Keyifli Okumalar...
Hifa'dan
Selda Sultan'la namaz kıldıktan sonra kendi odama geçmiştim. Biraz rahatlamaya ve beynimi boşaltmaya ihtiyacım vardı, beynim düşünmekten patlamak üzereydi. Üstelik düşünecek ve kendimle tartışacak çok fazla şeyim vardı. Telefonumu alıp kulaklığımı taktım, dinlendirici bir fon müziği açıp yatağa oturdum ve bağdaş kurdum. Derin nefesler alarak düşüncelerimden kurtulduğunu ve beynimde hiçbir şeyin kalmadığını hayal etmeye çalışıyordum. Huzurlu sesleri ve huzurlu olduğum yerleri hayal etmeye çalıştım. Bunları hayal ederken bile önüme hayatımdan bir şeyler çıkıyordu. Beynimi tamemen boşaltamıyordum. Gözlerimi açtım, birkaç derin nefesten sonra tekrar kapadım.
Bir uçurumun kenarında durduğumu hayal ettim, sağ tarafımda akan şelale ayaklarımın altına dökülüyordu. Tam karşımda sık ağaçları olan bir orman vardı ve hayvan sesleri geliyordu. Saçlarım rüzgarda savruluyor, burnum çiçeklerin kokusuyla mest oluyordu. Bir anda bütün vücudumun hafiflediğini hissettim. Kalbim ağrımıyordu, beynim düşüncelerden patlayacak gibi hissetmiyordum. Hissettiğim tek şey huzurdu. Sonunda huzurlu hissedebildiğim birkaç dakika geçiriyordum. Hayallerimde bile çılgınlıklar yapmayı seviyor olmalıydım ki, bir anda kendimi uçurumdan attığımı hayal etmiştim. Sonuçta bu hayal bana aitti ve uçabilirdim. Bir kuş gibi havada süzülürken, suya doğru biraz daha yaklaştım ve suyun soğukluğunu hissetmeye çalıştım. Hayallerimde özgür hissetmek harikaydı, istediğim her şeyi yapabilirdim.
Ne kadar süredir hayal kurduğumu bilmiyordum ama fazlasıyla dalmış olmalıydım omzuma dokunan birisiyle yerimden sıçramıştım. Gözümü açtığımda tam karşımda Meriç'in durduğunu gördüm.
" Neden bu şekilde yaklaşıyorsun." Şaşkınlıkla bana bakıyordu, kalbimin sesi duyabiliyor olabilirdi çünkü odada başka ses yoktu.
" Birkaç dakikadır odanın kapısını çalıyorum Hifa!" Kaşlarım havalanmıştı, elimde ki telefonu alıp saate baktım. Tam bir saattir hayal kuruyor olamazdım, bir süre sonra sıkılmış falan olmam gerekiyordu. Yada hayallerimi dağıtan bir düşünce, nasıl bir zihne sahiptim ben. Her şeyin dozunu fazlasıyla kaçırıyordum.
" Sana bir şey olduğunu sandım, sense burada oturmuş son ses müziğini açmış gözlerini kapatmış ve gülüyorsun." Sesindeki kızgınlıktan ne kadar endişelendiğini anlamıştım.
" Üzügünüm biraz rahatlamaya ihtiyacım vardı, saatin farkında değildim." Alayla güldü ve başını salladı.
" Yine hangi hayallerine daldın kim bilir. " Yataktan inip karşısına dikildim.
" Buraya benimle dalga geçmeye geldiysen odadan çıksan iyi edersin." Söyledikleri şeyler kalbimi incitmişti, kurduğum hayallerle yada başka herhangi bir şeyimle dalga geçmeye hakkı yoktu. Ciddiyetle ve karanlık gözleriyle bana bakıyordu.
" Selda Sultan'la ne konuştuğunuzu sormak için geldim. " Tek kaşımı kaldırıp alayla güldüm.
" Özel bir konuşmaydı, sana neden anlatayım?" Gözlerini devirdi ve derin bir nefes verdi.
" Her şeyi öğrenmem gerekiyor, pot kırmaman için Hifa." Başımı salladım.
" Deden ve senin hakkında birkaç şey, birde bir ricada bulundu o kadar." Karşısında ki komidine yaslanmış ve kollarını da birbirine dolamıştı, devam etmemi bekledi bir süre.
" Birazdan yemeğe inmemiz gerekiyor Hifa, geceye kadar seni bekleyemem." Ofladım ve tam karşısında ki yatağa oturdum.
" Dedenleyken Allah'a olan yakınlığından bahsetti, ne kadar harika Kur'an okuduğunu ve sesinin çok güzel olduğunu söyledi. Aslında bunu duymayı çok isterdim. " Sonlara doğru yüzünde ki ifadeyi yakalamak adına dikkatle ona bakmıştım, hiçbir tepki yoktu.
" Dedenin Selda Sultan'a yaptığı gibi seni doğru yola iletmemi istiyor. İlk defa senin birine aşık olduğunu söyledi ve benim senin ruh eşin olduğumu söyledi. Eğer gerçekten senin anlattığın gibi biriysem gözünün arkada kalmayacağını söyledi." Hala hiçbir tepki vermeden beni dinliyordu.
" Ne olursa olsun asla seni yalnız bırakmamı istedi. Senden asla vazgeçmeyeceğime ve seni yalnız bırakmayacağıma dair söz verdim. " Bunu söyledikten sonra yutkundum, şimdi sinirlendirmiştim onu.
" Söz mü verdin? Neden sürekli insanlara sözler verip duruyorsun! Bu senin tutabileceğin bir söz değil, yine her zamanki sen gibi davranıyorsun işte. Beni gerçekten iyi bir insana dönüştüreceğini sanıyorsun. Bir gün ayrılacağız, ne sanıyordun seni sonsuza dek koruyacağımı mı? " İstemsizce gözümden bir yaş düşmüştü, bunları bana söylemeye hakkı yoktu. Sinirli ayağa kalktım ve işaret parmağımı sallayarak üstüne yürüdüm.
" Sen kendinden başka kimseyi düşünmeyen bencelin tekisin. İnsanların senin için ne kadar uğraştığını göremeyecek kadar körsün. Kalbin o kadar çok intikam ateşiyle kaplanmış ki, asla kurtulabileceğini düşünemiyorsun. Asıl sen her zamanki Meriç gibi davranıyorsun. Ben kötüyüm, asla kimseyi sevmem ve kimseyi dinlemem. Herkesi kırabilirim ama benim bir kalbim olmadığı için kimse beni kıramaz. " Yerimde durdum ve gözlerinin içine baktım.
" Yanılıyorsun Meriç, o kadar kırgınsın ki yapmaya çalıştığın tek şey bu kırgınlığının üstünü örtmeye çalışmak. Senden beni korumanı istemedim, sürekli saçma sapan davranmandan çok sıkıldım. Her şeyimi biliyorsun, sana güvenmem için beni kandırdın. Benim iyiliğimi istiyormuş gibi davrandın sadece. " Kalbim çok hızlı atıyordu, tüm vücudum titriyordu ve ben ayakta zar zor durabiliyordum.
" Verdiğim sözlerin hiçbirinden dönmeyeceğim, sana aslında nasıl bir kalbin olduğunu göstermeden asla pes etmeyeceğim. Beni pes ettirmeye çalışsan bile, senden asla vazgeçmeyeceğim Meriç." Nefretle bana baktığını fark etmek kalbimi kırmıştı.
" Beni bu kadar çok sevdiğini bilmiyordum Hifa. " Söylediği şeyle öylece kalakalmıştım. Yanımdan geçip kapıya geldiğinde durdu.
" Beş dakika sonra aşağıda ol, yemek yiyeceğiz. " Sonrasında kapıyı çarpıp çıkmıştı.
Ellerimi komidine dayayıp destek aldım. Sinirle soluyordum. Her seferinde farklı bir insana dönüşüyordu, sürekli farklı bir yüzüne şahit oluyordum. Birisi güven doluyken, birisi nefret doluydu. Bir kere söz vermiştim ve bu sözden dönmeye niyetim yoktu. Onu sevmeye çalışmak zorunda değildim, bir gün elbette ayrılacağımızı bende biliyordum. Sadece evliliğimizde o beni korurken, bende ona yardım edecektim. Onun gerçekte nasıl güzel bir kalbi olduğunu ona göstermek zorundaydım. Bana böyle güvenen bir insanı yüzüstü bırakamazdım, onu hayal kırıklığına uğratmazdım. Odadaki lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım, o kadar da kötü göründüğüm söylenemezdi. Üstümü başıma çeki düzen verip odadan çıktım. Aynı anda Meriç de odadan çıkmıştı. Neden sürekli onunla karşılaşmak zorunda kalıyordum ki. Yüzüme bile bakmadan merdivenlere yöneldi, bende tam arkasındaydım.
Yemekte kimse konuşmamıştı, sessizce yemek yenmiş sonra herkes oturma odasına çekilmişti. Selda Sultan'la birlikte namaz odasına gidip namazlarımızı eda ettik. Bir şeyler olduğunu bildiğinden emindim, ama bana sormayacaktı bunu da biliyordum. Bunun için sevinmiştim çünkü anlatırken onu üzgün görmek istemiyordum. Namazdan sonra oturma odasında oturup sohbet etmek çok zor gelmişti. Daha Meriç'le kavga edeli birkaç saat geçmişti. Şimdi ise yan yana oturmuş ailesiyle sohbet ediyorduk. Neyse ki onunla fazla muhatap olmak zorunda değildim. Bizim hakkımızda ki soruları genel olarak o cevaplıyordu. Karışmaya hiç meraklı da değildim, onun sayesinde bende ikimiz hakkında bir şeyler öğrenmiş oluyordum. Eğer anlattığı gibi tanışmış olsaydık belki normal insanlar gibi evliliği konuşabilir ve sürekli tartışmazdık.
Saat on gibi herkes odasına çekilmişti. Selda Sultan Meriç ve benim gitmeme izin vermemişti. Namaz odasında açmadığı konuyu şimdi ikimiz varken açacak olması harikaydı. En azından kendi başıma değildim ve Meriç hesap vermek zorunda kalacaktı.
" Aranızda bir sorun mu var evladım." Gözlerim Meriç'e doğru kaymıştı, böyle yapmış olmam bile hataydı. Bu, kesinlikle aramızda bir sorun var ama Meriç acaba bunu söylemek istiyor mu bakışını atmıştım.
" Hayır Selda Sultan, biz gayet mutluyuz." Selda Sultan bizden daha deneyimli bir insandı ve bu yalana kanacak değildi.
" Hifa'nın odasından yüksek sesler geliyordu, kavga mı ettiniz." Meriç derin bir nefes aldı.
" Önemli bir şey değildi Selda Sultan, aramızda hallettik. " Başımı salladım.
" Evet Selda Sultan, bir sorun yok."
" Pekala şimdi ben konuşacağım ve sizde sözümü kesmeden dikkatlice dinleyeceksiniz. Anlaşıldı mı? " İkimiz de başımızı salladık sadece.
" İnsanlar bazı sorunlarla karşılaşır, ama bunu kavga ederek çözemezsiniz. Aranızdaki sorun ne bilmiyorum, ama size zarar vermesini istemiyorum. Birbirinize sahipsiniz ve bu hayatınızda kıymet bileceğiniz en önemli şey. Birbirinize karşı saygı olun, birbirinizin kalbini kırmaktan sakının. İkinizi de çok seviyorum, ikiniz de benim için çok önemlisiniz. Yeni bir yola adım atacaksınız, bu yolda birbirinizden destek alarak yürüyecek ve zorlukları birlikte atlatacaksınız. " Bakışları Meriç'e doğru döndü.
" Lütfen Hifa'yı üzme oğlum, ona çok iyi bak. Birbirinize çok iyi bakın, birbirinizden sakın vazgeçmeyin. Anlaşıldı mı? " Kısık sesle evet dedim. Meriç sadece başını sallamıştı. Selda Sultan yerinden kalkınca bizde kalktık. Tam gitmeye yelteneceğim zaman Meriç elini önüme koydu ve Selda Sultan'ın gözden kaybolmasını bekledi.
" Bahçeye gel biraz konuşalım." Sesinde ki soğukluk bedenimi ürpertmişti. Herhangi bir şey söylememi beklemeden arkasından bahçeye çıktım. Dışarıda ki çam ağaçlarının etrafa yaydığı kokuyu içime çektim.
" Selda Sultan'ın söylediklerine çok duygusal yaklaşıyorsun, bugün seninle konuştuğunda da muhtemelen çok etkilendin. Bunu bıraksan iyi edersin." Bıkkınlıkla Meriç'e baktım.
" Beni anlamını beklemiyorum Meriç." Omuz silkti.
" Birkaç gün daha bizde kalsan olur mu diye soracaktım, işlerimizi hallederiz. " Tek kaşımı kaldırdım.
" Bizim ne işimiz var? "
" Nikah tarihi almak ve düğün hazırlıkları yapmak gibi bir işimiz var." Derin bir nefes aldım ve bakışlarımı yere diktim.
" Doğru, bunları halletmeliyiz ne de olsa evleneceğiz. Eşyalarımı almalıyım. "
" Tamam yarın almaya gideriz, ayrıca nikah tarihini de hallederiz." Kısık sesle olur dedim. Kelimeleri ağzımdan çıkarmakta zorlanıyordum, yine duygusallaşıyordum. Ağlamamak için kendimi tutmaya çalıştım, eğer ağlayacaksam bile onun yanında ağlayamazdım. Temiz bir hava vardı ve içeriye girmek de istememiştim. Meriç'i umursamadan biraz bahçede dolaşmaya başladım. Neyse ki beni yalnız bırakmıştı ve bende rahatça ağlayabilmiştim.
Çok yakında gerçekten evlenecektim, hemde çok az tanıdığım bir adamla. Tanıdıkça daha da korktuğum ve daha da bağlandığım bir adamla. O kadar garip şeyler hissediyordum ki, bazı duygularımın hızına yetişemiyordum. Ruh halim sürekli değişiyordu, tepkilerim yaptığım şeyler bazen çocukça oluyordu. Kendimi yeni şeylere hazırlamadığım için ne yapacağımı bilemez bir şekilde öylece kalmıştım. Meriç'i nasıl doğru yola ileteceğimi, nasıl bana ne yaparsa yapsın onun yanında olacağımı bilmiyordum. Verdiğim bu sözleri tutmak zorundaydım, ama tükenmiş hissedersem, dayanamazsam diye çok korkuyordum. Meriç haklıydı, insanların kalplerine dokunabileceğimi ve onları değiştirebileceğime inanıyordum. Hemde o kadar çok inanıyordum ki, bu kadar zor geleceğini hiç düşünememiştim. Bir insana gidip zorla bir şey yaptıramazdım sonuçta. Onu bir şeylere tekrar alıştırmak, kalbini zorlamak gerekiyordu. Onun için bir şeyler yapmak için çabalamaya başlayan kişi oluvermiştim bir anda. Yapması hiç söylemesine benzemiyordu. Henüz hiçbir şeye başlamadığımı biliyordum, ama şimdiden çok zor gelmişti. Meriç beni sevmezse, onu doğru yola da iletmezdim.
Bu evlilik bir gerçeğe dönüşmek zorunda demek oluyordu bütün bunlar. Sahte olan hiçbir şeyde insanlar birbirini sevmezdi. Öyleymiş gibi davranır ve mecburiyetten bir şeyler yaparlardı. Bizde, benim bilmediğim bir sürü sebepten dolayı evleniyorduk. Aslında Meriç tarafından öğrenmiştim, bu da bir şeydi. Yine düşüncelerimin arasında kaybolup gittiğimi fark ettim. Dışarısı soğuk olmaya başlamıştı ve bende titremeye. Artık içeriye girmem gerektiğini düşünerek kapıya doğru yürümeye başladım. Meriç bıraktığım yerde duruyordu. Kaşlarımı çatıp ona doğru yürümeye başladım. Hâla karanlık bakıyordu.
" Beni mi bekliyordun." Çatık kaşlarıyla bana baktı ve hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp içeriye gitti.
" Ciddi olamazsın." Bende sinirle arkasından içeriye girdim.
" Sen benimle dalga falan mı geçiyorsun Meriç? Cevap vermeye gerek bile duymadığını, umursamadığını bu kadar belli etmek zorunda değilsin." Merdivenleri çıkarken elleri ceplerindeydi.
" Saatin kolunda değildi, bu yüzden seni bekledim hepsi bu." Refleks olarak koluma bakmıştım, biraz rahatsız ettiği için çıkarmıştım ve odamda kalmıştı. Tabii ki beni önemsediği için orada beklemiyordu, babama verdiği bir söz vardı. Benim hayatımı korumakla ilgili bir anlaşması vardı. Merdivenleri hızla çıkarak onu geçtim, tam yanından geçerken sinirli bir bakış atmıştım. Umurunda bile olmamıştım, her zaman olduğu gibi. Hakkımda o kadar şey bilmesine rağmen ve beni insanlara anlatmasına rağmen nasıl bu kadar umursamaz olabiliyordu. Azıcık bile beni sevmiyor oluşu gözlerinden okunuyordu. Ona bir kötülük yapmış olmalıydım, başka bir açıklamam yoktu.
Odama girdiğimde rahatlamaya çalıştım. Güzel bir uyku uyumayı diliyordum sadece, gerçekten çok yorgun hissediyordum. Pijamalarımı giyip banyoda ki işlerimi hallettim. Başımı yastığa koyduğum an, beni hiç yalnız bırakmayan düşüncelerim de hücum etmişti. Öyle yada böyle uyuya kalmıştım.
Her zamanki sessizlikte bir kahvaltı yaptıktan sonra Meriç'le gitmek için hazırlandım. Hala buz gibi bakıyordu ve artık bu durum sinirlerimi bozmaya başlamıştı. Biraz duygulu görünse bir yerine bir şey olmayacağını biliyor olsaydı keşke. Arabada kendi kendimi yiyip bitirmiştim. Çok sinirliydim ama bundan haberi olduğu pek söylenemezdi. Genelde benimle uğraşmadığı için bu gayet normaldi. Ne zamandan beri bir insanın beni önemsemiyor olması bu kadar umurumda olmuştu bilmiyordum. Yine de evleneceğim bir insan olduğu için bence umurumda olması gayet mantıklıydı. Başka yere çekmeye gerek yoktu, sonuçta bende bir insandım ve başka bir insanın yanımda böyle davranması benim de tüm hayat enerjimi emiyordu.
Önce Bukre'ye gidip eşyalarımı almış, daha sonrasında da nikah dairesini gidip tarih almıştık. Çok mutlu çiftler görmüştüm, aralarında en mutlu olan çift hiç şüphesiz bizdik. Bizi görenler neden bu kadar mutlu olduğumuzu eminim çok merak etmiştir. Özellikle Meriç'in soğuk bakışları, benim sinirli bakışlarımla birbirimizle evlenmek için can attığımızı göstermiştik. Tam bir ay sonraya nikah tarihi almıştık, bu süre içinde düğün hazırlıkları için alışverişe çıkacaktık. En azından bu alışverişlerde kızları yanıma alabilirdim. Biraz eğlenirdik ve Meriç'in soğukluğundan beni kurtarabilirlerdi.
" Dün birkaç gün daha bizde kalır mısın demiştim ya." Bakışlarımı Meriç'e çevirdim.
" Evet."
" Artık hep bizde kalacaksın, nasıl olsa çok az bir süre kaldı ve alışverişlere seni ben götüreceğim." Bir şey diyememiştim, bana sorduğunu da sanmıyordum zaten. Artık bir süre daha değil düğüne kadar Meriç'in evinde kalacaktım. Harika, artık onu her gün göreceğim zamana çoktan gelmiş bulunmaktaydım. Umarım bu sürede birbirimize karşı daha iyi olabilirdik.