Başımı yastığa koyup, gözlerimi yummaya göreyim; gözümü her açtığımda başıma başka bir şey geliyordu. Herkes birbirine girmiş bir haldeydi. Yusuf bir kenara pısmış, barınağa terk edilen yavru köpek gibi bakıyordu tekerlekli sandalyesinde. Akın abim, Yusuf’un üstüne atılmış, Tarık abim her ne kadar onun kadar öfkeli olsa da, Akın abimi tutmaya çalışıyordu. Tekin de Yusuf’u korumaya çalışıyordu. Ben inanmak istemiyordum. Kulağa her ne kadar aptalca gelse de, ben bunun doğru olduğunu düşünmüyordum. Sezgilerim bana aksini söylüyordu. ‘’Bu doğru değil. Bir yanlışlık olmalı.’’ dedim. Yusuf berbat bir eşti, evet. Kaba, görgüsüz, kompleksli, saygısız… Ama o böyle küçük işlerin insanı değilde. Hayata daha iyi koşullarda doğsaydı, başında bir anne babası olsaydı mesela, daha düzgün bir geçmişi ol

