6. Bölüm

2088 Kelimeler
Keyifli Okumalar... Hifa'dan Kulaklarım cayır cayır yanıyor, kalbim büyük bir hızla atıyordu. Son söylediğim şeyler tamemen kontrolümün dışında olmuştu. Kendimi tutamamış ve çok büyük bir şekilde konuşmuştum. Üstelik hiçbirini yapmak istediğim falan da yoktu. En azından ben öyle sanıyordum, sadece bir anda kendime güvenmiş ve kelimelerin çıkmasına izin vermiştim. Kendimi sakinleştirmeye ve en azından Meriç hakkında bir şey öğrenebilmiş olduğuma sevinmeye çalıştım. İyi bir şey değildi, ama sonuçta onun hakkında bir şeydi. Sonunda bana kendisi hakkında bir şey söylemiş olması bile beni mutlu etmişti. Odaya hatırlayamadığım bir hızlı gelmiş, birde valizimi toplamıştım. Kendime geldiğimde düşüncelerimin esiri olduğumu anlamıştım. Beynimi çıkarıp bir kenarı koyabilme ihtimalim olsa keşke diye düşünmeden edemiyordum. En azından uyurken düşünmez ve rahatça uykuya dalabilirdim. Yatağa girdiğimde yapabileceğim en iyi şeyi yaparak gökyüzüne doğru yükseldim. Pamuk şekeriyle konuşmayı bırabilecek miydim gerçekten çok merak ediyordum. Sabah uyandığımda pijamalarımı valize koyup rahat ve bol bir şeyler giyindim. Kendimi oldukça halsiz hissediyordum, her zaman olduğu gibi yine hiç dinlenemediğim bir şekilde uyanmıştım. Aşağıya indiğim zaman Meriç'in çoktan gelmiş olduğunu gördüm. Oda kartımı bırakıp Meriç'e doğru ilerledim. Pek de iyi göründüğüm söylenemezdi ama Meriç'in de benden bir farkı yoktu. Göz altları morarmıştı ve gözlerinden uyku akıyor gibiydi. İyice yaklaştığımda tam karşısında durup kollarımı birbirine doladım. " Berbat görünüyorsun." Hâlâ Meriç'le konuşabildiğime sevinmiştim. " Sende öyle." Bunu söylerken yüzünde tek bir mimik bile oynamamıştı, tıpkı benim gibi. Valizime elini uzatınca valizi geri çektim. " Kendim taşırım, teşekkürler." Sanırım az önce trip atmıştım, yada gerçekten ona gerek duymadığım için bunu söylemiştim. "Nazik olmaya çalışmana gerek yok, iki yabancıyız biz." Başını salladı ve bana doğru eğildi. " Benim hakkımda sözler veren kadın ve kendisine yabancı diyen kız hakkında bir sürü şey bilen bir adam. Gerçekten de fazlasıyla yabancıyız." Sonra arkasını dönüp arabaya doğru yürümeye başladı, tıpkı dün benim yaptığım gibi. Sinirle valizimi sürüklemeye başladım, dün söylediğim şeylerden pişman ettirmese şaşarırdım zaten. Meriç şoför tarafına geçip bagaj kapısını açmıştı, arabanın arkasına doğru ilerlerken Meriç'in gelip gelmediğini kontrol etmeye çalışmıştım. Tabiki valizimi koyarken bana yardım etmeyecekti, ne bekliyordum ki. Bagaj kapısını sertçe kapatıp ön tarafa geçtim. Kollarımı birbirine dolamış sinirle soluyordum. Meriç duymamı istediğinden emin olduğum sahte bir kahkaha attı. Şaşkınlıkla ona baktım. " Bakıyorum da çok eğleniyorsun." Arabayı çalıştırırken omuz silkti. " 'Çok kabasın Meriç. ' 'Nazik olmaya çalışmana gerek yok Meriç.' " Kaşlarımı düz bir hale getirirken şaşkınlıkla Meriç'e bakmaya devam ettim. Benim taklidimi yapıyordu! " Çok komiksin. " Birkaç saniye gözlerini bana çevirdi. " Sende ne istediğini bilmeyen küçük bir kız çocuğu gibisin. " Dudağımı büzüp sağa doğru kaldırdım, başımı salladım birkaç kez. " İşte benim prensesim, şu haline bir bak." Yukarıdaki aynayı biraz bana doğru çevirince anında yüz ifadem düzleşmişti. " Ne o prensimize layık olamadım mı?" Bir dudağı yana doğru kıvrıldı. " Lütfen Hifa sana çok aşığım, nasıl böyle düşünebilirsin." Meriç'i alkışladım ve gözlerimi kıstım. " Harika oyuncusunuz bayım." Bir süre birbirimizle laf dalaşına girmeden duramadığımızı fark etmiştim. " Sizde tutamayacağınız sözler veriyorsunuz hanımefendi. " Gözlerimi devirdim. " Bunu bana her gün hatırlatacaksın değil mi?" Başını salladı ve güldü. " Bana güldün, en azından bu da bir şeydir. Artık karanlıklar prensi olamayacaksın, ne yazık." Meriç'in yüzü bir anda sertleşti. " Sana gülmedim. " Kaşlarım havalanırken sahte bir şekilde gülümsedim. " Bu kadar nefret dolu gözükmeye çalışmana gerek yok. " " Sence öyle görünmeye mi çalıyorum, yaptığım şey bu mu yani? " Başımı salladım. " İnsanları kendinden uzaklaştırmak için iyi bir yöntem. " Yine karanlık bakışlarıyla baş başa kalmıştım. Keşke güldüğü zaman ne kadar da harika göründüğünün farkında olsaydı. Bakışlarım Meriç'in üzerinde dalmıştı, bir süre dikkatlice ona bakınca o da birkaç saniyeliğine gözlerini bana çevirdi ve kaşlarını çattı. " Bana bakmayı kes buzların prensesi." Bu lakapla şaşırmıştım, Meriç histerik bir kahkaha attı ve devam etti. "Her insana yardım edebileceğini ve onları mükemmel insanlara çevireceğini düşünüyorsun. Sözlerinle onları etkin altına alabileceğini düşünüyorsun. Ne yazık." Omuz silktim. " En azından deniyorum." Bir şey söylemedi, belki umurunda bile değildim. Nasıl olmasını beklerdim ki zaten, böyle bir insanla konuşmak bile bir mucizeyken. Bütün yolu sessizce gelmiştik, birbirimizle laf dalaşına girmeden. Sessizliği çok severdim, bazı sessizlikler insanın dinlenmesini sağlıyordu. Ama ikimiz arasındaki bu sessizlik beni fazlasıyla geriyordu. Sürekli konuşmasını beklemiyordum ama böyle bakmasını ve ciddi durmasını da istemiyordum. Sanki ona kötü bir şey yapmışım gibi hissettirmişti bu. Kendi düşüncelerimle çok fazla boğuşuyordum, sürekli düşünmek çok yoruyordu. Böyle bir hayatı yaşarken, nasıl olur da düşünmezdim ki zaten. Böyle bir insanla nasıl yaşayacağım da düşüncelerimin arasında yer almaktaydı. Fazlasıyla gizemli ve ürperticiydi. Ona güvenmek için hiçbir sebep yokken, kalbim bir anda her şeyi karman çorman etmişti. Mantıklı düşünmediğim anlarda araya kalbimin girdiğini biliyordum. Ben düşüncelerimle boğuşurken çoktan Bukre'nin evine gelmiştik. Kemerimi çözüp tam ineceğim sırada Meriç beni durdurdu. " Bu saati yanında hiç ayırmamanı ve sürekli takmanı istiyorum. Evdeyken bile yanında taşı." Bir Meriç'e birde elinde tuttuğu saate baktım. Söyledikleri çok saçmaydı bu yüzden bir anlam yükleyebilmek adına çabalıyordum. " İçinde seni takip edebileceğim bir çip takılı, normal bir saat gibi görünüyor ama öyle değil. Nasıl kullanman gerektiğini göstereceğim şimdi." Simsiyah ekranı olan saate parmak izini okutunca açılmıştı. Saatte olan bir numaraya tıklayıp kendi telefonunu gösterdi. Telefonu çalmaya başlamıştı. " Buradan aradığın zaman tehlikede olduğunu anlarım ve nerede olduğunu da. Şimdi parmak izini eklememiz gerekiyor, parmağını uzat." Şaşkınlıkla parmağımı uzattım, saati alıp koluma takarken bir yandan da aklımda ki soruları Meriç'e soruyordum. " Neden tehlikede olacağımı söyler misin lütfen? " Bu tehlikede olmak beni biraz korkutmuştu. Bu kadar tedbirli olduğuna göre iş gerçekten fazlasıyla ciddiydi. " Üzügünüm Hifa, sorularını cevaplayamam. Sadece seni güvende tutmaya çalıştığımı bilmeni istiyorum. " Tabii ki hiçbir şeyi öğrenemeyecektim, sormam bile hataydı. " Tabii tehlikede olan benim, neden kendi hakkımdaki şeyleri bileyim ki." Derin bir nefes aldı. " Lütfen başlama yine. " Başımı salladım ve yutkundum. Hiçbir şey söylemeden aşağı inip arabanın arkasına doğru yürüdüm. Meriç'te aşağı inmiş yanıma doğru geliyordu. Onu beklemeden valizimi indirdim ve sürüklemeye başladım. Arkamdan bagajın kapanma sesini duymuştum, birde sinirli birinin küfür ettiğini. Muhtlemen bana çok aşık olan Meriç'i sinirlendirmiştim ve bu gram umurumda değildi. Apartmana girmeden önce sinirle koca bavulu kaldırıp birde hızla basamakları çıkmıştım. Sinirlendiğim zaman ağır olan şeylerin farkında bile olmuyordum. Bu Meriç'in bana yardım etmesini istemediğimden dolayı da gerçekleşiyordu. Asansörü beklerken, Meriç'in hala gitmemiş olduğunu görmüştüm. Gözlerimi devirdim ve asansöre bindim. Eve girer girmez Bukre ile sıkı sıkı sarılmıştık. Tam da hayallerimizde olduğu gibi bir evi vardı. Daha önce görüntülü aramalarda ve fotoğraflarda gördüğüm evi gerçekte gözüme çok daha büyüleyici görünmüştü. Biraz dinlenmek için oturma odasına gitmiştim. Oturmada odasında olan, bana her zaman hava attığı salıncağını görünce bir saniye daha kaybetmeden yerimi almıştım. Bu salıncaktan iki tane alıp karşılıklı sallanıp duracak, kitaplar okuyacak ve bazen de sohbetler edecektik. Hiçbirini yapamamış olmamız her zaman içime oturuyordu. Ben salıncakta ters durarak sallanırken Bukre gülerek bana bakıyordu. " Şu haline neden şaşıramıyorum ben." Tekrar düz bir hale geçip ayaklarımı topladım. " Çünkü benden bahsediyoruz." Gözlerimi kısmış ve işaret parmağımla da kendimi göstermiştim. Bukre bu hallerime gülüp başını salladı. " Pekala ne yapıyoruz, bugün evdeyiz ona göre. " Olduğum yerde yine ters dönmüştüm ve ayaklarım bağdaş kurmuş şekilde duruyordum. Birkaç kez sesli bir şekilde gülmüştüm, sesim garip çıktığı için daha da fazla gülme isteği doğuyordu içimde. Bukre de oturduğu koltukta ters dönmüş ve ayaklarını bağdaş kurmuştu. Şimdi ikimiz de garip bir şekilde gülmeye ve sesler çıkarmaya başlamıştık. Aklıma gelen fikirle oturduğum yerden aşağıya doğru indim, yüzüm Bukre'ye doğru bakıyordu. " Hadi dans edelim ve saçma sapan videolar çekelim." Bukre kaşlarını düzeşletirdi, sonra o da benim yanıma doğru indi. Şimdi ikimiz de yerde yatıyorduk. " Bu fikre bayıldım." Garip bir şekilde kaşlarını oynatmaya başlamış ve dudağını sol tarafa doğru kıvırmıştı. İşte başlıyorduk, ikimiz de aynı anda ayağa kalktık. Bukre laptop getirip hoparlöre bağladı, garip bir şekilde bana gülmeye başlamıştı. " Evet şimdi sana harika bir şarkı açacağım ve video çekeceğiz ama önce üstümüzü giyinelim." Başımı salladım, Bukre'nin verdiği taytı ve salaş askılıyı giyip saçlarımı topuz yaptım. " Hazır mısın." Gözlerimi kıstım. " Hemde nasıl, gönder gelsin." Bukre çok hızlı ritmi olan bir şarkı açıp, tam karşımıza da telefonu koyup kamerayı açtı. Saçma sapan hareketler uydurarak dans etmeye başlamıştık. Küçükken de hayali telefonumuzla videolar çekiyormuş gibi yapardık. Dans eder yada dışarıda oynadığımız çamurla yaptığımız pastaları çekerdik. Her zaman çekecek bir şey bulurduk ve çok eğlenirdik. Yazları da Egemen'in kardeşi Zümra da olurdu ve biz tam bir üç silahşörler olurduk. Tıpkı bizim gibi Zümra'nın da hayali bir arkadaşı vardı. Onun hayali arkadaşı bir yıldızdı, bu yüzden ona dilek adını vermişti. Onlar sadece yazın geldikleri için Zümra'yı çok özlerdik ve dört gözle yazın gelmesini beklerdik. O zaman yaramazlık yapmak çok daha kolay oluyordu ve kimse bizim önümüzde duramıyordu. Bazen Egemen'i rehin aldığımız zamanlar oluyordu, onu bağladığımız zamanlarda genelde uyuyor oluyordu. Yoksa asla onu bağlayamaz ve onu oyunlarımıza alet edemezdik. Taşırken çarşaf kullanıyor, Zümra'ların evinin bodrumunu kullanıyorduk. Birimiz onu kaçıran hırsız oluyor, iki kişi de onu kurtarmaya çalışan polis oluyordu. Egemen'in en nefret ettiği oyunumuzdu, çünkü bazen çok uzun süre bağlı kaldığı oluyordu ve kendi arkadaşlarıyla vakit geçiremiyordu. Aklıma gelen düşüncelerle yere oturdum ve bir anda ağlamaya başladım. Bukre şaşkınlıkla müziği kapattı ve yanıma oturdu. Aslında hem ağlıyor hemde gülüyordun. Çocuk olduğum zamanları gerçekten çok özlemiştim ve istediğim tek şey o zamanlara geri dönmekti. Bukre bana sarıldı ve sakinleşmemi bekledi. " Zümra'yı çok özledim, Bukre ben küçüklüğümüzü çok özledim. Büyüdükçe herşey daha da zorlaşıyor ve ben ne yapacağımı bilmiyorum." Bukre dudaklarını büzüp bana tekrar sarıldı, sırtımı sıvazlayarak beni sakinleştirmeye çalışıyordu. " Merak etme hepsi geçicek, şimdi kafan allak bullak oldu biliyorum ama elimizden bir şey gelmiyor. Zamanla her şeyin düzeleceğinden eminim. " Geri çekildi ve bana baktı, başımı salladım ve sesli bir şekilde güldüm. " Bak ben yarın Zümra'yı arayayım, hem Egemen'i alsın hemde kendisi gelsin burada vakit geçiririz birlikte. Sende Meriç'i ara, Sude'yi de alıp bize gelsin. Hem biraz birbirimize alışmış oluruz, eminim hepimize iyi gelecek." Bu fikirle gözlerim kocaman açıldı ve Bukre'ye sarıldım. " Sen bir tanesin, o kadar güzel olur ki. Hepinizi gerçekten çok özledim, hep birlikte tekrar vakit geçirmek çok iyi gelecek. " " Tamam, arayalım bakalım gelebilecekler mi? Sende Meriç'i ara, sonra mutfağa gidip bir şeyler yaparız." Başımı salladım ve ayağa kalktım, çantamdan telefonumu çıkarıp Meriç'i aradım. " Selamünaleyküm Meriç. " " Aleykümselam Hifa, bir sorun mu var?" Gözlerimi devirdim. " Hayır bir sorun yok, yarın Sude'yi de alıp buraya gelebilir misin diye soracaktım." Bukre'ye baktım, çoktan Zümra'yı aramıştı. Geleceklerini söyleyince bende devam ettim. " Egemen ve Zümra da gelecek, birlikte vakit geçiririz diye düşündük." Karşı taraftan bir süre ses gelmemişti. " Siz kızlar gündüz eğlenin, bizde akşam size katılalım olur mu?" Sevinçle gülümsedim. " Olur teşekkür ederim. Sude'nin numarasını verebilir misin? " Sude'nin numarasını verdikten sonra vedalaşıp telefonu kapattım. Kabul etmesine çok sevinmiştim, üstelik Sude ile daha yakından tanışabilme fırsatım da olacaktı. Son kez Sude'yi de arayıp bizzat sormak istemiştim. " Selamünaleyküm Sude, ben Hifa hatırladın mı?" " Ve aleykümselam, evet hatırladım. Nasılsın?" Hâl hatır sorduktan sonra asıl meseleye gelmiştim. " Yarın sabah Egemen'in kardeşi Zümra bize gelecek ve kızlar olarak birlikte vakit geçireceğiz. Abin ve Egemen de akşam bize katılacak, eğer işin yoksa sende gündüz gelebilir misin? " Karşı taraftan bir gülme sesi gelmişti, bu kızı ilk baştan beri çok sevmiştim. Fazla sevimliydi. " Çok isterim, Zümra'yı da tanıyorum zaten uzun süredir görüşmemiştik benim için çok iyi olur. " " Tamam, yarın görüşürüz o zaman. " " Görüşürüz. " Telefonu kapattım ve ellerimi birbirine çırptım. " Gündüz kız kıza olacağız, bu gerçekten harika olacak. " Bukre başını salladı ve dişlerini göstererek güldü. " Pekala, şimdi ne yapalım?" Bunu söylerken ellerini de birbirine sürtmüştü. " Çikolatalı pasta yapalım, yanına da tuzlu çubuklar yaparız." Bukre olduğu yerde ayaklarıyla kayıp, bana Michal Jackson dansı yaptı ve arkasını döndü. Elime telefonu aldım ve videoyu başlattım. " Merhaba arkadaşlar kanalımıza hoş geldiniz." Bunu Bukre'yle aynı anda söylemiştik, ikimiz de kahkaha atmaya başladık. Kahkaha atmaktan neredeyse telefonu elimden düşürüyordum. Ne Bukre ne de ben bir dakika ciddi olamıyorduk. Birbirimize bakınca bile saçma bir hareket yapıp birbirimizi güldürüyorduk. Özellikle Bukre kaşlarıyla garip hareketler yapınca kendimizi tutamıyorduk ve sürekli saçmalıklar yapmaya başlıyorduk. Gülmekten karnıma ağrılar girmişti ve kıpkırmızı olduğumdan da emindim. Ben çikolatalı pastayı yaparken Bukre de tuzlu çubukları yapmaya koyulmuştu. Her zamanki gibi kahkahalarla ve biraz da mutfağı batırarak işlerimizi tamamlamıştık. Bir saatin sonunda şaheserlerimizle bakışıyorduk. Yaptıklarımızı güzelce tabaklara koyup, son olarak kendimize kahve yapmak için suyun ısınmasını bekliyorduk. Kahkaha atmaktan yorulmuş bir şekilde Bukre ile bakışırken kapı çalmıştı. Bukre kapıya giderken bende merakla arkasından ilerlemiştim. Kimseyi beklemediğimiz için şaşırmıştık. Bukre kapı deliğinden bakınca deli gibi bağırdı ve kapıyı açtı. Tam karşımızda Sude ve Zümra duruyordu. İkisi de kapıda sırıtarak bize bakıyorlardı. " Pijama partisini bizsiz yapabileceğinizi mi düşündünüz yoksa." İçeriye girince ikisine de sıkı sıkı sarılmıştım. Bu gece kesinlikle uyku yoktu bize. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE