13. Bölüm

2045 Kelimeler
Keyifli Okumalar... Hifa'dan Kızlara bakıp gülümsedim, şimdi çok daha güzel görünüyorlardı. Saçları ve makyajları da yapılınca bir bütün olmuşlardı. Birazdan kına gecesinin yapılacağı yere gidecektik. Kuaförden önce Meriç eve gitmemizi söylemişti. Nedenini bilmiyordum ama, yaklaşık yarım saattir onu bekliyorduk. Zümra ve Bukre üstlerine ferace giyip saçlarını da şal yardımıyla kapatmışlardı. Meriç gelmeden önce kıyafetlerimi almak için yukarıya çıktım. Odaya girdiğim an boy aynasındaki görüntüm gözüme çarpmıştı. Etrafımda bir tur döndüm ve üstümdeki elbiseye baktım. Makyajımı her zamanki gibi hafif yaptırmıştım, saçlarım da sade bukleler vardı. Taç olarak, incilerle süslenmiş çiçekler vardı. Saçımdaki bu sadeliği de ben istemiştim. Elbisem yeterince kendisini gösteriyordu, saçımı ve makyajımın da abartılı olmasını istememiştim. Sadeliği seviyordum. Ben ayna karşısında kendimi incelerken, birisi kapıyı çaldı ve yavaşça araladı. Bir anda kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı. Yavaşça arkamı döndüm ve Meriç'e baktım. Üstünde spor bir takım elbise vardı, ek olarak herhangi bir şey yapmış gibi görünmüyordu. O da gayet spor ve yakışıklı olmuştu. Gülümsedim ve ellerimi önümde birleştirdim. Bana böyle bakması beni biraz heyecanlandırmıştı. Gözlerimizin daha ne kadar birbirine bakacağını düşünürken Meriç bana doğru yaklaştı. Başını yere doğru eğdi, gülümserken dudağını ısırdı. Elleri ceplerindeydi, alnına birkaç saç teli düşmüştü. Bir anda bütün vücudumu ateş basmış gibi yanmaya başladım ve kalbim daha da hızlı atmaya başladı. Fazla yakındı ve gözleri çok güzel bakıyordu. Yutkundum ve bir şey söylemesi için içimden dua etmeye başladım. Bu sessizlik çok uzun sürmüştü ve kalbimin daha fazla dayanabileceğini sanmıyordum. " Çok güzel görünüyorsun, tıpkı hayallerindeki prensesler gibi olmuşsun." Yüzüme kocaman bir tebessüm yayılırken kısık sesimle teşekkür ettim. Neden eve gelmemizi istediğini çok merak ediyordum. Gözlerimi Meriç'e diktim ve bir şey söylemesini bekledim. " Kınadan önce seni görmek istedim. " Şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. " Orada zaten birlikte olmayacak mıyız?" Başını iki yana salladı. " Ben kınada olmayacağım, siz kızları rahatsız etmek istemiyorum. Rahat olacağınızdan emin olabilirsiniz, her şeyi size göre ayarladım. " Başımı salladım. " Biliyorum, sana güveniyordum. Teşekkür ederiz." Kısık sesle rica ederim dedi. " Sizi götürmesi için bir araba tuttum, güvende olacağınızdan eminim. Yine de saatini takabilir misin?" Bileğimdeki tülü biraz sıyırıp kolumu kaldırdım. " Onu çıkarmayacağımdan emin olabilirsin." Gülümsedi ve başını salladı. Bir şey söyleyecekmiş gibi gözlerimin içine bakmaya devam ediyordu. Fazlasıyla gerilmeye başlamıştım, bu kadar anlamlı bakması garip hissettiriyordu. Ellerini yavaşça kaldırdı ve yüzümü avuçlarının arasına aldı. Alnıma küçük bir öpücük kondurdu, sonra arkasını dönüp odadan çıktı. Ben olduğum yerde öylece kalmıştım, bunu beklemiyordum. Kalbim neredeyse ağzımdan çıkacaktı. Elimi kalbimin üstüne koydum ve derin nefesler almaya çalıştım. Sadece beni görmek için buraya gelmemizi istemişti. Birkaç dakika görmüş ve öylece gitmişti. Çok garip bir an yaşamıştım, kalbimi yerinden çıkaracak bir andı. Son kez derin bir nefes aldım ve üstümü giyindim. Aşağıya indiğimde kızlar dikkatle bana bakıyordu. Muhtlemen neden buraya geldiğimizi merak ediyorlardı. Üstelik Meriç gelmiş sonra da gidivermişti. " Kınada bizi rahatsız etmek istemediği için gelmeyecek. Beni görmek istemiş sadece, dışarıda bizi araba bekliyor onunla gideceğiz." Hepsi şaşkınlıkla bana bakıyordu, kapıyı açtım ve çıkmalarını işaret ettim. Bizi bekleyen arabaya bindik ve zamanında kınama yetiştik. Harika bir gece geçirmiştim. Kızlarla çok eğlenmiştik, hayatım boyunca böyle bir kına gecem olacağını hayal edemezdim. Deli gibi dans etmiş, yeni insanlarla tanışmıştım. Meriç'in akrabalarının çoğu beni sevmiş gibi görünüyordu. Gece boyunca eğlenip, sıra kına yakmaya geldiğinde deli gibi ağlamaya başlamıştım. Öyle çok eğlenirken gelinlerin bir anda nasıl böyle bir moda girebildiklerini hiç anlamazdım. Oysa ki şimdi bu modu sürekli yaşıyordum. Bir anda çok mutluyken, aklıma gelen ufacık bir şeyden hemen sonra ağlamaya başlıyordum. Çok garip bir şeydi, asla engel olamadığım bir duygu değişimiydi. Kına geceleri de o garip şeylerden biriydi. Gece boyunca eğlen ve kına yakmaya gelince ağlamaya başla. Kına yakıldıktan sonra tekrar oynuyorduk üstelik. Ben tekrar oynayacak duruma gelememiştim. Gelin odasında oturmuş kınalı ellerimle ağlıyordum. Kızların hepsi başımda durmuş beni teselli etmeye çalışıyordu. " Önce ağlatıp sonra oynamamı beklemeyin, bu ruh halinden kurtulamam." Bunu söyledikten sonra ağlamam biraz daha arttı. Öne doğru kapandım ve gözlerimi kapattım. Annem odaya girince kızlar çıkmıştı, gelip yanıma oturdu. " Bu senin en mutlu günlerinden birisi, biliyorum şartlar senin istediğin gibi değildi. Ama etrafına bir bak, Meriç hayallerini gerçekleştirmek için ne kadar çok uğraşıyor." Başımı kaldırdım ve anneme baktım. Burnumu çekip başımı annemin göğsüne yasladım. " Babamın yaptığı çok zoruma gidiyor anne, beni kandırdı. Üstelik o da yetmezmiş gibi arkamdan iş çevirdiniz, beni burada bırakıp gittiniz. Bana söz söyleme hakkını vermediniz. Ne düşündüğümü önemsemediniz, neyden korunmam gerekiyor onu bile bilmiyorum. Hissettiğim tek bir şey var, böyle olmak zorunda değildi. Başka türlü bu meseleyi çözebilirdik, siz onları düşünmek yerine bunu tercih ettiniz." Annem derin bir nefes aldı ve saçlarımla oynamaya başladı. " Baban her zaman senin için en iyisini yapmak için uğraştı. Seni koruyamayacağını düşündü, bundan nasıl korkuyor bir bilsen. Meriç'i çok iyi tanıyor baban, öyle olmasa seni öylece ona emanet eder miydi? Bak hem ben Selda Hanımı da tanırım, çok iyi insanlardır. Diğer yandan Meriç senin için çok uğraşıyor, her istediğini yapıyor. O da zor durumdaydı, siz birbirinize kol kanat olacaksınız." Sessizce biliyorum dedim, yaşlar yanağımdan süzülmeye devam ediyordu. " Çok korktum anne, beni hiç tanımadığım bir adama, yabancı bir şehirde bırakıp gittiniz. Biliyorum Egemen'le ortaklar, Bukre de burada ama yine de korktum. Meriç'e olan güvenim tam, beni korumak için elinden gelenin en iyisini yapıyor." Annem saçlarıma kokulu bir öpücük bıraktı ve beni kaldırdı. " Sil göz yaşlarını, birazdan herkes dağılır. İçeriye gidip insanlarla ilgilenmen gerekiyor. " Başımı salladım ve bir mendil alıp göz yaşlarımı sildim. Pek iyi görünmüyor olsam da fena durmuyordum. Yüzüme küçük bir tebessüm kondurup diğerlerinin yanına döndüm. Gece bitip herkes yavaş yavaş dağıldığında daha iyi hissediyordum. Sadece başıma çok fena bir ağrı girmişti, çok yorgundum da. Bir an önce eve gidip uyumak istiyordum. Herkes dağıldıktan sonra toplu fotoğraflar çekinmek için dizilmiştik. Kızların komik hareketleriyle biraz daha keyfim yerine gelmişti. Bir sürü resim çekindikten sonra birisi gelip herkesin dışarıya çıkması gerektiğini söyledi. Şaşkınlıkla etrafıma bakıyordum, bütün ışıklar kapanmış sadece benim olduğum yere beyaz bir ışık vuruyordu. Arkadan slow bir müzik çalmaya başladı. Birinin bana doğru yaklaştığını görünce gülmemi tutamamıştım. Meriç bana iyice yaklaştığında onu daha iyi görebildim. Bir elini arkasına götürdü, bir elini de bana doğru uzattı ve hafifçe eğildi. " Son dans için bir prense ihtiyacınız olduğunu düşündüm. Bu dansı bana lütfeder misiniz hanımefendi?" Tekrar güldüm ve hafifçe eteğimi kaldırıp Meriç'in karşısında eğildim. " Şeref duyarım bayım." Elimi nazikçe tuttu ve beni kendisine çekti. O dans etmekte gayet başarılıydı, beni hareketleriyle yönetiyordu. Ona ayak uydurmak bir zordu, ama harika göründüğümüzden emindim. Onun kollarında dans ediyormuş gibi değil de uçuyormuş gibi hissetmiştim. Çok nazikti, beni etrafımda döndürdü ve tekrar kendisine doğru çekti. Belimi kavrayıp kolundan aşağıya doğru sarkıttı. Sağ ayağımı hafifçe kaldırmış, saçlarımın savrulmasına izin vermiştim. Tekrar kalktığımda yüzlerimiz fazla yakındı, gözlerini hiç benden ayırmadan birkaç adım daha bana doğru atarak dansa devam etti. Tekrar beni olduğum yerde döndürdü ve kendisine doğru çekti. Kalbim çok hızlı atıyordu, birkaç haftadır Meriç'e karşı büyük şaşkınlıklar yaşıyordum. Hayallerimde ki gibi dans edebileceğimizi hiç düşünmemiştim. Müzik bittiğinde nazikçe elimi öptü. İkimiz de gülüyorduk, öyle çok ağlamıştım ki şimdi gerçekten gülmek çok iyi hissettirmişti. " Harikaydı, çok güzel dans ediyorsun." " Partnerim çok iyiydi, tıpkı bir prenses gibi süzüldü." Eteklerimi kaldırdım ve hafifçe eğildim. " Teşekkürler bayım." Bu hareketi yapmak çok hoşuma gitmişti. Geceyi bu şekilde kapatmak, Meriç'le hiç olmadığım kadar mutlu hissetmeme sebep olmuştu. Onu sevmemem için hiçbir neden bulamıyordum. Yaptıkları, bana karşı olan tavrı sürekli kalbimi sıcacık yapıyordu. Bu büyük sürpriz de, bana anlamlı bakan gözleri de ona daha çok bağlanmamı sağlamıştı. Bazen bana bu kadar iyi davranmasının iyi olup olmadığını anlayamıyordum. Bir gün beni terk edip gitmesinden öyle çok korkuyordum ki, onu sevmenin iyi bir fikir olduğunu düşünemiyordum. Kına gecesinden sonra kızlarla birlikte Bukre'nin evinde kalmış kızlar gecesi yapmıştık. Ertesi gün bol bol dinlenecek olduğumuzdan gece çok geç yatmıştık. O kadar yorgunluğumuza rağmen yatmamamız hepimizi şaşırtmıştı. Gelir gelmez enerjiyle dolmuş, gece için ayalardığımız pijamaları giyinmiş, aldığımız yiyeceklerle masayı donatmıştık. Tabii ertesi gün uyandığımızda saat öğleni çoktan geçmişti. Hepimiz sersem gibi olmuş, zar zor toparlanabilmiştik. Gün boyu hiçbir şey yapmama kararı da almıştık. Yarın yine çok yorulacaktık zaten, öylece hiçbir şey yapmamak en iyisiydi. Sabah erkenden kalkıp kuaföre de gideceğimiz için gece erkenden yatmıştık. Sude saçlarını yaptırmış, kızlar sadece makyaj yaptırıyordu. Gelinliğimin üstüne çok sade bir baş yapılmıştı. Duvağım ve gelinliğim bütün ilgiyi üstüne topluyordu zaten. Kuaförden çıktıktan sonra kızlar Egemen'in arabasına binmiş, bizde kendi arabamıza binmiştik. Düğünden önce çekim yapmaya gidecektik. Fotoğraflarımızı da Egemen çekecekti. Nasıl bir yere gideceğimizi bilmiyordum, aslında çekim yapacağımız aklıma bile gelmemişti. Meriç'in çekimi gereksiz bulacağını düşünmüştüm, tam tersine bugünü unutmak istemiyor gibiydi. Hiç kimsenin olmadığı sahil kenarına geldiğimizde indik. Beyaz ve siyah atlar bizi bekliyordu, şaşkınlıkla Meriç'e baktım. Kendimi tutamayarak gülmeye başladım, bu adam hayalimdeki her şeyi nereden biliyordu. " Bunu nasıl öğrendin." Meriç eliyle Bukre'yi işaret etti. Kafamı yana doğru eğdim ve Bukre'ye baktım. Meriç elimi tuttu ve birlikte atlara doğru yürüdük. Egemen ne söylerse onu yapıyorduk, gerçekten profesyonel resimler çekiyordu. Meriç'le beni atın üstünde, başlarımızı atın başına dayarken çekmişti. Atlar arkada, biz birbirimize bakarken. Ben kameraya Meriç bana bakıp gülerken... O kadar güzel resimler çekmişti ki, hayran kalmıştım hepsine. Fotoğraflar çıktığında bol bol inceleyecektim, bunun için şimdiden sabırsızlanmaya başlamıştım. Atlarla çekilen pozlarımız bittikten sonra, arabaya gidip ağaçların sık olduğu bir ormana gittik. Meriç'in elinde kartal varmış gibi kolunu göğüs hizasına getirdi. Sıra bana gelince gökyüzüne bakarak gülümsedim. Egemen Meriç'in koluna kartal ekleyecek, benim de başımdan aşağıya çiçekler dökülecek etrafımda da birkaç renkli kuş olacaktı. Bu fantastik pozlarımızın nasıl olacağı hakkında bir fikrim yoktu ama çok hoşuma gitmişti. Meriç ve ben yine prens ve prenses olmuştuk. Fotoğraf çekinirken Zümra zamanımızın azaldığını hatırlatmıştı bize. Biricik nedimelerimle de harika fotoğraflar çekinmiştik. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamış, çok eğlenmiştik. Meriç de kendi arkadaşlarıyla güzel resimler çekinmişti. Gerçekten evleniyorduk biz, birbirimize mecburmuşuz gibi görünmüyordu. Her şeyi yapmıştık, çok mutlu görünüyorduk. Evlenen diğer çiftlerden hiçbir farkımız yoktu. Bunları düşünürken başımı Meriç'e doğru çevirdim. Onunla tanıştığım için çok mutluydum. Neredeyse düğün mekanına gelmiştik, her zamanki gibi çok heyecanlıydım. Arabadan inip direk gelin odasına geçtik, birkaç dakika sonra herkesin içinde yürüyecektik. Kendimi sakinleştirmek için birkaç derin nefes aldım. Meriç'in üstümdeki bakışları hiç yardımcı olmuyordu. Sonunda herkesin içinde nikah masasına yürüyeceğimiz an gelmişti. Biz yürürken kızlar arkamızdan çiçek atıyordu. Her yeri çiçeklerle donatmışlardı ve etrafta keskin çiçek kokusu hakimdi. Dişlerimi göstererek bizi alkışlayan insanlara gülümsedim. Yerimize oturduktan sonra nikah memuru geldi. Uzun bir konuşma yaptıktan sonra mikrofonu bana uzattı. Evet demem gereken bir yere daha gelmiştim. Öyle kuvvetli alkış sesleri geliyordu ki, kalbim yine hızla çarpmaya başladı. Sesimin titrememesini umarak mikrofona yaklaştım ve yüksek sesle, " Evet." Dedim. Meriç bana göre gayet sakin görünüyordu, kendisine uzatılan mikrofona soğukkanlılıkla cevap verdi. " Evet." Egemen ve Bukre de onayladıktan sonra sıra imza atmaya gelmişti. Ellerim titriyordu, zar zor imza atıp Meriç'e uzattım. Meriç, Egemen ve Bukre de imzaladıktan sonra nikah memuruna uzattı. Nikah memuru evlilik cüzdanına bana verdiğinde titreyen ellerime aldım ve gülümsedim. Şimdi resmen Meriç'le evlenmiştik. İnsanlar birbiriyle sohbet edip pasta yiyorlardı. Tebrik edenlerle görüşüp, fotoğraf çektiriyorduk. Gülmekten yüz kaslarım acımaya başlamıştı. Tam yerimize tekrar oturduğumuzda Hasan beyin bize doğru yaklaştığını gördüm. Meriç'in yüzü bir anda gerilmişti. Kaşlarını çattı ve yüzündeki sert ifadeyle Hasan beye bakmaya devam etti. Anlamsız gözlerle ikisinde bakışlarımı dolaştırdım. Yine birbirinden nefret eden iki adamın arasında kalmıştım. Ayağa kalktım ve Hasan beye gülümsedim. " Düğünüzüme katıldığınız için çok teşekkür ederiz." Hasan bey bana bakınca surat ifadesi bir anda değişmişti. Yüzünde kocaman bir gülümseme peyda oldu. " Bu mutlu gününüzde sizi yalnız bırakmak olmazdı. Tebrik ederim." Teşekkür ettim, Meriç'in yüz ifadesi hiç değişmemişti. Hasan beyin uzattığı eli sıkarken, arada buz gibi bir hava esmişti sanki. Ürpererek biraz geri çekildim. Hasan bey Meriç'e sarılırken, kulağına bir şey fısıldamıştı. " Bunun bedelini ağır ödeyeceksiniz." Korkuyla onlara bakmaya devam ettim. Hasan bey geri çekilip bana son kez gülümsedi, sahte bir şekilde tebessüm ettikten sonra Meriç'e baktım. " Neden öyle söyledi." Meriç kaşlarını çattı ve giden Hasan beyin arkasından sessizce küfür etti. " Önemli değil." " Nasıl önemli değil, onun iyi biri olduğunu sanmıştım." Meriç derin bir nefes verdi ve yerine oturdu. Bende yanındaki yerimi aldım ve Meriç'e yaklaştım. " Yine hiçbir şey söylemeyecek misin?" Gözlerini karşıdan çekmeden başını hayır anlamında salladı. Bir şey söylemesini beklemem bile saçmaydı zaten. Sırların prensi olup çıkmıştı başıma. Hayatımda olup bitenler benimle ilgiliydi ama benim haricimde herkes her şeyi biliyordu. Öğrenmesi gereken kişi bendim ama bunun yerine söylemiyor saçma sapan hareketler yapıyorlardı. Kendilerini nasıl haklı görebiliyorlar hala anlamıyordum. Bugünü daha fazla mahvetmemek adına düşüncelerimi kovaladım. Her şey çok güzel gidiyordu, bozmak istemiyordum. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE