Keyifli Okumalar...
Hifa'dan
Yaklaşık üç haftadır Bukre'yle birlikteydim. Bu süre içinde Meriç'le sadece telefonda görüşmüştük. O meşguldü ve benimde pek onunla görüşmek gibi bir isteğim yoktu. Henüz yaşanan olayları sindirme aşamasındaydım ve henüz hiçbir şeyin iyi olduğu falan yoktu. Bukre üniversitede olduğu zamanlarda bol bol yalnız kalıyordum. Düşünecek çok fazla vaktim olmuştu, pamuk şekeriyle eskisi gibi konuşamıyor olsam da düşündüğüm her an onun üstünde oturuyor oluyordum. Keyfim yerinde olmadığı için yada başka bir sebepten ötürü pamuk şekeriyle konuşamıyordum. Artık ondan bir cevap alamıyordum, bir şeyi zorlamam gerekiyormuş gibi hissettiriyordu. Cevap veren o değildi artık, kendi iç sesimle boğuşmaktan ona odaklanamıyor gibiydim. Belki de onu çoktan kaybediyordum, zihnim artık onun çocukça olduğunu kabul etmişti belki de.
Derin bir nefes aldım, gözlerimi kapattım ve bir şeyler hayal etmeye çalıştım. Bukre'nin boş odasını yeni aldığım tuvaller ve boyalarla doldurmuştum. Çizecek bir şeyler bile bulmakta zorlanıyordum artık, hayal gücüm tamamen benden uçup gitmişti. Derin nefesler almaya devam ederken, Meriç'in bana evlilik teklif ettiği o an gözlerimin önünde belirdi. Kalbimin hızla atmaya başladı, gözlerim dolmuştu ve neredeyse ağlayacaktım. Hiçbir zaman hayal ettiğim evlilik teklifi bu olmamıştı. Bir anda gözümün önüne gelince, harika göründüğünü fark etmiştim. Meriç'in sahte tebessümü bile büyüleyiciydi. Gözümden bir damla düştü, yanağımı yaktığı gibi kalbimi de yakmıştı. Yutkundum ve gözlerimi açtım, düşen göz yaşımı silip yanımda duran sudan bir yudum aldım. Kesinlikle bu anı çizmeliydim, belki biraz değiştirerek.
Fırçamı boyaya batırdım ve çizmeye başladım. Arkada çalan şarkı yüzünden kendimi çok iyi hissetmiştim. Bir anda bu tabloyu çizecek olmak, harika hissettirmişti. İlk defa bir şey çizecek olmak beni bu kadar çok heyecanlandırmıştı. Hızlı bir ritim tutarak çizmeye başlamıştım, hiç hata yapmadan bu kadar hızlı bir şekilde hiç resim yapmamıştım. Tablonun en üst kısmına gülümseyen bir bulut çizdim. Üstünde benekli oturuyordu ve tam yanına, gülümseyen bir yıldız çizdim. Uzaktan görünen birkaç dağ ve hemen önüne de orman çizdim. Bizim evlilik teklifimize şahit olan birkaç tane hayvan çizdim. Dağların arasında görünen ihtişamlı sarayı da çizdikten sonra, son olarak Meriç'i ve kendimi çizdim. Tıpkı doğanın prensi ve prensesi gibiydik. Meriç'in kafasında çiçekten bir taç eksikti sadece. Meriç'in tacını temsilen yanına bir kartal çizdim. Böylece ben çiçeklerin prensesi, o da hayvanların prensi olabilirdi. Hem çizdiğim takım elbisenin üstünde daha havalı duruyordu.
Ben çizdiğim hayal dünyasıyla dolu resmime bakarken kapı çalmıştı. Bukre olamazdı çünkü onun anahtarı vardı. Beklediğim bir misafir de yoktu, biraz korkmaya başladığım için saatimin kolumda olduğundan emin oldum. Kapıya gidip delikten bakınca derin bir nefes aldım. Gelen kişi Meriç'ti, şaşkınlıkla bir dakika beklemesini söyledim. Geldiğini haber verebilirdi, bu şekilde pat diye gelmek saçmalıktı. Hızlıca üstüme uygun bir şeyler giyinip, başıma yazma aldım. Kapıyı açıp hiçbir şey söylemeden yüzüne bakmaya başladım. Kaşları havalandı, eli ensesine gitti.
" Beni içeriye davet etmeyecek misin?" Şaşkınlıkla ona bakmaya devam ederken, kapının kenarına çekildim.
" Tabii buyur." Oturma odasına doğru ilerlerken, açık kapıdan çizdiğim resmi görünce durmuştu. Gözleri bana doğru döndü, kaşlarımı kaldırdım ve hızla yanına gittim. Çoktan içeriye girmişti ve resmi inceliyordu.
" Eğer gülecek olursan seni kapı dışarı ederim. " Sinirle kollarımı birbirine bağladım.
" Sana ettiğim evlilik teklifini bu şekle çevirmen çok.." Gözlerimi devirdim ve cümlesini tamamladım.
" Çocukça?" Başını hayır anlamında salladı ve gülümsedi.
" Aslında büyüleyici olduğunu söyleyecektim. Şuna bak tıpkı gerçek bir prens ve prenses olmuşuz. " Sanırım artık hayal görmeye de başlamıştım. Meriç'in bana, hatta bize bu şekilde iltifat etmiş olması imkansız. Değil mi? Şaşkınlıkla Meriç'in suratına bakmaya devam ederken, Meriç gülmeye devam etti. İnanamıyorum bu bir hayal değildi ve Meriç resmimle dalga geçmemişti.
" Evet, ben doğanın prensesiyim, sende hayvanların prensi. " Elindeki yüzük kutusunda tıpkı bana aldığı gibi lotus çiçeği yüzüğü vardı.
" Hiçbir ayrıntıyı atlamamışsın, bu resmi ancak senin çizdiğine inanabilirdim zaten." Güldüm ve kısık bir sesle teşekkür ettim.
" Bu resmi alabilir miyim? " Yüzüm bir anda ifadesiz kalmıştı, ne diyeceğimi bilemediğim için bir süre bekledim. Yine neden resmimi istiyordu ki.
" Sana bir sürpriz yapacağım, lütfen. " Başımı salladım, pek kimsenin görmesini isteyeceğim bir resim değildi zaten. Burada durursa onu saklayamazdım ve Bukre kesinlikle görürdü.
" Şimdiden merak ettim sürprizini, ama buraya bunlar için gelmedin sanırım? " Başını hayır anlamında salladı ve başını kaşıdı. Konuşmak için uygun bir yere oturmamızın daha iyi olacağını düşündüm.
" Üzügünüm içeriye geç lütfen, sana bir kahve yapayım mı?" Meriç içeriye geçerken bende ikimize bir kahve yapmak için mutfağa geçmiştim. Hızlı bir şekilde kahveleri yapıp içeriye geçtim.
" Selda Sultan seninle konuşmak istiyor, özel olarak." Tek kaşımı kaldırdım.
" Neden?" Omuz silki.
" Nedenini bilmiyorum, özel olduğunu ve seni bir günlüğüne bize davet etti. Bende seni almak için geldim. "
" Neden telefonla haber vermedin? Nasıl geleceğimden bu kadar emin olabiliyorsun? " Bunu söylememi beklemiyor olduğu belliydi, yüzünü bir anda ciddileştirdi.
" Bunu ben değil Selda Sultan istedi, bu yüzden geleceğini düşünmüştüm. Her neyse, Selda Sultan'a konuşmak istemediğini iletirim. " Konuyu tamamen kendisinden çaprtırmıştı.
" Öyle söylemedim, tabii ki gelirim. Hazırlanmam gerek, beni biraz burada beklemen gerekiyor. " Başını salladı ve kahvesinden bir yudum aldı.
Üstüme daha düzgün bir şeyler giyinip şalımı yaptım. Valizimden birkaç parça alıp sırt çantama koydum. Zaten bir günlüğüne gidiyordum, almam gereken bir şey yoktu. Bukre'yi arayıp evde olmayacağımı haber verdim ve Meriç'in yanına döndüm. Kahve bardaklarını toplayıp makineye koydum. Meriç tabloyu almış ve çoktan dışarıya çıkmıştı. Bende olan anahtarla evi kilitleyip Meriç'in yanındaki yerimi aldım. Selda Sultan'ın benimle özel olarak konuşmak istediği şeyin ne olduğunu fazlasıyla merak etmiştim. Bu konu beni çok germişti, sürekli beynimde senaryolar kurup durmaya başlamıştım. Henüz evlilik için hazır değildim, bu konular hakkında biriyle özel konuşmak da istemiyordum. Selda Sultan'ın benimle konuşacağı konunun çok farklı bir konu olması için dua ettim. Eve geldiğimizde Meriç şirkete geri dönmek zorunda olduğunu söyledi.
" En azından Selda Sultan'ın yanına kadar bana eşlik et."
" Burası artık senin de evin Hifa, hem Selda Sultan seninle özel olarak konuşacak sana eşlik etsem de etmesem de bu durum değişmeyecek sonuçta." Derin bir nefes alıp aşağıya indim. Kapıyı çalarken ellerimin fazlasıyla terlediğini fark etmiştim. Derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Kapıyı her zamanki gibi bir hizmetli açmıştı.
" Hoş geldiniz Hifa hanım. " Gülümsedim ve içeriye girdim.
" Hoş buldum."
" Öncelikle kalacağınız yeri size göstereyim, eşyalarınızı oraya bıraktıktan sonra Selda hanımın yanına kadar eşlik edeceğim size." Kadın fazlasıyla otomatik konuşuyordu ve bu beni çok daha fazla germişti. Belli belirsiz bir şekilde tekrar gülümsedim ve başımı salladım. Kaldığım oda üst kattaydı, merdivenleri çıktıktan sonra bana gösterilen odaya eşyalarımı bıraktım.
" Yan tarafta Meriç beyin odası var, herhangi bir konu olursa diye Meriç bey sizi bilgilendirmemi istedi." Geldiğimden beri başımı sallayıp duruyordum. Sonunda Selda Sultan'ın odasının kapısına gelmiştik. Hizmetli kapıyı tıkladı ve içeriden onaylayan ses gelene kadar bekledi. Ben içeriye girerken hizmetli de nihayet yanımdan ayrılmıştı.
" Selamünaleyküm Selda Sultan." Koltukta oturan Selda Sultan'ın yanına gidip pamuk ellerinden ve yanaklarından öptüm. " Beni yanında ki boş yere oturttu ve ellerimden tuttu.
" Hoş geldin benim güzel gelinim, nasılsın? " Selda Sultan'ı ilk gördüğümden beri çok sevmiştim ve pamuk yanaklarını sürekli sıkıştırma ve ona sıkı sıkı sarılma isteğim oluyordu.
" Hoş buldum, elhamdülillah iyiyim Selda Sultan sen nasılsın?" Ellerini çekti ve yüzünde hiç solmayan gülümsemesiyle cevap verdi.
" Bende çok şükür iyiyim kızım. Davetimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim. Meriç seninle özel bir şey konuşacağımı söylemiştir. " Yüzümdeki gülümsemenin kaybolmasını engelleyemedim, başımı salladım ve kısık sesle evet dedim. Utançtan yüzüm kızarmıştı bile.
" Böyle utanmama gerek yok kızım, sen benim gelinimsin artık. Meriç'in bazı şeyleri sana anlatamadığını bildiğimden seninle özel olarak konuşmak istedim." Rahat bir nefes almıştım, Meriç hakkında bir şeyler öğreneceğim için de sevinmiştim.
" Çok teşekkür ederim Selda Sultan, bende Meriç'in bana anlatamadığı şeyler olduğunu hep hissetmiştim ve onun üstüne de gitmek istemediğim için ona ısrar edemiyordum. Anlattıklarınla daha temkinli olacağım, inşallah ona daha iyi gelebilirim." Selda Sultan yüzümü avuçlarının arasına aldı ve alnımdan öptü.
" İnşallah güzel gelinim. " Düşünceli bir şekilde baktı ve anlatmaya başladı.
" Meriç küçükken çok efendi ve söz dinleyen bir çocuktu. Dedesini çok severdi, onun her istediğini yapardı. Onu kırmaktan ve ona kötü bir şey yapmaktan sakınırdı. Meriç'le dedesi küçükken birlikte namaz kılar, sohbetler ederlerdi. Meriç her zaman dedesinin anlattıklarını dikkatle dinlerdi. Hepsini hayatına geçirmek için uğraşırdı. Allah'a çok yakındı, onu dedesi sayesinde en iyi şekilde tanımıştı. Kur'anı çok iyi okurdu, hayran kalırdık hepimiz. Öyle güzel bir sesi var ki, içini huzurla doldurur. O sesi duymayalı tam on sene oldu kızım, koskoca on sene. Dedesi öldükten sonra Meriç hayata küstü. Daha on beş yaşında gencecik bir oğlandı ve dedesinin ölümünü hiç kabullenememişti. Sürekli dedesinin ölmediğini onun öldürüldüğünü söyler dururdu. Kalbini dedesinin intikamıyla karanlığa boğdu. Hiçbir zaman eskisi gibi olmadı ve dedesinin öğrettiği her şeyi bir kenarı bıraktı. Söz dinlemeyen, kimseyle konuşmayan birisi olup çıkmıştı. Dedesinden sonra sadece benim sözümü dinliyor benimle konuşuyordu. Beni kırmamak için çok uğraşsa da öyle her sözümü de dinlemez. Bir şeyi yaparken de kimseye sormaz zaten. " Selda Sultan bunları anlatırken gözleri dolmuştu, kalbim sızlıyordu ve yutkunmakta zorlanıyordum.
" Bir gün onu perişan bir halde gördüm, ne yapacağını bilmez bir şekilde oturmuş ağlıyordu. Dedesinin ölümünden sonra ilk defa tekrar ağladığını görmüştüm. Karanlıkta bir yerde hala küçük Meriç'in olduğunu biliyordum. Ben dedesinin emanetine sahip çıkamadım kızım, Meriç'in tekrar Allah'a yakın olmasını sağlayamadım. Ama her zaman inandığım bir şey vardı. Onun tıpkı benim gibi bir ruh eşine ihtiyacı vardı. Eşim beni doğru yola ileten kişiydi, benden bir kez ümidini kesmedi. Her zaman yanımda oldu ve beni Allah'a yakınlaştırdı. Şimdi Meriç'in sana ihtiyacı var, ruh eşinin karanlığına aydınlık olması gerekiyor. Dedesinin ondan son isteği, kendisini doğru yola iletebilecek bir eş bulmasıydı. Öleceğini, Meriç'in kalbinin intikamla karanlığa dolacağını biliyordu. Meriç kimsenin yüzüne bakmadı şimdiye kadar, ilk defa sana aşık oldu kızım. Meriç'in kalbine aydınlık olabilecek tek kişi sensin. Senden tek istediğimiz bu, onu sakın yalnız bırakma. " Gözümden bir yaş damladı, kalbim çok ağrıyordu. Benim Meriç'in ruh eşi olduğumu, onu doğru yola iletebilecek kişi olduğumu düşünüyorlardı. Meriç beni sevmiyordu, sadece öyleymiş gibi göstermişti her zaman. Bu insanları kandırıyorduk ve benim kalbim çok fazla ağrıyordu. Meriç'e verdiğim söz gelmişti aklıma, bu insanları yalancı çıkarmayacağıma dair, kalbinde hala sevgi olduğuna dair verdiğim o söz kulaklarımda çınladı bir anda. Omuzlarıma bir sorumluluk yüklenmişti.
" Ben nasıl yapacağımı bilmiyorum, Meriç beni dinlemez ki." Sesimde çaresizlik vardı. Selda Sultan elimi tuttu.
" Allah'ın izniyle her şey olur kızım, sen Allah'a güven. Meriç'i yalnız bırakma yeter, bir gün bana bir şey olursa Meriç tekrar yıkılacaktır. O gün gitmek isteyecek, sana çok zor zamanlar yaşatacak. O zamanlarda bile ondan vazgeçme, bundan emin olabilir miyim evladım? " Başımı salladım.
" Her zaman onun yanında olacağım Selda Sultan, onu asla yalnız bırakmayacağım. Ne olursa olsun, sana söz veriyorum. " Gözümden yaşlar akıyordu ve ben kendimi tutma gereği hissetmedim. Selda Sultan bana sıkıca sarıldı, göz yaşlarıma ortak oldu ve o da ağlamaya başladı.
" Kendini çaresiz hissettiğin her an, Allah'ın yanında olduğunu bil kızım. Kalbini her zaman ferahlatacak olan kişiye sığın." Selda Sultan başımda inşirah sûresini okudu ve bana üfledi.
" Sana bir şey sorabilir miyim Selda Sultan?" Başını salladı yavaşça ve kısık sesle tabii dedi.
" Eşini kaybettiğinde nasıl dayanabildin? " Bu sorunun onu ne kadar üzebileceğini o an düşünememiştim ve sorduğum an pişman olmuştum.
" Çok özür dilerim, ben sizi üzmek istemedim. " Gözünden yaşlar akarken gülümsedi.
" Eğer eşim başkası olsaydı ve onu tıpkı böyle çok sevsem asla dayanamazdım. Benim üzülmeme hiç dayanamazdı, bir gün öleceğini biliyordu. Ya ben ya o, birimiz daha önce göçüp gidecekti bu dünyadan. Bana her zaman sabrı anlattı, ne olursa olsun her konuda sabırlı olmamı öğütlerdi. Peygamber efendimizin hayatını dinledikten sonra, utanmıştım kendimden. O kadar acıya nasıl katlandı acaba diye düşünürdüm hep. Rabbim eşim sayesinde kalbime sabrı verdi, her zaman kalbimi ferahlatması için Rabbime sığındım. İnşallah cennete buluşacağız, ben o güne kavuşmayı bekliyorum sabırla. Tıpkı eşimin bana öğütlediği gibi. " Selda Sultan'ın Allah'a olan teslimiyeti beni çok etkilemişti.
" Ben senin gibi değilim ki Selda Sultan, nasıl Meriç'i doğru yola ileteceğim. "
" Tabii ki sen benim gibi değilsin güzel kızım. Sen benden çok daha iyisini yapacaksın, bu yolu Meriç'le birlikte daha iyi bir hale getireceksiniz. Ben torunuma bile sahip çıkamadım ki, eşimin yaptığını yapamadım. Ama şimdi sen varsın, o sana emanet gözüm arkada kalmaz artık. Eğer gerçekten Meriç'in anlattığı gibiysen, benim senden şüphem yok kızım. "
Şaşkınlıkla Selda Sultan'a baktım. Meriç'in benim hakkımda babaannesine bir şeyler anlattığını duymak tuhaf hissettirmişti. Üstelik iyi bir şekilde anlatmıştı, bana Meriç'i emanet edecek kadar iyi biri olarak. Selda Sultan'ı hayal kırıklığına uğratmak en büyük korkularımdan birisiydi artık. Nasıl olur da Meriç bana bunu yapabilirdi. Kendi sevdikleri için benim hayatımı bilinmezliğe sürüklemekten çekinmemişti. Şimdi de onu asla yalnız bırakmayacağıma dair söz vermiştim. Hayatımda ki her şey sürekli beni şaşırtıyor ve beklenmedik yerlerden vuruyordu.