Keyifli Okumalar...
Hifa'dan
Karşımdaki adam kulağıma doğru yaklaşıp nefesini verdi. İğrenç bir şekilde içki kokuyordu, midem bulanmıştı.
" Babanın selamı var, Meriç'e bir mesaj iletmeni istiyor." Bir süre bekledi ve devam etti.
" Rol yapmak Meriç'e hiç yakışmıyor." Gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı, bizim rol yaptığımızı bilen kişi sayısının tam olarak kaç kişiden oluştuğunu merak etmiştim. Özellikle hayatımda hiç görmediğim bir adamın, rol yaptığımızı biliyor olması çok garipti. Hem babanın selamı var da ne demek oluyordu. Bunları yapan kişi oydu zaten, bu adamı neden babam göndermiş olabilirdi!
" Gerçekten çok güzel görünüyorsun Hifa." Adam buğulu gözleriyle öyle içli bakıyordu ki, neredeyse ağlayacaktı. Elini ağzımdan çekip, dudaklarıma doğru yaklaşmaya başladı. Ellerimle adamı ittirmek isteyince, adam bileklerimi duvara yasladı. Derin bir nefes alıp yüzüme üfleyince, tiksinerek yüzümü çevirdim.
" Benim olacaktın, Meriç gelip her şeyi karıştırmamış olsaydı benim olacaktın." Sinirle adama baktım.
" Kimsin, benden ne istiyorsun bilmiyorum ama beni rahat bırak." Adam bileklerimi daha da fazla sıkmaya başlamıştı. Muhtlemen moraracaktı, yüzümü buruşturdum. Ne kadar sıktığı hakkında bir fikri yoktu, canımı fazlasıyla yakıyordu. Adam hiçbir şey söylemeden dudaklarıma doğru yaklaşmaya başlayınca, dizimle adama tekme atmaya çalıştım. Meriç'in neden bu kadar geç kaldığını düşünüyordum.
" Rahat dur artık." Biraz daha yaklaşmaya başlayınca yerimde kıpırdanmaya çalıştım. Sonunda birisi adamı üstümden alıp yere yatırmıştı. Kalbim deli gibi atıyordu, yavaşça yere doğru çöktüm. Meriç deli gibi adamı yumrukluyordu.
" Meriç yeter, adamı öldüreceksin. " Benim sesimi duyunca durup bana baktı. Korumalar adamı alırken Meriç yanıma geldi.
" Özür dilerim, çok geç kaldım ama aradığını görmemiştim." Başımı salladım ve bileklerimi ovuşturmaya başladım. Ağlamamak için dudağımı ısırıyordum. Bütün vücudum öyle bir titriyordu ki ayağa kalkarken zorlanmıştım. Meriç bana dokunmamaya çalışıyordu, eminim bu onu çıldırtıyordu. Sonunda Sude gelip koluma girmişti. Zar zor merdivenleri çıkıp kendimi odama attım. Derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Meriç'in geç kalmasına çok kızgındım, hala bana neden o mesajı attığını düşünüyordum. Meriç odaya girdiğinde ayaklarımı kendime doğru çekmiş oturuyordum.
" Sude bize biraz izin verir misin?" Sude başını salladı ve odadan çıktı.
" İyi misin?" Gözlerimden deli gibi yaş akıyordu, yutkundum ve konuşmaya çalıştım ama olmamıştı. Adamın bana bir şey yapmasından çok korkmuştum. Daha önce hiçbir erkek bana bu kadar yaklaşmamış, böyle bir teşebbüsle karşılaşmamıştım.
" Sadece çok korktum." Ağlamam nefes almamı güçleştiriyordu. Bir şey kalbimi sıkıyormuş gibi hissediyordum.
" Neden orada bekliyordun?" Kaşlarımı kaldırdım.
"Çünkü bana mesaj attın Meriç!" Yan tarafımda duran telefonumdan mesajı açıp Meriç'e gösterdim. Çatık kaşlarıyla mesaja bakıyordu.
" Bu mesajı sana ben atmadım Hifa." Kendi telefonundan mesajlar kutusunu gösterdi.
" Numara sana ait Meriç." Yüzünü ellerinin arasına alıp kısık sesle küfretti.
" Ben bunu çözeceğim, korkma artık geçti." Meriç böyle söyleyince ağlamam daha da artmıştı. Hiçbir şey yapamadan bana bakıyordu. Göz yaşlarımı silip yutkundum.
" Bana babamın selamı olduğunu ve sana bir mesaj iletmemi istedi. Rol yapmak sana hiç yakışmıyormuş." Tek kaşımı kaldırdım.
" Bu ne demek oluyor Meriç? Babam neden sana bu mesajı iletmek için bana bunu yaptı. Zaten yeterince hayatım hakkında kararlar verdi, beni yeterince üzmedi mi? " Meriç sinirle soluyordu.
" Başka bir şey söyledi mi? " Başımı salladım.
" Eğer sen olmasaydın o adamın olacağımı, senin gelip her şeyi mahvettiğini söyledi. Bana dokundu Meriç, beni öpmeye çalıştı. " Son cümlemde ağlamam daha da artmıştı.
" Özür dilerim böyle olsun istememiştim. Bak Hifa sana bir şeyler anlatacağım konusunda söz verdim ama şimdi değil. Bahsettiği kişi Sadık baban değil, o başka bir şeyden bahsediyordu. " Beynim durduğu için anlamakta zorlu çekiyordum.
" Sadece iyi olmaya çalış, lütfen soru sorma cevaplayamam. Sadece seni bu insanlardan korumam gerektiğini bil yeter. "
" Cevaplara ihtiyacım var Meriç. " Yalvaran gözlerle Meriç'e baktım, kısık sesimle lütfen diyebilmiştim.
" Biraz uyumak ister misin? Ben uyuyana kadar yanında olacağım. " O da benim gibi bakıyordu.
" Lütfen Hifa, iyi olmanı istiyorum biraz dinlen lütfen. Seni yalnız bırakmayacağım, söz veriyorum." Başımı salladım ve yorganın içine girdim. Meriç kalkıp çiçeksi kokuyu yanı başıma koydu.
" Gözlerini kapatıp güzel şeyler düşün, bunu senden daha güzel yapan kimse yok. " Başımı salladım ve gözlerimi kapattım. Meriç'in yanı başımda olduğunu bilmek güvenli hissettirmişti, yine de hayal kuramadım. Gözümün önüne o adamın görüntüsü ve burnuma kokusu geliyordu. Yatağın altında kollarımı ovuşturup duruyordum. Olanları düşündüğüm zaman büyük bir çıkmaza giriyordum. Sanırım tek çarem Meriç'e güvenmek ve beklemekti. O an hiçbir şey yapamamanın çaresizliğini yaşamıştım. Bu beni çok korkutmuştu, sürekli düşünmeme sebep oluyordu. Gözlerimden tekrar yaşlar akmaya başlayınca, Meriç'in derin bir nefes aldığını duydum.
" Seni nasıl sakinleştirebilirim bilmiyorum Hifa, bana ne yapabileceğimi söyle lütfen." Gözlerimi açtım, şuanda birine sarılıp ağlamak çok iyi gelebilirdi. Gözlerimi tekrar kapatırken, uyumak istediğimi fark etmiştim. Az önce zar zor kapattığım gözlerim şimdi kendiliğinden kapanmıştı. Son duyduğum şey Meriç'in bir şeyler mırıldandığıydı, keşke net olarak ne dediğini duyabilseydim.
Kalktığımda Meriç'in oturduğu koltukta uyuya kaldığını gördüm. Telefonumu alıp saate baktığımda, gece yarısını geçmiş olduğunu gördüm. Muhtlemen şuan berbat görünüyordum. Yavaşça yataktan inip başımda ki şalı çıkardım, banyoya girip bol pijamalarımı giyindim. Abdest aldım ve başıma yazma taktım. Şükür namazı kılmaya ve dua etmeye ihtiyacım vardı. Namaz kıyafetlerimi giyinip sessizce odanın kapısını açtım. Holde loş bir ışık yanıyordu ve benim terlik sesimden başka ses çıkmıyordu. Ses çıkarmamaya özen göstererek namaz odasına indim. Şükür namazımı kılıp biraz Kur'an okudum. Tesbih çekerken kapının açıldığını duymuş, korkarak arkamı dönmüştüm. Gelen Meriç'ti, korktuğumu görünce yanıma yaklaştı.
" Sakin ol benim, yatakta olmadığını görünce endişelendim." Ben gülümseyince rahat bir nefes aldı.
" Uykun mu kaçtı?" Başımı salladım.
" Erken yatınca uykumu almışım sanırım, neredeyse sabah olacak zaten bende namaz kılayım dedim." Ben konuşurken karnım da guruldamıştı. Bu beni biraz utandırmıştı.
" Akşam yemeğine uyandırmak istemedim seni, hadi bir şeyler yiyelim bende acıktım." Gülümsedim ve ayağa kalktım. Namaz kıyafetlerimi çıkarıp askıya astım. Pandalı pijamam ve başımda ki yazmayla biraz komik görünüyor olsam da bu pek umurumda değildi. Meriç'le birlikte aşağıya indik, ben suyu koyarken Meriç'te dolaptan yemek için bir şeyler çıkarıyordu. Gece gece bu halimize bakıp daha iyi hissedebildiğim için sevinmiştim. Kupalara çayı demleyip birini Meriç'in önüne koyup diğerini de ben aldım. Hızlıca bir şeyler atıştırdık, gerçekten çok acıkmıştım ve bu çok iyi gelmişti.
" Bahçeye çıkalım mı? Sabahın bu vakitleri hava çok güzel oluyor." Meriç kupasındaki kalan çayı içip başını salladı.
Sabah ezanın sesi bütün evin içini doldurmuştu.
" Namaz kılalım mı?" Birlikte sofrayı topluyorduk ve bu soru Meriç'i şaşkına çevirmişti. Yüzümün şirin bir şekilde olduğundan emin olarak ona bakmaya devam ettim.
" Sen kıl benim uğraşmam gereken şeyler var." Kaşlarım havalandı.
" Meriç bahane uyduruyorsun, az önce bahçeye çıkmayı kabul ettin." Yüzü bir anda ciddileşmişti, elindekileri buzdolabına koydu ve bana tekrar döndü.
" Sen kıl ben seni bahçede bekleyeyim. " Dudaklarımı büzdüm.
" Neden kabul etmiyorsun, sürekli geçiştirmeye çalışıyorsun. "
" Hifa hadi, bende nar çayı yapacağım. " Derin bir nefes verdim ve ayaklarımı yere sürüyerek namaz odasına indim. Bu konuda onu ikna etmek göründüğü kadar kolay olmayacaktı anlaşılan.
Sabah namazımı eda edip Meriç'in yanına dönmüştüm. Çaylarımızı alıp bahçeye çıktık. Hava biraz serin olduğu için üstüme hırka almıştım. Bardağımdan çıkan duman, kalbimi huzurla dolduran bu havayı çok seviyordum. Derin nefesler alarak ciğerimi temiz havayla doldurdum. Ayakkabımı ve çoraplarımı çıkardım, çimlere oturup bağdaş kurdum. Toprakla bütünleşmek harika hissettirmişti. Gözlerimi kapatıp gökyüzüne doğru başımı kaldırdım. Hafif esen rüzgarı tenimde hissedebiliyordum. Gözlerimi açtığımda Meriç'in bana şaşkınlıkla baktığını gördüm.
" Sende yapsana, enerjini atarsın. Hem çok rahatlatıcı." Meriç de benim gibi ayakkabılarını çıkardı ve tam karşıma bağdaş kurdu. Bardağımdaki çayı bitirip yan tarafıma koydum.
" Gözlerini kapat şimdi, başını gökyüzüne kaldır ve derin derin nefesler al. Zihnindeki her şeyin tıpkı bir nehir gibi akıp gittiğini hayal et. Sadece huzurlu olduğun yerde, huzur bulduğun kişilerle birliktesin. Kalp ritminin düzenle attığını hisset, toprak bütün stresini alıyor ve seni rahatlatıyor. Bedenin tıpkı bir tüy gibi hafifledi şimdi. Huzur bulduğun kokular, sesler, seni mutlu eden her şey yanı başında. Her şeyi unut ve bunlara odaklan. " Gözlerimi açıp Meriç'e baktım, bir süre sonra o da gözlerini açtı. Keskin kahverengileri, buz mavisi gözlerimle buluştu.
" Harikaydı Hifa, çok huzurlu hissettirdi. " Gülümsedim.
" Bir zamanlar bundan daha huzurlu hissediyordun Meriç. Biliyorsun, kalbinin Allah'a yakın olduğu zamanlarda ne kadar huzurlu olduğunu. Şimdi sadece birkaç şey hayal ettin, şimdiki huzurunu o huzurla kıyaslayamazsın bile değil mi? " Adem elması oynayınca yutkunduğunu anlamıştım, onu köşeye sıkıştırmıştım.
" Zor şeyler yaşamışsın, senin hissettiğin şeyleri anlayabilir miyim bilmiyorum. Ama tekrar huzurlu olmanı istiyorum, şuan ki halinden çok daha huzurlu olmanı. Seni hiçbir şeye zorlamayacağım." Emin olduğum bir şey varsa o da Meriç'in tekrar Allah'a yakın olacağıydı. Buna tüm kalbimle inanıyordum ve ona sürekli bunu hatırlatmama gerek olmadığını da biliyordum. Hâla kalbinin en derinlerinde bir yerde eski Meriç vardı, huzursuz olanı kışkırtıp daha da üste çıkmasını sağlamayacaktım. Meriç kendi isteğiyle tekrar namaza başlayacak, eskisinden daha çok Allah'a yakın olacaktı.
Söylediklerime karşılık sessiz kalmayı tercih etmişti. Ben onun kalbinden geçenleri hissedebiliyordum. Böyle olmak istemiyordu, zorunda değildi zaten. Yaşadığı şeylerle kendisine bunu reva görmüştü, bunu istemiyordu sadece zihninde öyle olması gerektiğini düşünen bir şeyler vardı. Bir süre ikimiz de sessiz kalıp, sabahın sessizliğini dinledik. Meriç'in yüz ifadesi her zamankinden daha ciddiydi. Bir şey düşündüğü belliydi, onun düşündüklerini asla tahmin edemezdim. Belki de dün akşam olanları düşünüyordu. Birisi rol yaptığımızı öğrenmiş olabilirdi. Meriç'in öğrenmesini istemediği birisi.
" Yarın imam nikahı kıysak olur mu?" Şaşkınlıkla gözlerimi Meriç'e çevirdim.
" Düğüne bir hafta kala kıyılmayacak mıydı? Hem annem ve babam daha gelmediler." Kahverengileri hâla iyi bakmıyordu.
" Bugün onlar için bilet alırım. Evde sürekli birlikteyiz, daha yapacağımız şeyler var. " Başımı salladım.
" Haklısın sanırım." Her şey hızlı ilerliyordu zaten, bunun biraz öne alınması sorun olmazdı. Hem bu şekilde daha fazla vakit geçirecektik, ikimiz için de en iyisi buydu.
Aynada kendime bakarken annem odaya girmişti. Bembeyaz sade bir elbise giyinmiş, şalımı da beyaz tercih etmiştim. Annemle sıkı sıkı sarıldım, onu çok özlemiştim.
" Nasılsın kızım." Gülümsedim.
" Her şey çok güzel gidiyor anne, merak etme sen." En azından çoğu şey hayal ettiğim gibiydi, üzüldüğüm anları da annemin bilmesine gerek yoktu. Yeterince üzüldüğünden emindim.
" Hadi aşağıya inelim artık." Başımı salladım ve son kez kendime baktım.
Aşağıda gözlerime Meriç'in gözleri takılmıştı. Her zamanki gibi ciddiydi, ellerini önünde birleştirmiş ayakta bekliyordu. Dudağımı dişledim, kalbim deli gibi atıyordu. Biraz sonra Meriç'in imam nikahlı eşi olacaktım. Herkes mutlulukla bize bakıyordu, en azından bizim adımıza mutlu olan birileri vardı. Meriç'le birlikte imamın tam karşısındaki mindere oturduk. Ellerimi önümde kavuşturmuş, başımı da öne eğmiştim. İmamın söylediklerini dinliyordum dikkatle, kabul ettim derken sesimi zar zor bulabilmiştim. Heyecandan bayılacağımı sanmıştım. Bunun olacağını biliyordum, ama en azından kendimi o güne hazırlamıştım. Bir anda öne çekmek beni heyecanlandırmıştı. İmam nikahımız kıyıldıktan sonra bir şeyler ikram edildi. Meriç benim aksime gayet sakin görünüyordu. Her zaman böyle olması sinirimi bozmaya başlamıştı artık.
Geceye kadar sohbet edilmiş, bizim mutlu geleceğimiz hakkında konuşulmuştu. Sürekli gülümsemekten kaslarım acımıştı. Gece odama girdiğimde çok yorgundum, yapmak istediğim tek şey uyumaktı. Pijamalarımı giyinmiş saçlarımı salmıştım. Tam yatağa yerleşmişken kapı çaldı. Yavaşça açılan kapıdan Meriç başını uzattı, şaşkınlıkla ona bakıyordum.
" İyi olup olmadığını kontrol etmeye gelmiştim." Beni ilk defa açık gören Meriç de şaşkınlıkla bana bakıyordu.
" Biraz yorgunum, uyuyacağım." Başını salladı ve yavaşça tekrar kapıyı kapattı.
Yaşadığım şeylerin hiçbiri mantıklı değildi. Birisi gelip hayatımı bir anda değiştirmişti. Olayların hızına yetişemiyordum, kötü şeylerle karşılaşıyordum. Yine de Meriç'e yavaş yavaş alışmıştım ve sanırım ona güveniyordum. Benim hakkımda bu kadar çok şey bilmesi çok ürpertici olsa da beni düşünmesi çok iyi hissettiriyordu. Kendimi değerli hissediyordum. Sanki ilk defa birisi hayallerimi gerçekleştirmek için uğraşıyormuş gibiydi. Birileri beni gerçekten umursuyor ve benim mutlu olmamı istiyordu. Birbirimize mecburuz diyerek kestirip atmıyordu. Belki gerçekten sevdiği birisiydim. Kendimi hayallere kaptırmak istemiyordum. Yine de bu ihtimal yüzümde tebessüm olmasını sağlıyordu. Beni çok iyi tanıyordu, sadece beni korumakla uğraşmıyor aynı zamanda düşüncelerimi önemsiyordu. Bazen kalbimi kırmaktan çekinmiyor olsa da, bazen gerçekten benim için üzgün olduğunu hissettiriyordu.
Onu çok kısa süredir tanıyormuş gibi hissetmiyordum. Sanki her zaman hayatımın bir parçasıydı ama ben şimdi onu görebiliyordum. Ona gerçekten değer vermeye başlıyordum. Sanırım kalbim daha çok ağrıyacaktı. Yine de onun beni sevdiğini görebilecek olmayı çok istemiştim. Ona tekrar sevdiğini gösterecek, onun tekrar Allah'a yakın olduğunu, kalbinin karanlığında bir ışık olabileceğimi ona gösterecektim. Sadece bunları göstermek, ona bir şeyler kanıtlamak için istemiyordum bunları. Kendimi bildiğim için ve kendime açıklamak istemediğim duygular hissettiğimde onu bırakmak da istemeyecektim. Söyledikleri kulaklarımda çınladı.
" Ne sanıyordun, sonsuza denk seni koruyacağımı mı?"
Bu kalbimi fazlasıyla incitmişti. Birimiz haklı çıkacaktık ve ben duygularımla yalnız kalmaktan korkuyordum. Böyle birine alışıp sevmek, terk edilme ihtimalinin olduğunu bile bile... Sanırım kalbimin kırılmasına hazırdım. Tanımadığım ve hayatıma bir anda giren bir adama bu kadar kısa sürede alışmıştım. Ona güvenmeyi seçmişti kalbim, bende kalbime ve Allah'a güvenecektim. Sonuçta, kalpleri birbirine ısındıran yalnızca Allah'tır.