16. Bölüm

1932 Kelimeler
Keyifli Okumalar... Meriç'ten Odada nefes alış veriş seslerimiz duyuluyordu sadece. Hifa da bu sessizliği bozmaktan korkuyormuş gibi tek kelime etmiyordu. Onun güzel kalbiyle her karşılaştığımda, şaşkınlıkla ne yapacağımı bilemez oluyorum. Ona karşı mesafeli davranamıyorum. Onun bana bu kadar iyi davranmasına karşılık, ona soğuk davranamıyorum. Kalbime ağır gelen her şeyi ona açmak istiyorum. Tıpkı bana söylediği gibi, ona sığınmak istiyorum. İçim dışına çıkana kadar ağlarken, sadece Hifa'ya sarılmak istiyorum. Taşıdığım yük her geçen daha da ağırlaşıyor. Beni günden günde bitiriyor sanki. Kalbimin bütün her yerini kaplamakla uğraşırken, sadece küçücük bir ışığın onunla savaştığını hissedebiliyorum. O küçücük ışığa tutunmak, o ışıkla hayat bulmak istiyorum tekrar. Artık kalbimin ağrısına, gördüğüm kabuslara dayanamıyorum. Yutkundum, Hifa'nın bana sonuna kadar kucak açacağından, bana sığınak olmaktan korkmayacağını düşünerek konuşmaya başladım. " Ben birisini öldürdüm." Sesim öyle boğuk, öyle çaresiz çıkmıştı ki. Bir süre boğazım düğümlendi, tekrar bir şey söyleyemedim. Hifa'nın gözlerine bakmaya utanıyordum, hiç değilse onun bir tepki vermesini umuyordum. " Meriç..." Tekrar yutkundum ve derin bir nefes aldım. Kalbimi sıkan intikamın beni rahat bırakmasını istiyordum sadece. " Lütfen sadece dinle Hifa, artık buna dayanamıyorum. Sadece dinle... Sonra istersen beni bırakıp gidebilirsin." Nefes alışları yavaşlamıştı, yutkunduktan sonra sessizce tamam dedi. " Küçükken bilmediğim bir çok şeyi büyüdüğüm zaman öğrendim. Hiçbir şey yapamayacak kadar çaresiz hissettiğim anlarda, üstüne dedem ve babaannemin yaşadıklarını öğrenmek beni alt üst etti. Onlar benim en büyük yol göstericilerimdi. Onların böyle büyük acılar çektiğini bilmiyordum. Dedem öldüğü zaman, asla onun normal bir şekilde öldüğünü kabullenemedim. Birisinin onu öldürdüğünden neden bu kadar emin olduğunu bilmiyorum ama sanki hissetmiştim. Bu işin peşini bırakmayacağıma dair kendime söz verdim. Dedemin katilini bulacak ve tıpkı dedemi öldürdüğü gibi bende onu öldürecektim. On sekiz yaşıma kadar hiçbir şey öğrenemedim. Babaanneme sormadan bir şeyler öğrenmem gerekiyordu, ama hiçbir şey yoktu işte. Egemen'le tanıştığımız zaman yirmi yaşındaydım. Çok kısa sürede çok samimi bir dostluk kurmuştuk. Bu meseleyi ona açtım ve ondan yardım istedim. Uzun süren araştırmalarımdan sonra, Egemen ile bir şeyler bulabildik. Dedemin herkesten sakladığı, flash bellekte bir günlüğü vardı. " Gözlerimi ateşten çekmeden kendimi devam etmeye zorladım. " Dedem, en yakın arkadaşının zorla bir kızı evinde tuttuğunu öğrenmiş. Kadın yaklaşık üç senedir o adamın evindeymiş. Hiç dışarı çıkmasına izin vermemiş, dövdüğü zamanlar bile olmuş. Yapmadığı tek şey ona dokunmamış olması. O kadın benim babaannem, o evde yapabildiği tek şey o adamı kendisinden uzak tutabilmek, o kadar işkenceye katlanmak olmuş. Dedem küçük yaşından beri dindar bir insanmış. Arkadaşı içki içip kumar oynayan bir tipte olmasına rağmen onunla arkadaşlığını kesememiş. Her zaman onu doğru yola iletebileceğini düşünmüş. Bir gün arkadaşı çok sarhoş olmuş ve onu dedem evine bırak zorunda kalmış. O sırada evde babaannemi görmüş. Arkadaşının evli olmadığını ve kendisine herhangi bir ilişkisi olduğundan bahsetmediği için şüphelenmiş. Kadın da dedemi görür görmez korkmuş, ne yapacağını bilemez şekilde dikilip kalmış." Gözlerimden birkaç damla süzüldü, umursamadan anlatmaya devam ettim. " Kadının gözleri ve kolları morarmış bir şekildeymiş. Kadın ilk başta dedemi de tıpkı arkadaşı gibi olduğunu sanmış. Dedem sürekli o kadını düşünmeye başlamış, içindeki bir his onu kurtarması gerektiğini söyleyip duruyormuş. Bir gün gözünü karartmış ve arkadaşının evde olmadığı bir zamanda içeriye girip korumalara onu arkadaşının davet ettiğini söylemiş. Normalde dedem arkadaşının evine hiç gitmezmiş, ilk defa arkadaşı sarhoş olduğunda evine gitmiş. İçeriye girebildikten sonra kadını bulup onunla konuşmuş. Birkaç gün içinde de polisleri eve yığıp babaannemi o delikten kurtarmış. Dedemin en yakın arkadaşının adı Fuat, Hasan Beyin babası." Sonunda Hifa'ya gözlerimi çevirdim. Şaşkınlıkla bakakalmıştı. " Babamın arkadaşı Hasan Bey mi?" Başımı salladım sadece. " Demek o yüzden sana o şekilde nefretle bakıyor, sende ona." Sessizce fısıldadım. " Başka bir nedeni daha var tabii." Hifa kaşlarını düz bir hale getirdi. " Neymiş?" Sorusunu es geçerek devam ettim. " Fuat, dedemin sevdiği kadını elinden almasına ve kendisini hapse tıktırmasıyla dedeme karşı büyük bir kin beslemeye başlamış. Hapiste o kadar kısa süre yatıp çıktı ki, bilirsin böyle insanlar her zaman kurtulur. Tıpkı benim gibi." Yutkundum ve gözlerimi kapatıp derin nefesler aldım. Kendimden nefret ediyordum. " Kalbimi öyle bir intikam bürümüştü ki, dedemi öldüren adamın Fuat olduğundan emin olmuştum. Onunla karşı karşıya gelip yüzleştiğimde, bana sırıtarak dedemi nasıl öldürdüğünü zevkle anlattı. O zaman her şeyden emin olarak, bende onu öldürdüm. Hemde işkenceler ederek, günden güne eriyip giderek ölmesini sağladım. Zorla intihar mektubu yazdırdım ve imzalattım. Sonra da ona zehir enjekte ettirdim. Hepsini kendi elleriyle yapmak zorunda kaldı. Ben onları buna yaptırırken elinden hiçbir şey gelmedi. Hepsine boyun eğmek zorunda kaldı. Kabuslar asla peşimi bırakmadı, her gün acı çekerek uyandım. Bir insanın yükünü omuzlarımda taşıyabilmenin kolay olduğunu sanmıştım. Bu yükün bu kadar ağır olacağını düşünemedim. Her gün ölüyorum, kalbimi öyle bir sıkıyor ki bu intikam...ben nefes alamıyorum. Dedemin intikamını aldığım zaman, kalbimin ferahlayacağını düşündüm. Her şeyin sonra ereceğini ve artık eskisi gibi olabileceğimi sanmıştım. Ama her geçen gün daha da kötüydü." Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım ve tutmak için çaba sarf etmedim. " Meriç çok üzgünüm." Hifa sıkı sıkı bana sarıldı. O an, kalbimin tekrar aydınlıkla mücadele ettiğini hissetmiştim. Nefes alamıyor gibi hissetmiyor, kalbimi bir şey sıkmıyordu. " Her gün keşke onu öldürmeseydim diyorum. Böyle bir yükü taşıyabileceğimi nasıl düşünebildim bilmiyorum Hifa. Canım o kadar yanmıştı ki, istediğim tek şey dedemin intikamını almaktı. O adama babaanneme yaptıkları için bedel ödetmek istedim. Tıpkı babaanneme işkence edip, canını yaktığı gibi bende onun canını yakmak istedim. Onu öldürüne kadar hiçbir şey hissedemedim." Her şeyi anlatıp birine sığınmaya o kadar ihtiyacım varmış ki, şimdi bunu çok daha iyi anlıyorum. " Şimdi de beni bırakıp gitmeyecek misin? Hâlâ bana iyi mi davranacaksın?" Geri çekildim ve Hifa'ya baktım. Onun da gözleri kızarmış benim gibi ağlıyordu. " Seni asla bırakmam, istediğin her an senin sığınağın olacağıma dair söz verdim unuttun mu?" Sesi öyle fısıltılı ve boğuk çıkmıştı ki, onun da kalbinin acıdığını hissedebilmiştim. " Benden iğrenmeyecek misin?" Başını hayır anlamında salladı ve yüzümü ellerinin arasına aldı. " Ne yapmış olursan ol, af dilemen gereken kişi ben değilim Meriç. Rabbimin karşısına bu yüzden çıkamıyor olman, ona tövbe edemiyor olmanı anlıyorum. Biliyorsun, ne olursa olsun Rabbim çok merhametli ve kapısı her zaman açık. Eğer ona tekrar dönersen, tevbeni Rabbime yaparsan kalbindeki ferahlamayı da hissedeceksin. Rabbim seni affettikten sonra, ben nasıl affedemem." Allah bana Hifa'yı göndermiş ve bana bir şans daha vermişti. Her seferinde bu şansı elimin tersiyle itiyordum. Nasıl yapılacağını unutmuştum, o kadar utanıyordum ki Rabbimden af dilemeyi. Onun verdiği bir cana kıymıştım, beni nasıl affeder diye düşünüp durmuştum. Oysa ki onun merhametlilerin en merhametlisi olduğunu biliyordum. Her zaman kapısının açık olduğunu biliyordum. " Yalvarırım bana yardım et Hifa, daha fazla bu yükü taşıyamam." Hiçbir zaman bu kadar çok ağladığımı ve acı çektiğimi hatırlamıyordum. Hiç kimsenin karşısında böyle aciz olabileceğimi düşünmemiştim. Her zaman bunu kendi içime atmış ve bunlarla yüzleşmekten her zaman kaçınmıştım. Ama şimdi Hifa gibi bir insan karşıma çıkmış, ona içimi dökebileceğimi hissettirmişti. Beni hiçbir zaman yargılamayacağını biliyordum. " Yaptığın şeyin ne kadar kötü olduğunu biliyorum. Zor şeyler yaşamışsın ve intikam ateşiyle yanıp tutuşmuşsun. Ama şimdi her şey yoluna girecek tamam mı? Sen eski Meriç olacaksın ve ben asla seni bırakmayacağım." Başımı salladım. " Ya seni de zifiri karanlığıma çekersem, ya birlikte yanarsak bu ateşte." Göz yaşlarının arasında güldü. " Sana söyledim, karanlık hiçbir zaman düşmanın olmadı ve şimdi de olmayacak." " Sen benim gecemi aydınlatan yıldızlarsın. Öyle güzel parlıyorsun ki, sen olmasan ne yapardım bilmiyorum." Söylediğim şeyle gülümsedi. Her ne kadar Hifa beni tanımıyor olsa da, ben Hifa'yı çok uzun süredir tanıyordum. İlk zamanlarda onun bu kadar iyi olabileceğini hiç düşünmemiştim. Hakkındaki her şeyi öğrendikten sonra, ona karşı nefret duymaya başlamıştım. Herkes gibi o da beni değiştirmeye çalışan insanlar gibi olacaktı. Herkesi değiştireceğini düşünen aptal kızlardan olduğunu düşünmüştüm. Bir gün o aptal kızın karşısında ağlayıp, içimdeki her şeyi ona anlatacağımı hiç sanmıyordum. Tanıştığımız ilk zamandan beri bana iyi davranmaktan asla vazgeçmemişti. İlk başlarda ikimiz de gergin olsak bile birbirimizi çok iyi idare etmiştik. Şimdi kendimi ona bu kadar yakın hissettiğim için çok memnundum. O gerçekten insanların hayatına dokunabilen gerçek bir periydi. Sadece kalbim bunu asla kabul etmek istememişti. Ne kadar kendimi ondan uzaklaştırmak istesem de bunu hiç başaramamıştım. Belki sevgi, belki aşktı bilemiyorum. Yine de hâlâ onu korumak zorundayım. Eğer onun canı yanarsa, canımın ne kadar yanabileceğini fark etmiştim. Onun kılına bile zarar gelirse, tekrar iyi olamayacağımı biliyordum. Hem ondan bu kadar çok uzak durmak isteyip, hemde nasıl onu bu kadar çok yanımda istiyor olabilirdim bilmiyorum. Hifa'ya sıkı sıkı sarılmış bir şekilde uyanmıştım. Dün gece o kadar ağladıktan sonra başım feci şekilde ağrımıştı. Gözlerimin şiştiğinden ve berbat göründüğümden emindim. Dün gece çok rahatlamış hissediyor olsam da, bir anda çok fazla açıldığımı hissetmiştim. Her şeyi olduğu gibi anlatmış, üstüne de bir güzel ağlamıştım. Hifa'nın üzerimde büyülü bir etkisi vardı. Ona anlatmam gerekiyormuş gibi hissettirmişti ve o an fazla düşünmemiştim. Neyse ki Hifa bana karşı gayet iyi davranmıştı ve bende tekrar daha da berbat bir halde olmaktan kurtulmuştum. Derin bir nefes verdim, gözlerim alev almış gibi yanıyordu. Normalde bu manzaraya karşı huzurlu uyanmam gerekirken, feci bir sersemlikle uyanmıştım. Kolum Hifa'nın başı altında olduğu için uyuşup kalmıştı. Yavaşça kolumu çekip biraz masaj yaptım. Sessizce banyoya girdim. Ben banyodan çıktığımda Hifa yeni uyanıyordu. " Gözlerim alev alıyor." Sesi ağlamaklı çıkmıştı. Yanına gidip yatağa oturdum, onun da gözleri tıpkı benimki gibiydi. " Anlaşılan çok fazla duygusal anlar yaşamışız." Başını salladı. " Bana güvendiğin için teşekkür ederim." Ona doğru yaklaşıp alnına öpücük kondurdum. Geri çekildiğimde gülüyordu. " Ayrıca bana söylediğin sözü tişört olarak bastıracağım." Ellerimle yüzümü kapattım. " Hayatımda duyduğum en güzel şeydi Meriç." Ellerimi yüzümden ayırmaya çalışıyor bir yandan da gülüyordu. " Öyle hissediyordum ve o an cümleler ağzımdan çıkıverdi." Omuz silktim ve derin bir nefes verdim. " Güzel bir hava alıp kendimize gelelim, berbat görünüyoruz." Başını sallayıp banyoya girdi. Bende aşağı inip tezgaha kahvaltılık bir şeyler çıkardım. Hifa gelene kadar kahvaltılıkları bahçeye taşımış, çay suyunu koymuştum. Hifa geldiğinde yumurta haşladı ve çayı demledi. Açık havada kahvaltı ikimize de çok iyi gelmişti. Sadece Hifa ile birlikte olmak dünyanın en güzel şeyi gibiydi. Bu anda sıkışıp kalmaktan memnun olurdum. Bazı şeylerden korkmanın ne kadar anlamsız olduğunu fark ediyordum. Bir gün tamamen kendimi Hifa'ya açabilmeyi umdum. Eğer her şeyi atlatabilirsek, birbirimizi bir daha bırakmayacağımızdan emindim. Hifa ile spor yaparken o kadar eğlenmiştik ki, bu sefer hiçbir şey zor gelmemiş aksine her şeyi zevkle yapıyordum. Onun her sabah zihin boşaltmak adına yaptırdığı meditasyon da bugün çok iyi gelmişti. Vakit öğleye gelirken, Hifa bana namazla ilgili belli başlı şeyleri anlatmış ve hatırlamamı sağlamıştı. İlk seferim pek başarılı değildi, sürekli berbat hissettiren bir şeyler vardı ve bundan kurtulamıyordum. Hifa bunu sorun etmeyerek büyük bir sabır göstermişti. Öğlen namazını kıldıktan sonra birlikte dua etmiştik. Hava serinleyene kadar birlikte havuza girip eğlenmiştik. Çok yorulmuş olsakta Hifa'ya bir sürprizim vardı ve uzun süredir rüzgarı bekliyordum. " Uçurtma uçuracağız, işte bunlar da uçurtmalarımız." Tamamen yorgun görünen Hifa bir anda canlanıvermişti. " Harika, hadi hemen uçuralım." Çoğu zaman çocuk gibi davranıyor olsa da, onun yeri geldiğinde ne kadar olgunlaşabildiğini asla unutamıyordum. Her şeye rağmen bu çocuksu hallerini çok seviyordum. Birlikte uzun süre uçurtma uçurduk. Şansımıza rüzgar gayet iyi esiyordu ve uçurtmalarımız havada gayet iyi performanslar sergiliyordu. Hifa'nın yüzünde hiç eksik olmayan bir gülümsemeyle gökyüzüne baktığını gördüm. Bu gülümseme için her şeyi yapabilirdim. Oysa küçücük şeylerden mutlu oluyordu. Onu gülümserken görmek her zaman mümkündü. Onu kızdırmak için uçurtmalarımızı birbirine karıştırdım. Dengesini kaybeden uçurtmalar yere düşerken Hifa gözlerini kısmış bana bakıyordu. " Demek sabotaj ha!" Üstüme gelmeye başlayınca gerçekten kızdığını sanmıştım. Sonra güldü ve beni çimlere yatırarak gıdıklamaya başladı. Böyle bir şeyi beklemiyordum, çoktan kahkaha atmaya başlamıştım bile. Hifa'yı çimlere yatırıp ben gıdıklamaya başladım. İkimiz de yorulunca olduğumuz yerde kahkaha atmaya devam ettik. " Her zaman mutlu olmanın bir yolu vardır, öyle değil mi?" Buz mavisi gözlerini bana dikmiş, yüzünde dişlerini gösterdiği kocaman bir tebessüm vardı. Başımı salladım, onun olduğu her yerde her zaman mutluluk vardı. Beni mutlu eden yegane şeylerden biriydi Hifa. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE