14. Bölüm

2124 Kelimeler
Keyifli Okumalar... Hifa'dan Eve geldiğimizde herkes yemeğine gömülmüştü. Elbiselerimiz üstümüzde, evde sipariş ettiğimiz yemekleri yiyorduk. Dışarıdan bakıldığında epey komik bir durumdu bu. Normalde insanlar kendi evine gider ve gelinle damat da evde tek başlarına kalırlardı. Meriç ve ben aç olduğumuz için yemek sipariş edecektik. Bizimle gelen kızlar, Egemen ve Meriç'in diğer en yakın arkadaşı Tuna'ya da aç olup olmadıklarını sormuştu. Hepsi önce birbirine bakmış, sonra aç olduklarını söylemişlerdi. Muhtemelen Meriç'in bu teklifini beklemedikleri için şaşırmışlardı. Yemeklerimiz bittikten sonra herkes evlerine dağıldı. O kadar yorgun hissediyordum ki bir an önce uyumak istiyordum. Meriç koltukta otururken ben odaya çıkmıştım. Kolumu kaldıracak gücü bile bulamamıştım kendimde. Aynanın önüne oturdum ve kendime bakmaya başladım. Başımda ki şeyi çıkarmam gerekiyordu. Kapı tıklanıp yavaşça aralanınca Meriç içeriye girdi. " Yardım gerekiyor mu?" Dudaklarımı büzüp başımı salladım. " Evet lütfen, başımdaki şeyi çıkarmam da yardım eder misin?" Başını sallayıp ceketini çıkarıp koltuğun üstüne bıraktı. O özenle başımda ki iğneleri çıkarırken ben ona bakıyordum. Oldukça ciddi ve yorgun görünüyordu. Göz altları hafif morarmış, gözünden uyku akıyordu. Sonunda başımdaki şalı çıkardı ve bir köşeye koydu. Meriç saçımdaki tokayı da çıkarınca saçlarım bir anda omuzlarıma dökülmüştü. Meriç başımdakini çıkarırken bende makyajımı çıkarmıştım. " Teşekkürler." Kısık sesiyle rica ederim dedi. Ayağa kalktım ve Meriç'e baktım. Utançtan kıpkırmızı olduğuma emindim. " Acaba gelinliğin fermuarını da açabilir misin? Ben denedim ama sanırım sıkışmış açamadım." Sonunda sesim kısılmış yutkunmuştum. Meriç soğukkanlı bir şekilde bana baktı ve başını salladı. Arkamı döndüm ve saçlarımı kaldırdım. Odada hızla atan kalbimden başka ses duyamıyordum. Meriç'in elini hissedince irkildim, yavaşça gelinliğin fermuarını indirdi. Yutkunduğunu duymuştum, nefesini ensemde hissedince tekrar irkildim. Elbiseyi öyle sıkı tutuyordum ki, düşmesi imkansızdı. Kendimi de tıpkı elbise gibi sıkmaya başlamış ve nefes almayı bıraktığımı fark etmiştim. Yavaşça nefesimi vermeye çalıştım, neden bu kadar zorlandığımı anlayamadığım bir şekilde nefes almaya çalıştım tekrar. " Ben yan odada kalacağım, eğer bir şey olursa bana seslen." Arkamı dönmeden titreyen sesimle tamam diyebildim. Birkaç adım sesi ve kapının kapanma sesini duyduktan sonra derin bir nefes verdim ve kendimi yatağa attım. Hayatımda yaşadığım en utanç verici anlardan biriydi. Neredeyse düşüp bayılacaktım. Kendime gelmek için çabucak üstümü çıkarıp banyoya girdim. Çıktığımda çok daha huzurlu hissediyordum. Kalbimin atışları yavaşlamıştı, rahat nefes alabiliyordum. Pijamalarımı giyindim ve yorganı kaldırıp içine girdim. Saçlarımı yan tarafa doğru uzatıp, üstüme çöken ağırlıkla çabucak uykuya daldım. Odadan gelen bir ses uyanmama sebep olmuştu. Odada gezinen bir ayak sesi vardı, birinin nefes alış veriş sesini duyuyordum. Meriç'in gece gece gelip böyle bir şey yapacağını hiç sanmıyordum. Korkudan gözlerimi sımsıkı kapatmıştım ve açmak için kendimi zorluyordum. Nefesimi tutmuş, zorla gözlerimi biraz aralayabilmiştim. Birisi koltukta oturmuş bana bakıyordu. Camdan vuran ay ışığı odayı yeterince aydınlatmadığı için adamın yüzünü net olarak görememiştim. Simsiyah bir karaltının bakışlarını üstümde çok daha yoğun hissetmeye başladım. Karaltı yerinde kıpırdanınca tekrar gözlerimi sımsıkı kapattım. Korkudan bütün vücudum titremeye başlamıştı. Zar zor nefes alabiliyordum, yorganı elimle sımsıkı kavramıştım. Refleksle bileğimi kontrol ederken, geceleri saatimi çıkardığımı hatırlamıştım. Tam yanımdaki komidinin üstünde duruyordu. Adamın ayak seslerini duyunca bana doğru yaklaştığını anlamıştım. Bağırmak için ağzımı açtım ama sesim çıkmıyordu. Yattığım yerde iki büklüm oldum ve yorgana sarındım iyice. Adamın uyanık olduğumu anladığından emindim. Gözlerimi açtığımda tam karşımda duruyordu, bana doğru yaklaşınca tekrar bağırmak istesem de sesim çıkmamıştı. Adam iğrenç bir şekilde gülümsedi ve bana doğru yaklaştı iyice. Saçlarıma dokundu ve derin bir nefes aldı. Kulağıma doğru fısıldadı. " Harika kokuyorsun." Öyle çok titriyordum ki, aynı zamanda kaskatı kesilmiştim. Hiçbir şey yapamadan öylece beklemek zulüm gibi geliyordu artık. Adam eliyle yüzüme dokundu ve beni öpmek isteyince kendimi geriye doğru çektim ve çığlık attım. Yatakta doğrulmuş deli gibi bağırıyordum. Adam korkuyla geri çekildi, bu sırada komidinin üstünde duran lambayı ve bardağı düşürüp kırmıştı. Kapıyı açıp hızla dışarıya attı kendisini. Yatak başlığına dayanmış, ayaklarımı kendime doğru çekmiştim iyice. Kafamı içine koyup deli gibi ağlamaya başladım. Meriç sonunda açık kapıdan girip, kırılan bardağa ve yere düşen lambaya baktı. Onun geldiğinden emin olmak için bende kafamı kaldırmış ona bakıyordum. Olduğum yerden kalkıp Meriç'e doğru hızla sarıldım. Kalbim öyle hızlı atıyordu, öyle korkmuştum ki. Meriç kollarını bana doladı ve beni sakinleştirmeye çalıştı. " Hifa ne oldu, sen iyi misin?" Ağlamamı durduramadığım için konuşamıyordum. " Tamam ben yanındayım, sakin ol." Birlikte tekrar yatağa oturduk, geri çekildim ve göz yaşlarımı sildim. " Lütfen sakin olup bana ne olduğunu anlatır mısın? Kabus mu gördün?" Başımı hayır anlamında salladım. " Odada birisi vardı, beni izliyordu. Yanıma gelip bana dokundu, saçlarıma dokundu, kokumu içine çekti. Meriç bağıramadım, sesim çıkmadı." Ağlamam daha da çok artarken Meriç ağzından bir küfür savurdu. " Özür dilerim Hifa, seni koruyamadığım için özür dilerim." Bana sarıldı ve özür dileyip durdu. Kafamı göğsüne gömüp hıçkırarak ağlamaya devam ettim. " Beni öpmek istedi, neden daha önce bağıramadım? Beni izlerken bağıramadım, kokumu içine çekerken bağıramadım. Kaskatı kesilmiştim Meriç." Bir türlü sakinleşemiyordum. " Hifa sakin ol, bak şimdi yanındayım artık sana bir şey yapamaz. Buna asla izin vermem, özür dilerim bir daha olmayacak. Yanından asla ayrılmayacağım, çok özür dilerim. " Ona doğru iyice sokuldum ve sakinleşmeye çalıştım. " Nasıl girdi buraya, nasıl odama kadar girebildi. " Meriç saçlarımla oynamaya başlayınca biraz da olsa sakinleşmiştim. " Bilmiyorum ama onu bulacağım, söz veriyorum Hifa onu bulacağım. " Gözlerimi kapattım. " Neden sürekli bir adam beliriyor karşımda, neden sürekli bana dokunuyorlar. " " Bir daha olmayacak, izin vermeyeceğim tamam mı?" Sanki Meriç suçluymuş gibi sesim sitemle çıktı. " Çok korktum asla gelmeyeceksin diye, neden o kadar uzun sürdü." Onun da tıpkı benim kadar yorgun olduğunu biliyordum. " Uyanamadım, sesini ilk başta anlayamadım. Çok özür dilerim. " Geri çekildim. " Bir daha beni bırakma, tekrar başkasıyla karşılaşmak istemiyorum." Başını salladı. " Bir daha kimse yanına yaklaşamayacak, bunların hesabını soracağım. Merak etme bir daha kimseyle karşılaşmayacaksın, güven bana. " Gözlerinde karanlık bir gölge belirmişti sanki. Bir anda nefretle bakmaya başlamıştı. " Yatalım mı? " Başımı salladım ve yorganın içine girdim. Meriç yanıma gelmeyip kapıya yönelince korkuyla ona baktım. " Lütfen gitme, hani beni bırakmayacaktın. " Yanıma gelip elimi tuttu. " Hemen geleceğim, dışarıyı kontrol etmem gerekiyor." Başımı iki yana sallayıp elini daha da sıkı tuttum. " Tek başıma kalmak istemiyorum." Derince soluyup başını salladı. " Tamam birlikte gidelim, sonra hemen geri dönüp uyuyacağız tamam mı?" Başımı sallayıp yataktan indim. Başıma yazma aldım ve Meriç'in elini tuttum tekrar. Cam kırıklarına dikkat ederek kapıdan geçtik. Yavaşça merdivenlerden inip, bozulan halıya ve ayak izlerine baktım. Korkumun yerini yavaş yavaş sinire bırakıyordu. Meriç'in elini sıkı sıkı tutuyordum. Bahçeye çıkıp dış kapıya ilerledik, hiç kimse yoktu ve etraf çok ıssız görünüyordu. Meriç'e doğru iyice sokuldum, bu biraz yürümesine engel oluyordu. Elimi bırakmaya çalışınca ona baktım. " Hemen geleceğim Hifa, etrafı hızlıca kontrol edeceğim." Zorla da olsa elini bıraktım ve olduğum yerde beklemeye başladım. Meriç hızlıca etrafı kontrol edip yanıma geldi. " Hiç kimse yok, yarın kameralardan bakarız tamam mı? Hadi gidip yatalım şimdi." Başımı salladım ve elini tuttum tekrar. Ben yorganın içinde beklerken, Meriç yerdeki cam kırıklarını topluyordu. Süpürgeyi de tuttuktan sonra yanıma geldi. Yatağın içinde ona doğru sokuldum ve gözlerimi kapattım. Hâlâ çok uykum vardı, Meriç'in kokusuyla çabucak uykuya daldım. Sabah kalktığımda hâlâ Meriç'e yapışmış şekildeydim. Yatakta doğruldum yanımdaki komidinden telefonumu alıp saate baktım. Neredeyse öğlen olmuştu. Yataktan kalkıp banyoya girerken, Meriç uyumaya devam ediyordu. Hızlıca banyodaki işlerimi halledip rahat eşofmanlarımı giyindim. Aşağıya inip kahvaltı hazırlamam gerekiyordu ama kendi başıma inmek istemiyordum. Meriç'i uyandırmak da istememiştim, dün geceden beri onu epey yormuştum. Yatakta oturup Meriç'i izlemeye koyuldum, o uyanana kadar böyle onu izleyebilirdim. Dikkatle ona bakmaya devam ederken yavaşça gözlerini araladı. Gülümsedim. " Günaydın." Kaşlarını düz bir hale getirdi ve bana baktı. " Neden beni uyandırmadın?" Omuz silktim. " Dünden beri çok yorgunsun, uyandırmak istemediğim için seni bekledim. Aslında kahvaltı hazırlayacaktım ama aşağıya inemedim." Olduğu yerde doğruldu ve yüzünü ellerinin arasına aldı. " Tamam bana biraz zaman ver, işlerimi halledeyim. Sonra gidip birlikte kahvaltı hazırlarız. " Başımı salladım. Meriç banyoya giderken bende telefonu elime aldım. Çok fazla uzun sürmeden işini bitirmişti. Karnım feci şekilde guruldayıp duruyordu. Meriç kahvaltılık bir şeyler çıkarırken, bende çayı koyup omlet yapmaya koyuldum. Birlikte hızlıca hazırladığımız kahvaltıyı iştahla yedik ve hızlıca topladık. " Film izleyelim mi?" Laptoptan başını kaldırdı, " Olur." Dedikten sonra başını tekrar indirmişti. " Ben namaz kılacağım, eğer işin yoksa filmi açıp mısır patlatır mısın?" Eliyle bir dakika işareti yaptı. " Tamam sen namazını kıl, ben hallederim." Ben namaz odasına giderken o da mutfağa girdi. Ben namazımı eda edene kadar, Meriç çoktan filmi açmış mısırları patlatmıştı. Son olarak elinde içeceklerle içeriye girdi ve koltuğa oturdu. Bende Meriç'in yanına yerleşip mısırımı aldım. Etkileyici bir bilim kurgu filmiydi. Genel olarak bilim kurgu filmlerine bayılırdım, bu film de onlar arasına girmişti. Düşüncelerimi uzaklaştırabildiğim birkaç saat geçirdiğim için çok mutluydum. Film bittiğinde olduğumuz yerde biraz oturduk. Kalkamak istemiyordum, canım hiçbir şey yapmak istemiyordu. " Yarın bir haftalığına tatile çıkacağız. Herkesten uzalaşacağımız, kimsenin olmadığı bir yere gideceğiz." Şaşkınlıkla Meriç'e baktım. " Nereye gittiğimizi söylemeyecek misin?" Başını iki yana salladı. " Önemli olan orada sadece ikimizin olacağı. Kimse rahatsız edemeyecek bizi. " Bu fikir acayip derecede hoşuma gitmişti. Meriç ve benim için de güzel bir fırsat olabilirdi. " Harika bir fikir, buna ihtiyacım var." Kaşlarını çattı, tam karşıya bakıyordu. " Benimde öyle. " Anlaşılan oldukça yoruluyordu ve bana belli etmemeye çalışıyordu. " Biraz konuşalım mı?" Bakışları bana doğru döndü. " Ne hakkında?" Omuz silktim. " Ne hakkında konuşmak istersen." Derin bir nefes aldı. " Konuşmak istediğim bir şey yok. " Kendimi cesaretlendirerek Meriç'in elini tuttum. " Bu aralar çok yorgun görünüyorsun, belki bunun hakkında konuşabiliriz." Yutkundu, bakışları bir süre elimde takılı kaldı. " Sorun yok, çalışıyorum sadece." Bir kolumu koltuğa dayamış, elimle kafama destek veriyordum. " Kalbine ağır gelen bir şey var, hissedebiliyorum. Eğer konuşursak rahatlayacaksın, her şeyi içine atamazsın." Bakışlarını sonunda bana döndürdü. " Konuşacak bir şey yok Hifa, iyiyim ben. Kendi başıma halletmem gereken şeyler var, yorucu şeyler." Fısıldadım. " Yükünü hafifletebilirim, tek başına olmak zorunda değilsin. " Gözleri öyle yorgun bakıyordu ki, sadece bu gözlerde birazcık ışık görmek istiyordum. " Senin yükümü hafifleteceğin bir şey değil, kimsenin yapabileceği bir şey değil bu. " Bakışları tekrar ellerimize dönmüştü. Sesi oldukça boğuk ve çaresiz çıkmıştı. Onda beni huzursuz eden bir şey vardı, ne olduğunu bulamadığım. Kafama dayadığım elimi yanağına götürdüm. Kalbim ona dokunduğum, birbirimize yakın olduğumuz her an hızla çarpıyordu. Yavaşça yanağını okşadım, bir şekilde onu yumuşatmaya ve iyi hissettirmeye çalışıyordum. Bir anda duygusuz yüzündeki gözleri doldu, yavaşça bir damla yaş süzüldü. Gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. " Yapma Hifa." Düşen damla elimle buluştu, sıcaklığını hissedebilmiştim. Kim bilir onun kalbini nasıl yakıyordu. " Kendine zülmediyorsun, bunu yapmak zorunda değilsin Meriç." Hâlâ gözleri kapalıydı ve eminim ağlamamak için kendisini sıkıyordu. " Sana soru sormayacağım, hiçbir şeyi cevaplamak yada anlatmak zorunda değilsin. Sadece dizime yat, birazcık rahatlarsın belki. " Gözlerini açtı ve birkaç saniye bakışları gözlerimde takılı kaldı. Hiçbir şey söylemeden dizime yattı. Yüzünü diğer tarafa doğru çevirmişti, muhtemelen ağladığını görmemi istemiyordu. Saçlarıyla oynayıp, inşirah sûresini okudum. Birazcık da olsa kalbinin ferahlaması için dua ettim. " Zor zamanlar atlatmış, en sevdiğin insanı kaybetmişsin. Belki bununla birlikte kötü şeyler yaptın ve kalbini intikamla boğdun. Şimdi Allah'ın karşısına çıkmaktan, yaptıklarından utanıyor olabilirsin. Ama Allah'ın en büyük bağışlayıcı olduğunu iyi biliyorsun Meriç. Korkmana, yaptığın şeylerden dolayı utanmana gerek yok. Kalbinde taşıdığın yükün ne kadar ağır geldiğini bilemem. Bana anlatmadığın, benimle yükünü paylaşmadığın sürece sana nasıl yardım olabilirim bilmiyorum. Ama bekleyeceğimden emin olabilirsin. Ne zaman kendini hazır hissedersen, ne zaman anlatmak istersen ben yanı başında olacağım. Ne kadar uzun sürdüğü umrumda bile olmayacak, seni asla terk etmeyeceğim." Titreyen vücudundan ağladığını anlamıştım. Bu kadar kırılgan olduğunu bilmiyordum. Kalbini bu kadar katılaştırmış bir insanın, karşımda eriyeceğini bilmiyordum. Hâlâ ona iyi gelebilmiş yada onun için bir şey yapabilmiş değildim. Ama her zaman onun yanında olduğumu bilmesini istiyordum. Kendisini bir şekilde seven, ona destek veren birilerinin olduğunu hissetmeliydi. Onu ne kadar kısa süreli tanıdığım umurumda bile değildi. Sanki hayatım boyunca onunla tanışıyormuşum gibi hissetmeme engel değildi bu. Benim için zaman önemli değildi. Önemli olan karşımdaki insanın beni kendisine bu kadar sürede alıştırmış olabilmeseydi. Kendimi bu kadar değerli hissetmeme sebep olabilmiş olması önemliydi. " Hadi kalk bakalım, akşama kadar bu şekilde üzgün olamayız. Gidip güzelce eğleneceğiz, sende kendini daha iyi hissedeceksin." Biraz neşeleneceğini umuyordum. Yavaşça kalktı ve kızarmış gözleriyle bana baktı. İki elimle gözünde kalan yaşları sildim ve gülümsedim. " Göründüğün kadar sert değilmişsin demek ki. " Elleriyle yüzünü kapattı. " Beni pişman ettirme Hifa." Ellerini yüzünden ayırdım ve gülümsedim. " İstediğin her an ağlayabilirsin, yeri geldiğinde birlikte de ağlarız. Ben senin sığınağınım, kendini kötü hissettiğin her an buradayım, anlaşıldı mı? " Derin bir şekilde nefes verdi ve başını salladı. " Ama şimdi seni üzgün görmek istemiyorum, o yüzden gidip bahçede oyun oynayacağız. " Anlamsız gözlerle bana baktı. " Velcro top oyununu oynayacağız, ben oynarken çok eğleniyorum. Hem hava güzel, bahçede biraz oynar sonra bir şeyler yeriz." Gülümsedi ve bana doğru yaklaştı. Yanağıma bir öpücük kondurup geri çekildi. " Teşekkür ederim Hifa." Bende onun yanağına bir öpücük kondurdum. Bu aralar birbirimize yaptıklarımız için fazlasıyla teşekkür etmiştik. Umarım hep böyle birbirimize sahip olurduk. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE