20. Bölüm

1991 Kelimeler
Keyifli Okumalar... Meriç'ten Hifa'nın iyice kötüleşen hallerini görmek beni berbat bir hale sokuyordu. Birkaç gündür iyiymiş gibi davranıyor olsa da, göz altında oluşan morluklar, buz mavisi gözlerindeki yorgunluğu her şeyi anlatıyordu. Onun bu hallerine karşı hiçbir şey yapamamanın çaresizliğini yaşıyordum. Nasıl bu kadar kötü bir hale geldiği hakkında bir fikrim yoktu. Yatakta dönüp sıkıca Hifa'ya sarıldım. Onun yanında olduğumu her an hissetmesini istiyordum. Bir anda eli kolumu hızlıca üstünde attı. Birkaç hıçkırık sesi ve kıpırdanma duydum. Yanımda ki lambayı yaktım ve dik bir konuma geldim. Hifa sırt üstü yatarken, sanki üstünde biri varmış gibi yumruklarını havaya sallıyordu. Ona doğru yaklaşıp onu uyandırmak istediğimde şiddetli bir şekilde beni itti. " Dokunma bana!" Bağırınca irkildim. Hıçkırıkları artmış, yumrukları bir şeyi üstünden atmak istercesine daha da sertleşti. İki kolunu da sıkı bir şekilde tuttum. Rüyasında ne gördüğü hakkında bir fikrim yoktu, iyi bir şey olmadığından emindim. Bu yaptığım muhtemelen daha da berbat hissettirecekti ona. " Yalvarırım dokunma bana." Sesindeki tınıda sadece çaresizlik vardı. Onu korkutarak uyandırmak istemiyordum, birkaç kez ismini söyledim. Hâlâ ellerimdeki kolunu kurtarmaya çalışıyor, olduğu yerde çırpınıyordu. Daha fazla dayanamadım ve yüksek sesle ismini söyledim. Hâlâ uyanmayınca omuzlarından tuttum ve hızlı bir şekilde sarstım. Nefes nefese uyandı, beni görünce geri gidip sırtını başlığa dayadı. Hâlâ hızlı nefes alıp veriyor ve ağlıyordu. Ne olduğunu anlamamış gibi etrafına baktı, sonunda gözleri tekrar benimkilerle buluşmuştu. Elleriyle yüzünü kapadı ve tekrar hıçkırıklara boğuldu. Ne yapacağımı bilmez bir şekilde donup kaldım. Ben böyle bir halde olsam Hifa beni nasıl sakinleştirir diye düşünüyordum. Sanırım yanında olduğunu hissettirir ve sarılırdı. Sarılmayı çok istiyordum ama ya onu dokunduğumda benden iğrenirse diye düşünmeden edememiştim. " Hifa benim Meriç, lütfen ellerini yüzünden çek. Korkutuyorsun beni." Bu cümleleri kurarak neyi hedeflediğimi bilmiyordum. Aptalcaydı ve çok daha iyisini yapmalıydım. " Sana dokunabilir miyim?" Sorduğum soruyla ellerini yüzünden indirmişti. Yanıma yaklaştı ve bana sıkıca sarılırken kafasını göğsüme dayadı. " Meriç yalvarırım yardım et bana, dayanamıyorum." Hıçkırıklarının arasında dediklerini zar zor anlayabilmiştim. Ona sıkıca sarıldım ve biraz daha iyi hissedebilmesi için saçlarını okşadım. " O benim yanımda yatıyordu, bana sarıldı. Meriç o sen değildin, bana yine gülümseyen o adam vardı karşımda. Sen değildin." Sonunda sesi fısıltılı çıkmıştı. Bir şeylere inanmak, bana inandırmak istiyor gibiydi. " Sorun yok, ben yanındayım." Geri çekildi ve başını hayır anlamında salladı. " Sen değildin, yanımda yatan sen değildin. Bana sarıldı, senin olduğunu sandım ve sarılmak için sana döndüm. Gözümü açtığımda bana gülümsüyordu." Hifa'nın bana doğru hiç dönmediğini hatırlıyordum. Bir şey söylemeden devam etmesini bekledim. " Onun kolunu ittirince sinirlendi ve üstüme çıktı. Bana.. " Gözlerimin içine baktı, tamamen hüzünle boğuluyordu. Onu bu durumdan nasıl çekip çıkaracağımı, ona nasıl sığınak olacağımı bilmiyordum. Oysa ki her şey onu koruyacağıma söz vermemle başlamıştı. İlk adam geldiğinde yanında değildim, zamanında çağrısını bile göremedim. İkinci adam odasına kadar girip ona dokunduğu zaman gecikmiştim. Sürekli her şeyin düzeleceğini, onun yanında olduğumu söyleyip duruyordum. Peki gerçekten onu ne kadar iyi koruyabiliyordum? Her geçen gün kollarımda eriyip gidiyor, berbat bir hale bürünüyordu. İyi olduğunu söylüyordu ama en ufak sesten, her gördüğü insandan korkuyordu. Sürekli onu takip eden, ona gülümseyen adamı görüyordu. Dudağımı ısırdım, yapabildiğim tek şey sıkı sıkı Hifa'ya sarılmaktı. O adamı bulup doğduğuna pişman etme fikrini aklıma bile getirmemem gerekirken, buna engel olamıyordum. Her şeyi anlattıktan sonra Hifa'ya bir söz vermiştim, bu sözü de çiğnemeye hiç niyetim yoktu. " Neden yanımda olduğunu hissedemiyorum, neden sürekli senin o adam olduğu hissine kapılıyorum." Söyledikleriyle şaşkınlığa uğramıştım. Kendimden biraz uzaklaştırdım ve gözlerine baktım. " O adamın ben olduğum hissine mi kapılıyorsun?" Gözlerini kapattı, dudağını ısırdı. Akmaya devam eden göz yaşlarının arasında başını salladı. " Sen benim sığınağımdın, yanımda olduğun zaman onu görmüyordum. Ama birkaç gündür, yanımda senin varlığın yerine onu hissediyor onu görüyorum. Uyuduğum zaman bana dokununca, akşam eve geldiğinde sesini duyunca, odada dolaştığında ayak seslerini duyunca, karanlıkta siluetini görünce korkudan hiçbir şey yapamayıp donakalıyorum." Beni gördüğü zamanlarda sık sık olan bir şeydi. Daha önce bunu fark edemediğim için kendime küfrediyordum. " Özür dilerim, neden böyle olduğunu bilmiyorum Meriç. Senin olduğunu anlayana kadar hiçbir şey yapamıyorum." Kalbimin kırıldığını hissetmiştim. Beni o adam gibi görüyor olması, benden korkuyor olması beni fazlasıyla kırmıştı. Onun yanında olduğumu hissetmesi için elimden gelen her şeyi yaptığımı sanıyordum. Ben olduğum zamanlarda her şeyin geçtiğini sanıyordum. Bir şeyler yanlıştı, Hifa'nın benden korkuyor olması bu kadar halüsinasyon görmesi yanlıştı. " Yarın hastaneye gideceğiz." Sesim oldukça kararlıydı, daha fazla acı çekmesini izleyemezdim. " Ne için?" Sesi oldukça bitkin çıkmıştı. " Kanına baktıracağız." Hüzünle boğulmuş buz mavisi gözlerini keskin kahvelerimle buluşturdu. " Yemin ederim bedenime zarar verecek tek bir ilaç bile almadım." Yüzünü avuçlarımın için aldım. " Böyle bir şeyi asla yapmayacağını biliyorum. Bedenine karışmış olan güçlü bir ilaç var mı bakmamız, emin olmamız gerekiyor. Eğer varsa tedbir almak zorundayız." Başını salladı. " Göğsünde uyumak, kalp atışlarını dinlemek istiyorum. Sakinleşip uyuyacağım." Yatağa yattım, bir kolumu Hifa'nın bedeninden geçirdim. Hifa kafasını göğsüme dayadı, sessizce nefes alış verişlerinin arasında iç çekiyordu. Rüyasında gördüğü şeyin onu etkileyeceğini, şuan da kendini zorladığını biliyordum. Eğer kanında halüsinasyon görmesine sağlayacak ilaçlar çıkarsa ne yapacağımı bilmiyordum. Bunu kendisine yapmayacağını zaten biliyordum. Bilmediğim şey bunun nasıl olduğuydu. Uzun süredir evdeydi, dışarıya çıkabilecek kadar iyi olmamıştı hiç. Kızlar haricinde eve gelip giden de olmuyordu. Birisinin hâlâ eve girip çıkabildiğinden emindim. Bunu nasıl başardığını, kameralara ve korumalara nasıl yakalanmadığını bilmiyordum. O adamı bulup bir daha gülümseyemeyecek bir hale getirmek istiyordum. Hiçbir şey yapamayacak olsam da, o adamı bir şekilde bulacak ve parmaklıkların arasına tıkacaktım. Kan veren Hifa'ya baktım. İyice zayıflamış bedeni, morarmış göz altlarıyla berbat görünüyordu. Her şeye rağmen, buz mavisi gözlerinin hâlâ nasıl parladığını bilmiyordum. Bana baktı ve hafifçe tebessüm etti.  Hifa'nın birkaç gündür kusması, iştahsızlığı ve bu kadar halüsinasyon görmesinden dolayı iyice şüphelenmiştim. Kesinlikle birisi ona ilaç veriyordu. Biz evde yokken her yere gizli kamera yerleştirilecekti. Gizli kamerayla yapan kişiyi tespit eder etmez onu hapishaneye gönderecek ve oradan bir daha asla çıkamayacağından emin olacaktım. Test sonuçları için üç gün beklememiz gerektiğini söylediler. Bu üç gün içinde adamın tekrar gelip kameralara yakalanmasını umut ettim. Hifa'nın içeceğine maddeyi koyarken görüntülenmeli ve bunu polislere vermeliydim. Böylece Hifa'nın maddeyi kendi rızasıyla değil, başka birinin ona gizlice verdiği açığa çıkacaktı. Hifa ile biraz vakit geçirmek adına -evdeki işin de bitmesi için- onu sevdiğim bir kafeye götürdüm. Çikolatalı pastaya hayır diyemeyeceğini biliyordum. İki tane kahve ve çikolatalı pasta söyleyip beklemeye başladık. Çekinmeden uzun süre karımın yüzüne baktım. Minik burnunun ucu her zaman kırmızıydı. Yuvarlak gözlerinin içindeki buz mavileri her zaman ışıldıyordu. Kaşları biraz seyrek, oldukça düzgündü. Yuvarlak suratında, yumuşak yanaklarını belli eden pembeleri vardı. Yüzünün tam ortasında duran minik dudağı her zaman en güzel tebessümleri lütfediyordu. Yanında gidip yanaklarını sıkıştırmak ve gözlerimi bir an bile gözlerinden çekmek istemiyordum. Sürekli etrafa bakan Hifa'nın birkaç kaçamak bakışla bana baktığını, sonra hiçbir şey olmamış gibi tekrar etrafını inceliyormuş gibi yaptığını görmüştüm. Hafifçe güldüm, o an gözlerini bana çevirdi ve o da güldü. Garson gelene kadar sessizce birbirimizi izlemiş ve gülmüştük. Sadece birbirimize bakarak gülüyor olmamıza hayrandım. Bir süre sadece çatal sesleri ve kahve bardağının tabağa vurma sesi duyuldu. Tekrar onun böyle iştahlı bir şekilde yiyebildiğini, pastasıyla aşk yaşadığını görmek beni mutlu etmişti. Pastasını neredeyse bitirdiğinde, yüzünde garip bir ifade belirdi. Hızlıca yerinden kalktı ve koşarak lavaboların olduğu tarafa yöneldi. Kusacağını bildiğim için arkasından gittim. Lavaboların tek kişilik olduğunu biliyordum, kapıyı tıkladım ve içeriye girdim. Hifa yüzünü yıkamış, aynada kendisine bakıyordu. " İyi misin?" Tebessüm etmeye çalıştı. " Sorun yok, iyiyim." Elimi yanağına uzattım ve okşadım. " Gidelim mi artık?" Başını salladı, birlikte kafeden çıktık. Kafasını cama yaslamış, eliyle de yüzünü kapatmıştı. Ağladığından emindim, sadece sesini bastırmaya çalışıyordu. " Kendini tutmak zorunda değilsin." Ağzından sessiz, yarıda kalmış bir hıçkırık çıktı. Ne söylersem söyleyeyim ağladığını göstermek istemiyordu. Onu bu nedenle hastaneye götürmek, böyle bir şeyin içine sokmak istemezdim. Ama bunu öğrenemez ve tedbir almazsam Hifa'nın durumu daha da kötüye gidecekti. Ben dahil bir daha kimseye güvenemeyecek kadar kötü bir durumda olacaktı. O alçak herifin de tek istediği şey buydu. Onu delirtmek ve bir daha asla dışarıya çıkmasına izin vermemek. Ona bu yaptıklarını tek tek ödetmem gerekirken, hiçbir şey yapmadan kendimi tutmaya çalışmak çok zordu. Bundan sonra tek başıma adalet sağlamaya çalışmak yoktu. Her şeyi polislerin elleri arasına bırakacak, sadece en iyi şekilde yaptıklarından emin olacaktım. Eve geldiğimizde hiç kimse yoktu. Hifa uyuyana kadar onunla kalacak, daha sonra şirkete gidecektim. Beklerken bütün kameraları tek tek kontrol ettim. Hepsi tam istediğim yerlerde, harika açılarla kayıt alıyordu. Hifa uyuduktan sonra odadaki bardağın yarısını suyla doldurup Hifa'nın baş ucuna koydum. Hifa'nın resim odasına ve mutfak tezgahına da içecek bir şeyler doldurup dikkat çekmeyecek yerlere koydum. Bütün bardakların ağzını da özellikle kapatmıştım. Böylece tekrar içilecek bir şey olduğu anlaşılırdı. Adamın odaya kadar girmek yerine mutfak yada resim odasını tercih etmesini diledim. Odaya girerse Hifa'ya tekrar çok yaklaşmış ve onu yine açık bir halde görmüş olacaktı. Eğer Hifa da onu görürse psikolojisi daha da kötüleşecekti. Her şeyin iyi olması için dua ettim ve evden çıktım. İlk iki gün hiçbir şey olmamıştı. Adamın her gün gelip Hifa'ya ilaç verdiğini zannetmiyordum zaten. Sadece eve girdiği anlardan birine denk gelmesi gerekiyordu. Umut ettiğim tek şey bu zamanın yakın bir zamanda gerçekleşmesiydi. Üçüncü gün Hifa ile hastaneye gitmeden önce şirkette birkaç işimi halletmeye gitmiştim. Karşımda duran kameraları tamamen unutmuş, önümde duran belgelere gömülmüştüm. Gözüm birkaç saniyeliğine kameraya kaydığında, bahçede resim odasının dışında bir adamın durduğunu gördüm. Sanki bir anda orada belirivermiş gibiydi. Tüm dikkatimi kameralara verdim. Hifa resim odasındaydı ve o pislik herif de onu izliyordu. Hifa ile bir anlaşma yapmıştık, saatinden bir çağrı aldığı an neredeyse oradan birkaç dakikalığına ayrılacaktı. Hızlıca Hifa'nın saatine bir çağrı yolladım ve kameradan izlemeye başladım. Hifa soğukkanlı bir şekilde meyve suyundan bir yudum aldı. Yanındaki sehpaya bıraktı ve dışarı çıkmak için sandalyeden kalktı. O anın onun için ne kadar zor olduğunu biliyordum. Sakin görünmeye çalışarak resim odasından çıktı. Adam o çıkmadan önce saklanmıştı bile. Hifa mutfağın kapısından girene kadar bekledi. Adam Hifa'nın tamamen gözden kaybolduğuna emin olduktan sonra resim odasına girdi. Hâlâ yüzünü net bir şekilde görememiştim. Başında bir şapka vardı ve yüzünün çoğunu kapatıyordu. Anında korumaları aradım ve bir yandan da adamın hâlâ orada olup olmadığını kontrol ediyordum. Hifa'nın içeceğine bir şey boşalttı ve hızlıca karıştırdı. Korumaların acele etmesini ve adamı odadan çıkmadan yakalamalarını söyledim. Birkaç dakika içinde her şey olup bitmişti. Adamın içeceğe bir şey katarken görüntülerini almış, adamı da kaçamadan önce kıskıvrak yakalamıştık. Derin bir nefes verdim. Hızlıca ofisten çıkarken bir yandan da Hifa'yı aradım. Aşırı derecede heyecanlı bir şekilde telefonu açmış, uzun süre onu sakinleştirmek için uğraşmıştım. Önce hastaneye sonra da polislere gitmemiz gerekiyordu. Korumalar çoktan adamı polislere teslim etmişti. Korumalardan bir tanesine kayıtları yollamıştım ve o da polislere vermişti. Hifa arabaya bindiğinde hâlâ çok solgun göründüğünü fark etmiştim. Anlaşılan henüz kendisine gelememişti. Bir elimle yanağını okşadım ve bir kez daha her şeyin iyi olacağına dair söz verdim. Bir gün şu sözü gerçekten tutabileceğimi umarak. Hastaneye geldiğimizde Hifa daha da kötü ve heyecanlı görünüyordu. Sürekli ellerini birbirine yada kıyafetlerine sürtüyordu. Sıra bize gelene kadar ne söylersem söyleyeyim onu sakinleştirmeyi ve içini rahatlatmayı başaramadım. Doktora daha öncesinde ilaçları Hifa'nın kendi isteğiyle değil, bir başkası tarafından onun haberi olmadan verildiğini söylemiştim. Bu yüzden Hifa için herhangi bir sorun olmayacaktı. Doktor her şeye rağmen öncesinde rahatlatıcı bir konuşma yaptı. " Bu ilacın bağımlılık özelliği yoktur. Size verilen ilaç kanınızda çok az miktarda görüldü. İlacın dozu çok iyi ayarlanmış. Halüsinasyon görmenizin ve diğer belirtilerin nedenleri de kesinlikle bu ilaç. Başka herhangi bir probleminiz yok." Birkaç bilgi ve ilacın tamemen vücuttan atılma süresinden bahsetti. Sonunda Hifa'nın rahatlamış gülümsemesini gördüğüm için çok mutluydum. Hifa'nın bir an önce toparlanıp tekrar eski hale gelebilecek olduğu için derin bir nefes vermiştim. Sonunda bu sorunu da atlatmayı başarmıştık. Aslında bunlar Hifa için henüz küçük problemlerdi. Henüz bu onu bilmiyor olsa da, karşılacağımız daha büyük sorunlarımız olduğundan adım kadar emindim. O alçak herif Hifa'dan bu kadar kolay vazgeçmezdi. Bir gün tamemen her şeyin geride kaldığı, bizim çok mutlu bir aile kuracağımız günlere ışınlanmak istiyordum bir an önce. Sanırım dua etmekten daha fazla yapacak bir şeyimiz yoktu. Her daim birbirimizin yanında olmalı, birbirimizden asla şüphe etmemeliydik. Her şeyin üstesinden birlikte gelebileceğimize olan inancımdan bir an bile vazgeçmeyecektim. Yaşadığımız her gün birbirimize ne kadar ihtiyacımız olduğunu da çok daha iyi anlamış, farkına varmıştık.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE