17. Bölüm

1838 Kelimeler
Keyifli Okumalar... Hifa'dan Meriç'in anlattıklarını düşünüp durmaktan kendimi alamıyordum. Bir insanın canını alabilecek kadar nasıl katılaşmış olabilirdi ki kalbi. Nasıl gözünü bu kadar nefret bürüyebilmişti, aklım almıyordu hâlâ. O an o kadar çok korkmuştum ki, nasıl davranacağımı bilememiştim. Ne olursa olsun bu yaptığını normalleştiremezdim. Daha fazla bu yükü taşıyamayacağını söyleyince, karşımda küçük bir çocuk gibi ağlamaya başlayınca kıyamamıştım. Ben onun eskisi gibi olmak istediğine tüm kalbimle inanmıştım. Onu bırakamazdım, görmezden gelemezdim. Yardıma ihtiyacı vardı ve benden yardım istemişti. Ne kadar korkarsam korkayım, bir insanı yaşadıklarıyla birlikte tekrar zifiri karanlığına terk edemezdim. Bir anda öylece yıkılışını, yakarışını gördükten sonra olmazdı. Bakışlarımı cama doğru çevirdim. Burada yıldızlar o kadar güzel görünüyordu ki, okuduğum kitaba odaklanamıyordum bir türlü. Sürekli gözüm dışarıya doğru kayıyordu, bazen de Meriç'e. Birlikte tekli koltuklara oturmuş, manzaraya karşı kitap okuyorduk. Gecenin sessizliğinde, içerideki tek ses nefes alış veriş seslerimiz ve çatırdayan ateşin sesiydi. Öyle huzur verici bir andı ki, sonsuza dek takılıp kalmak istediğim anlar çoğalıp gidiyordu. Bakışlarımı manzaradan çekip Meriç'e çevirdiğimde, onun da beni izlediğini fark ettim. Keskin kahveleri öyle güzel bakıyordu ki, öylece dalıp gitmiş gibi görünüyordu. Buz mavisi gözlerimle buluşunca, parladığını görmüştüm. Bana bakmaktan, benimle göz göze gelmekten sakınmıyordu. Beni öylece izlerken, yakalandığı zaman bakışlarını üstümden çekmiyordu. Tebessüm ettim, öylece dalıp gitmiş suratında bir tebessüm belirdi. " Sanırım bir şeyler izlemekten kitap okuyamadık bir türlü." Bu sefer dişlerimi gösterecek şekilde güldüm ve başımı salladım. " Yarın gidecek olmamız beni biraz üzüyor, burası o kadar huzurlu bir yer ki, her zaman burada kalmak isteğimi bastıramıyorum." Bakışlarını birkaç saniye cama çevirdi. " Bende öyle, huzurlu olduğum bir hafta geçirdim ve burada sonsuza dek kalabilirmişim gibi hissediyorum. Seninle. " Sondaki kelimesinden bakışları tekrar beni bulmuştu. Ben utançla kızarırken, o bu halime gülüyordu. Elinde ki kitabı sehpaya bıraktı ve ayağa kalktı. Dikkatle ne yapacağını izledim. Telefonunu eline aldı ve bir süre parmaklarını üzerinde gezdirdi. Telefondan slow bir müzik sesi geldiğinde gözlerimi kapattım. Dudağımı ısırdım ve güldüm. " Bana bu dansı lütfeder misiniz hanımefendi?" Meriç'in sesiyle birlikte gözlerimi açtım. " Memnuniyetle." Ayağa kalktım ve Meriç'in bana uzattığı elini tuttum. Nazikçe bir elimi tuttu, diğer eliyle de belimi kavradı. Kendimi ona bıraktım, müziğin ritminde vücutlarımızın bağımsız bir şekilde hareket etmesine izin verdik. Birkaç adım geriye ve ileriye gittikten sonra, sağ ve sola hareket ettik. Beni etrafımda döndürdü ve belimden tutarak yere doğru eğilmemi sağladı. Sağ ayağım istemsizce havaya kalkmıştı. Dans ederken bir an bile olsun gözlerimizi ayırmamıştık. Gülmeden bu kadar ciddiyetle dans edebildiğim için şaşırmıştım kendime. Bir süre daha dansımıza devam ettikten sonra müziğin son bulmasıyla durduk. İkimizin de yüzünde kocaman bir tebessüm vardı. Bir süre bakışmamız devam etti, hem harika hissettirmiş hemde çok fazla gerilmeme neden olmuştu. Sanki birbirimizden bir adım bekliyorduk, ama ikimizin de cesareti yok gibiydi. Kalp atışlarım hızlanırken, Meriç iyice gerildiğimi anlamış gibi geri çekildi. " Biraz da eğlenceli bir şeyle dans edelim." Göz kırptı ve telefonunda hareketli bir müzik açtı. Rahatlamış bir şekilde nefes verdim ve tıpkı onun gibi dudaklarımı yana kıvırdım. Nasıl göründüğünü umursamadan dans etmeye başladık. Fena sayılmazdık, birbirimize komik hareketler sergilemekten çekinmemiştik. Çok uzun süre bu şekilde birkaç müzikte dans ettikten sonra kendimizi tekli koltuklara attık. İkimiz de deli gibi gülmeye başlamıştık. " Gerçekten çok güzeldi, çok eğlendim." Meriç başını salladı. " Bende." Meriç dıştan bakıldığı zaman bunları yapacak bir insana benzemediği için yaptığı çoğu şeye fazlasıyla şaşırıyordum. Sanki bunları onunla değilde, onun yerine gelmiş başka bir Meriç'le yapıyordum. " Hadi namazımızı kılalım ve yatalım, saat geç oldu. " Başını salladı ve ayağa kalktı. Birlikte namazlarımızı eda ettik. Meriç'in bazı şeyleri alabildiğine şahitlik etmek çok güzel hissettiriyordu. Çok kısa sürede eski Meriç olmayı seçtiğini düşünmüştüm. Aslında öyle değildi, tam on yıldır Meriç bu acıyla kıvranıyordu. Şimdi kendisini açabileceği, sığınabileceği birini bulduğunu düşündüğü için tanışmamızın bu kadar kısa süre içerisinde benden yardım istedi. Ki o beni zaten önceden tanıyor ve hakkımdaki her şeyi biliyordu. Uzun süredir birbirimizi tanıyormuşuz gibi hissettiren bir çok an yaşamıştık birlikte. Birbirimize bu kadar kısa sürede güvenebildiğimiz için çok mutluydum. Meriç gibi biriyle tanışmak, Allah'ın bana verdiği en güzel hediyeydi. Güzel bir şeye vesile olmuştum, her zaman Rabbim'den istediğim gibi. Son günümüzde bisiklete binmiş, dışarıda velcro topu oynamış, biraz da çocuklaşarak ebelemece oynamıştık. Bu oyunu ilk olarak ben başlatmış, Meriç'i de oynmaya zorlamış olmuştum. Muhtlemen çocuksu hallerime alışmıştı, yadırgamadığını sanıyordum. İkimiz de yorgunluktan kendimizi çimlere atmıştık. Uzunca süre yerde yatarak gökyüzünü izledik. Gökyüzüne bakmanın tevekküle sebep olma nedenini şimdi daha iyi anlıyordum. Öyle güzel görünüyordu ki, düşüncelerinizin içinde kayboluyordunuz bir anda. Bu şekilde bir süre kalmak çok iyi hissettirmişti. Yattığım yerde doğrulup manzaranın güzelliğine baktım bir kez daha. Buradan ayrılacak olmak beni üzüyor olsa da, kızları özlediğimi fark etmiştim. Bir hafta bizim için gayet yeterli bir süreydi. Eve dönüp bol bol hasret gidermem gereken insanlar vardı. Uçağımıza akşam binecektik, sadece birkaç saat kalmıştı. Meriç'le birlikte içeriye girip eşyalarımızı topladık. Bir şeyler atıştırıp, evi kontrol ettik. Gitme zamanı gelmişti, son kez manzaraya baktım. Karanlıkta bile harika bir manzaraya ev sahipliği yapıyordu. Uzunca süre bu manzarayla baş başa kalmış olduğumuz için çok mutluydum. Bir haftalık tatil ikimize de çok iyi gelmişti. Meriç eşyaları arabaya yerleştirdikten sonra bizde bindik. Karanlık çöktüğü için etrafı iyi göremiyordum, hâlâ nereye geldiğimizi bilmiyordum. Aslında bilmek de istemiyordum. Önemli olan burada geçirdiğimiz anlardı. Eve gittiğimizde çizebileceğim bir sürü anı biriktirmiştik. Şimdiden heyecanlanmış ve nasıl çizeceğimi düşünmeye başlamıştım. Resim odamda oturmuş Meriç'le tatilde yaptıklarımızı çiziyordum. Bisikletle gezerken, piknik yaparken, uçurtma uçururken, velcro topu oynarken, dans ederken, kitap okurken, gökyüzüne bakarken, yoga ve spor yaparken. Hepsini tek tek çizecektim, hepsine güzel anılarımızı aktaracaktım. Hepsinden önce Meriç'le şöminenin karşısında oturduğumuz anı çizmek istemiştim. Meriç'in bana sığındığı o anı en güzel şekilde resmedebilmek için dikkatle çizdim. Her detayı özenle ve düşünerek çiziyordum. Bitirdiğim zaman resmime baktım. Gerçekten şahane görünüyordu, eminim Meriç de çok beğenecekti. Hepsini bitirdiğim zaman ona göstermeyi düşünüyordum. Bu biraz zaman demek oluyordu, çünkü hepsini çizmem bir haftadan daha uzun sürebilirdi. Yorulduğum için biraz ara vermek istemiştim. Camdan baktığımda güneşin battığını ve neredeyse havanın kararmak üzere olduğunu fark ettim. Zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmamıştım. Odadan çıkıp bahçeye doğru yöneldim. Henüz bahçeme de çeki düzen verememiştim. Dikmek istediğim birkaç çiçek vardı, bir ara gidip hepsini tek tek seçmek istiyordum. Belki biber, domates, salatalık gibi şeyler de ekerdim. Bahçeyle uğraşmak iyi gelirdi hiç şüphesiz. Gülümsedim, bahçe için daha sonra detaylıca plan yapacağımı bir kenara yazdım. Mutfak kapısından girmeden önce, Meriç'in içeride olduğunu görmüştüm. Eve gelmesi için henüz erkendi, resim odamda olduğum için ne zaman geldiğini de bilmiyordum. İçeriye girip ne zaman geldiğini soracaktım ki, mutfakta yaşanmış olan kaosla birlikte olduğum yerde donakladım. Yere bir tencere düşmüş ve içindeki makarnalar etrafa saçılmıştı. Onun haricinde tezgahın ve ocağın da yanında birkaç makarna kalıntısı vardı. Ocağa bir miktar su taşmış ve orada güzel bir leke bırakmıştı. Aynı şekilde makarnaya renk katması gereken sos, ocağa renk katmaya karar vermişti. Sadece Meriç'in nasıl bu kadar beceriksiz olabileceğini düşünüyordum. Sadece bir makarna ve sos yapmıştı. Mutfağı bu kadar batırabilmiş olabilmesi normalde imkansız olmalıydı. Elimi anlıma koydum ve bir süre sessizce bekledim. Temizlenemeyecek bir şey için sinirlenmek istemiyordum. Sadece birkaç dakika hiçbir şey yapmadan sakin kalabilmeye ihtiyacım vardı. Sinirden bir süre sonra gülmeye başlamıştım. Elimi yüzümden çektim, kollarımı birbirine bağladım ve başımı iki yana sallama başladım. " Bunu nasıl yapabildiğini gerçekten çok merak ediyorum Meriç. Sadece soslu makarna yapacakmışsın, soslu makarna." Sondaki soslu makarna kelimesinin üstüne basarak söylemiştim. " Aslında bugün biraz erken geldim ve senin resme çok fazla daldığını görünce rahatsız etmek istemedim. Yemek de yapmadığını fark ettim ve kolay olan bir şeyler yapmaya karar verdim. Sevinirsin diye düşünmüştüm." Dudağımı ısırdım. "Sevinirdim." Sesli bir şekilde güldüm. " Pekala sorun değil, burayı temizleyip başka bir soslu makarna yapalım." Göz kırptım, Meriç kaşlarını düz bir hale getirdi. " Gerçekten sinirlenmedin mi?" Başımı evet anlamında salladım. " Biraz, ama temizleyebileceğimiz bir şey için sinirlenmek istemiyorum. Birlikte burayı temizler ve yenisi yapabiliriz. O yüzden sorun yok, sinirlenmeye de gerek yok." Gözüm yerdeki tencereye takıldı, işaret parmağımla tencereyi gösterip sordum. " Sadece bunu nasıl başarabildiğini merak ediyorum." Eliyle alnına vurdu ve derin bir şekilde ofladı. " Makarnayı süzecektim ve tencerenin saplarını öylece tuttum, sıcak olabileceği aklıma gelmedi." Başımı sağa doğru yatırdım, böyle söyleyince bütün sinirim tamamen kaybolmuştu.  Yanına doğru ilerledim ve elini kendime doğru çektim. " Çok acıyor mu?" Yutkundu, acısını belli etmemeye çalışıyordu. Fısıltılı bir şekilde" Biraz" diye cevap verdi. " Beni burada bekle, sana krem getireceğim." Başını salladı, hızlıca gidip kremi getirdim ve yanan parmaklarına sürdüm. " Bir kere aynı şeyi bende yapmıştım, aptal gibi hissettirmişti ve elimin yanık acısıyla çok fazla ağlamıştım." Ben gülünce Meriç'te gülmüştü. " Hadi buraları temizleyelim ve kendimize güzel bir şeyler hazırlayalım." Yerdeki makarnaları tencerenin için topladıktan sonra bir hepsini bir poşetin içine boşalttım. Hepsini öylece çöpe atamazdım, en azından hayvanların yiyebileceği bir yere koyardım. Ben yeri silerken Meriç'te ocağı temizlemişti. Hızlıca tekrar bir tencereye makarna koydum. Makarna pişerken hazır olan sosun kalanını yapmaya koyuldum. Meriç sandalyelerin birine oturmuş beni seyrediyordu. Her şeyi halledip tabaklara aldım, bu sefer sosun makarnaya renk katmasına izin verdim. " Bir daha ki sefere benden yardım isteyebilirsin. Eminim aksilikler olmasaydı her şeyi harika yapardın." Çatılıma batırdığım makarnaya ağzıma aldım ve gülümsemeye çalıştım. Dolu olan ağzımı kapatarak gülümsemeye çalışmak muhtlemen beni çok komik gösteriyordu. Meriç burnunun kırışmasına neden olan bir mimik sergileyince kahkaha atmıştım. Yaptığımız saçma hareketlerle birlikte yemeğimizi bitirmiştik. " Hadi oyun oynayalım." Kaşlarım havalandı. "Ne oynayacağız." Bir dudağını yana doğru kıvırdı. Bense gözlerimi kısmış ona bakıyordum. "Playstation." Ağzım açılmış, kaşlarım havalanmıştı. Sonrasında çılgın bir yüz ifadesiyle birlikte kahkaha. " Hadi oynayalım." Muhtlemen çok iyi oynayamayacaktım, sorun değildi çünkü benim için önemli olan eğlenmekti. Öyle değil mi? Maalesef öyle değilmiş, yenildiğim için aşırı sinirlenmiştim ve sinirden saçma bir şekilde ağlamaya başlamıştım. Kendimi aptal gibi hissediyor olsam da bir türlü göz yaşlarımı tutamamıştım. Meriç benim bu halime gülüyordu sadece, bu benim daha da çok sinirimi bozuyordu. Bir oyun oynamayı daha teklif ettiğinde, ben yenmiştim. İşte bu sırada tekrar sinirlenmiştim çünkü bu sefer de bilerek yenmeme izin vermişti. Benim kendi başardığım bir şey değildi. Kollarımı birbirine dolamış, sinirli bir şekilde oyuna bakıyordum. " Yenilince sinirlenip ağlıyorsun, yendiğin zaman da bilerek yenmeme izin verdin diye sinirleniyorsun." Meriç utanmadan hâlâ gülmesine devam ediyordu. Ne kadar saçma davrandığımı fark etmem neden bu kadar uzun sürmüştü?  Meriç'e baktım ve bende gülmeye başladım. " Böyle oyunlar oynarken gerçekten çok geriliyorum ve hırslanıyorum. Sadece bir oyun olduğunu aklıma çok uzun süre sonra geliyor. Sadece eğlenmek için oynamam gerektiğini unutuyorum." Dudağımı ısırdım. Meriç omuz silkti. " Sorun değil, bir oyuna daha var mısın? Bu sefer acımayacağım. " Bıraktığım kolu tekrar elime aldım. " Büyük bir zevkle. " Uzun soluklu bir oyunun ardından, zar zor bir şekilde büyük bir hırsla ben kazanmıştım. Öyle büyük bir çığlık atarak sevinmiştim ki, muhtemelen apartmanda oturuyor olsak bir şeyler olduğunu düşünülürdü. Meriç bu kadar sevineceğimi düşünmemiş olacak ki şaşkınlıkla bana bakıyordu. Koltuğa kendime attım. " Sonunda kazandım." Kendimi tutamadan sırıtıp duruyordum. " Bu kadar sevineceğini tahmin etmemiştim." Kaşlarımı çattım. "Evet, bende bu kadar sevineceğimi düşünmemiştim." Tekrar sırıtmaya başladım. Biraz daha az deli davranmaya, duygularımı biraz daha kendime saklamayı ne zaman öğrenecektim acaba. Yada öğrenebilecek miydim? Pek sanmıyorum, ruh halim o kadar hızlı değişiyordu ki ben bile hızına yetişemiyordum bazen. Hem bu kadar kolay hemde nasıl bu kadar zor bir insan olabiliyordum bende hiç bilmiyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE