12. Bölüm

2058 Kelimeler
Keyfli Okumalar... Hifa'dan Düğünümüze bir hafta kalmıştı, bütün eşyalarımızı almıştık. Bugün kızlar ve Egemen'le bizim evimize gidecektik. Boya yapacak ve evi yerleştirecektik. Bahçemiz için de alışveriş yapmayı unutmamıştık. Bahçe işleriyle de ayrıca ilgilenecektik. Bahçedeki müştemilat epey bakımsız, dış boyası dökülmüştü. Tek odası olan müştemilatın içini ve dışını boyayacaktık. Resimlerimi artık burada yapmaya karar vermiştim. Düzene soktuktan sonra bütün eşyalarımı buraya taşıyacaktık. Ellerimi belime koymuş, karşımda duran beş kişiye bakıyordum. Meriç ve Egemen bu işleri neden bizim yaptığımızdan şikayet edip duruyorlardı. Biz kızlar ise gayet mutlu ve hevesliydik. Kızlarla üstümüzde kot tulumlar vardı, Meriç ve Egemen'e de zorla turuncu tulumlar giydirmiştim. Sırıtarak iş takımıma baktım. " Zümra ve Sude, siz müştemilatın içini boyayacaksınız. Bir tarafı mavi bir tarafı da siyah olacak, ben gelip renklendireceğim sadece. Bukre ve ben dışını boyadıktan sonra her zamanki gibi duvara bir şeyler çizeceğim." Meriç ve Egemen'e bakıp ellerimi birleştirdim " Sizde bahçedeki pisliği temizleyecek, bahçeye konulacak olan koltuk takımını ve masaya güzel bir yer bulacaksınız." İkisi de bu işten memnun olmadığı belirten sesler çıkarmaya başlamıştı. " Hadi ama, zaten stresli bir işiniz var. Toprakla enerjinizi, stresinizi atarsınız hem fena mı olur." Daha fazla bir şey demeden malzemeleri alıp bahçeyi temizlemeye koyuldular. Bizde kızlarla işlerimizi yapmaya koyulmuştuk. Dışını kırık beyaza boyadıktan sonra ben resim yapacaktım. Farklı birkaç resmi birbirine uyumlu olacak şekilde yapmayı düşünüyordum. Boya yaparken bir yandan da sohbete dalmıştık. Sude ve Zümra da bize içeriden katılıyorlardı. Daha önce hiçbirimiz boya yapmamıştık. Sude ve Zümra duvarlara komik şeyler çizmeye çalışarak boyuyorlardı. Sude bir adam çizmiş, Bukre de kendi tarafına bir kız çizmişti. Ellerinde bulunan ince fırçalarla detaylandırmaya çalışıyorlardı. Yaptıkları çizimleri birbirleriyle konuşturmaya bile başlamışlardı. Bukre ve ikimiz gülmekten boya yapamıyorduk. Bize bakan Meriç ve Egemen muhtlemen deli olduğumuzu düşünüyordu. Gülerken boya fırçam Bukre'ye dokunmuş, tulumunu batırmıştı. Bununla birlikte daha çok gülmeye başlamıştık. Dışarıdan bakınca komik bir şey yoktu, ama bize sorarsanız gülmek için her zaman bir neden olması gerekmiyor. Öğlene kadar nasıl geçtiğini anlayamadığım bir şekilde boyayı bitirmiştik. Kızlar da bizim gibi boyayı bitirince, boyalarımı alıp içeriye girdim. Büyük bir özenle bulutları çizmeye başladım. Ben bulutları çizerken kızlar ve bahçe işini bitiren Meriç'le Egemen dinleniyordu. Çok iştahlandığım için ne kadar çok acıktığımın veya yorulduğumun farkında değildim. İstediğim tek şey bir an önce duvar boyamı bitirmekti. Sonra güzelce temizlik yapacak, malzemelerimi de buraya aldığım eşyalara yerleştirecektim. Son halini görmeyi çok istiyordum. Merdivene çıkmış son bulutumu çiziyordum ki Meriç yanıma geldi. " Yemek siparişleri geldi." Ona dönmeden tamam demiştim. Çizdiğim bulutu hızlı bir şekilde bitirip merdivenden indim. Herkes yemeğine gömülmüş çıt çıkmıyordu. Meriç'in yanındaki boş yere oturup yemeğimi aldım. Oturunca yorulduğumu daha iyi anlamıştım. Yine de durmak istemiyordum, bugün iç boyayı bitirmeliydim. Daha temizliğini yapacak, gelen eşyaları yerleştirecektik. Herkes yedikleri yemekle birlikte oturdukları yere daha fazla sinmişti. Hiçbirinin kalkmaya niyeti varmış gibi görünmüyordu. Gözlerimi devirip ayağa kalktım, böyle yığılıp kalacaklarını bildiğim için hazırlıklı gelmiştim. Getirdiğim radyoyu bahçedeki masanın tam ortasına koydum. Telefonuma bağlayıp bir müzik açtım, sesini yükselttim ve ellerimi çırptım. " Çabuk kalkın, yapacak çok işimiz var." Herkes bıkkınlıkla yerinden kalktı. "Ne kadar çabuk yoruldunuz, daha hiçbir şey yapmadık. Kızlar siz temizliğe başlayın, bende işimi bitirdikten sonra size katılacağım. Sizde eşyaları aşağıya indirin." Kızlar temizlik için içeriye girerken Meriç ve Egemen ellerinde telefon hâlâ oldukları yerde oturuyorlardı. " Siz neden kalkmıyorsunuz? " Meriç başını telefondan kaldırmadan cevapladı. " Eşyaları taşıyacak birileri var zaten." Kollarımı birbirine doladım ve kızgınlıkla Meriç'e baktım. " Alt üstü birkaç hafif şeyi taşıyacaktınız, bunun için birini mi çağırdınız gerçekten. " Birkaç saniye Meriç başını kaldırıp anlamsız gözlerle bana bakmış sonra da tekrar gözlerini telefona çevirmişti. " Hifa işimiz var, daha sonra konuşalım." Gözlerimi devirip müştemilata yöneldim. Kızlara resim hakkında birkaç tüyo vermiş, onlara da yıldızlar çizdirmiştim. Onlar kötü bile yapsa ben düzeltiyordum. Onlar temizlik yaparken, bende çizim yaparken eğleniyordum. Çalan müzik de eğlencemizin tuzu biberi oluyordu. Duvara birkaç yıldız daha çizdikten sonra aralarına beyaz boyayla fırça darbesi vurmuştum. Böylelikle geceyi aydınlatan çok daha fazla yıldız oluyordu. Birkaç saatin ardından hem boyayı hemde temizliği bitirmiştik. Egemen ve Meriç'in işlerinin bittiğinden emin olduktan sonra onları rahat bırakmamıştım. Evdeki yerleştirilecek olan her şeyi ikisine bırakmıştım. İkisinin zevkine güveniyordum, eminim eşyalara zarar vermeden güzel bir şekilde yerleştirebileceklerdi. Akşam olduğunda hepimiz kendimizi koltuğa atmış hareketsiz duruyorduk. Bu işlerin ne kadar zor olduğunu şimdi çok daha iyi anlamıştım. Yine de çok eğlenmiştik ve önemli olan da buydu. Kızlarla biz akşam namazı için kalkarken Egemen ve Meriç hiç oralı olmamıştı. Bense onların başına dikilmiştim. " Akşam ezanı okundu." İkisi birden başını kaldırıp bana baktı, ikisi de susuyordu. " Namaz kılmanız gerekiyor." Dişlerimi göstererek gülmüştüm sonra. Hâlâ bana bakıyorlardı ve hiçbir şey söylemiyorlardı. Kollarımı birbirine bağladım ve başımı salladım. " Peki öyle olsun, siz bilirsiniz. Akşam yemeğini sipariş edin ve masayı hazırlayın. " Arkamı döndüm ve hiçbir şey söylemeden namaz odasına girdim. Kızlar beni bekliyordu, askıdan namaz elbiselerimi alıp giyindim ve hep birlikte namaza durduk. Biz namazlarımızı kılarken Meriç ve Egemen de masayı hazırlamıştı. Yemeğimiz daha gelmediği için herkes koltukta eski yerini geri almıştı. Evin içinde göz gezdirip gülümsedim. Harika görünüyordu, her şey istediğim gibi olmuştu. Eşyaları Meriç'le birlikte seçmiştik, bazı yerlerde siyah ağırlıklıydı. Her ne kadar rengarenk şeyleri seviyor olsam da siyah benim en sevdiğim renkti. Belki bu yüzden Meriç'in karanlığından korkmuyor olabilirdim. Zaten alışmıştım karanlığa, şimdi birine aydınlık olmaya çalışmak daha zordu. Gözlerimi Meriç'e çevirdim. Başını geriye doğru yaslamış, gözlerini de kapatmıştı. Kalın kaşları açık renkliydi ve çok düzgün görünüyordu. Gözleri hafif çekik, kirpikleri kısa ve kıvrıktı. Burnu büyük olmasına rağmen ucu kalkıktı, bu da yüzünü daha çekici gösteriyordu. Dudakları dolgun, ağzı genişti. Suratı büyük ve uzundu, çene yapısı köşeliydi. Saçları hafif dalgalı, kumraldı. Sakalları az olmasına rağmen dağınık görünüyordu. İlk defa onu böyle inceleme fırsatı buluyordum. Bu biraz garip hissettirmişti, daha önce nasıl olduğuyla hiç ilgilenmemiştim ve şimdi bir anda gözüme çekici gelmişti. Meriç sanki onu izlediğimi anlamış gibi bir anda gözlerini açıp bana baktı. Utançla yüzüne bakakaldım, onu izlerken yakalanmıştım ve bu hiç hoş olmamıştı. Kapı çalınca Meriç'in bana bakan çapkın bakışlarından kurtulmuştum. Onu inceliyor olduğumu anlaması beni gerçekten çok utandırmıştı. O ise dudaklarını yana kıvırmış bana çapkın bir şekilde bakmaya başlamıştı. Ne yapacağımı bilemiyor aynı zamanda gözlerimi de çekemiyordum. Yemeklerimizi masaya koyduktan sonra bizi davet etti. Kaçamak bakışlarla onu süzüyordum, o ise hâlâ umarsamaz bir tavırla dudaklarını yana kıvırıyordu. Her baktığımda hissediyor, dudak hareketini yapmaktan çekinmiyordu. Sonuçta o benim kocamdı ve onu biraz incelemiş olmam normaldi. Sonuçta artık birlikte yaşayacaktık ve ben onu daha çok görecektim. Yemeklerimizi yedikten sonra ortalığı topladık. Egemen ve Meriç gece olduğunda gidecek biz kızlarda burada kalacaktık. Dışarıda korumalar olduğu için Meriç kalmamıza izin vermişti. Yarın bütün evi tamamen yerleştirecek olduğumuzdan kızlarla kalmaya karar vermiştik. Gelip gitmesi çok uzun ve yorucu oluyordu. Meriç ve Egemen'in yapacak bir şeyi yoktu, onlar akşam gelecekti. Geceye kadar birlikte vakit geçireceğimiz için Meriç'ten masa oyunu almasını istemiştim. Meriç aldığı oyunu masaya dizerken Bukre ve bende çayın yanına bir şeyler hazırladık. Herkes masadaki yerini almıştı, çayları dağıtıp bende yerime geçtim. Oyunda geldiğin kareye göre kart seçiyor, kart sana ne yapacağını söylüyordu. Kartlarda çok garip ve eğlenceli şeyler vardı. Bazı karışımları da vardı ki bunlar gerçekten iğrençti. Zarımı attım ve geldiğim kareye göre bir kart seçtim. Kartta yazanı sesli bir şekilde okudum. " İstediğin bir şekilde ıslan ve oyuna böyle devam et." Şaşkınlıkla karta sonrada diğerlerine baktım. Meriç hariç herkes gülüyordu. " Asla olmaz, hastalanırsın." Egemen ve kızlar sırıtıyordu. " Oyunbozanlık yapmak yok abi, hem biz o kadar ıslatmayız. Seç bakalım Hifa neyle ıslanacaksın. " Dudaklarımı büzdüm ve bahçeyi gösterdim. " Bahçe hortumu, kafama tutmak yok." Sude başını salladı, hep birlikte bahçeye çıktık. " Eğer hastalanırsa bunun hesabını sizden sorarım. " Sude ve diğerleri omuz silkti. Kızların üçü de bu anı bekliyor olacak ki, hortumu üçü tutmuştu. Meriç de elinde bir havluyla beni bekliyordu. Egemen suyu açınca neye uğradığımı şaşırmıştım. Su gerçekten çok soğuktu, yine de kahkahalarımı tutamamış ve gülmeye başlamıştım. Kızlar daha fazla ıslatmadan Egemen suyu kapatmıştı. Meriç hızla yanıma geldi ve havluyla sardı beni. Birden titremeye başlamıştım. " Hadi içeriye girelim." Gülüp başımı salladım. İçeri girdikten sonra herkes tekrar yerine geçti, sıra Meriç'teydi. Geldiği kareye göre bir kart çekti, iğrenç karışımlardan birisine denk gelmişti. " Hardal, çikolata, muz ve yumurtayı karıştırıp iç." Meriç duygusuz bir şekilde bize baktı. " Bunu asla içmem, hem evde bunların olduğunu sanmıyorum." Sevimli bir şekilde gülümsedim. " Aslında hepsi var, daha yeni alışveriş yaptık unuttun mu?" Derin bir nefes verdi. " Hardalı neden aldık. " Omuz silktim ve gülerken bilmiyorum dedim. Hep beraber mutfağa geçtik, malzemeleri ve blenderı çıkardım. Malzemeleri koyup hepsini karıştırdım ve küçük bir bardağa döktüm. Gerçekten kötü görünüyordu, umarım midesi bulanmazdı. Bir yudum aldığı an bardağı indirmesi bir olmuştu. Yüzünü buruşturdu ve yutkunmaya çalıştı. " Geri kalanını içmem." Bardağı alıp Meriç'ten uzaklaştırıp diğerlerine döndüm. " Bencede yeter bu kadar, çok mide bulandırıcıydı." Egemen göz devirmiş, Sude kaşlarını düz bir hale getirip bir dudağını yukarıya kaldırmıştı. Zümra ve Bukre de garip bir yüz haliyle bize bakıyordu. " Aman tamam, siz çifte kumrular birbirinize hiç kıyamayın zaten. " Zümra arkasını dönüp giderken Meriç'e bakıp güldüm. Tekrar hep birlikte yerlerimize oturduk, oyun gerçekten eğlenceliydi. Bukre oynadı ve bir kart çekti. " Yüzüne çamur sür ve oyuna o şekilde devam et. " Bukre gözlerini kocaman açtı ve bize baktı. " Bu oyun şaka falan mı yapıyor, bunu nasıl yapayım." Kocaman sırıttım. " Bahçede toprak ve su var." Bukre dümdüz bir suratla bize bakarken hepimiz gülüyorduk. Kendi başına bahçeye gidip yüzüne çamur sürmüştü. Geldiğinde çok komik göründüğü için daha fazla gülmeye başlamıştık. Sıra Egemen'e gelince geldiği kareye göre bir kart çekti. " Seçtiğin birisiyle dans et." Egemen dudağını yana doğru kıvırdı. " Gerçekten çok şanslıyım, Meriç bey bana bu dansı lütfeder misiniz?" Meriç kaşlarını kaldırdı. " Egemen asla olmaz kendine başka birini bul." Telefonumu alıp bir müzik açtım. " Hadi nazlanmak yok. " Meriç ellerini yüzünün arasına aldı ve derin bir şekilde ofladıktan sonra ayağa kalktı. Açtığım şarkı epey hareketliydi, Egemen ve Meriç kulüpteymiş gibi dans etmeye başlamışlardı. İkisi de gerçekten çok iyi dans ediyor ve birbirlerine hareketler yaparak sırasını diğerine veriyordu. Kızlarla epey şaşırmıştık, hepimiz gülmekten doğru düzgün izleyememiştik. Meriç'i hiç böyle görmemiş olduğum için çok şaşırmıştım. O gerçekten de eğleniyormuş gibi görünüyordu. İkisi de yorulunca yerlerine oturmuşlardı. " Böyle güzel dans ettiğinizi bilmiyordum, harika bir performanstı." Kızlarla ikisini alkışlayınca ayağa kalkıp bizi selamladılar. " Teşekkürler efendim, teşekkürler." Sıra Sude'ye gelmişti, özellikle onun için harika bir şey çıkmasını bekliyorduk hepimiz. Geldiği kareye göre bir kart çekti. " Cama çıkıp sevdiğin kişiyi haykır." Sude'nin gözleri abisine doğru kaymıştı. " İlk olarak sevdiğim kimse yok, ayrıca burada bizden başka kimse yok." Sırıtarak bize bakıyordu, başka bir kart çekmesi için ısrar ettik. Bıkkınlıkla bir kart çekti. " Kafanı una batır. " Kartı okuduktan sonra başını kaldırdı ve gözlerini kapattı. " Pekala, hadi yapalım. " Bir tabağa un koyduktan sonra tabağı Sude'nin önüne koydum. Meriç kalktı ve Sude'yi öptü. " Üzügünüm sevgili kardeşim, ama bu çok eğlenceli olacak. " Başını una batırdı ve geri çekildi. Sude'nin yüzü tamemen una bulanmıştı, bu haliyle çok komik görünüyordu. Ben ıslanmıştım, Bukre'nin yüzü çamurla, Sude'nin unla kaplıydı. Egemen çok şanslıydı ve Meriç'in de yüzünde hala bir şey yoktu. Sıra Zümra'ya gelmişti, geldiği kareye göre bir kart seçti. " Seçtiğin kişiyle bu karışımı iç. Ketçap, bal, yoğurt, süt." Zümra yüzüne sinsi bir gülümseme kondurdu ve Egemen'e baktı. " Canım abim, seni seçiyorum." Egemen başını iki yana salladı. " Hayatta olmaz Zümra, yapamazsın bunu bana." Zümra omuz silkti. " Bir tek sen şanslıydın abi, hadi birlikte içeceğiz bunu. " Hepimiz mutfağa gittik, tezgahın üstünde duran blenderı alıp malzemeleri koyup karıştırdım. İki tane bardağa paylaştırıp Zümra ve Egemen'e verdim. İkisi de sadece bir yudum içebilmişlerdi, ikisinin de yüz tipi çok komik görünüyordu. Oyunda daha bir sürü iğrenç karışım, birilerini arayıp şaka yapmak, sokakta insanları çevirip bir şeyler söylemek gibi saçma sapan şeyler vardı. Çoğunu yapamamış olsak da çok eğlenmiştik. Meriç'i tekrar böyle gülerken görmek içimi sıcacık yapmıştı. Gece olmadan Egemen ve Meriç kalkmıştı. Gitmeden önce bir süre Meriç'le birbirimize bakmış sonra ben Meriç'e sarılmıştım. Bu aralar sıkça kullandığım bir kelimeyi tekrarladım. " Çok teşekkür ederim, harika bir gündü. Çok eğlendim." Geri çekildi ve göz kırptı. " Bende her şey için teşekkür ederim Hifa, iyi geceler." Arkasını dönüp giderken öylece bakakalmıştım. Teşekkür edeceği bir şey yapmış mıydım gerçekten. Belki de bugün bu kadar çok güldüğü için teşekkür etmişti, belki de kalbine birazcık aydınlık olabildiğimi anladığı için teşekkür etmişti. Hiçbir fikrim yoktu ama bana teşekkür etmesi hoşuma gitmişti. Onun için bir şey yapabildiğime sevinmiştim. Her zaman onun güldüğünü görmek isteyen biri olarak çabalamaktan asla vazgeçmeyecek ve Meriç'in her bir gülüşünü zihnime kazıyacaktım. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE