5. Bölüm

2124 Kelimeler
Keyifli Okumalar... Hifa'dan Üstümü giyinmiş ve aşağı inmiştim. Lobide Meriç'in gelmesini beklerken aklıma çantamdaki yüzük gelmişti. Çantamdan yüzüğü çıkarıp incelemeye başladım. Tek taş yerine lotus çiçeği almıştı, öyle güzel görünüyordu ki hayran kalmıştım. Yüzüğü yavaşça parmağıma takıp tekrar hayranlıkla izlemeye koyuldum. Telefonum titreyince irkilmiştim, hemen ayağa kalkıp çıkışa yöneldim. Arabada ön koltuğa geçip kemeri taktım. " Selamünaleyküm." Meriç'in sessizce selamımı aldığını duymuştum. Gözleri parmağımdaki yüzüğe kayınca bir süre sadece yüzüğe baktığını gördüm. Hiçbir şey söylemeden bende ona bakıyordum, zaten gergin olduğum için böyle daha da çok geriliyordum. Bakışları gözlerimle buluşunca gözlerimi kaçırmıştım. Arabada ikimiz de çok sessizdik. Meriç'in ailesi hakkında bana biraz bilgi verebileceğini umuyordum, ama şimdiye kadar bununla ilgili tek bir kelime bile etmemişti. Gözlerimin önümde durması için çok fazla çaba harcıyordum, Meriç'in olduğu tarafa bakıp bir şeyler söylemek istesem de henüz aklıma bir şey gelmediği için bir türlü bakamamıştım. Öylesine bakmak da çok mantıksız olurdu, sanki onu dikizliyormuşum gibi. Böyle bir şey düşünmesine asla izin veremezdim. Gözlerim yavaşça Meriç'e doğru kaydı, bu şekilde ona gizlice bakmaya çalışıyormuş gibi olmuştu. Onun da gözleri beni bulunca gözlerimi çekememiş ve sadece aptalca gülümsemek aklıma gelmişti. " Biraz gerginim, bu şekilde çok sessiz olman beni daha da geriyor." Derin bir nefes alıp gözlerimi üzerinden çektim. " İstersen konuşabilirsin, bir şeyler söylemek istiyorsan lütfen durma." Anlamsız gözlerle ona baktım, tabii ki sormak ve söylemek istediğim çok fazla şey vardı. Hepsinin yeri ve zamanı şuan değildi tabii. " Ailenle ilgili bir şeyler anlatabilir misin?" Gözlerini yoldan ayırmadan başını salladı. " Üzgünüm, aslında sana bunları çoktan söylemiş olmam gerekiyordu. Senin bilmediğin bazı şeyler var, mesela bir yıldır birlikte olmamız gibi." Bunu söylerken birkaç saniyeliğine gözlerini bana çevirmişti. Yüzünde garip bir ifade belirmişti, emin olduğum şey ise benim yüz ifademin daha da karışık olduğuydu. Şaşkınlıkla kızgınlık arasında saçma bir yüz ifadesi takınmıştım. Kaşlarım çatık, ağzım açık. " Neden şaşırıyorum ki, sadece tek bir şeyden haberdar olduğum bir zaman mı vardı ki." Kollarımı birbirine bağladım ve bu sefer tek bir mimik bile oynatmadım. " Seninle çok sık olmamakla birlikte sadece telefonla konuşuyorduk. Bir yıl boyunca da sadece beş defa ben senin yanına geldim. Egemen sayesinde tanıştık, ailelerimiz de çoktan tanıştı. Babaanneme Selda Sultan diyoruz, babamın adı Said, annemin adı Meltem, kız kardeşimin adı da Sude. " Söylediklerini dinlerken şaşırmayı bir kenarı bırakmıştım artık. " Pekala, kendin hakkında bir şeyler anlatmak ister misin? Çünkü hala ismin haricinde bildiğim bir şey yok. " Bu sefer uzun bir şekilde gözlerimin içine bakmıştı, ürpertici hallerinden nefret ediyordum. " Benim hakkımda bilmen gereken bir şey yok." Kaşlarım havalandı ve başımı salladım. " Tabi neden bir şeyler bilmem gereksin ki, alt üstü seninle evleniyorum!" Sesim sonlara doğru iyice gergin çıkmıştı, başımı cama çevirdim ve sakinleşmeye çalıştım. Meriç'in de bana söyleyecek bir şeyi olmadığından susmayı tercih etmişti. Arabadan indiğimizde derin nefesler aldım. Sakin olduğumu ve kalbimin o kadar hızlı atmadığını kendimi inandırmaya çalıştım. Meriç kapıyı çalarken suratıma hafif bir tebessüm kondurdum. Evin hizmetçisi olduğunu düşündüğüm birisi kapıyı açıp bizi içeriye almıştı. Eve girmeden önce bize ayakkabı verip yanımızdan ayrıldı. Büyükçe bir salonda, babaanne hariç herkesin bizi ayakta beklediğini fark etmiştim. " Selamünaleyküm." deyip tebessüm ettim. Çok fazla gergin olduğum için sürekli ellerimin titrediğini hissetmiştim. Öncelikle babaanneye yaklaşıp elini öptüm. " Selda Sultan siz olmalısınız, bende Hifa efendim." Selda Sultan pamuk gibi yanakları olan, nur yüzlü bir babaanneydi. Yanaklarını sıkıştırıp öpmemek için kendimi zor tutmuştum. Selda Sultan elimi tutup gülümsedi. " Ne kadar da güzelsin öyle, maşallah benim gelinime." Sessizce teşekkür ettim. Ailenin diğer üyesi Meltem hanım ve Sude ile el sıkışmıştık. Anne ve kız olarak ikisinin saçları da kızıldı ve birbirlerine çok fazla benziyorlardı. Son olarak Said beyle bir baş selamı verip hal hatır sorduk. Hoş geldin ve tanışma faslı bittikten sonra babaanne ayağa kalktı. " Buyurun sofraya geçelim." Herkes ayağa kalkınca bende kalkmıştım. Buyur ettikleri yere geçip oturdum. Babaanne başladıktan sonra besmele çekip bende başladım. Bir süre sessizce herkes yemeğini yemişti. Hâlâ çok gergin olduğum için rahat rahat yemek yiyemiyordum. Herkes ana yemeğe geçmişken ben daha çorbamı bitirememiştim. Bu daha da çok utanmama sebep olmuştu. Herkesin bakışları üstümdeymiş gibi hissediyordum. Bir an bile gözlerimi yemeğimden çekip etrafa bakamamıştım. Sonunda çorbamı bitirip biraz yemek aldım. Bir an önce birinin konuşmasını istiyor olsam da, ne kadar iyi olacağını henüz kestirememiştim. Ne olursa olsun bu sessizlik çok gergin hissettirmişti. Benimle tanışmak için yemeğe katılmıştım ama kimsenin benim hakkımda merak ettiği bir şeyler varmış gibi durmuyordu. Meriç'in benden ne kadar bahsettiği hakkında bir fikrim yoktu. Bildiğim bir şey varsa o da benim onların hakkında hiçbir şey bilmiyor oluşumdu. Tıpkı Meriç'in hakkında hiçbir şey bilmiyor oluşum gibi. Yemek boyunca kimse bir şey konuşmamıştı. Yemekler bittikten sonra herkes eski yerini alınca zar zor da olsa yanımda oturan Meriç'ten bir şey isteyebilmiştim. " Namaz kılmam gerekiyor." Babaanne ve odadaki diğer herkes sesimi duymuş olacak ki hepsi birden bana bakmıştı. " Gel kızım birlikte kılalım." Babannenin teklifi beni hem şaşırtmış hemde çok sevindirmişti. Başımı salladım ve ayağa kalktım. Babaannenin yanına gidip elimi uzattım. " Size yardımcı olayım." O kadar tatlı bir şekilde gülümsedi ki içim sımsıcak olmuştu. Elimi tutup ayağa kalktı, sonrasında koluna girerek ona yardımcı oldum. Halısı olan küçük bir odaya girince kalbimin huzurla dolduğunu hissetmiştim. Odanın içi gül kokuyordu, bir tane kitaplık ve yerde duran bir minder ve rahle haricinde hiçbir şey yoktu. Her zaman hayalini ettiğim bir şeyi evleneceğim adamın evinde göreceğim hiç aklıma gelmezdi. Etrafa hayran bir şekilde bakarken babaanne de beni o tonton gülümsemesiyle izliyordu. Gözlerimiz birleşince dudaklarımı ısırdım ve bakışlarımı kaçırdım. " Her zaman böyle bir odam olmasını istemiştim. Beni rahatsız etmeyecek, Allah'la arama hiçbir şeyin girmeyeceği huzur verici bir oda. Benim için çok değerli bir hayaldi, evleneceğim adamın evinde görmek beni çok mutlu etti." Söylediğim şeylerden sonra babannenin gözleri dolmuştu. Telaşla yanına gidip ellerini tuttum. " Yanlış bir şey söylediysem affedin beni. " Başını hayır anlamında salladı. " Meriç'e senin gibi birini nasip ettiği için Allah'a şükrediyorum. Her zaman onun kalbini aydınlığa çıkaracak birini bulmasını söylerdim. Sonunda Rabbim dualarımı kabul etti, senin gibi temiz iffetli bir kızı nasip etti." Selda Sultan'ın söyledikleriyle yutkundum. Babaannesi istediği için mi benimle evlenmek zorunda olduğunu söylemişti acaba. Neden istemediği bir şeyi sadece babaannesi istiyor diye yapsın ki? Kafam iyice karışmıştı, bütün soruların cevapları Meriç'teydi. Onunla da pek sohbet edebildiğimiz söylenemezdi. " Hadi kızım namazımızı kılalım artık." Başımı salladım ve Selda Sultan'ın biraz gerisinde namaza durdum. Hayatımda kıldığım en huzurlu namazımdı. Odada kalbi huzurla dolduran bir şey vardı. İnsanı düşüncelerinden ayıran ve sadece Allah'a yakınlaştıran bir şey. Böyle bir yerde namaz kılabildiğim için şükrettim ve bolca dua ettim. Selda Sultan da duasını bitirince tekrar diğerlerinin yanına döndük. Selda Sultan tekli koltukta ki yerini alınca bende tekrar Meriç'in yanına geçmiştim. Kimse ne diyeceğini bilemiyor gibi başını önüne eğmiş sessizce bekliyordu. Sonunda yanımızda oturan Sude heyecanlı bir şekilde sorular sormaya başlamıştı. " Abim resim yaptığını söyledi, hatta resimlerin sergilenmiş. Ne kadar güzel keşke bende resim çizebilsem." Sude'ye bakıp gülümsedim. " İstersen sana bazı püf noktalarını öğretebilirim, bir gün birlikte resim çizeriz ne dersin?" Sude de tıpkı benim gibi gülümsedi. " Çok teşekkür ederim, çok isterim. " Sıkıntıdan parmağımda ki yüzükle oynamaya başlamıştım. "Bizleri nasıl mesut ettiğini bilemezsin kızım. Meriç'in sonunda birine aşık olması ve evlenme kararı büyük bir mücize. Senin gibi naif birini bulmuş olması ne kadar da güzel." Said babanın iltifatlarına karşı yüzümün kızardığına emindim. " Teşekkür ederim efendim. " Ellerim iyice terlemişti, yine de birbirinden ayırmadım. " Meriç dedesinin ölümüyle toparlanamadı. Onu kendisine getirecek birine ihtiyacı vardı. Çok şükür Rabbime senin gibi birini çıkardı karşısına." Selda Sultan'ın sözleriyle Meriç'e baktım. Nasıl bu kadar inandırabilmişti bu insanları bana aşık olduğuna. Meriç öksürüyormuş gibi yaptı. " Bunlardan bahsetmesek mi Selda Sultan? " Selda Sultan kaşlarını çattı. " Ne varmış o da bizim kızımız artık. Onun da her şeyi bilmeye hakkı var. Sen bakma kızım bu keretaya, o böyle patavatsız konuşuyor işte. Sen bizim kızımızsın artık, her şeyi duymaya hakkın var senin de. " Selda Sultan'a gülümseyip Meriç'e çevirdim bakışlarımı. Yine gözlerini karanlık bürümüştü. Sanki onun hakkında bir şey öğrenmiş olmam onu sinirlendirmişti. Neden bana karşı bu kadar kapalı olduğunu bir türlü anlayamamıştım. Benim hakkımda her şeyi biliyor ama kendisi hakkında hiçbir şey söylemiyordu. Üstelik bu insanlara birbirimize çok aşık iki insanmışız gibi anlatmış olmalıydı her şeyi. Sonunda sessizlik bozulmuş ve koyu bir sohbete dalmıştık. Konu bizden çıkıp aileye gelmişti, herkesin bana anlatmak istediği çok şeyin olduğunu anlamıştım. Hepsi birbirinden tatlı olan insanlarla tanışacağımı düşünmemiştim. Gece boyunca iyice rahatlamış ve gerginliğimi bir kenarı bırakmıştım. Meriç'in küçüklük anılarından konu açıldığında, ilk defa Meriç'in gerçekten güldüğüne şahit olmuştum. Bir anda gülüşü o kadar güzel gelmişti ki, gözlerim onda takılı kalmıştı. Etrafta olan şeyler bir saniyeliğine durmuştu, sadece onun gülüşü ve ben vardım. Onunla birlikte güldüğümü ve onda takılı olan bakışlarımı fark etmiş olmalı ki o da bana bakmaya başlamıştı. Utançla gözlerimi kaçırdım, kalbim hızla çarpmaya başlamıştı. Karnımın gıdıklandığını ve kulaklarımın yandığını hissettim. Gecenin sonunda herkesle tek tek görüşüp vedalaştım. Tahmin ettiğimden çok daha iyi geçmişti tanışma. Bir an gerçekten bu evliliğin bizim isteğimiz üzerine olduğunu hissetmiştim. Kalbimin bir köşesinde bunu isteyen bir bene şahit olmuştum. Her şey normalmiş, Meriç ve ben gerçekten birbirimize aşık olmuş gibiydik. Bana ayrılan sürede Meriç'e alışmanın zor olacağını düşünmüyordum. Ama onun sadece beni korumak için ve mecbur olduğdan bunları yaptığını biliyordum. Bu durumun değişeceğini de sanmıyordum. Belli bir süre sonra ayrılmak zorunda kalacaktık, bundan emindim. Ona fazla alışmayacağıma dair kendime söz verdim. Hâlâ tanımadığım bir adamdan ibaretti. Tabi hayatımı yönlendiren, beni bilmediğim şeylerden koruyacak olan adamda oydu. Otele geldiğimizde inmeden önce biraz konuşmak istediğimi söyledim. Bazı şeyleri biraz detaylandırmak istiyordum. Meriç'in beni salladığı parkın olduğu yerdeki banklardan birine oturduk. Etraf çok sessizdi, birkaç tane parlayan yıldız haricinde gökyüzü yapayalnız görünüyordu. Şuan da gökyüzüne dalmak yerine Meriç'le konuşmam gerektiğini biliyordum. Yine de bana karşı farklı tepkiler verdiğinden dolayı korkuyordum. Bakışlarımı gökyüzünden çektiğimde, Meriç'in beni izlediğini fark etmiştim. Öyle duygusuz görünüyordu ki, bakışlarını çekme gereği bile hissettmemişti. Bedenimi biraz daha Meriç'e doğru çevirdim. " Bana, sana güvenmem için ne istersem onu yapacağını söylemiştin. O yüzden senden sadece sorduğum sorulara cevap vermeni istiyorum. Lütfen." Yalvarır gibi ona baktım, bir şey söylemeden başını salladı. " Bunu babannen istediği için mi yapıyorsun?" Bakışlarını gökyüzüne doğru çevirdi ve gülümsedi. " Hayır, başka bir sebebi var. " Kaşlarımı kaldırıp ona baktım. " Söylemeyecek misin? " Bakışlarını tekrar bana çevirdi ve kafasını hayır anlamında salladı. " Senin için önemli olduğunu sanmıyorum. " " Hayır tabii ki benim için önemli bir şey bu. Lütfen, söylemeni istiyorum. " Derin bir nefes verdi. " Dedemin vasiyeti, o öldükten sonra değişeceğimi biliyordu. Senin gibi birini bulmamı istedi, tabii babaannem de öyle. Her gün dedemi rüyamda görmeye başladım, bir şeyin kalbini sıktığını hissettin mi hiç? " Bu garip soruyla afallamıştım. Başımı evet anlamında salladım sadece. " Çoğu zaman nedensizce yaşarım bunu. " Yutkunup bir şeyler daha söylemesini bekledim. Bir şey söylemeden sadece yere bakıyordu. " Dedenle nasıldın ve şimdi nasıl değiştin? " Bir süre yüzünde hiçbir mimik oynatmadan sessiz kaldı. " Öncesinde gerçekten bir kalbim vardı, şimdi sadece yaşamamı sağlıyor. " Aramızda yine ürpertici bir rüzgar esmişti. Bir an titrediğimi hissettim, bu cevaptan tatmin olmamıştım. " Neden bu kadar katı görünmeye çalışıyorsun. Hayatımızda değer verdiğimiz her insanı bir gün kaybedebiliriz, bunu biliyorsun. " " Dedem öylesine ölmedi, onu benden çaldılar." Korkmaya başlamıştım ve Meriç'in bu halleri hiç yardımcı olmuyordu. " Dedeni öldürdüler mi? " Sesim fazlasıyla titremişti, bütün vücudum ürperiyordu. Meriç sadece başını salladı. " Çok üzgünüm Meriç. " Hayatında onu karanlığa sürükleyen şeyler olmuştu belli ki. Benim gibi biriyle evlenirse onun düzeleceğini düşünüyorlardı. " Dedenle yaptığınız güzel şeylerden bahsetmek ister misin?" Bakışlarını bana çevirince gözlerinin dolduğunu görmüştüm. " Bu konuda çok hassassın öyle değil mi? Kalbine kimsenin sevgisini kabul etmiyorsun. Bazı şeylere fazlasıyla kızgınsın ve kapanmayan yaralar açılmış kalbinde. Meriç, bu yaraların içinde boğuluyorsun. Kalbini birilerine açmaya ihtiyacın var, mühürlediğin o kelimelerin dışarıya çıkması gerekiyor. Buna ihtiyacın var." Sonunda sesim fısıltıdan farksız çıkmıştı. " Beni tanımıyorsun, neye ihtiyacım olduğunu bilemezsin. Beni seni sadece korumayacağım, benimle birlikte bir şeylere sürüklenmek zorunda kalacaksın. Beni değiştireceğine inanıyorlar, bunun asla olmayacağını bile bile sırf kabuslarımdan kurtulmak için seninle evleniyorum Hifa. Sakın bana alışmaya kalkma, benim birilerini sevecek bir kalbim yok. " Öyle bir derdim yoktu, arkamdan her şeyi ayarlamış olan kendisiydi ve şimdi gelip bana böyle şeyler söylemesi anlamsızdı. Yine de bir şey söylemek istemedim. " Sana alışmayacağıma kendim için bir söz verdim Meriç, ama şimdi fikrimi değiştireceğim sanırım. Bana alışacağına söz veriyorum, seni değiştireceğime söz veriyorum. Bana inanan insanlara ve bana inanmayan sana birini sevebileceğini göstereceğim." Meriç alayla güldü ve bana baktı. " Fazla egolu ve kendinden emin davranıyorsun. Seni yanıltacağımdan emin olabilirsin, verdiğin sözü tutamayacaksın. " Tek kaşımı kaldırdım. " Göreceğiz Meriç, eğer bu insanlar benden bir şey bekliyor ve bana güveniyorlarsa onları hayal kırıklığına uğratmayacağım. " Ayağa kalktığımda Meriç de benimle birlikte ayağa kalkmıştı. " Karanlık hiçbir zaman düşmanım olmadı, şimdi de olmayacağından emin olabilirsin. " Buz mavisi gözlerimin kendinden ne kadar emin baktığını tüm vücudumda hissetmiştim. Meriç'e gülümsedim ve arkamı dönüp otele doğru yürüdüm.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE