15. Bölüm

2049 Kelimeler
Keyifli Okumalar... Hifa'dan Sabah erkenden uçağa binmiştik. Nereye gittiğimizi bilmiyordum ama kimsenin olmayacak olması beni fazlasıyla rahatlatıyordu. Uçuşu Meriç'le birlikte film izleyerek, sohbet ederek ve müzik dinleyerek geçirmiştik. Hava karardığında uyku bastırmıştı ve sürekli esneyip duruyordum. Gözümden yaş gelmeye başlamıştı. " Uyuman gerekiyor, başını omzuma koy." Bu anı bekliyormuş gibi başımı omzuna koyar koymaz gözlerimi kapadım. Hayranlıkla geldiğimiz yere bakıyordum. Yatağın tam karşısı tamamen cam, uçurumun olduğu ağaçlıklara bakıyordu. Her gün böyle bir manzarayla uyanmak ne kadar da harika olurdu. Dışarıdan gelen çeşitli kuş sesleri de ortamın havasını derinleştiriyordu. Yatak odasından çıkıp balkona çıktım. Temiz havayı içime çekip, başımı gökyüzüne doğru çevirdim. Bir hafta yerine sonsuza kadar burada yaşayabilirdim. Etraf öyle ıssız görünüyordu ki, çıkan tek sesin doğa sesi olması içimin huzurla dolmasına sebep oluyordu. Ses kirliliği yoktu, ışık kirliliği yoktu, doğaya zarar veren hiçbir şey yoktu burada. Meriç de yanıma gelmiş, tıpkı benim gibi elleriyle trabzana yaslanmıştı. Gözlerimi ona doğru çevirdim. " Burası o kadar huzurlu ki." Gözleri gözlerimde takılı kalırken gülümsedi. " Burada bir hafta boyunca baş başayız. İstediğimiz her şeyi yapabiliriz, hiç kimse bizi rahatsız edemez. Hiçbir şeyden korkmak zorunda değiliz." Başımı salladım ve bakışlarımı etrafta gezdirdim. " Hadi kahvaltı yapalım artık, ben çok acıktım." Aslında uçaktan indiğimizde - ne kadar uyumuş olsam da- kendimi çok yorgun hissediyordum. Sonra geldiğimiz yeri görünce bir anda canlandım ve içim açıldı. Meriç'le birlikte dışarıya çıktık, bahçede bizim için hazırlanmış bir kahvaltı masası duruyordu. Bunu görünce o kadar sevinmiştim ki, en azından bugünlük kahvaltıyı başka birisi hazırlamıştı. Benimde karnım çok acıkmıştı ve kahvaltı hazırlamak yerine hazır olan bir kahvaltıya oturmaya tercih ederdim şuan da. Gülmekten kendimi alamamış ve ellerimi de birbirine sürterek sofraya oturmuştum. Sofrada kuymak, sucuklu yumurta, çeşitli peynirler, bal ve kızarmış ekmek... Aç olduğum için hepsini yiyebilecekmiş gibi hissetmiştim. Özellikle açık havada olduğumuz için yavaş yavaş ve daha çok yiyecektim hiç şüphesiz. Meriç çaylarımızı dökerken ben çatalımı kuymağıma batırmıştım bile. Kahvaltıdaki çoğu şeyi silip süpürdükten sonra karnımı gereksiz yere fazlasıyla doldurduğum için pişman olmuştum. Her şey çok güzeldi, bundan azıcık bile şüphe edemem. Lakin gereksiz yere yediğim çok fazla şey vardı. Uzun süre oturduğum yerde nefesler aldım, çok yediğimden şikayet etmemeye çalışıyordum. Meriç en son beni uyarmıştı, kendisi de benden daha fazla yemiş olmasına rağmen gayet iyi durumdaydı. Meriç'e bakarken dudaklarımı büzüp karnımı tuttum. Sana söylemiştim bakışı atıyordu. Kendimi tutamayıp kahkaha atmıştım. " Bir daha ki sefere seni dinleyeceğim." Yüzümü buruşturup ayağa kalktım. Meriç'le birlikte sofraya toplayıp tekrar dışarıya çıktık. " Hadi sabah sporu yapalım." Meriç dediğim şeyle garip garip bana bakmaya başlamıştı. " Biraz dinlendikten sonra bisikletle doğa gezisine çıkacağız Hifa hanım. Onu sabah sporu olarak sayın lütfen, şuan çok yorgunum ve bu geziden önce dinlemem gerekiyor." Kaşlarımı çattım. " Ya Meriç lütfen, bisiklet ayrı bir şey spor ayrı. Hem açılırız, bu havada yapılacak en güzel şey spor. " Ellerimi birbirine çırparken Meriç gözlerini devirmekle meşguldü. " Peki yapalım, ama çok kısa tamam mı? " Başımı salladım ve içeriye gidip uygun kıyafetler giyindik. Yogayla karışık birbirimize spor hareketleri göstermiş, onları yapmıştık. Meriç'in hareketleri beni epey zorlamıştı. Benim hareketlerim de esnekliğe dayalı olduğu için Meriç'i zorlamıştı. İkimiz de yorgunlukla kendimizi çimlere bıraktık. " Şimdi de zihnimizi rahatlatalım." Yattığım yerden kalkıp bağdaş kurdum ve Meriç'i bekledim. Derin bir şekilde nefes verdi ve o da tam karşımda bağdaş pozisyonuna geldi. Gözlerimi kapattım ve zihnimizi boşaltmak adına sesimin tonunu ayarlayarak konuşmaya başladım. " Kalbinin huzurla dolduğu bir yerdesin. Önce kendi iç sesini dinliyorsun, sana anlatmak istediklerine kulak ver. Kalbinin sana anlatmak istediklerine kulaklarını tıkama, bırak düşüncelerin zihninde dolaşsın. Vücudunun hafiflediğini, zihnindeki düşüncelerinin bir nehir gibi akıp gittiğini hisset ve hiçbir şey düşünme. Sadece huzurlu ve bir tüy kadar hafif hissediyorsun. Derin bir nefes al, yavaşça ver. " Bende Meriç'le birlikte nefes aldım. Bir çift gözün beni izlediği hissine kapılınca yavaşça gözlerimi açtım. Meriç gözlerini yüzümden hiç ayırmadan bana bakıyordu. Çehresi oldukça sert duruyordu ve kaşları da çatıktı. Huzurlu bir yüz ifadesi bekliyor olduğum için şaşkınlıkla ona bakakaldım. Kendini toparladı ve ayağa kalktı. Hiçbir şey söylemeden eve girdi, bense olduğum yerde Meriç'in arkasından bakakaldım. Yanlış bir şey söylemediğimi umarak yerimden kalkıp Meriç'in arkasından içeriye girdim. Yukarıdan gelen kapı kapanma sesini duyunca merdivenleri çıkmaya başladım. Odanın kapısı kapalıydı, tıklayıp yavaşça kapı kulpunu indirdim. İçeride kimse görünmese de banyodan su sesi geliyordu. Nasıl bu kadar hızlı olduğunu düşünürken odadan çıktım. Saçma bir olayın içinde kendimi bulmak istemiyordum. Merdivenlerden inip camın karşısındaki tekli koltuklardan birine oturdum. Manzaraya bakarken hayallere dalmamak, düşüncelerin içinde kaybolmamak imkansızdı. Bir süre kendimi rahat bıraktım ve manzaranın tadını çıkardım. Meriç'in banyodan çıktığını umarak odaya tekrar çıktım. Kapıyı çalmama rağmen içeriden ses gelmiyordu, yavaşça kapıyı açıp başımı uzattım. Meriç yatağa yatmış uyuyordu. Sessizce odaya girip kapıyı kapattım. Dolaptan pijamalarımı alıp banyoya girdim. İşimi çabucak hallettikten sonra üstümü giyinip dışarıya çıktım. Meriç'in aksine hiç uykumun olmadığını fark etmiştim. Mutfağa inip öğlen için bir şeyler hazırlamaya karar vermiştim. Ormanın içinde piknik yapabilirdik. Etrafı karıştırıp sepet ve sofra bezi aramaya koyuldum. Bir süre aradıktan sonra nihayet istediklerimi bulabilmiştim. Dolapta fazlasıyla malzeme vardı, bu yüzden istediğimi yapabilirdim. El yapımı pizza tariflerinden birini açıp kollarımı sıvadım. Daha önce hiç denememiştim, güzel olmasını umuyordum. Uzun süre pizzayla uğraştıktan sonra fırına sürmüştüm. Dolapta tatlı bir şey olup olmadığına baktım. Dondurma ve çikolatalar vardı. Bunları evdeyken yiyebileceğimizi düşündüğüm için kek yapmaya karar verdim. Kolay ama sevdiğim kakaolu bir kek yaptım. Pizzadan hemen sonra da onu pişirdim. Bir şeyler yapmak beni iyice yorduğu için her ikisinin de üstünü kapatıp soğumaya bıraktım. Odaya çıkıp Meriç'in yanına yattım. Kalktığımda Meriç yanımda yoktu. Saatin öğlene geldiğini fark etmiştim. Yataktan kalkıp banyoya ilerledim, hızlıca işlerimi halledip aşağıya indim. Meriç tekli koltuklardan birinde oturmuş kitap okuyordu. Onu rahatsız etmeden mutfağa geçtim. Yaptığım şeyleri tezgahın üstünde göremeyince şaşırmıştım. Sepeti açıp baktığımda Meriç'in her şeyi hazırladığını görmüştüm. Gülümsedim ve kettle su koydum. Üstüme rahat bir şeyler giyindim ve şalımı yaptım. Meriç burada rahat olabileceğimi söylüyor olsa da evden uzaklaşacağımız için içim rahat etmemişti. Kaynayan suyu çelik şişelere döküp çay demledim. Bu evde her şeyin olması beni çok mutlu ediyordu. Buraya şimdiden alışmıştım. Sepetimi koluma taktım ve Meriç'in karşısına dikildim. " Hadi gidelim." Oturduğu yerden kalktı ve kapıya ilerledi. Bende arkasından çıkıp Meriç'in bisikletleri getirmesini bekledim. Bisikletimin önündeki sepete, piknik sepetini yerleştirdim. Daha sonra ayaklarımı pedala koyup hızla pedal çevirmeye başladım. Meriç benden biraz öndeydi ve bende ona yetişmeye çalışıyordum. Bu sırada yüzüme gelen rüzgarı hissetmek, temiz havayı içime çekmek kalbimi ferahlatıyordu. Ormandan gelen kuş sesleri, çekirge seslerinin arasında kaybolmuştum. Çiçeklerin kokusunu en derinden alabiliyordum. O kadar mutlu hissediyordum ki, yüzümdeki gülümseme git gide büyüyor ve asla yüzümden eksik olmuyordu. Uzun süre orman yolunda dolaştıktan sonra bisikletlerimizi bir kenarı bıraktık. İkimizde yorulmuş ve acıkmıştık. Oturacağımız yere sofra bezini açıp yiyeceklerimizi çıkardım. Bir süre doğanın seslerini dinleyerek yemeğimizi yedik. Aramızdaki bu sessizlikte ara sıra gözlerimiz buluşuyordu. Fazla ilgilenmiyormuş gibi görünmek istemediğimden sabah neden o şekilde gittiğini soramamıştım. Bu sessizlik bir süre sonra beni sıkmaya başlamıştı. " Bir keresinde abim ve babamla birlikte ormana gitmiştik. Henüz yedi yaşındaydım, ve biz ormana gece kamp yapmak için gidiyorduk. Gece yıldızları seyrederek uyuyabileceğimi düşündüğüm için çok sevinmiştim. Korkabileceğim aklımın ucundan bile geçmiyordu. Doğayla iç içe olacak, hayvanların seslerini duyacak, çiçeklerin kokusuyla uyanacaktım. O kadar güzel hayallerle gitmiştim ki, hâlâ cesaretime şaşırıp kalıyorum. Abim bile benden büyük olmasına rağmen korkuyordu. Bense tavşanların ve gökyüzündeki yıldızları çok daha iyi görebileceğimin hayallerine kapılıp gittiğimden korkacağım aklıma gelmiyordu. Gündüz ormana gidecek ve kamp kuracaktık. Babam yanına tüfek aldığı için ağlamaya başlamıştım. Onunla hayvanlardan korunacağımızı söylüyor, hatta belki bir tavşan vurup onu afiyetle yeriz diyerek beni kızdırıyordu. Bense deli gibi ağlıyordum hayvanları vurup yiyemeyiz diye. Küçükken babam beni bunlarla kızdırır dururdu. Gökyüzüne ve doğaya ne kadar düşkün olduğumu biliyordu. Sık sık beni doğaya götürür, olabildiğince hayvanlarla tanıştırırdı beni. Böyle söyleyince kulağa komik geliyor ama çoğu hayvanla babam tanıştırdı beni. Hayvanat bahçesine gittiğimiz bir zamanda gezi boyunca büyülenmiş bir şekilde hayvanları izlemiştim. Ama sonra her şey bittikten sonra onları doğal yaşamlarından kopardıkları için üzülmüştüm. Onların da birer ailesi olduğunu, bu kadarcık yerde canları sıkılacağını düşünmüştüm. " Meriç dikkatle beni dinliyordu. Direk konuya girip anlatmaya başlayınca biraz şaşırmış sonrasında da gülümsemişti. " Çocukken bile mükemmel bir kalbin varmış. " Gözlerinin yine parladığını görmüştüm. " Teşekkür ederim. Kamp yaptığımız gece bir ses duydum. Hangi hayvanın sesi olduğunu bilmiyordum ama sesi beni çok korkutmuştu. Çadıra gelip bizi yiyeceğini düşündüğüm için ağlamaya başlamıştım. Babamsa beni rahatlatmaya çalışıyor, belki bir domuz olabileceğini söylüyordu. O gün beni rahatlatmak için çok güzel bir hikaye anlatmıştı. Daha önce hiç duymadığım kadar güzel bir hikayeydi. Doğanın prensesini anlatıyordu, onun masmavi gözleri de vardı. " Güldüm ve başımı salladım. " Anlattığında benden bahsettiğini anlayamamıştım ama çok sevmiştim doğanın prensesini. Sonra güzel bir uyku çektim, hemde babamın huzurlu kollarında." Gözlerim hafif dolduğu için burnumu çektim. Böyle bir anı duygusallaştırmak istemiyordum. " Hadi sende bir anı anlat. " Meriç gözlerimin dolduğunu görünce biraz yüzü düşmüş, sorduğum soruyla tekrar gülümsemişti. " Pekala, benimde harika ve komik bir hikayem var. Babaannem ve dedemin köyde tanıdıkları, çok samimi bir arkadaşları vardı. Her yaz onları ziyarete gittiklerinde, bende babaannem ve dedemle birlikte giderdim. Köyü de çok seviyordum, tıpkı senin gibi doğayla ve hayvanlarla iç içe olduğum için huzurlu hissediyordum. Hem köyde fazla ışık olmadığı için, gece camdan rahatlıkla yıldızları izleyebiliyordum. Bir yaz günü babaannem, dedem ve ben köye Mustafa dedelerin yanına gittik. Köyde zamanımın çoğunu geçirdiğim bir dere vardı. Ben o dereye gider kurbağalara bakardım, onları izlemeyi çok seviyordum. Köyde de bir kız vardı ben dereye gelince o da gelirdi hep. Bir gün yine dereye gittim kurbağaları izliyordum, kız geldi yanıma çöktü. Bana sorular soruyor, benimle konuşmaya çalışıyordu. Kızı hiç sevmezdim, konuşmak istemediğim için cevap da vermemiştim. Tuttu beni kollarımdan "Eğer büyünce benimle evlenmezsen seni dereye atarım" dedi. Şaşırmış bir şekilde kıza bakakaldım. Böyle şeyleri düşünmek için yaşımız henüz çok küçüktü. Kaşlarımı çattım ve kollarımı kurtarmaya çalışarak, "Seninle evleneceğime dereye düşüp kurbağalarla yaşarım daha iyi" dedim. Kızda hiç acımadan beni dereye attı." Meriç'in söylediği şeyle kahkahayı basmıştım. Küçücük bir kızın hiç acımadan yaptığı bu şey gerçekten çok etkileyici ve komikti. Ben gülünce Meriç'te gülmeye başlamış bir yandan da anlatmaya çalışıyordu. " Tabii şimdi komik geliyor ama neredeyse boğuluyordum. Allah'tan dedem tam beni çağırmaya geliyormuş o kurtardı beni. Yoksa ölmüştüm ben, manyak kız neredeyse öldürecekti beni. Beni çıkardıktan sonra uzun süre benimle ilgilendiler. Ben yatakta yatarken kız geldi, annesi zorla özür diletmek için göndermiş. Ben kızı görünce ayağa kalktım hemen, kızı kolundan tutup sürüklemeye başladım. " Bende seni derye atacağım,ölüyordum senin yüzünden." diye dışarı çıkarmaya çalışıyordum. Dedemgil elimden zor almışlardı kızı, kız bir daha yanıma bile yaklaşamadı. " Meriç'in kızı dereye atacağım diye tutturmasını duyunca daha da çok gülmeye başlamıştım. İkimiz de deli gibi gülüyorduk. " Çocukluğum o kızın yaramazlıklarıyla geçti. Kaç defa beni yaraladı, kaç defa onun yüzünden canım yandı. Sonunda dereye atınca bende dayanamadım ve kızı öyle korkuttum. Neyse ki bir daha da yanıma yaklaşamadı da bende kurtuldum. " Meriç'in dizlerini yatıp gökyüzüne baktım. " Mustafa dede ve... " Tamamlaması için Meriç'i bekledim. " Ayşe nene. " Gözlerimi çekmeden devam ettim. " Onları ziyarete gidelim mi? Hem babaanneni de götürürüz, özlemişlerdir. " Yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. " Çok güzel olur, döndükten sonra müsait bir zamanda bu konuyu babaannemle konuşurum. Bende çok özledim hem onları, babaannem de onları ziyaret etmemizi çok isterdi." Ellerimi çırptım. " Bol bol temiz hava alacağız, ne güzel." Meriç bir anda yanağımı ve dudağımı sıkıştırmaya başlamıştı. Yüzümün acayip derecede komik haller aldığından emindim. Dudaklarımı sıkıştırdığı için rahat rahat gülemiyor ve konuşamıyordum. Dudağımı serbest bırakıp yanaklarımı tekrar sıkıştırmaya başlayınca ellerimi yüzüne doğru uzattım. Sakallarını oynayıp bende onun yüzünü sıkıştırdım. Yüzünü sürekli yukarıya doğru çektiği için benim ona ulaşmam zorlaşıyordu. Sonunda birbirimizi serbest bıraktık. Birkaç şeyden daha konu açılmış ve uzunca sohbetler etmiştik. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamasakta hava iyice serinlemişti. " Hadi gidelim artık, hava serinlemeye başladı." Başımı sallayıp ayağa kalktım. Eşyalarımızı tekrar sepete koyduk ve bisikletlerimize bindik. Eve geldiğimizde hava kararmak üzereydi. Üşüdüğümü hissettiğim için üstüme hırka giyinmiştim. Meriç şömineyi yakarken bende ikimize birer kahve yaptım. Şöminenin tam karşısında iki tane minder ve battaniye duruyordu. Etraf karanlıktı ve sadece ateşin aydınlattığı kadarıyla görebiliyordum odayı. Mindere oturup kahve tepsisini yere bıraktım. Ateşin çatırtı sesleri, dışarıdaki rüzgarın sesiyle birleşiyor ve inanılmaz bir huzur veriyordu. Meriç de yanıma oturmuş, battaniyeyi ikimize sarmıştı. İkimiz de kahvelerimizi alıp bu huzurlu anın tadını çıkarmaya koyulduk. Daha fazla ne isteyebilirdim bilmiyorum. Her şey o kadar güzel gidiyordu ki, her geçen gün daha da çok şaşırıyordum. Meriç'le birbirimize bu kadar yakın olduğumuz ve birbirimize alıştığımız için memnundum. Bir gün tamamen birbirimize sahip olacaktık ve bundan birazcık bile şüphem yoktu. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE