yerleri gezmek için vaktimiz yoktu. Bu İstanbul trafiğinde otele döneceğimiz süreyi de hesaplarsak, geç bile kalabilirdim.
Akşam nasıl davranacağımı, nasıl insanlarla tanışacağımı deli gibi merak ediyordum. Otele geldiğimde tek başımaydım, Bukre evine geri dönmüştü. Yarından sonra bende Bukre'nin yanında kalmaya başlayacaktım. Ailem de yarın geri dönüyorlardı ve bir ay sonra tekrar geleceklerdi. Bu bana tanınan süreydi, bu süre içinde Meriç'e alışmam gerekiyordu. Ne olursa olsun bu sürecin biraz daha yavaşlamasına sebep olmuş bu da beni mutlu etmişti. Henüz hiçbir şeye kendimi hazır hissetmediğim gibi bu akşam Meriç'in ailesiyle tanışmak için de hazır hissetmiyordum. Başka bir hayata adım atmak, başka insanlarla tanışmak beni korkutuyordu. Beni kabul edecekler miydi? Ya beni sevmezlerse diye düşünüp durmuştum. Bunları her düşündüğüm de kendime kızıyordum. Bunlar benim işime gelirdi aslında, belki oğullarını bu işten vazgeçirebilirlerdi. Bende rahat bir nefes alarak huzur bulduğum resim odama geri dönebilirdim.
Bir anda tek istediğim şeyin resim çizmek olduğunu fark etmiştim. Gözlerimi kapatıp gökyüzüne doğru yükseldiğimi hayal ettim. Buraya geldiğimden beri pamuk şekeriyle hiç konuşmamıştım. Belki beni huzur bulduğum yerlere götürür bir yandan da onunla sohbet ederdik. Aynı anda valizden çıkardığım kıyafetlerimi giyiyordum. Pamuk şekeriyle konuşmaya vaktim yoktu, ama hem üstümü giyinip hemde onunla konuşabilirdim. Yemeğe gitmeden önce biraz rahatlamaya ihtiyacım vardı, aksi takdirde her şeyi berbat edebilirdim. Ne kadar aleyhime olsa da Meriç'i mahçup edecek bir şey yapmak istemezdim.