7yıl sonra Masaldan...
Aradan koskoca yedi yıl geçmişti. Mirandan ne bir haber alabilmiştik ne de izine rastlayabilmiştik. Gerçi ölüm haberi gelmişti hatta cesedi bile gelmiş gömmüşlerdi ama herkesin gözünden kaçan bir detay vardı. Adamın alyansı ile Miranın ki uymuyordu, daha da önemlisi adamın işaret parmağı kesikti. Miranın ki ise sapasağlamdı tabi kayıp olduğu yıllarda başına bir şey gelmediyse. Her Ne olursa olsun onun öldüğüne inanmıyordum. Onun bir yerden çıkıp geleceğine adım kadar emindim ama nerden çıkıp geleceğini ve ne zaman geleceğini bilmiyordum işte. Bu yedi yılın kısa bir özetini geçecek olursam. Miranın otelden yok oluşunun ardından Yasin'le Amerika'ya gelmiştik. Miranın benim için tuttuğu evde birkaç ay yaşadıktan sonra hamile olduğumu öğrenmiştim. Yaşım çok küçüktü, miran yoktu daha da önemlisi kimsem yoktu ama çocuklarımdan vazgeçmeyi bir dakika bile düşünmedim. Girdiğim bunalımdan profesyonel desteğin de yardımıyla en hızlı şekilde çıkıp çocuklarım ve kendim için bir hayat kurmak için dört elle tutundum hayata. Kendimize büyük ama fazlasıyla korunaklı şehrin dışında büyük bir Malikane yaptırmakla başladım işe çünkü Yasin'in dediğine göre miranı bizimle tehdit etmişlerdi. Ardından da bitiremediğim okuluma ve üzerimde duran hisselere yöneldim. Hem şirketle ilgilenip hem de okulu okuyordum. Liseyi bir dönemde bitirmiş sınavlarımı vermiştim. Şimdi ise sıra üniversite sınavına çalışmaktaydı ama doğumumdan dolayı üniversite sınavını biraz erteledim. Bu arada ikizler doğmuştu.
Doğuma yalnız gitmek ve orada tek başına yatmak çok zordu. Yasin ne kadar yanımda olmaya çalışsa da onun da bir hayatı vardı ama o hastanede tanıştığım bir adam dünyamı değiştirmişti adeta. Adı Güneydi. Oradaki yaşlılara kitap okumak için gelen bir genç olan Güney, o zamanlarda benim yalnız doğum yaptığımı duyup kimsemin olmamasına üzülmüş ve bir kaç kutu tatlıyla odama gelmişti. İşte o günden bu yana Güney benim her şeyimdi. Elimdi, kolumdu kısacası her şeyimdi. Onunla olmak ayrıcalıktı, o rastladığım en muhteşem şeydi. Birkaç gün sonra hastaneden çıkmıştım ve artık yalnız değildim. Güney yanımdaydı. Evime kadar eşlik etmişti bana ardından da haftada iki üç kez uğrar olmuştu. İkizler bir yaşına basınca güzel bir doğum günü ile duyurmuştum tüm dünyaya bebeklerimin varlığını. Aşirete de tabi ki. Miranın ağalığını koruyordum kendimce dönünce ona geri vermek üzere şimdilik oğlumun üzerine almıştım ağalığı. Bu kadar küçük yaşta kimseye ağalık verilmezdi normalde ama başka veliaht olmadığı için mecburen vermişlerdi. Birkaç ay sınava hazırlandıktan sonra sonunda sınava girmiş ve kazanmıştım. Mimarlık hayalimden vazgeçip, işletme okumuştum çünkü bu kadar şirketi yönetmek kolay olmuyordu.
Aradan yıllar geçmiş ve her şey rayına oturmuştu. Okulumun son sınavını daha geçen hafta vermiştim. İşler çok şükür ki iyiydi. Tek el atmadığım Arap sanayisine de bir kaç hafta içinde adım atacaktık ama şimdilik görüşmeleri Güney yürütüyordu çünkü ben iki gün sonra ki doğum günü partisi için hazırlıklarla ilgileniyordum. Rüzgar Asaf ve Halime haftaya altı yaşlarına basacaklardı. Doğumları daha dün gibi aklımdaydı. Hava hafif bir esintideydi. Her yer çiçek açmış bahar gelmişti. Onlarda benim hayatıma baharı getirmişti zaten. -Mayıs 16- En sevdiğim ayda en sevdiğim günde miranla evliliğimizi tüm aşirete duyurduğumuz o günde gelmişlerdi bana. Erken gelmişlerdi. Küçücük doğmuşlardı ama onlarda benim gibi dört elle tutunmuştu hayata. O günler aklıma gelince yine gözlerim dolmuştu ki güneyin neşeli sesi çınlamıştı kulaklarımda. Asaf ve Halime gene birbirlerine girmiş güneyi de avukat tutmuşlardı. Onların bu halini görünce istemsiz hep gülüyordum. Güney ben Yoğunken onlarla ilgileniyor her şeylerinde bulunuyordu. Tam onların arkasında ise Yasin vardı.
"Yengelerin gülü bugün gene çok çalışmışsın" dediğinde istemsizce gülmüştüm. Bana yenge demekten inatla vazgeçmiyordu bu durum hoşuma gitmiyor da değildi doğrusu. Yasin’i Miran gidince daha da iyi tanımıştım. Onunda çok kolay bir hayatı olmamıştı doğrusu. Anlattığına göre Genç yaşta bu hayatta tek başına kalmış bir çocuktu Yasin. Annesini ve babasını hiç tanımamış 18 yaşına kadar da dedesiyle yaşamıştı, 18 yaşında dedesini de kaybedince büsbütün yalnız kalmıştı. İşte o an önünde iki yol belirmiş: Ya dedesinin vasiyetini yerine getirip okuyacak ve işlerin başına geçecekmiş ya da zibidinin teki olacakmış. Tanıdığım kadarıyla zeki bir adamdı Yasin bundan dolayı da ailesinin emeklerini boşa çıkarmayıp okumuştu ve işlerin başına geçmişti. Kıymetliydi benim için Yasin çünkü Miran’dan bana kalan bir insandı. Ondan kalan ve ondan gelen her şeye razıydım. Aklıma her gelişinde gözlerimi dolduran adamın etkisinden kurtulup kendimi toparladım ve bende onların yanına doğru ilerleyip Asaf ve Halime'ye sarıldım. Yasin ve Güneye de sarıldıktan sonra hepimiz salona geçmiştik. Tuğçe çocukları üzerlerini değiştirmeleri için yukarı çıkardığında bende bizimkilere doğum günü planımı anlatmıştım. Seneler önce miranla geldiğimiz otelin lokalini tuttuğumu ve iki konsept olacağını söylemiştim. Bir tarafta kızlar bir tarafta erkekler için etkinlikler ve eğlenceler olacaktı. Finalinde de havuz partisi gibi bir şey planlamıştım. Davetiye işlerini güneye, eğlence ve organizasyon şirketi işlerini de Yasin'e devretmiştim. Bende geri kalanlarıyla ilgilenecektim. Çocukların inmesiyle hamide abla ve Tuğçe'yle beraber sofraya oturduk. Altı yıl kadar önce hamide abla ve Tuğçe'yle de şirketin önünde tanışmıştım. Anne kız iş arıyorlardı. Hamide abla da Tuğçe'yi bir başına büyütmüştü ve çok zorluk çekmişti ama iki kişilik iş bir türlü bulamıyorlardı. O gün bende benimle çalışmalarını teklif etmiştim. Hem de yatılı çalışacaklarını duyunca çok mutlu olmuşlardı ama ben onları çalışandan çok ailem yerine koymuştum çünkü buradaki tek ailem onlardı.
Miranın ölümüyle Urfa karışmıştı. Miranın belaları olduğunu öğrenmiştik ve karanlık işlere bulaştığına artık emindim zaten Yasin’de demişti en başta bizimle tehdit edildiğini, bundan dolayı da Türkiye'ye ayak basmamıştım. Burası da pek güvenli değildi ama Urfa da herkes çok zorda kalmıştı ve maalesef çocuklarımı tehlikeye atamıyordum. Onlarda bizi tehlikeye atmamak için gelmiyorlardı. Amerika'da ise kendi soyadımı kullanıyordum. Çocukların babası Güney gibi gözüküyordu. Bundan dolayı da henüz açık vermemiştik. Ben miranın eski eşi olarak gözüküyordum ama çocuklar miranın gibi gözükmüyordu yoksa şimdiye kadar neler olurdu düşünmek bile istemiyorum. Öyle bir dalmıştım ki Yasin'in beni dürtmesiyle kendime geldim "Nerelere daldın yengelerin gülü" demesiyle kendimi toparlayıp Yasin’e gülümsedim ve
"İş güç işte Yasincik senin gibi boş mu geziyoruz" dediğimde Yasin kalbinden vurulmuş gibi hareket yapıp kalbinin üstüne elini koydu ve
"Tam on ikiden vurdu zalımın kızı" diyerek gene herkese neşe saçmıştı ama her hareketine olduğu gibi buna da en fazla Halime gülmüş ve Yasin'in gelişine yine her zamanki gibi en çok o mutlu olmuştu.
Halime'nin Yasin'e olan hayranlığı çok başkaydı. Pedagog babasından kalan biri olduğu için ona koşulsuz bir sevgi besliyor demişti. Normal olduğunu ve her çocuğun bu yaşlarda kendinden büyük birine aşık olduğunu sandığını söylemişti. Asaf baba yokluğunu Halime kadar yoğun yaşamıyordu. Halime fazlasıyla duygusal bir kız çocuğu olduğu için o her duygusunu doruklarda yaşıyordu. İçimi parçalayan bu eksiklikleri beni mahvetse de elimden gelen hiçbir şey yoktu. Sadece miranın dönüşünü bekliyordum, Tek yapabildiğim buydu bide her yerde onu aratmak ama sonuç hep hüsrandı. Akşam yemeği benim dalgınlıklarıma rağmen çok keyifli geçmişti. Yemekten sonra biraz çocuklarla bahçedeki onlar için yaptırdığım parkta beraberce eğlenmiştik. Çocukların uyku saati gelince Tuğçe onları yukarı çıkarmıştı. Yasin ve güneyde izin isteyip kalkmışlardı. Yine gece olmuş ve yalnız kalmıştım. Geceleri çok zor geçiyordu. Gündüzleri iş- çocuklar derken bir şekilde geçiriyordum ama geceleri bomboş yapayalnız kalıyordum. Yatağın sol tarafı senelerdir bomboştu. O tarafa yatamıyordum bile Yatağın sol tarafı bekliyordu sahibini. Bu gece de aynısı olmuştu ben boş yatağa bakarak sızmıştım ve o boşluk yine içimi yakmıştı.
İki Gün Sonra...
Sabah erken sayılabilecek bir saatte uyanmıştım. Bugün meleklerimin doğum günleriydi ve her seneki gibi yine çok heyecanlanmıştım. Hızlı bir duş alıp üzerime rahat bir şeyler giyindim ve hızla aşağı inip sofrayı kurdum. Hamide abla ve Tuğçe bugün akşama kadar izinliydi. Her sene bu böyleydi. Hem öğleden sonra olacak partiye hazırlanmaları hem de biraz değişiklik olması için böyle yapıyorduk. Sofra hazır olunca saate bakmıştım sekize geliyordu ve işte zil çalmıştı. Hiç sektirmiyordu. Hızla kapıya koşup güneyi karşıladım. Elinde sıcak çöreklerle her sene olduğu gibi kapıda bana gülümsüyordu. Onun bu haline kocaman gülümsedim ve boynuna sarıldım. O da bu heyecanıma gülmüş olacak ki
"Hiç mi geçmez bu heyecan, her sene aynı neşe, aynı mutluluk prenses" dediğinde kahkaha atmıştım. Elindeki çörekleri mutfağa bırakıp yanıma geldi ve beraberce yukarı çıktık. Güney Halime'yi bende Asaf’ı uyandırmak için ayrıldık. Asaf her zamanki huysuzluğuyla uyanırken benim minik kızım ise onun tam tersi mükemmel bir neşeyle uyanmıştı. Hep beraberce yaptığımız kahvaltıdan sonra Halime ve ben sofrayı toplamıştık. Benim minik kuzum büyümüşte bana yardım ediyordu. Asaf ise yaşından büyük tavırlarla Güneye şirketin durumunu soruyordu. Onun bu hızlı büyüme çabası hem beni fazlasıyla güldürüyor hem de bu yaşta bu zeka nasıl oluyor diyerek şoka uğratıyordu. Sofrayı topladıktan sonra biz kızımla partiye hazırlanmak için kuaföre doğru yola koyulurken Güney ve Asaf ise hazırlanmak için evden çıktı. Kuaföre geldiğimizde önce Halime'nin saçı yapılmıştı. Ardından benim saçlarım yapıldı. Bilerek saçlarımızı çok benzer yaptırmıştım. Saçlarımız tamam olunca sıra kıyafetteydi. İlk Halime'yi giydirmiştim. Ardından da ben giyinmiştim. İkimizde hazır olunca güneyi aramıştım onların da hazır olduğunu duyunca otele geçtiğimizi haber verip kuaförden ayrıldık. Otele geldiğimizde güneyler bizi kapıda karşılamıştı. İkisi de jilet gibi olmuştu. Oğlumu kocaman öpüp güneyin koluna girdim ve sevgilicilik oyunumuza yine başladık. İçeri girmemizle yerden verilen duman ve disko ışıkları karşılamıştı bizi. Sağ tarafta araba konsepti ile hazırlanmış bir doğum günü sol tarafta ise kelebek konsepti ile hazırlanmış bir doğum günü vardı. Çocuklar kendi bölümlerine geçince her ikimizde güneyle yanlarına geçip fotoğraflar çektirdik ve ikisinin de mumlarını üflemesine yardım ettik.
Hayallerimden bile güzel bir doğum günü olmuştu ta ki muhabirlerden birinin
"Eski eşiniz miran bey yaşasaydı belki de hayatınız çok farklı olurdu" demesine kadar. Halime ve Asaf babasının ölmediğini bizi korumak için gittiğini ve bunu saklamamız gerektiğini biliyordu yani ben onlara böyle anlatmıştım ama bu Halime için çok ağır olmuştu. Halime daha fazla dayanamayıp ağlayarak dışarı koşmuştu tabi bende arkasından koşarak çıkmıştım mekandan...