Keyifli Okumalar...
Hifa'dan
Hep birlikte yemeğe çıkacağımız için hızlıca üstümü giyinmeye odaya çıkmıştım. Rahat bir şeyler giyinip şalımı yaptım. Odadan çıktığımda, eskiden kaldığım odadan biri çıkınca korkudan duvara yapıştım ve gözlerimi kapadım. Herkesin beni aşağıda beklediğini sanıyordum. Nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken Saliha yengem mahcup bir sesle konuştu.
" Özür dilerim seni korkutmak istemedim. Meriç bu odada kalacağımızı söyledi, seni beklerken valizleri yukarıya taşımıştık." Yutkundum ve yengeme yaklaştım.
" Sorun yok, ben.." Alnımı sıvızladım ve dudağımı ısırdım.
" Hepsini konuşacağız, şimdi güzel bir akşam geçirelim olur mu?" Başımı salladım ve gülümsedim. Saliha yengemle birlikte aşağı indik. Meriç bana bakıyordu dikkatle, muhtlemen korktuğum için yine sapsarı kesilmiştim. İyi olduğumu göstermek için ona doğru gülümsedim. Hep birlikte evden çıkıp bir restorana gittik. Akşam yemeğini yerken daldığımız sohbetin içinde kaybolmuştum. Sevdiklerimle birlikte huzurlu bir şekilde olmayı çok özlemiştim. En azından bir süre o adamla ilgili hiçbir şey düşünmediğim için mutluydum. Akşam yemeğinden sonra biraz sahilde dolaşmaya karar vermiştik. Bu akşam bedenime, beynime o kadar iyi gelmişti ki. İçten içe Meriç'e defalarca kez teşekkür etmiştim.
Hava iyice serinlendiğinde ve çocukların yatma saati geldiğinde eve dönmüştük. Saliha yengem çocukları yatırıp, yanımıza geri döndü. Terasta oturacağımız için kahve yapmıştım. Kalan sohbetimize terasta devam etmiştik. Küçüklük anılarımızdan, üniversite anılarına ve tanışmalara kadar bütün konulara girmiştik. Çoğu zaman sesli bir şekilde güldüğüm sohbetler etmiştik. Meriç ve dayım bizi yalnız bırakmak için gecenin ilerleyen saatlerinde odalarına çekilmişlerdi. Bir süre yengemle birlikte gecenin sessizliğini dinleyip, parlayan birkaç yıldızı izledik. Şehrin ışıklarından dolayı bütün gökyüzünü aydınlatan yıldızlar görünmüyordu. Tatilde gördüğüm manzarayı her zaman hatırlayacak ve hasret kalacaktım.
" Meriç senin iyi olmadığını söyledi, biraz konuşmak ister misin?" Bakışlarımı yengeme çevirdim. Bu konuşmayı eninde sonunda yapacağımızı biliyordum. Öncelikle adamlarla yaşadığım olayları kısaca anlatmıştım. Gördüğüm kabusu anlatırken epey zorlanmıştım.
" Benim hissettiğim bambaşkaydı yenge. İnsan rüyada olduğunu anlayabilir. Bu öyle bir şey değildi, çok fazla gerçekçiydi. Yani gerçekten boğulmuş olmamdan bahsetmiyorum, onu zaten kendim yapıyordum ve onu hissetmem gayet normal. Adam.." Ellerimle yüzümü kapatıp derin bir nefes verdim.
" Çok aptalca değil mi? Adam gerçek değildi ve öyle olduğu gerçeğini bir türlü kabullenemiyorum." Saliha yengem başını hayır anlamında salladı.
"Rüyanı bu kadar gerçekçi hissetmenin nedeni bilinç altın. O adamın sana zarar verebileceği ihtimali üzerine kendini fazlasıyla korkutmuş olmalısın. Çevrende senin iyi olmanı isteyen, seni koruyacak bir sürü insan var. İyi olacaksın, hepimiz senin yanındayız." Gülümsedim ve iyi olacağımı içimden birkaç kez tekrar ettim. Beni seven ve beni koruyacak olan bir sürü insan var. Güven ve huzurlu hisset. Saliha yengemle bir süre daha sohbet ettik. Onun sohbetinde sakinleştirici bir şeyler vardı. Saliha yengemle sohbet etmeyi her zaman çok seviyordum. Saatin çok geç olduğunu fark edince ikimiz de aşağıya indik. Saliha yengem tam odaya gireceği zaman, Hira odadan çıkmıştı. Pandalı pijamalarının içinde minicik ve çok tatlı görünüyordu. Gözlerini ovuşturdu ve bana baktı. Büyük bir ciddiyetle tekrar Saliha yengeme döndü.
" Anne, ben Hifa ablam ve Meriç abimle yatabilir miyim? Lütfen." Onun bu tatlı ısrar edişiyle kalbim erimişti.
" Hifa ablana sor annecim, eğer izin verirse onlarla birlikte yatabilirsin." Mutlulukla el çırptı ve bana döndü.
" Hifa abla sizinle birlikte yatabilir miyim?" Kollarımı açtım ve kocaman gülümsedim.
" Gel bakalım miniğim." Minik ayaklarıyla parkede küçük sesler bırakarak yanıma koştu ve boynuma atladı.
" İyi geceler yenge. " Hira ile odaya girdik. Hira'yı yatağın üstüne indirdim.
" Bende gidip pandalı pijamalarımı giyeceğim, sonra birlikte yatacağız." Minik ellerini birbirine bastırdı ve güldü. Pandalı pijama giyecek olmam onu mutlu etmişti. Giyinme odasına girip hızlıca üstümü değiştirdim. Saçlarımı serbest bıraktım ve giyinme odasından çıkıp banyoya gireceğim sırada Hira'nın Meriç'i büyük bir dikkatle izlediğini fark etmiştim. Omuzlarına dökülmüş siyah saçları, yuvarlak tombul suratıyla o kadar tatlı görünüyordu ki gidip onu sıkıştırmamak için kendimi zor tutmuştum. Banyoya girip hızlıca işlerimi halletim. Odaya döndüğümde Hira'yı Meriç'in saçlarıyla oynarken bulmuştum. Meriç gözlerini açmış saçlarıyla oynayan Hira'ya gülümseyerek bakıyordu. İkisi de halinden oldukça memnun görünüyordu. Yavaşça yatağın içine girdim, ben gelince Hira bana doğru döndü. Yanağıma ıslak bir öpücük kondurdu.
" Hifa abla Meriç abimin saçlarıyla oynayarak uyusam olur mu? Meriç abim izin verdi oynamama ama sen küser misin?" Bu tatlı düşüncesiyle gülümsedim, bende onun tombul suratına ıslak bir öpücük bıraktım.
" Tabii ki küsmem bir tanem, oynayabilirsin." Dişlerini göstererek gülümsedi ve yattığı yerde Meriç'e doğru döndü.
" Sende bana arkadan sarıl ama olur mu? " Sessizce olur deyip bir kolumla Hira'nın küçük bedenini sardım. Bu sahneye tüm kalbimi vermiştim. Bir gün ortamızda yatanın bizim çocuğumuz olması için dua ettim ve gözlerimi kapadım. Rabbime edebileceğim en güzel dualardan biriydi bu hiç şüphesiz.
Sabah kalktığımda hiç birimizin kıpırdamadığını, sabah namazından sonra tekrar nasıl yattıysak öyle kaldığımızı fark etmiştim. Sadece Hira'nın minik elleri Meriç'in saçlarında değildi. Bir tanesini kendi yanağının altına koymuş, bir tanesini de Meriç'in yanağına koymuştu. Meriç'in uyumadığından ama böyle bir yataktan da kalkmak istemediğinden emindim. Benim gözlerimi açmamdan birkaç dakika sonra onlarda gözlerini açmıştı. Meriç'in gözleri parlıyordu ve yüzünde saf bir mutluluk vardı. Hira'nın minik elini yanağından alıp, avuç içini öptü.
" Hayırlı sabahlar panda hanımefendileri." Bu garip hitapla birlikte Hira ve ben sesli bir şekilde gülümsedik.
" Hayırlı sabahlar Meriç abi, gece saçlarını oynamama izin verdiğin için teşekkürler." Meriç yattığı yerden doğruldu.
" Senin sayende deliksiz, yumuşacık bir uyku uyudum Hira. İstediğin zaman bizim yanımızda yatabilir, saçlarımla oynayabilirsin." Hira mutlulukla ellerini çırptı, Meriç yataktan inip kollarını açtı. Hira da hazır bir şekilde bekliyormuş gibi kalkıp Meriç'in kollarına atladı. Onlar banyoya ilerlerken, bende arkalarından gitmiştim. Meriç güzelce Hira'nın yüzünü yıkadı. Biraz birbirlerini suyla ıslattıktan sonra olaya müdahale ettim.
" Artık benim sıram." Biraz da ben ikisini ıslatmıştım. Onlar çekilince bende elimi yüzümü yıkadım. Giyinme odasında üstümü değiştirirken Meriç ve Hira beni yatakta bekliyordu. Hira gidip kıyafetlerini getirmişti, benim çıkıp üstünü değiştirmemi bekliyordu. Ben çıkınca Meriç giyinme odasına girdi ve bende Hira'nın üstünü değiştirdim.
Sabah kahvaltısını Hira'nın da küçük yardımlarıyla ve Saliha yengemle birlikte bahçeye hazırlamıştık. Abim işleri için buradaydı, Zümra ve Egemen'i son olarak da Bukre'yi kahvaltıya çağırmıştım. Sude okulu olduğu için gelemeyecekti. Tıpkı küçüklüğümüzde olduğu gibi tekrar hep birlikte olabileceğimiz için çok mutluydum. Bugün zombi gibi görünmediğim için de ayrıca şükrediyordum. Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle hazırlamıştım kahvaltıyı. Herkes sonunda toplandığında hep birlikte sofraya oturduk. Dayım dahil herkes birbirine takılıyordu. Her zaman olduğu gibi, birbirimizi hep birlikte görünce küçük anılarımızdan bahsetmeden geçememiştik. Dayım, küçükken kızlarla Doğukan abime yaptığımız işkencelerden -abime göre bizim oyunlarımız işkenceydi- bahsediyordu. Neyse ki şimdi kahkahalara boğulabileceğimiz bir sürü anımız vardı. Küçüklüğümüzü dolu dolu geçirmiştik. Saat öğlene gelirken kahvaltı sofrasından zar zor kalkabilmiştik.
Meriç, Egemen ve Fevzi dayım iş yerine gideceklerdi. Abim de kendi iş yerine gidecek, akşam bizim evde tekrar buluşacaklardı. Akşama kadar kızlarla baş başa kalmıştık. Hep birlikte kahvaltı sofrasını topladık. İşimiz bittikten sonra resim odasına gidip kızlara yaptığım resimleri gösterdim. Üçü de resimlere övgüler yağdırırken ben utançtan kıpkırmızı olmuştum. Çoğu Meriç'le ikimizin resimlerinden oluşuyordu. Tatilde yaptıklarımızı da görünce bu sefer övgüler Meriç için yağmaya başlamıştı. Burada sadece gülüyordum, çünkü hepsini Meriç için bende düşünüyordum. Resim odama ve resimlere olan övgüler bittikten sonra sıra bahçeye gelmişti. Fazlasıyla ruhsuz olduğum için, bahçemin böyle güzel bir halde olduğunu hiç fark etmemiştim. İnce uzun taş yolun her tarafını rengarenk çiçeklerle donatmıştım. Havuz suyu gayet temiz görünüyordu. Bahçedeki çimler biçilmiş -sadece bu işi ben yapmamıştım- duvarın dibini çitlerle çevrelediğim küçük bahçemde yer yer yeşillikler oluşmaya başlamıştı.
Derin bir nefes verdim, bahçem gerçekten de harika görünüyordu. Bu kadar şeyi yapabildiğimi yeni fark ediyor olsam da, en azından işimi bitirmiştim. Şimdi sadece bahçenin asıl bakımı gelmişti, ki bunu da büyük bir zevkle üstlenecektim. Hira ve Hattab büyük bir keyifle bahçede oynuyordu. Evimize misafir olarak gelecek çocuklar için bazı oyuncaklar almıştım. Canları sıkılmaz ve annelerini de rahatsız etmezler diye düşünmüştüm. İkindin yemek için bir şeyler yapacaktık. Korumaların bir tanesini çocukların başında durması ve onlarla oynaması için çağırmıştım. Normalde sinirli ve korkunç görünen koruma bir anda çocuklarla oyun oynayan sevimli birine dönüşüvermişti. Saliha yengem korumanın bu hallerini görünce gönül rahatlığıyla bizimle mutfağa geldi. Mutfağın cam kapısından bakınca ne yaptıkları da görünüyordu zaten.
Kollarımızı sıvadık, tatlı ve tuzlu olarak ikili gruplara ayrıldık. Zümra ve Bukre meyveli pasta yapacaktı. Ben şehriye salatası yapacak, Saliha yengem de tuzlu kurabiyeler. Vakit kaybetmeden işe koyulduk. Hep birlikte kısa süre içinde işimizi bitirmiştik. Bu sefer bizim için sofrayı terasa hazırlamış, bahçeyi de korumalar için donatmıştık. Yaptığım her şeyden muhakakak onlara da verirdim, böyle böyle onlara kilo aldıracaktım muhtemelen. Sude de geldiği zaman terasa çıktık. Sohbet eşliğinde, açık hava manzarasında bir şeyler yemek demek sofradan asla kalkmamak gibi bir şeydi. Dostlarla yapılan sohbetin içinde kaybolup gidiyordunuz. Açık hava da fazla yemek yerken hissettirmiyordu , garip bir şekilde. Akşama kadar velcro topu gibi birkaç oyun oynayarak eğlenmiştik. Her zaman böyle bir araya gelemeyeceğimiz için vakitlerimizi dolu dolu geçirmeye özen gösterdik.
Akşam yemeğinden sonra hep birlikte sessiz sinema oynamaya karar vermiştik. Bu kadar kalabalık olmamız her oyunu daha da eğlenceli bir hale getiriyordu. Meriç, Fevzi dayım, Saliha yengem ve ben bir grup olmuştuk. Bukre, Zümra, Egemen ve Doğukan abim de bir grup. Takım isimlerimiz de 'Evliler & Bekarlar' olmuştu. Filmleri anlattığımızda yaptığımız komik hareketlerden dolayı gülmekten dolayı pek oyuna odaklanamıyorduk. Sessiz sinemadan sonra isim şehir, hımbıl gibi küçüklüğümüzün oyunlarını da oynamıştık. Bütün sevdiklerimle birlikte, harika zamanlar geçirmiştim. Tekrar o kadar iyi hissedebilmek, en önemlisinin bu olduğunu anlamıştım. Sevdiklerimle olduğum her an hiçbir şey düşünmüyor ve o anın tadını çıkarıyordum.
Saat iyice geç olduğunda herkes evine dağıldı. Dayımlar iki gün daha bizde kalacaklardı. Hira bugün de bizim yanımızda yatmak istemişti. Açıkçası Meriç'le ikimiz de zaten bunu istiyorduk. Hira'nın o yumuşacık kokusuyla uyumak, minik bedenine sarılmak, sabah tombul suratıyla uyanmak harikaydı. Kurduğum hayallerime ortak oluyor, şekillenmesinde katkı sağlıyordu. Meriç'in nasıl mükemmel bir baba olabileceğini de görmüş oluyordum. Hira ile öyle güzel ilgilenmişti ki, hayranlıkla onu izlemiştim. Yüzünde bu kadar fazla tebessüme, gözlerindeki ışıklara bu kadar sık rastlamak harikaydı. Bir gün tamamen birbirimize açılabileceğimizi umarak gözlerimi kapadım.
Gece boğazım kuruduğu için kalkıp bir bardak su içtim. Rüyamda hiçbir şey görmemiş olsam da, içimi huzursuz hissettiren bir şeyler vardı. Kalkıp yüzümü yıkamaya karar vermiştim. Banyoya gidip suyu açtım, birkaç kez soğuk suyu yüzüme çarptım. Birkaç derin nefes alıp, ıslak yüzümü kuruladım. Nasıl göründüğümü kontrol etmek için yüzümü aynaya çevirince nefesim kesildi. Yine kaskatı kesilmiş ve çığlık atamadan aynaya bakakalmıştım.
" Mutluluğunun tadını çıkart." Kırmızı kalemle yazılmıştı. Nefesim kesildiğini hissettim, istemsizce gözümden bir yaş aktı. Hızlı nefesler alırken ensemde soğuk bir nefes hissetmiştim. Aynaya baktığımda siyah bir siluetin olduğunu gördüm. Çığlık atacağım an ağzımı kapatmıştı. Gözlerimi kapattım, açtığımda göreceklerimden korkarak. Yavaşça gözlerimi açtığımda kendi ağzımı kapattığımı fark ettim. Yine olmuştu işte, tek fark yazının hâlâ duruyor olmasıydı. Sırtımı soğuk mermere yasladım ve olduğum yere çöktüm. Şuan da düşünebildiğim tek şey, adamın evin içinde bir yerde olabilir olmasıydı. Bunun korkusuyla olduğum yere daha çok sinmiş ve başımı kendime çektiğim bacaklarımın arasına gömmüştüm. Sadece birkaç gün çok mutlu olmuştum ve şimdi yine berbat halime dönmek istemiyordum. Rüyadan sonra şimdi de halüsinasyon görmeye başlamıştım. Neden birisi beni delirtmek, berbat bir hale sokmak istiyordu anlamıyordum. Hıçkırıklarım arttı, bana doğru telaşlı atılan adım seslerinin Meriç'e ait olduğunu bilmenin rahatlığıyla hiçbir şey yapmadım. Yerde beni oturmuş ağlarken görünce muhtemelen hiçbir şeye bakmadan yanıma oturmuştu.
" Hifa iyi misin? Kabus mu gördün." Başımı kaldırdım, hâlâ sesimi bulabilmiş değildim. Yaşlı gözlerimle aynaya baktım ve elimle aynayı gösterdim. Meriç ayağa kalkıp aynaya baktığında ağzından sinirli bir küfür çıktı.
" Nasıl evimize girebiliyor Meriç, hâlâ nasıl yapabiliyor bunu." Tekrar yanıma otururken bana sarıldı.
" Bilmiyorum Hifa, ama bu işi çözeceğim merak etme. Lütfen sen sakin ol, bir şey yok bana güven." Yutkundum ve geri çekildim.
" Aynaya bakarken arkamda onu gördüm. Tam çığlık atarken elimle ağzımı kapattı. Gözlerimi kapattım sadece, arkamda kimsenin olmadığını biliyordum. Gözlerimi açtığımda kendi ağzımı kapattığımı fark ettim. Onun soğuk nefesini ensemde hissettmiştim oysa ki." Meriç ne yapacağını bilmez bir şekilde bana baktı.
" Şimdi de halüsinasyon görüyorum, neler oluyor bana?" Meriç bir süre sadece yüzüme baktı ne diyeceğini bilemez bir şekilde.
" Bak Hifa seni berbat bir hale sokup elimden almak istiyor. Buna asla izin vermeyeceğim, bana güven. Ama sende bana yardımcı olmak zorundasın. Bunu birlikte atlatacağız." Başımı salladım. Birlikte olursak her şeyi başarabilirdik öyle değil mi? Kimsenin bizi ayırmaya gücü yetmezdi.