10. Bölüm

2032 Kelimeler
Keyifli Okumalar... Hifa'dan Buraya geldiğimden beri ilk defa bu kadar huzurla uyanmıştım. Odamın içindeki çiçeksi kokuyla iyice mayışmıştım. Yatak o kadar rahat gelmişti ki bir türlü uyanamamıştım. Sonunda kendime verdiğim komutlarla kalkıp banyoya girdim. Kısa sürede işlerimi halledip üstüme rahat bir şeyler giyinip şalımı yaptım. Komidinin üstündeki kokuyu alıp içime çektim. Meriç bana bu çiçeksi kokuyu hediye etmişti, her sabah çok daha iyi hissederek uyanmama sebep olmuştu. Çok rahatlatıcı bir kokusu vardı ve ben mayışıyordum bu kokuyla. Daha fazla elimdeki kokuya bağımlı olmadan yerine koydum. Yaklaşık bir haftadır buradaydım, bu bir haftada düğünle ilgili hiçbir şey yapmamıştık. Bugün Meriç'le mekan seçmeye gidecektik. Meriç'in bana bir sürprizi vardı, bu sürprizleri de sonunda görmüş olacaktım. Fazla oyalanmadan aşağı kahvaltıya indim. Evde bir düzen vardı, herkes aynı saatte kahvaltı yapıyordu. Bende buna alışmıştım, erkenden kalkıp kahvaltıya iniyordum. Her zamanki gibi Meriç'le aynı anda odadan çıkmıştık. Her zaman nasıl böyle denk geldiğimiz hakkında hiçbir fikrim yok ama bu beni memnun ediyor. Herkes kahvaltıya bizden daha erken indiği için tek başıma, sonradan gelmek beni utandırırdı. " Hayırlı Sabahlar." Otomatik bir sesle o da, " Hayırlı Sabahlar." Dedi ve tüm ciddiyetiyle merdivenlere yöneldi. Her zaman nasıl böyle ciddi durabiliyor hiç anlamıyordum. İnsan vücudunun gülmeye ihtiyacı vardı, en azından birkaç kahkaha yada bir tebessüm. Gözlerimi devirdim ve arkasından bende merdivenlerden indim. Kahvaltıdan hemen sonra Meriç'le birlikte dışarı çıktık. Mekan seçiminde beni yanında götürmesinin tek sebebi yapacağı sürpriz olmalıydı. Aksi takdirde nereye götürürse götürsün lüks bir yer olacaktı ve ben burayı beğenmedim demeyecektim. Yine de düğünümüzden önce mekanı görmek güzel olurdu. Havalar yeni yeni ısınıyordu, belki açık havada yeşillik bir alanda yapabilirdik. Bu hayale kapılıp yolun ne kadar sürdüğünü fark edememiştim. Kapıda bizi bekleyen biri vardı, gayet kibar bir sesle bizi yönlendiriyordu. " Açık alanımız ve kapalı alanımız var, siz hangisini tercih edeceksiniz?" Meriç'in gözleri bana kayınca şaşkınlıkla kalmıştım. Seçimi yapacağımı düşünmemiştim, Meriç bu saçma duraksamadan beni kurtarıp adama döndü. " Açık alanı görmek istiyoruz." Adam bizi açık alana doğru yönlendirdi. Tıpkı hayallerimdeki gibi, her yerin çiçeklerle donatıldığı yeşillik bir alandı. Etrafa o kadar hayran kalmıştım ki, Meriç'i ve adamı geride bırakarak her yeri incelemeye başladım. Gelin ve damadın oturacağı koltuğa baktım, Meriç'le ikimizi hayal etmeye çalışıyordum. Acaba istediğim gibi bir gelinlik diktirebilir miydim? Hayallerimi süsleyen bir gelinliğim vardı ve onu da çizmiştim. Hayallerimdeki gibi gelinliğimi giyinmiş, Meriç'le yan yana bizi hayal etmek çok tuhaf hissettirmişti. " Beğendin mi, istediğin çiçeklerle süslenecek her yer." Meriç'in yanıma yaklaştığını fark edememiştim, yine de korkmadım. Gözlerimi Meriç'e çevirdim, şuan da gözlerimin içinin güldüğüne emindim. " Harika bir yer, teşekkür ederim." Gözleri parladı ve gülümsedi. Yine kibar olan adama dönüşmüştü, onun bu hallerini çok seviyordum. " Pekala gidip adamla konuşmamız gerekiyor, seçmen gereken şeyler var." Gülümsedim, Meriç eliyle bana yol verince önden yürümeye başladım. Masalarda, süslenmede kullanılacak olan çiçekleri ve pastayı seçmiştik. Bu seçimleri yaparken çok kararsız kalmıştım, bütün çiçekler harika görünüyordu bu yüzden seçim yapmak zor olmuştu benim için. Nedimelerin arkamızdan atacağı çiçeği ve son olarak da bana verilecek buketi Meriç seçmişti. Nedenini bilmiyordum ama rica etmişti bende kıramamıştım. Hem gayet güzel çiçekler seçmişti, hepsi birbirinden güzel kokuyordu. Seçmemiz gereken her şeyi bir anda seçmiş olduğumuz için sevinmiştim. Kına gecesi için de kapalı mekanı tutmuştuk. Neredeyse öğlen olmuştu ve sürekli bir şeyler seçmek bana çok da eğlenceli gelmiyordu. Kararsız olduğum için işler daha da zorlaşıyordu. Neyse ki sonunda işimizi tamamlamış, son olarak davetiye seçimini de hızlıca tamamlamıştık. Sonunda sürprizin ne olduğunu öğrenecektim. Hem erken kalkmış olduğum için, hemde Meriç yolun biraz uzun sürebileceğini söylediği için biraz kestirmeye karar vermiştim. Meriç beni uyandırdığında biraz sersemlemiş bir şekilde kalksam da kısa sürede kendime gelebilmiştim. Arabadan inince şaşkınlıkla etrafa baktım. Etrafı ağaçlarla kaplı bir yere gelmiştik, içeriyi göremiyordum. Meriç çoktan kapıyı açmış benim girmemi bekliyordu. Kenarları yeşillik ve çiçeklerle dolu uzun ince bir yol vardı. Çiçeklere olan sevdam yüzünden, Meriç gittiğimiz her yeri çiçeklerle donatıyordu. Gülümsedim ve önden giden Meriç'e baktım, kalbi karanlıklarla dolu bir adam diyemiyordum bu hallerini görünce. Fazla düşünceli davranıyordu, bu da kalbimi yerinden çıkacakmış gibi hissettiriyordu. Büyükçe bir villanın bahçesinde duruyorduk, tam ortada içi boş bir havuz vardı. Bahçenin girişi hariç, oldukça bakımsızdı. " Bahçeyle uğraşmak istersin diye burayı sana bıraktım." Dişlerimi göstererek kocaman gülümsedim. " Çok iyi düşünmüşsün, çok isterim." Yüzünde küçücük bir tebessüm belirdi, sonra önüne döndü ve ilerlemeye devam etti. Mutfağa açılan kapıdan içeriye girmiştik. Evin içi bomboştu ama tertemiz görünüyordu. Meriç mutfaktan çıkıp salona doğru ilerleyince bende arkasından ilerledim. " Burası bizim yeni evimiz, Selda Sultan'ın hediyesi." Etrafımda dönüp eve baktım, kocaman ve mükemmeldi. " Hadi diğer odaları da gezelim." Aşağıda bir oda daha vardı, bu odayı namaz odası yapmaya karar vermiştik. Evin boyasını istediğimiz gibi değiştirebilecektik ve bu çok eğlenceli olacaktı. Hep birlikte evi boyayıp, sonra da eşyaları yerleştirebilirdik. Kızlardan ve Egemen'den yardım almaktan asla çekinmeyecek ve boya yapması için birisini çağırmayacaktım. Her şeyi kendim halletmek istiyordum, istekli olmasam bile ben evleniyordum ve burası benim evimdi. Üst kata hoplaya zıplaya çıkmıştım. Üst katta dört oda vardı, gireceğim ilk iki odaya Meriç yüzünden girememiştim. Muhtlemen sürprizleri bitmemişti. Girdiğimiz diğer iki oda boştu, son olarak terasa çıktık. İstanbul manzarası terastan o kadar büyüleyici görünüyordu ki, öylece tutulup kalmıştım. Anlaşılan İstanbul'a uzak ve huzurlu bir evimiz vardı. Meriç'le mecbur olduğumuz için değil de isteyerek evlenmeyi çok isterdim. Söylediğimiz yalanların gerçek olmasını çok istemiştim bir anda. " Artık sürprizleri görmenin zamanı geldi." Ellerimi birbirine çırptım. " Hadi hemen gidelim." Benim bu halime güldü. " Bakıyorum da çok heyecanlısın." Başımı öne eğip gülümsedim, Meriç eliyle önünü işaret edince gözlerinin içine bakarak gülümsedim bu sefer. Aşağı inip, Meriç'in heyecanlı bekletmelerinden sonra ilk odaya girdik. İstanbul'a gelmeden önce en son çizdiğim resim dahil, bütün çizdiğim resimlerim odadaydı. Boyalarımı ve malzemelerimi görmenin beni bu kadar sevindireceğini bilemezdim. Hepsini çok özlemiştim, Meriç'e baktım. " Çok teşekkür ederim, bu harika bir sürpriz." Kapı pervazına yaslanmış Meriç de bana gülümsedi. " Bütün resimlerinin evimde olacağını sana söylemiştim prenses." Kaşlarımı düz bir hale getirdim, sonra da başımı salladım ve kısık sesle tabii dedim. Yanıma yaklaştı ve etrafa baktı. " Burayı ve evin geri kalanını boyamak için de istediğin boyaları alırız. " " Sende bana yardım edeceksin. " Söylediğim şeyle kaşları havalanmıştı. " Ben resim yapamam." Omuz silktim. " Odayı önce maviye ve siyaha boyayacağız zaten, ben üstüne bulut ve yıldız çiçeceğim." Başını salladı ve peki dedi. Odadan çıkacağı sırada şaşkınlıkla sordum. " Başka sürprizin mi var?" Başını salladı, muhtemelen giremediğim odada olmalıydı. Bu kadar sürprizi bir arada beklemiyordum, beni çok şaşırtmış ve sevindirmişti. İkinci oda yatak odasıydı. Oda bembeyazdı ve çiçeksi bir koku vardı odada. Beni rahatlatan kokuyu içime çektim, yatağın tam üstünde Meriç'in bana evlilik teklifini çizdiğim tablo duruyordu. Ben sevinçle tabloya bakarken, arkamdan bir kapının açılıp kapandığını duymuştum. Meriç giyinme odası olduğunu düşündüğüm bir yere girdi ve içeriden seslendi. " Gözlerini kapat ve ben söyleyene kadar sakın açayım deme." Karşılık olarak tamam dedim ve gözlerimi kapatıp beklemeye başladım. Bir tekerleğin yerde sürülme sesini duymuştum. Sonunda Meriç gözlerimi açmamı söyleyince hızlıca gözlerimi açtım. Tam karşımda, cansız mankene giydirilmiş bir elbise ve gelinlik vardı. Gözlerim Meriç'e doğru kaydı, bunu yapmış olamazdı. Gözerlim dolmuştu bir anda, Meriç'in bu kadar düşünceli biri olduğunu hiç düşünmemiştim. Hem o kadar sevinmiş, hemde o kadar duygulanmıştım ki. Hem gülüyor hemde ağlıyordum. Yapmak istediğim tek şey Meriç'e sıkı sıkı sarılmaktı. Sadece gözlerinin içine bakıp gülümsemek, onun da gözlerinin içinin gülümsediğini görmek kalbimi sıcacık yapmıştı. " Meriç bu harika bir sürpriz, çok çok teşekkür ederim." Ellerimle ağzımı kapattığım için sesim garip çıkmıştı. " Her ne kadar birbirimizle mecburen evleniyor olsak da, hayallerinden haberim var ve öylece baştan savamazdım bunları." Söyleyecek başka cümle bulamamıştım. Gözlerimi yeşil elbiseye çevirdim. Straplez olan elbise kollarına kadar tül olarak devam ediyordu. Kol kısımları bol, bilek kısmı boğumluydu. Yaka kısmında yapay çiçekler ve birkaç tane inci bulunuyordu. Bel kısmında kadife bir kemeri vardı, etek kısmı çok kabarık olmadan açılıyordu. Kına için giyeceğim elbisem buydu. Gelinliğimin göğüs kısmı ve kolları düzdü. Bel kısmında üç tane yan yana pembe çiçeklerden oluşan bir kemeri vardı. Gelinlik belden hafif kabarık iniyor, etek kısmı mor ve pembe küçük çiçeklerle doluydu. Duvağın uç kısımlarında da tıpkı gelinlikte olduğu gibi küçük çiçekler vardı. Meriç'in buketimi seçmesinin sebebini şimdi daha iyi anlıyordum. Hem bu kadar sade hemde bu kadar naif bir gelinliği sadece hayal edebiliyorken şimdi gerçekleşiyor olması beni çok duygulandırmıştı. Evliliğim tam olarak hayallerimdeki gibi olmasa bile, çoğu hayalim çoktan gerçekleşmişti. " Çok düşüncelisin, hayal ettiğim her şeyi böyle gerçekleştirebilmek beni çok mutlu etti. Her şey için tekrar teşekkür ederim Meriç." Kalbim ağzımdan çıkacakmış gibi hızla atıyordu. Meriç'le tam karşılıklı duruyorduk ve Meriç'in gözlerinin içi gülüyordu. Keskin kahverengilerini hiç bu kadar güzel görmemiştim. Keşke bana her zaman böyle bakıyor olsaydı, her şey çok daha farklı olabilirdi o zaman. Her şeyin hayallerimdeki gibi olması beni çok şaşırtıyordu. Bukre ve kızlarla ev alışverişine çıkacaktık. Meriç bizimle gelmemeyi zorda olsa kabul etmişti. Aile evindeki bütün eşyalarım ve çeyizim yeni evime taşınmıştı. Mutfakta eksik olan şeyler, birkaç aksesuar için alışveriş yapacaktık. Bu alışverişi hepimizim müsait olduğu bir zamana denk getirmiş ve Meriç'i ikna etmiştim. Nedimelerim olarak hepsi aynı kıyafeti giyecekti. Meriç onların istediği gibi bir elbise diktirmişti. Kızlar da benim gelinliğime ve kına elbiseme göre uyumlu elbise diktirmişlerdi. Her şeyi bir kenarı bırakarak bunu öne almıştık. Elbiselerini o kadar çok övmüşlerdi ki, daha fazla beklemek istememiştim. Kızların üçü de kabini girmiş ve ben heyecanla koltukta oturmuş onları bekliyordum. Sude üçten geriye doğru sayınca aynı anda dışarıya çıktılar. Düğün için, mor tamemen tül bir elbise giymişlerdi. Elbisenin astarı kremdi, tül kolların içine Zümra ve Bukre için astar dikilecekti. Omuz kısımlarında ve bileğin yukarısına doğru yapay çiçek detayları vardı. Kol kısımları bol, bileği boğumluydu. Benim gelinliğimin çiçekleriyle de gayet uyum içindeydiler. " Kızlar tıpkı peri gibi olmuşsunuz, harika görünüyorsunuz. O kadar heyecanlıyım ki, hepimizi elbiselerimizle bir arada görmek istiyorum artık." Dördümüz de birbirimize sarılmış, deli gibi gülüyorduk. Çok uzun süre elbiseleri inceleyecek vaktimiz yoktu. " Hadi kına elbiselerimizi giyinelim, bu sefer hepimizinki farklı Hifa. " Dudaklarımı büzdüm ve kalktığım yere tekrar oturdum. İlk önce kabinden Sude çıkmıştı. Tamemen tül olan elbisesi yeşil, yırtmaçlıydı. Yırtmaç kısmında birkaç küçük lila çiçek vardı, bel kısmını sıkan şerit bir kemer, göğüs kısmında yine çiçekler vardı. Göğüs dekolteli elbisenin, omuz kısımlarında ve tüllü kol detaylarının bilek kısımlarında yapraklar vardı. Etek kısmının en altı da yine yapraklarla doluydu. Hayranlıkla Sude'ye bakarken Bukre kabinden çıkmıştı. Diz kapağına kadar gelen, önü kısa arkası uzun, omuz kısımları düşük bir elbise giyinmişti. Elbise, dümdüz mavi tondu. Bukre elbisenin içinde çok zarif duruyordu. Sadelik ve nafilik Bukre'yle birleşmiş gibiydi. Son olarak kabinden Zümra çıktı. Balık elbisesi askılı, kolları tül detaylıydı. Lacivert renkli elbisesinin, göğüs kısmından bel kısmına doğru üç tane gül detayı vardı. Tül kolları tam göğüs kısmından başlıyor, buradaki küçük güller de elbiseye farklı bir hava katıyordu. Zümra arkasını döndü, elbisenin arka kısmında v dekoltesi vardı. Ayağa kalktım ve kızlara baktım. Hepsi çok zarif ve harika görünüyorlardı. Hepsi elbisesiyle bütünleşmişti adeta. Şimdi hepimiz prenses gibi görünüyor olacaktık. Elbiselerin hayranlığını bir kenarıya bırakarak vaktimizi başka alışverişler için harcamamız gerektiğini kızlara hatırlatttım. Çabucak üstlerini değiştirip mağazadan çıktık. Akşama kadar bütün eksikleri tamamlamış, bir yorgunluk kahvesi bile içmiştik. " Hepinize çok teşekkür ederim kızlar, beni yalnız bırakmadınız." Bukre elimi tuttu. " Böyle bir zamanda tabii ki senin yanında olacağız. Hem çok eğlenceliydi, sizi de çok özlemişim zaten." İçtiğimiz kahveden sonra, Meriç'e Zümra'nın beni bırakacağını söylemiştim. Arabadayken telefonuma Meriç'ten bir mesaj gelmişti. " Kapıda beni bekle. " Garip bir şekilde mesaja baktım, neden kapının önünde beklememi istemiş olabilirdi ki. Bunu umursamamayı öğrenmeliydim, Meriç'ten bahsediyorduk sonuçta ne yapacağı belli olmazdı. Eve geldiğimizde, kızlarla vedalaşıp Sude ile arabadan indik. " Abin mesaj atmış Sude, kapıda onu bekleyecekmişim. Sen içeriye gir." Sude onaylayıp içeriye girdi, hepimiz çok yorgunduk ve sorgulayacak halimiz yoktu. Derin bir nefes alıp duvara yaslandım, Meriç'in gelmesi neden bu kadar uzun sürmüştü acaba. Yaslandığım duvardan birkaç adım öne atıp sokağa baktım, hiçbir arabanın geçtiği falan yoktu. Hava neredeyse kararmış, sokak ışıkları yanıyordu ve sokak fazlasıyla ıssızdı. Ürpererek kolumu sıvazladım, sinirle içeriye gireceğim sırada bir el ağzımı kapattı. Beni kendisine doğru çevirip duvara doğru yapıştırdı. Sırtımı duvara hızlı çarptığım için bir an nefesimin kesildiğini sanmıştım. Korkuyu bütün vücudumda hissediyordum, kalbim hızla çarpmaya başlamıştı. Karşımda hiç tanımadığım bir adam vardı ve eliyle ağzımı kapatmış bana gülüyordu. Gözlerimi adamdan kaçırmamaya dikkat ederek, kolumdaki saate parmak izimi okuttum. Rastgele bir yere bastım ve Meriç'in bir an önce yanıma gelmesi için dua ettim. Sanırım neden korunmam gerektiği ile ilgili bir şeyler öğrenmeye başlıyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE