AMARE | 15

1284 Kelimeler
Aramızda ki garip bakışma Poyraz'ın beni öpmesiyle son bulmuştu. Ellerimi yanaklarına koyup ona karşılık verirken öyle narin öpüyordu ki dudaklarımı. Yavaşça ayrılıp gözlerime baktığında kirpiklerimi kırpıştırdım. Gülüp burnumun ucuna bir öpücük kondurdu ve üzerimde doğruldu. "Her sabahım böyle olsun istiyorum" dedi gülümseyerek. Beraber çadırdan çıkıp denize baktık, çok güzel görünüyordu. "Sabah yüzmesi?" Dediğinde gözlerim irileşirken başımı hızla hayır anlamında salladım. "Öğleden sonra hep beraber gireriz bebek.” dedim ve kahvaltı hazırlamak üzere aldıklarımıza yöneldim. "Bebek mi dedin sen bana?" diyerek sırıttığında afallamıştım. Cidden bebek demiştim. "Evet, diyemez miyim?" Dedim omuz silkerek. "Dersin tabi." Dedi ve yanıma yaklaşıp arkamdan sarıldı, hoşuma gitmedi diyemezdim. Burnunu saçlarımda gezdirmesi derince iç çekmemi sağlarken başımı arkaya yatırıp göğsüne yasladım. Dudakları saçlarımdan yanağıma kayıp buse kondurduğunda gülümsedim. "Bize ne oluyor bilmiyorum ama, ne oluyorsa çok hoşuma gidiyor." diye fısıldadığında kalbim göğüs kafesimi zorlamaya başlamıştı. "Ben hiçbir kadına böyle yaklaşmam, beni değiştiriyorsun" diye devam etti. Karısı olmam dışında bir problem yoktu, herhangi bir kadın değildim onun için, değil mi? "Poyraz biz evliyiz, beni başka kadınlarla kıyaslama!" dedim sinirle. "Güzelim o anlamda mı dedim ben şimdi?" dediğinde kollarını biraz daha sardı belime. "Neyse ne, konuşma şöyle.” dedim. Hoşlanmamıştım. Açıkçası başka kadınlarla kıyaslamasını kıskanmıştım. "Tamam bebeğim" deyip bir öpücük daha kondurdu yanağıma. "Yaa, çok güzelsiniz ama siz!" duyduğum sesle arkama bir bakış attığımda Sinem'in bize gülümseyerek baktığını gördüm. "Günaydın" dedim tebessüm ederek sonra hızla Poyraz'ın kollarından çıktım. "Kahvaltı hazırlayalım, deli gibi acıktım!” Başımı sallayıp elimde ki kahvaltılıkları getirdiğimiz piknik örtüsünün üstüne koydum. Sinem bana yardım etmeye başladı ve kısa süre içerisinde kahvaltıyı hazırlamıştık. Poyraz ve Sinem yerlerini alırken Mete'nin hala uyuduğunu fark ettim. "Ben Mete'yi uyandırıp geliyorum hemen.” dedim ve Poyraz'ın bir şey demesine izin vermeden adımlarımı Mete'nin çadırına yönelttim. Fermuarını yavaşça açtığımda her zaman ki gibi yastığa sarılmış uyuyan bir Mete'yle karşılaştım. Bir şeye sarılmadan uyumazdı. Kocaman gülümseyip içeri girdim ve fermuarı yarıya kadar kapatarak yere oturdum. "Mete, uyan hadi. Kahvaltı yapacağız.” diyerek kolundan dürttüm. "Hm?" Dedi mırıldanarak. Kıkırdayıp bir daha dürttüm kolunu. "Uyan hadi koca bebek!” Gözlerini hafifçe aralayıp yüzünü sıvazladı. Bakışları bana kayınca gülümseyip yattığı yerde doğruldu. "Günaydın" dedi gülümseyerek "Günaydın" dediğimde karşıma bağdaş kurarak oturdu. Yüzümde büyük bir gülümseme yayılırken elimle omzunu dürttüm. "Sinem?" Dediğimde sırıttı. "Ne olmuş?" "İşte ne oldu ben de sana soruyorum.” "Çok güzel" dediğinde onaylayarak başımı salladım. "İyi anlaştık gibi, bakalım" Yüzündeki sırıtış hala yerindeydi, hoşlanmıştı. Ardından ciddi bir ifadeyle devam etti. "Onu bunu boşver, Poyraz'dan bahset sen. Üzüyor mu seni?" Dediğinde başımı hızla iki yana yalladım. "Hayır, aksine bana hiç zararı dokunmadı. En başında onunla yaşamak ölüm gibiydi ama şimdi alıştım, bir sorun yaşamıyoruz" dediğimde yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. "Sevindim. Poyraz kötü bir adama benzemiyor, sadece fazla korumacı" dediğinde başımı salladım. "Evet kötü bir adam değil ama dediğin gibi biraz korumacı…” "Olsun, en azından gözüm arkada kalmayacak. Lalin, ben senin her zaman yanındayım güzelim. Bir şey olursa eğer direkt bana geleceksin tamam mı?" Dediğinde gözlerim dolmuştu. Mete cidden çok iyi bir arkadaştı, kardeşimdi. "Biliyorum. İyi ki varsın." dediğimde kollarını açıp sarıldı bana. "Sen de iyi ki varsın" diye mırıldandığında çadırdan hışırtı geldi. Mete'den ayrılıp arkama baktığımda Poyraz'ı gördüm. Muhtemelen sarıldığımızı da görmüştü. "Hadi gelin artık, sizi bekliyoruz" dedi düz bir sesle. Başımı salladığımda Mete'ye bir bakış atıp gitti. "Hep yanlış zaman da geliyor" dedim söylenerek ve ayağa kalktım. "Aynen" dedi. O da ayağa kalktı ve çadırdan çıktık. Hepimiz örtüye oturduğumuzda kahvaltı yapmaya başlamıştık. Deniz çok durgundu, rüzgar hafifçe esiyordu. Kırmızı örtünün üstünde oturmuş kahvaltı yapıyorduk, üstümüzde ki kocaman ağacın gölgesindeydik. Yaprakları hışırdıyordu, çok güzel bir ortamdı. Sessiz bir şekilde kahvaltımızı yaptıktan sonra Poyraz getirdiğimiz küçük masaya uzanıp sigara paketini aldı. İçinden bir dal aldıktan sonra bana uzattı. Dalı aldıktan sonra aynı şekilde Mete ve Sinem'e uzattı. Hepimiz sigara yakıp buz gibi soğuk çay açtık. "Ee bugün ne yapacağız?" Dedi Sinem heyecanla. Mete ona bakarak gülümsedi. "Ne yapmak istersin?" Dediğinde Sinem ona tebessüm ederek sigarasından içti. "Denize girelim birazdan" dediğinde hepimiz onayladık. Kahvaltıdan sonra çok mayışırdım. Yanıma şöyle bir bakındım, sonra en rahat yatış şeklinin Poyraz'ın bacağı olduğuna karar verdim. Poyraz'a sırtımı dönüp başımı kucağına koydum ve ayaklarımı uzattım. Poyraz bana baktı ve sonra önüne dönüp sigarasını içmeye devam etti. Mete'yle sarıldığımızı görmüştü ve hala sinirliydi anlaşılan. Onu takmayıp kucağına iyice yerleştim. Sohbet muhabbet derken bir saattir Poyraz'ın kucağında yatıyordum, rahatsız gibi de görünmüyordu. "Ben mayomu giyip geleceğim" dedi Sinem ve ayağa kalkıp çadırına yöneldi. Mete de kalkıp şortunu giymeye gittiğinde yalnız kalmıştık. Poyraz'ın bakışları denizdeydi. Alttan bile çok yakışıklı görünüyordu. Geniş omuzları, çenesinin keskinliği, adem elması. Derin bir iç çekere elimi koluna koydum. "Poyraz?" Cevap vermiyordu. Cidden trip mi atacaktı? "Poyraz." Tekrar ona seslendiğimde bakışlarını yüzüme çevirdi. "Efendim?” dediğinde dudağımı kemirip diyeceğim şeyi düşündüm. "Niye böyle yapıyorsun?" Çok yaratıcıydım gerçekten… "Ne yapıyormuşum?" Dediğinde alayla kaşlarım havalandı. "Soğuk davranıyorsun.” dediğimde omuz silkti. Tamam, bunu Poyraz'ın yollarından halletmeliydim anlaşılan. Kucağından kalkıp karşısında dizlerimin üstünde durdum. Anca aynı boya gelmiştik. "Ama ben bir şey yapmadım ki. Eğer Mete'yle sarılmamızdan bahsediyorsan, cidden sinirlenecek bir şey yok bunda. O benim çocukluk arkadaşım, kardeşim" diye uzunca bir açıklama yaptım. Normalde açıklama yapmazdım fakat bana uzak durması hoşuma gitmiyordu. "Anladım" dedi yeşillerini gözlerime çevirerek. Güneşin vurduğu yeşilleri afallamamı sağlamıştı. Gülümseyip uzandım ve kollarımı boynuna doladım. "Anladın demek" dediğimde gözlerini dudaklarımdan çekip gözlerime çevirdi. "Hıhım" Tebessüm edip biraz daha yaklaştım ve dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Karşılık vermediğinde memnuniyetsiz bir şekilde geri çekilip gözlerine baktım. "Poyraz, ben seninle evliyim biliyorsun değil mi? Mete benim kardeşim ve ona sarılmamda sinirleneceğin hiçbir şey yok" dediğimde başını salladı. "Haklısın, sinirleneceğim bir şey yok. Ne yapayım dayanamıyorum etrafında başka bir erkek olmasına" dediğinde kıkırdadım. Normalde kıskançlıktan nefret eden ben, Poyraz'ın kıskançlığı karşısında gülüyordum. Çok tatlı oluyordu. Mete ve kendi arasında tercih yaptıracak kadar bir kıskançlığı yoktu. O neydi hem? İğrenç bir şeydi. Zaten Mete'yi seçerdim. Mete'yi kimseyle değişmezdim ben. "Burada beni öpmen gerekiyordu" dediğinde sırıtıp dudaklarımızı tekrar birleştirdim. Elleri belimi bulduğunda dudakları aralanmıştı. Alt dudağını dudaklarımın arasına alıp öpmeye başladığımda gülümseyip üst dudağımı emmeye başladı. Kısa bir öpüşmenin ardından geri çekilip burnuma öpücük kondurdu. "Sigara içip geleceğim güzelim" dediğinde başımla onaylayıp çadıra yöneldim. Çadırın fermuarını kapatıp valizimi açtım ve getirdiğim bikinilere baktım. Hangisini giyseydim acaba? En sonunda altı acı yeşil, üstü beyaz ve kaktüs desenli bikinimi giydim. Evet, kaktüsü çok seviyordum… Saçlarımı açıp elimle dağıtırken içeri Poyraz'ın girmesiyle irkildim. "Hmm, kaktüs" diyerek sırttığında ben de güldüm. "Çok seviyorum" dediğimde biliyorum diye mırıldandı ve yanıma yaklaşıp çıplak omzuma öpücük kondurdu. İçim sıcacık olurken geri çekilip tişörtünü çıkardı. Elleri şortuna gittiğinde hızla önüme dönüp valizden güneş gözlüğümü ve güneş kremimi aldım. Poyraz'ın siyah deniz şortunu arkama dönmeden ona uzattım. Elimden aldığında güneş gözlüğümü kafama taktım ve arkamı döndüm, giymişti. Sıkı vücudu karşısında bir kere daha heyecanlanırken eliyle saçlarını düzeltti. İç çekip onu izlemeye devam ettim. "Lalin üstüme atlayacakmış gibi bakıyorsun" dediğinde kendime gelip ona dilimi çıkardım. "Isırırlar o dili" dediğinde kaşlarımı çattım. "Isıramazsın" Evet yapardı. Dilimi tekrar çıkardığımda hızla yanıma gelip dilime eğildiğinde ufak bir acı hissettim, yapar demiştim. "Dilimi niye ısırıyorsun ya sen?" Diye geri çekildim. "Isıramazsın dedin" Gayet mantıklı bir sebepti. Birkaç saniye suratına baktıktan sonra dışarı çıktım. Poyraz da arkamdan çıktı. Mete ve Sinem mayolarını giymiş denize girmeye hazırlanıyorlardı. Güneş kremlerimizi sürdük ve denize doğru yürümeye başladık. Telefonumun çalmasıyla durdum. Poyraz gidip telefonumu aldı, ekranda gördüğü isimle kaşları çatılırken bir şey demeden bana uzattı. Arayan annemdi. Yüzümü buruşturup telefonu açtım ve kulağıma koydum. "Alo, Lalin?" "Efendim?" "Nasılsın?" Şimdi mi akıllarına geliyordum. "İyiyim" "Kızım, konuşmalıyız." "Ne hakkında?" "Ben hata yaptım, kabul ediyorum. Yüz yüze konuşmamız gerekiyor." dediğinde afallamıştım. Şimdi mi anlıyordu hata yaptığını? "Pekala, konuşalım" "Yarın bekliyorum, görüşürüz" "Görüşürüz" diyerek telefonu kapattığımda aklımdan binbir türlü şey geçiyordu. Her şeyin sebebini anlatacak mıydı bana? Peki öğrendiğimizde ne olacaktı, boşanacak mıydık? Poyraz beni bırakıp gidecek miydi? En başından beri bu evliliğe karşıyken, neden şimdi devam etmesini istiyordum?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE