Keyifli Okumalar...
Hifa'dan
Başıma kadar çektiğim yorganın içinde zorlukla nefes alıp veriyordum. Yine odamda benim haricimde bir nefes daha vardı. Tam karşımdaki koltukta oturmuş beni seyrediyordu. Buna hâlâ nasıl cesaret ediyordu? Meriç bir daha asla bunun olmasına izin vermeyeceğini söylemişti. Şimdi neden bu adam benim odamdaydı, yine! Birkaç adım sesi duyduğumda sımsıkı gözlerimi kapattım. Adımlar gittikçe bana doğru yakşalıyordu. Bir süre sessizlik oldu, hâlâ kendimi çok fazla sıkıyor ve zar zor nefes alabiliyordum. Birisi yorganı üstümden çekmeye çalışınca gözlerimi açtım. Yine aynı adam tam karşımda duruyordu, yattığım yerde doğrulup sırtımı başlığa dayadım. Adam gülümsedi ve bana bakmaya devam etti. Çığlık atamadığımı fark etmiştim o an. Sadece hiçbir şey yapamadan adama bakıyordum. Hiç acele etmeden elini bana doğru uzattı. Boğazımı kavradı ve kuvvetle sıkmaya başladı. Nefesim kesilmişti, adamın elini çekmeye çalışırken, ayaklarımı yatakta debelendiriyor ve kurtulmaya çalışıyordum. Adam elini daha da fazla sıkmaya başladı.
Birinin beni kuvvetli bir şekilde sarsmasıyla ter içinde gözlerimi açtım. Ellerim boynumda, sırtımı başlığa dayamış bir şekilde kendimi boğuyordum. Yüzümün her yeri hem terden hemde ağlamaktan sırılsıklam olmuştu. Gözlerim ellerime kaymıştı, kendi kendini mi boğmuştum? Bunu nasıl yapmış olabilirdim ki? Şaşkınlıkla tekrar bakışlarımı Meriç'e çevirdim. Hâlâ ayaklarımı sımsıkı yatağa bastırıyordum. Bütün vücudumu öyle kuvvetli sıkmıştım ki, acısını hissetmeye başlıyordum. Ellerimi yavaşça boynumdan çektim, bacaklarımı sağ tarafa doğru yatırdım ve kendimi serbest bıraktım. Hâlâ ağlıyordum.
" Odamda birisi vardı, beni izliyordu. Sonra beni boğmaya çalıştı, ben değildim. Ben bir şey yapmadım, o tekrar geldi ve beni boğmaya çalıştı." Öyle şiddetli ağlamaya başlamıştım ki, kendimi boğmadığıma inanmak istiyordum.
" Tamam sorun yok, kabus görmüş olmalısın." Başımı Meriç'in göğsüne yasladım. Gözlerim koltukta takılı kalmıştı.
" Oradaydı, beni izliyordu." Sessizce fısıldadım. Meriç bana daha da sıkı sarıldı.
"Yanındayım, sadece ben varım. Güvendesin Hifa, sorun yok." Meriç'in kollarından kurtuldum ve yaşlı gözlerimle ona baktım.
" Kendi kendimi boğmuş olamam." Meriç dudağını ısırmıştı.
" Kabus görüyordun ve ne yaptığının farkında değildin Hifa." Gözlerimi kapattım, harika bir tatilden sonra bu odada tek başıma kalmak berbat bir fikirdi. Meriç'le birlikte yatmayı kabul etmeyip, bununla baş edebileceğimi düşünmüştüm. Bir kabus görmüş, üstüne kendimi boğmaya kalkmıştım. Her şey o kadar gerçekçi gelmişti ki, bütün her şeyimle rüyanın içindeydim. Hepsini hissetmiştim.
" Çok gerçekçiydi, ben gerçekten hissettim." Elim boynuma gitmiş, takılı kalan gözlerimi koltuktan çekip Meriç'e diktim.
" Kendini boğuyordun Hifa, gerçekten çok kuvvetli bir şekilde kendini boğuyordun." Meriç'in sesi fazlasıyla boğuk çıkmıştı. Ağlamam bir anda şiddetlendi. Tabii ki bu yüzden bu kadar çok hissetmiştim.
" Bunu yaptığıma inanamıyorum." Ellerimle ağzımı kapattım.
" Gerçekten çok üzgünüm, bu odada tek başına kalmana izin vermemeliydim." Omuz silktim.
" Sürekli böyle olamam, baş edebilirim sanmıştım."
" Olayı çok yeni yaşadın Hifa, sonrasında burada değildik. Bu odada onun olması bilinç altına yerleşmiş olmalı." Başımı salladım.
" Bu odada kalmak istemiyorum, tek başıma uyumak istemiyorum." Beni kollarının arasına aldı ve sıkıca sarıldı. Birlikte kalkıp Meriç'in odasına girdik. Yorganın altına girdiğimizde tam anlamıyla Meriç'e yapışmıştım. Artık ağlamıyor olsam da iç çekiyordum ve bu daha da rahatsız ediciydi.
" Güzel şeyler düşünelim tamam mı?" Gözlerim kapalıyken hafifçe başımı salladım.
" Huzurlu olduğun yeri düşün, orada sana zarar verebilecek hiç kimse yok." Sözünü yarıda kestim.
" Senin de olmanı istiyorum." Bu Meriç'i şaşırtmış olacak ki bir süre sessiz kaldı.
" Sana ihtiyacım var." Saçlarımı okşadı.
" Birbirimize ihtiyacımız var. " Bunu sessizce söylemişti. Haklıydı, bizim birbirimize ihtiyacımız vardı. Hemde fazlasıyla.
Sabah kalktığımda zombi gibi görünüyordum. Dün gece hissettiklerim bir türlü aklımdan çıkmıyordu. Eğer Meriç zamanında gelmiş olmasaydı kendime zarar verebilirdim. Bunu düşünmek bile istemiyordum. Yüzümü iyice yıkadım, nefret ediyordum böyle görünmekten. Birkaç kere yüzümü ve boynumu sürterek yıkamıştım. Kendime dokunan kişi ben değilmişim de o adam tekrar bana dokunmuş gibi yüzümü hırsla yıkıyordum. Yanağımdan yaşlar akarken, Meriç çeşmeyi kapattı ve yüzümdeki elimi tuttu.
" Canını yakıyorsun, yapma." Aynaya baktığımda yüzümün kıpkırmızı olduğunu görmüştüm. Boğazımda hâlâ hafif bir morluk vardı. Dudağımı ısırdım ve sessizce fısıldadım.
" Geçmiyor." Elimle boynumu gösterdim.
" Bana neler oluyor bilmiyorum Meriç, berbat hissediyorum. Bana dokunanın kendim olduğunu bir türlü kabullenemiyorum." Hiçbir şey söylemeden kollarının arasında aldı. Bir yandan saçlarımı okuşuyordu.
" İyi hissetmiyorsan bir süre yanında kalabilirim." Geri çekilip gözümdeki yaşları sildim.
" Aslında bugün bahçe için çiçek almaya gitmek istiyordum." Başını hayır anlamında salladı.
" Tek başına olmaz Hifa."
" Bukre'yi çağırırım, lütfen biraz hava almaya ihtiyacım var." Eliyle yüzünü kapattı ve bir süre sessizce bekledi.
" Pekâla, saatini takmayı unutma. Sık sık arayıp kontrol edeceğim seni, lütfen iyi ol." Başıma bir öpücük kondurdu ve banyodan çıktık.
Kahvaltıda isteksizce birkaç şey atıştırdım. Meriç birkaç kere daha beni tembihledikten sonra sonunda işe gitmeyi başarabildi. Bu evde daha fazla tek başıma vakit geçirmek istemediğim için hızlıca giyindim. Bukre'yle gideceğimiz mağazada buluşacaktık. Kendimi iyi hissedebilmek için sürekli telkinler veriyordum. Rahat olmalı ve bugün olabildiğince iyi görünmeliydim. Geçip giden yolları izlerken sonunda mağazanın önüne geldik. Arabadan inip beni bekleyen Bukre'ye sarıldım. Geri çekilip bana baktığında kaşlarını çattı. Berbat görünmemle ilgili hiçbir şey söylemedi, bu daha sonra müsait bir zamanda konuşacağız demek oluyordu. Gözlerimi kırptım ve birlikte içeriye girdik. Bahçeye dikmek için rengarenk çiçekler ve birkaç da fidan aldım.
Bukre'yle birlikte birkaç tane daha mağaza gezmiştik. Sürekli birisinin beni takip ettiği hissine kapılıyordum. Sanki yanımdan geçen, arkamdan gelen herkesin benimle bir ilgisi vardı. Sürekli etrafı kontrol edip, gözüme o adamın takılmaması için dua ediyordum. Bukre bu halimden iyice rahatsız olmuş olacak ki bir kafede oturmaya karar vermiştik. Konuşmamız gerekiyordu. Tatlı ve kahvelerimiz gelene kadar normal şeylerden konuşmuştuk. Gözüm karşı masada kitap okuyan adama takıldı. Simsiyah giyinmişti, gece odama gelen adam aklıma geldiğinde eğdiği yüzünün altında sırıttığını görür gibi olmuştum. Gözlerimi birkaç defa kırptım, sadece kitap okuyan sıradan bir insandı. Dudağımı ısırıp bakışlarımı kahveme çevirdim. Kelimenin tam anlamıyla deliriyordum.
" Hifa hiç iyi görünmüyorsun." Birkaç kez yutkundum. Zorlukla dün gördüğüm kabusu ve akşama kadar nasıl hissettiğimi anlattım.
" Neden böyle hissettiğimi anlayamıyorum. Etraftaki herkes sıradan insanlar ama bana öyle gelmiyor. Dünden beri berbat hissediyorum, bir türlü toparlanamadım. Dışarı çıkarsam iyi gelir diye düşünmüştüm." Bukre elimi tuttu.
" Bir süre korkman gayet normal, odana kadar bir adam girdi. Eminim zaman geçtikçe daha da iyi hissedeceksin. " Başımı sallayıp gülümsedim, bakışlarım tekrar karşı taraftaki adamda takılı kalmıştı. Bana bakıyor ve tıpkı o gece güldüğü gibi gülüyordu. Kalbim birden hızla atmaya başlamıştı, sıradan kitap okuyan bir insan değildi. Sapık herif sabahtan beri beni takip ediyordu. Ayağa kalktım, çok hızlı kalkmış olmalıyım ki sandalyeyi devirmiştim. Bütün bakışlar bana dönmüştü, telaşla sandalyeyi kaldırmaya çalıştım. Tekrar karşı masaya baktığımda adamın gitmiş olduğunu gördüm. Bukre karşı masaya baktığımı görünce arkasını döndü ve benim baktığım yere baktı.
" Bir şey mi oldu Hifa?" Kalktığım yere oturdum ve ellerimle yüzümü kapattım.
" Hâlâ beni takip ediyor, az önce oradaydı ve şimdi orada değil. Sanki delirmemi istiyor gibi." Ellerimle yüzümü kapattım ve derin nefes aldım. Kimdi bu adamlar, benden ne istiyor olabilirlerdi ki? Sıradan bir insandım, istediğim tek şey sıradan bir hayat geçirmekti. Bukre daha da kötü hissetmemem için evi geri dönmemiz gerektiğini söylediğinde hiçbir şey söylemeden ayağa kalktım. Dışarıya çıkmak sandığım kadar iyi bir fikir değildi. Eve gidene kadar kafede olanları düşünüp durmuştum. Bir anda nasıl ortadan kaybolmuş olabilirdi. Bana baktığına, gülümsediğine emindim. Adamı gören tek kişi bendim, benim haricimde gören kimse olmadığı için muhtemelen hayal gördüğümü falan düşüneceklerdi. Gerçekten deliriyor olabilir miydim peki?
Eve geldiğimizde hiçbir şey yapmadan öylece koltukta oturdum. Akşama kadar kılımı bile kıpırdatmamıştım. Bütün ev karanlık olduğunda bile kalkıp ışıkları yakmamıştım. Kendi düşüncelerime öyle çok dalmıştım ki, yanımda olan biten hiçbir şeyi duyamıyordum. Karanlıkta bir ayak sesi duyduğumda kaskatı kesildim. Birisi bana doğru yaklaşıyordu, bir el bana dokununca çığlık attım. Gözlerimi sıkı sıkı kapatmış, bacaklarımı da kendime çekmiştim.
" Ben geldim Hifa, benim Meriç." Yavaşça gözlerimi açtım.
" Neden karanlıkta oturuyorsun." Etrafıma baktım, akşam olduğunun farkında bile değildim. Omuz silktim.
" Bilmiyorum, ben.." Sözümü tamamlayamadım, sadece burada öylece oturup kalmıştım.
" Bugün o adamı yine gördüm, beni takip ediyordu. Bana gülümsedi." Bana inanması için Meriç'in gözlerine baktım.
" Yemin ederim gördüm Meriç, bana bakıyordu." Yüzümü avuçlarının içine aldı.
" Bukre'yle konuştum, kafede gördüğünü söylemişsin ve pek iyi görünmediğini söyledi. Hifa.." Dudağımı ısırdım ve sözünü tamamladım.
" Deliriyor muyum?" Başını hayır anlamında salladı.
" Sadece öyle olduğunu sanmanı istiyor, ama öyle değilsin." Göz yaşlarımın içinde sessizce fısıldadım.
" Kim?" Gözlerini kapattı, cevap vermeyeceğini biliyordum.
" Bana söz vermiştin, bana her şeyi anlatacaktın."
" Zamanı geldiğinde anlatacağım."
" Deliymişim gibi hissediyorum Meriç, sanki o adamı benden başka kimse görmüyormuş gibi." Yanağımı okşadı ve akan göz yaşımı sildi.
" İyi olacaksın, söz veriyorum." Keskin kahvelerine baktım, gerçekten iyi olabilecek miydim?
Bir haftadan uzun süredir evde zombi gibi dolaşıyordum. Meriç gittikten sonra üst kata neredeyse hiç çıkmıyordum. Alt kata namaz kılmak ve mutfağa da yemek yapmak için giriyordum. Boş zamanımda ya bahçeyle uğraşıyor, yada resim çiziyordum. Tatilde yaşadığımız bütün anılarımızı çizmiş, bahçeye bir sürü çiçek ekip, ayırdığım küçük bir bölüme de aldığım fidanları dikmiştim. Başka bir şeye odaklanmak için elimden gelen her şeyi yapıyor olsam da, ev hâlâ benim için korkutucuydu. Meriç gelmeden önce mutfağa girmek bile beni fazlasıyla geriyordu. O gece mutfak kapısının olduğu yerden çıkıp gitmişti. Belki de evin içine girdiği yerde orasıydı. Gözüm sürekli evdeki bir şeye takılıyordu. Evin içinde dolaşan biri olduğunu düşünmeden edemiyordum. Eskiden kaldığım odanın kapısını bir daha hiç açmamıştım. O odanın içinde, koltukta oturan birisi olduğunu düşünüyordum hep. Bu düşünceyi kafamdan atamamıştım.
Dalıp gitmiştim ve ne çizdiğim hakkında bir fikrim yoktu. Derin bir nefes aldığımda, koltukta oturan ve gülümseyen o silueti çizdiğimi fark ettim. Bunu çizmediğimden emindim oysa ki. Bir anda öylece bunu çizmiş olamazdım ya. Elimdeki fırça yere düşerken oturduğum sandalyeden kalktım. Neden bir türlü şu adamın varlığını unutamıyordum. Her yerde o gülümsemesini görüyor ve bir yerde belirecekmiş gibi hissediyordum. Gözlerim resimde takılı kalmıştı, sinirle tuvali alıp yere fırlattım. Bunu yaparken sesli bir şekilde bağırmıştım. Korumalardan biri sesimi duymuş olacak ki, resim odasına girdi. Yerde oturmuş, başımı da ellerimin arasına almıştım. Bana bakmadan önce yerde duran parçalanmış tuvale baktı.
" İyi misiniz Hifa hanım." Başımı salladım.
" Bir şeyim yok." Söylediğim büyük bir yalandı, bir türlü inanamadığım.
" Meriç beyi aramamı ister misiniz?" Başımı hayır anlamında salladım, arayacağını biliyor olmama rağmen. Bana işi gereği öylesine soruyordu, buradan çıktıktan sonra Meriç'i arayıp nasıl bir halde olduğumu haber verecekti. Koruma resim odasından çıktıktan sonra etrafı toplamak için ayağa kalktım. Neredeyse hava kararmak üzereydi ve yemek yapmamıştım. Hızlıca etrafı topladım, parçaladığım tuvali büyük çöp kutusuna koyup mutfağa girdim.
Akşam yemeğini de yaparken oldukça dalgındım. Yemek pişerken yanına salata yapmaya karar vermiş, domatesi doğrarken gelen bir sesle işaret parmağımı kesmiştim. Muhtlemen Meriç gelmişti ve ses de açtığı kapının sesiydi. Derin kestiğim için hem acıyor hemde kan akıyordu. Hemen elimi suya tuttum, kan durmadan akıyordu. Meriç mutfağa girdiğinde kan damlalarını görünce telaşlanmıştı. Bense sinirden ağlamaya başlamıştım. Ayağımla yere vuruyor ve kesilen parmağımı tutuyordum. Meriç hızlıca bir yara bandı getirip parmağıma sardı.
" Kapı sesini duyunca.." Devam edemedim, duyduğum her seste korkmam aptal gibi hissettirmişti. Bu şekilde sürekli etrafa zarar veremezdim.
" Bugün iyi olmadığını öğrendim." Omuz silktim, bakışlarım sızlayan parmağımdaydı.
" Ben farkında olmadan o adamı çizdim ve sinirlenince tuvali parçaladım. Sorun yok iyiyim." Meriç bana doğru yaklaştı iyice ve ellerimi tuttu.
" Bir haftadan uzun süredir evde zombi gibi dolaşıyorsun. Benim olmadığım zamanlarda eve giremediğini ve en ufak seste bile korktuğunu biliyorum. Hifa berbat görünüyorsun ve bu halin beni çok üzüyor." Ayağımı sallamaya başladım ve tekrar ağlamaya.
" Bilmiyorum sadece iyi hissedemiyorum." Sesim fısıltıdan farksız çıkmıştı.
" Namaz kılarken bile arkamda birisi varmış gibi hissediyorum. Tam olarak bir şeye odaklanamıyorum, sürekli dalıp gidiyorum. Sanki her an bir yerden çıkacakmış gibi." Alnımdan öptü ve göz yaşlarımı sildi.
" Yardım almak ister misin?" Başımı hayır anlamında salladım.
" İyi olacağım." Meriç gülümsedi.
" Sana bir sürprizim var, seni böyle bulmayı beklemiyordum ama oturma odasında bizi bekliyorlar." Kaşlarım havalandı, kim olduğunu soramadan elimden tutup beni sürüklemeye başladı. Oturma odasında dayımları görünce şaşkınlıkla olduğum yerde kaldım. Hızlıca koşup dayıma sarıldım, bana sıkı sıkı sarılırken kulağıma fısıldadı.
" Seni böyle görmeyi beklemiyordum, senin çocuksu hallerine fazla alışmıştım deli kız." Geri çekildim, o kadar süreden sonra tekrar dişlerimi göstererek gülümseyebilmiştim.
" Seni toparlamaya geldik." Dayım, yengem ve iki kuzenim bana bakarak gülüyordu. Böyle bir sürprizi beklemiyordum, şimdiden o kadar iyi hissetmiştim ki. Kuzenim Hattab'ı kucağıma alıp, yere eğildim ve aynı zamanda Hira'ya da sıkı sıkı sarıldım.
"Çok özledim sizi, iyiki geldiniz." Beni gerçekten de çok iyi hissettireceklerinden ve toparlanacağımdan emindim.