Kapıda duran adam dikkatle beni incelerken huzursuzca yerimde kıpırdanıp bakışlarımı kaçırdım. Beni inceleyen mavi gözlerde garip bir sorgulayıcılık vardı.
Sanki bakışlarıyla beni çözmeye çalışıyor gibiydi. Kendimi iyice huzursuz hissederken ufak adımlarla boş koltuğa yöneldim.
Beni deli gibi korkutan yataktan özellikle uzak dururken karşımdaki adamın ne zaman harekete geçeceğini beklemeye başladım.
Genellikle beni kiralayan adamlar bir dakika bile kaybetmez, nefes almadan bedenimin üzerinde hakimiyet kurarlardı.
Bu adamın neyi beklediğini bilmediğim için her geçen saniye biraz daha gerildim.
"Peri rahat olabilirsin." Diyen adamla alayla gülmek istesem de kendimi tuttum.
Acaba şu an bulunduğum konumda nasıl rahat olmamı bekliyordu? Belki de benim bu işi kendi isteğimle yaptığımı düşünüyordu.
Adım sesleri odada yankılanmaya başladığında sertçe yutkundum. Bedenim korkuyla titrerken gözlerimi kısa bir an kapatıp sakin kalmaya çalıştım.
Keşke şu lanet anların hepsini zihnimden söküp atabilseydim. Bana dokunmalarına engel olamıyordum ama keşke zihnime girmelerine engel olabilseydim.
Belki bu adamlarla sadece birkaç saat geçiriyordum ama zihnim her saniye benimle birlikteydi. Bir dakika bile aklımdan silinmeyen görüntüler, ben nefes aldığım sürece bana eziyet etmeye devam edecekti.
Adamın bana yaklaşan ayakkabılarını gördüğüm an yeniden gözlerimi yumdum.
"Peri bana bakar mısın?" Diyen adama çevirdim bakışlarımı.
Gözleri hala aynı dikkatle beni inceliyordu.
"Ben seni buraya düşündüğün şey için çağırmadım." Dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Nasıl yani?" Derken tedirginlikle kapıya baktım.
O kadar çeşitli sapık vardı ki bu adamın nasıl biri olduğunu bilmemek ürkmeme sebep olmuştu. Daha önce karşılaştığım manyakları düşünürken aklımdan Erdi'ye haber vermek geçti.
Hoş bana ne yapılırsa yapılsın o şerefsizin umurunda olmazdı ama bedenim geçen seferki gibi dövülmeyi kaldırmazdı.
Belki bende iz bırakacağını söylersem müdahale ederdi.
"Ben sana yardım etmek için buraya geldim." Hızla başımı konuşan adama çevirirken yüzüne boş gözlerle baktım.
"Yardım derken?"
"Burada kendi isteğinle durmadığını biliyorum." Diyen adamla tüm kanımın bedenimden çekildiğini hissettim.
Telaşla ayağa kalkarken;
"B-Ben gitsem iyi olacak. Sanırım yanlış anlaşılma var." Dedim.
Telaşlı adımlarımı kapıya yönlendirirken arkamdaki adam;
"Yardım istemiyor musun?" Diye sordu.
Buradan kurtulmak isteyen kalbim heyecanla çırpınırken, daha önce yaşadıklarımı unutmayan mantıklı yanım kaçıp gitmemi söylüyordu.
"Bakın kimsiniz, amacınız ne ya da benden ne istiyorsunuz? Bilmiyorum ama ilgilenmiyorum." Sözcükler zorla dudaklarımdan çıkarken yeniden kapıya döndüm.
Tam elimi kapı kulpuna uzatmışken;
"İyi düşün Peri." Diyen adam ile duraksadım.
"Eğer o kapıdan çıkıp gidersen, kendi isteğinle burada olduğunu kabul edeceğim ve bir daha gelmeyeceğim." Adını bile bilmediğim adamın sözleri kafamı karıştırırken öylece kapının önünde kalakaldım.
Hızlı bir şekilde tüm ihtimalleri gözden geçirirken kalbim korkuyla titredi. Daha önceki yardım isteme girişimlerim ve sonuçları tek tek aklıma doluşurken titrek bir nefes aldım.
"Neden size güveneyim?" Derken dikkatle adama baktım.
İlk kez karşıma gelen adamlardan birini böylesine dikkatli inceliyor, ilk kez bu kadar uzun süre bir adama bakıyordum.
"Patron yine beni hangi sınava tabi tutuyor. Yine bana eziyet etmek için hangi yolu kullanıyor!" Sesim git gide yükselirken adam panikle birkaç adım bana yaklaştı.
"Lütfen sessiz ol. Eğer seni duyarlarsa yardımcı olamam." Adamın kapıldığı paniği dikkatle incelerken samimi olup olmadığını anlamaya çalıştım.
"Bak Peri neler oldu, ne yaşadın, o patron dediğin adam kim ya da kapıda duran herif kim hiç birini bilmiyorum. Sadece senin yardıma ihtiyacın olduğunu biliyorum ve yardım etmek istiyorum." Şüpheyle yüzüne bakarken;
"Nereden biliyorsun?" Diye sordum.
"Seni duydum." Dediğinde kaşlarım havalandı.
Ben anlamadığımı belli eden bakışlarımla karşımdaki adamın yüzüne bakarken o bana bir adım daha yaklaştı.
"Gel de sakin sakin konuşalım. Eğer sonunda yine gitmek istersen engel olmayacağım." Kullandığı naif ses tonu ve özenli hareketleri iyice kafamı karıştırırken içimde anlayamadığım bir şekilde güven oluştu.
Az önce panikle kalktığım koltuğa geri yönelirken adam bir iki adım geri çekilip benden olabildiğince uzak durdu.
Bu tavırları daha da kafamı karıştırırken mantıklı yanım hala çıkıp gitmem için avaz avaz bağırıyordu.
Ben koltuğa oturduğumda adam camın önündeki diğer tekli koltuğu karşıma denk gelecek şekilde çevirip oturdu.
"Önce sana kendimi tanıtayım. Ben Karan Kayaalp. Bir iş adamıyım, kendi spor arabalarımı ürettiğim bir firmam var." Tane tane ve dikkatle konuşan adamı dinlerken öylece yüzüne baktım.
"Benden ne istiyorsunuz Karan Bey?" Derken zihnimi toparlamaya çalıştım.
Aklım öylesine karışmıştı ki ne düşünmem gerektiğinden emin değildim. Kalbim kurtulma ihtimalimle heyecanlanıyor bir yandan da olanları düşünerek korkuyla titriyordu, mantığım ise uzak durmam için baskı yapıyordu.
Hangisini dinlemem ya da ne hissetmem gerektiğini bilemezken kendimi koca bir boşlukta gibi hissediyordum.
"Sadece yardım etmek istiyorum. Seni duydum ve kayıtsız kalamadım." Dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Ben sizi daha önce hiç görmedim. Amacınız ne bilmiyorum ama o patron olacak adama söyleyin bu sefer oyununa gelmeyeceğim!" Öfkeyle konuştuktan sonra hızla yerimden kalktım.
Bu sefer gitmem gerektiğine emindim. Bir kez daha annemi ve kardeşimi riske atamazdım.
Ben adım atamadan bileğimi tutan elle durmak zorunda kaldım. Bir adamın beni tutan eline bir de yüzüne bakarken iyice gerilmeye başladım.
"Patron dediğin adamı tanımıyorum ve sana oyun oynamıyorum Peri. Beni daha önce görmedin çünkü hiç karşılaşmadık. Ben seni, Kadir Bey ile katıldığın hayır gecesinde gördüm, yardım isteyen sesini de o gece duydum." Kaşlarım iyice çatılırken bedenim titremeye başladı.
Kalktığım koltuğa geri otururken sessizce;
"Nasıl?" Diye fısıldadım.
Zihnim bir sis bulutunun içine girmişim gibi etkisiz kalmıştı. Kafam iyice allak bullak olurken sadece adama baktım.
Mavi gözlere sahip olan adamın dikkatli bakışlarında birçok duygu vardı. En çok ayırt edebildiklerim ise endişe ve korkuydu. Ne için endişeliydi ya da neden korkuyordu?
"En iyisi ben sana hepsini en başından anlatayım. Lütfen çekip gitmeden önce bir kez dinle." Diyen adamla başımı usulca salladım.
Kurtulmayı umut eden yanım her geçen an biraz daha başkaldırırken en azından dinleyebileceğime beni ikna etti.
Hala bir yanım deli gibi korksa da kurtulmak isteyen yanımı dizginleyemiyordum.
"Senin katıldığın o hayır gecesini benim annem düzenledi, anlayacağın ev sahibi bizdik. Gece ilerlerken bir ara tuvalete girmek için salondan çıktım ve sizi gördüm. Sen ve kapıdaki adam tartışıyordunuz. İlk başta özel alanınızı ihlal etmemek için uzaklaşmayı düşündüm ama son anda senin dediklerini duydum." Adam duraksadığında söylediği günü düşünmeye başladım.
Erdi ile yaptığımız tartışmayı hatırlarken sessizce devam etmesini bekledim.
"Seni bir şeylere zorladıklarını ve tehdit ettiklerini duyduğumda ilk başta ne yapacağımı bilemedim. Yanınıza gelmeyi ve müdahale etmeyi düşündüm ama senin zarar görebileceğin aklıma gelince vazgeçtim. Polise haber vermek aklımdan geçti ama yine senin zarar göreceğini düşünerek vazgeçtim." Duyduklarımı algılamakta zorlanırken öylece yüzüne baktım.
Gerçekten sonunda biri sesimi duymuş muydu yoksa zihnim bana oyun mu oynuyordu? Ben kimsenin beni duymayacağını, duysa bile umursamayacağını düşünürken bu adam beni yanıltmış mıydı?
"Günlerce aklımdan çıkmadın. Senin zor durumda olduğunu ve yardıma ihtiyaç duyduğunu bildiğim için rahat edemedim. Sonunda sana ulaşmayı düşündüm. Çok çabaladım ama direkt sana ulaşamayınca bu yolu denedim." Derken eliyle otel odasını gösterdi.
Gözlerindeki mahcup bakışı gördüğümde burada bulunmaktan en az benim kadar rahatsız olduğunu anladım.
Onun gerçek mi yoksa beynimin bir oyunu mu olduğunu düşünürken hiçbir şey diyemedim.
"Bir şey demeyecek misin?" Derken dikkatle beni inceliyordu.
"B-ben ne demem gerektiğini bilmiyorum? Birinin bir gün sesimi duyacağını ve bana yardım eli uzatacağını düşünmemiştim. Ben buradan hiç kurtulamayacağımı kabullenmiştim." Kelimeler kesik kesik dudaklarımdan dökülürken darmadağınık olan düşüncelerimi toparlamaya çalıştım.
İçim o kadar dağılmıştı ki toparlamak imkansız gibi gözüküyordu. Bir yanım sevinç çığlıkları atmak isterken, diğer yanım oturup bağıra çağıra ağlamak istiyordu.
"S-Siz ciddi misiniz?" Derken gözümden akan yaşlara engel olamadım.
Karşımda oturan adam yerinden kalkıp bana bir adım attığımda istemsizce irkilip geri kaçtım. Karan Bey ellerini iki yana kaldırıp direkt gözlerime baktı.
"Sana zarar vermek gibi bir amacım yok Peri. Ben sadece yardıma ihtiyacın olduğunu biliyorum ve yardım etmek istiyorum." Dediğinde gözyaşlarım daha da hızlandı.
Sanki rüyalarımdan birinin içine girmiştim. Tıpkı rüyalarımda olduğu gibi birileri bana kurtulmayı vadediyordu.
"Ağlama Peri lütfen. Sana yardım edeceğim, söz veriyorum." Diyen adam hemen önümde diz çökmüş, temas etmekten kaçınarak dikkatle yüzüme bakıyordu.
"B-Ben ne demem, ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Şu anın gerçek olduğundan bile emin değilim."
"Gerçek Peri. Sana yardım edeceğim ama önce bana hikayeni anlatman lazım. En azından neden burada olduğunu bilmem lazım." Dediğinde bakışlarımı kaçırdım.
Hala karşımdaki adama güvenip güvenemeyeceğimden emin olamazken daha fazla içimdeki kurtulmak isteyen yanımı dizginleyemedim.
"1 yıldır burada zorla tutuluyorum ve zorla pazarlanıyorum. Yemin ediyorum kendi isteğimle burada değilim." Kendimi anlatmaya, adamı inandırmaya çalışırken gözyaşlarım daha da hızlandı.
"Sana inanıyorum Peri. Neden daha önce kurtulmayı denemedin? Neden beni ilk başta reddettin?" Derken gözlerinde saf bir merak vardı.
"Denemedim mi?" Alayla gülerken adamın kaşları çatıldı.
"Beni ilk aldıklarında o kadar çok kaçmaya ve kurtulmaya çalıştım ki anlatamam ama bir türlü olmadı. Her seferinde daha çok zarar gördüm." Gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırırken hızla gözlerimi sildim.
Karşımdaki adam anlayışla bana bakarken dudaklarımdan firar etmek için bekleyen hıçkırıklarımı tuttum.
"Ne yaptılar sana böyle?" Dediği anda hıçkırıklarım ardı ardına dudaklarımdan firar etti.
Ellerimi yüzüme kapatıp hıçkırarak ağlarken omuzlarım sarsılmaya başladı.
"B-ben. Çok. Çok. Denedim kurtulmayı. A-ama olmadı. Bir. Türlü. Kurtulamadım." Yüzümü kapatan ellerim yüzünden sesim boğuk, hıçkırıklarım yüzünden kelimelerim kesik kesik çıkıyordu.
Yine de çekinerek bana dokunan elle karşımdaki adamın beni anladığını fark ettim.
"Seni kurtaracağım Peri." Diyen adamın sesindeki eminlik ile ellerimi yüzümden çektim.
Öylece gözlerinin içine bakarken;
"Gerçekten mi?" Diye sormaktan kendimi alamadım.
"Gerçekten. Artık seni biliyorum ve arkamı dönüp gidemem, seni bu şekilde bırakamam." Adama sıkıca sarılmak isteyen yanımı zorla engelleyip daha çok ağladım.
"T-teşekkür ederim. Ço-çok teşekkür ederim." Hıçkırıklarımın arasında zorla konuşurken dakikalarca sadece ağladım.
Bu güne kadar başıma gelenlere, bir kere bile bana yardım eli uzatmayanlara, annemin ve kardeşimin maruz kaldıklarına içim çıkına kadar ağladım.
"Peri hadi biraz sakinleş artık. Daha konuşmamız gereken çok şey var." Karan Beyin sesi ağlamamı bölerken anlamayan gözlerle ona baktım.
"Elimizi kolumuzu sallayarak buradan çıkamayacağımıza göre plan yapmamız lazım." Dediğinde ona hak vererek başımı salladım.
"Hadi sen gidip elini yüzünü yıka ve kendine gel. Sonra da oturup konuşalım." Bir kez daha başımı sallarken yerimden kalktım.
Ayağımı rahatsız eden topuklu ayakkabıları çıkarıp kenara attıktan sonra hala üzerimde duran kabanı çıkartıp hızlı adımlarla banyoya girdim.
Bedenimi yarı çıplak bırakan elbisemi görmezden gelerek hızlı bir şekilde yüzümü yıkadım. O kadar çok ağlamıştım ki, yaptıkları tüm makyaj yüzüme akmıştı.
Sabunla yüzümü iyice temizledikten sonra bakışlarımı aynaya çevirdim. Dakikalarca belki de saatlerce ağlamış olmama rağmen gözlerimde parıltılar vardı. Uzun zamandır görmediğim mutluluk parıltılarına öylece bakarken olanları bir kez daha düşündüm.
Hala tüm bunların gerçekliğine inanmakta zorlansam da sonunda biri sesimi duymuştu. İlk kez biri içten içe attığım çığlıklara kayıtsız kalmamıştı.
Karan Beyi daha fazla bekletmemek için banyodan çıktım. Elbisemden utanarak yanına giderken Karan Beyin elindeki büyük bornozla beni beklediğini fark ettim.
Bakışlarını bir kez bile bedenime değdirmeden bornozu bana uzattı.
"Sanırım daha rahat edersin." Minnetle elindeki bornozu alıp hemen giydim.
Kuşağını sıkıca bağlayıp, açıkta kalan tüm bedenimi örterken;
"Teşekkür ederim." Diye fısıldadım.
İlk kez bu odada biri beni soymak için uğraşmamış, tam tersi kendi bakışlarından bile beni korumuştu. Bu düşünce burnumun sızlamasına, gözyaşlarımın yeniden hazır hale gelmesine sebep olsa da kendime engel oldum.
Ağlama işini sonraya bırakmalı ve zihnimi toparlamalıydım.
"Kendini daha iyi hissediyor musun?" Başımı sallamakla yetinirken yeniden tekli koltuğa oturdum.
Karan Bey çıkardığı suyu bana uzattıktan sonra koltuğunu biraz daha yakına çekip o da oturdu.
"Peri sana bir şey sorabilir miyim?" Ne soracağını bilmemek gerilmeme sebep olsa da başımla onu onayladım.
"Kaç yaşındasın?"
"23." Dediğimde çenesi gerildi.
"Daha çok küçüksün." Demesiyle bakışlarımı kaçırdım.
Belki henüz 23 yaşındaydım ama ben kendimi yaşlanmış gibi hissediyordum. Sanki ruhum 90 yaşına gelmişti ve artık sessizce ölmeyi bekliyordu.
Hayattaki tüm gayem ve hayallerim elimden alınmış, geriye boş bir kabuk bırakılmıştı. O boş kabuğu gördükten sonra yaşımın ne önemi vardı ki?
"Hayat ne yazık ki yaşa bakmıyor. Seni alıp öyle bir yerden yere vuruyor ki ne yaşının ne de yaşamının bir önemi kalmıyor."
"Çok üzgünüm Peri. Tüm bunları yaşamak zorunda olduğun için çok üzgünüm. Keşke hiçbirini yaşamamış olsaydın." Sözleri içime dokunurken dişlerimi sıkarak gözyaşlarımı durdurdum.
Eğer bir kez daha ağlamaya başlarsam duramazdım.
"Bunları konuşacak daha geniş zamanlarımız olacak, biz şimdi ne yapacağımızı düşünelim." Karan Beyin sözleri ile bakışlarımı kaçırdım.
Belki yüz verdim astarını istiyor diyecekti ama ailem olmadan bir yere gidemezdim.
"Karan Bey öncelikle bilmeniz lazım ki ben yalnız değilim. Nasıl olacağını bilmiyorum ama benimle birlikte annem ve kardeşimi de kurtarmanız lazım." Dediğinde kaşlarını çattı.
"Annen ve kardeşin mi? Onlar nerede?"
"Beni zorla çalıştıran adamın elindeler."
"Kim bu adam Peri?" Karan Beyin sorusu ile ellerim yumruk oldu.
"Bilmiyorum. Adama herkes patron diyor. Daha önce adını hiç duymadım."
"Nasıl düştün ellerine?" Sorusu ile bakışlarımı kaçırdım.
Hikayemin tamamını anlatacak kadar cesaretim yoktu.
"Özür dilerim seni zorlamak istemedim, anlatmak istememen çok normal. Peki baban nerede?" Adını duymamla göğsüm öfkeyle inip kalktı.
"Defolup gitti Allah'ın belası." Dediğimde kaşlarını çattı.
"Öylece sizi bırakıp gitti mi?" Utançla başımı sallarken bakışlarımı kaçırdım.
Hem de bir saniye bile arkasına bakmadan, öylece defolup gitti. Beni hiç tanımayan elin adamı yardım etmek için çabalarken, öz be öz babam defolup gitti.
"Neyse bunların bir önemi yok. Şimdi bizim düşünmemiz gereken anneni ve kardeşini nasıl kurtaracağımız? Nerede kalıyorlar?" Karan Beyin konuşması ile iç dünyamdan çıktım.
Tüm düşüncelerimi bir kenara bırakıp derin bir nefes aldım.
"Bilmiyorum."
"Nasıl yani?"
"Ailemin yanına beni haftada bir kere götürüyorlar ve her gidişimde gözlerimi bağlıyorlar. Sadece tek katlı bir evde ve ıssız bir yerde olduklarını biliyorum. Gittiğimiz evde camdan bakınca yakınlarda başka hiçbir ev gözükmüyor." Karan Bey beni dikkatle dinledikten sonra bir süre sessiz kaldı.
"Peri polisten yardım alalım."
"Olmaz!" Panikle çıkıştığımda Karan Beyin şaşkın bakışları bana döndü.
"Neden?"
"Eğer polis işin içine girerse annemleri alamayız ve onları bulamayız. Nerede kaldıklarını bilmiyorum, patron denen adamın adını bile bilmiyorum. Eğer polis işin içine girer ve onlar bunu anlarsa ailemi bir daha göremem." Karan Bey yeniden sessizleşirken çaresi gözlerle ona baktım.
"Karan Bey benim annem yatalak ve erkek kardeşim henüz 5 yaşında. Onları bırakıp gidemem. Bu bataktan ya onlarla çıkacağım ya da onların uğruna burada boğulacağım. Benim için başka bir yol yok." İki damla gözyaşı yanaklarımdan süzülürken Karan Bey başını salladı.
"Elbette ki aileni bırakmayacağız Peri. Sadece nasıl bir çözüm bulacağımızı düşünmemiz lazım." Dediğinde bir süre ikimizden de ses çıkmadı.
Sessizlik ve yoğun düşünceler içinde geçen her dakika umudum biraz daha kırılıyordu. Sanırım buradan hiç kurtulamayacaktım.
Kısacık bir an özgürlüğüme kavuştuğuma dair bir rüya görüştüm ama gerçekliğe dönüş zamanı gelmişti.
Tüm bu kıskacın içinden çıkmak asla olmayacaktı. Ben nefes aldığım sürece burada mahkum kalacaktım. Her geçen gün biraz daha ölecektim ama kimse fark etmeyecekti.
Bazen kaderimize boyun eğmemiz gerekirdi ve benimde kaderim buydu.
"Peri beni neden ilk başta geri çevirdin?" Karan Beyin sesi ile içinde boğulduğum düşüncelerimden çıktım.
Acı bir tebessümle ona bakarken derin bir nefes aldım.
"İlk başta beni zorla müşterilere yolladıklarında gittiğim her kişiye yardım etmesi için yalvardım. Kimisi beni umursamadı, kimisi de sadece acıyıp elime birkaç kuruş para sıkıştırdı. En son biri yardım istediğimi patrona söylemiş." O gün aklıma gelirken gözümden akan yaşlara engel olamadım.
"Patron beni öldüresiye dövdükten sonra bilgisayarını açtı ve annem ile kardeşimin dayak yediği bir görüntü izletti. Saatlerce durmaları için ağladım, yalvardım ama durmadılar. Kardeşimin o gün attığı çığlıklar hala kulaklarımdan gitmiyor." Gözyaşlarım daha da hızlanırken kollarımı kendime sardım.
"O günden sonra uzunca bir süre hiç kimseden yardım istemedim. Kaderime razı geldim ve ailem için sustum. Sonra bir gün tıpkı bugün sizin geldiğiniz gibi bir adam geldi ve yardım etmek istediğini söyledi. Bende salak gibi hemen kabul ettim. Meğer gelen adam patronun adamıymış, patron beni deniyormuş." O günün görüntüleri gözümün önünden gitmezken başımı öfkeyle iki yana salladım.
"O günden sonra 3 ay boyunca ailemi görmeme izin vermedi. Onların nasıl olduğunu bilmeden geçirdiğim 3 ayda az kalsın çıldıracaktım. İşte bu yüzden sizi ilk başta geri çevirdim." Karan Beyin öfkelendiği her halinden belli olurken ayaklandı.
"Şeref yoksunu pislikler. Böyle bir şeyi nasıl yaparlar?" O öfkeyle odada volta atarken sessizce yerimde oturmaya devam ettim.
Aynı şeyleri bende çok sorgulamıştım ama hiçbir cevabı yoktu. Bu insan demeye bile dilimin varmadığı pis canavarlar, kalbi kararmış kötü kişilerdi ve asla acımaları yoktu.
"Her hafta ailemin yanına gidiyorum dedin, hangi günlerde gidiyorsun?" Aniden sorduğu soru ile sıkıntıyla ofladım.
"Bilmiyorum. Her seferinde farklı günde ve saatte götürüyorlar." Karan Bey öfkeyle koltuğu tekmeledi.
Yerimden sıçradığımda kısa bir an bana bakıp;
"Özür dilerim." Dedikten sonra yeniden kalktığı koltuğa oturdu.
Tekrar aramızdaki bir sessizlik oluştu.
"Ne zaman gideceğini bilsek, seni gizlice takip edip yerlerini öğrenebiliriz." Diyen Karan Bey ile yüzüm asıldı.
Bunu bilmenin bir imkanı yoktu. Pislikler o kadar organize bir şekilde çalışıyordu ki, asla kaçmama müsaade etmiyorlardı.
Kurtulabileceğim her ihtimali en ince ayrıntısına kadar düşünüp, ona göre önlem alıyorlardı.
"Sen nerede kalıyorsun peki?" Duyduğum soru ile karşımdaki adam döndüm.
"Muhit olarak neresi olduğunu bilmiyorum. Müşteriye gidişlerimde kapıdan arabaya biniyorum ve yeniden kapıda arabadan iniyorum. Asla dışarı çıkmama ya da bir yerle iletişime geçmeme izin vermiyorlar. Tek bildiğim 50 katlı bir gökdelenin en üst katında kaldığım." Dediğimde Karan Bey dikkatle bana baktı.
"Tıpkı rapunzel masalındaki gibi seni bir kuleye kapatmışlar." Dediğinde bakışlarımı kaçırdım.
Geçen gün Ertuğrul'un beni prenses olarak çizmesi yetmiyormuş gibi şimdi de Karan Bey beni bir masal prensesine benzetiyordu.
Onların seni neye benzettiğinin bir önemi yok, sen ruhunun ve bedeninin kirli olduğunu biliyorsun.
İç sesimin acımasız sözleri canımı yakarken öylece kucağımda duran ellerime baktım. Parmaklarımı ovalamaktan ellerim kıpkırmızı olmuştu.
Buradan kurtulmayacağımı bir kez daha anlarken aniden gelen ağlama istediğimi zorla engelledim. Şimdi yıkılamazdım. Biraz daha sabredip, o lanet kafese döndüğümde istediğim kadar ağlayabilirdim.
Bir anda aklıma gelen şeyle umutla başımı kaldırdım.
"Haftaya ailemin yanına gidişimi ayarlayabilirim."
"Nasıl?" Karan Bey merakla bana bakarken umutla gülümsedim.
"Haftaya Ertuğrul'un doğum günü, Erdi'ye yalvarırsam belki gitmeme izin verir."
"İşte bu harika olur. Eğer gideceğin günü ayarlayabilirsen o zaman seni takip eder ve ailenin yerini öğreniriz. Ondan sonra da sizi nasıl kaçıracağımızın planını yapabiliriz." Karan Bey heyecanla konuşurken kaybolan umudum yeniden gün yüzüne çıkmaya başladı.
"Ben Erdi'yi bir şekilde ikna ederim."
"Peki ben nasıl haberdar olacağım? Telefonun var mı?"
"Hayır yok. Dışarı ile iletişim kurabileceğim hiçbir teknolojik alet yok." Yeniden sessizliğe gömüldüğümüzde Karan Bey tekrar düşünmeye başladı.
"Sana telefon veririm ama yakalanabilirsin ve o zaman sonuçları kötü olur." Derken bende konuşmaktan daha çok kendi kendine düşünüyor gibiydi.
"O zaman şöyle yapabiliriz. Ben 3 gün sonra seni yeniden çağırayım müşteri olarak. Sen de o zamana kadar durumu netleştir olur mu?"
"O-Olur." Heyecanla başımı sallarken gülümsemem genişledi.
"Biz bunu gerçekten yapacağız değil mi?" Sorum ile Karan Bey uzanıp büyük elini kucağımdaki ellerimin üzerine koydu.
"Yapacağız Peri. Sonuçları ne olursa olsun seni ve aileni kurtaracağız. Senin yardıma ihtiyacın olduğunu bilirken arkamı dönüp öylece gidemem."
"Çok teşekkür ederim Karan Bey. Hızır gibi yetiştiniz." Dediğimde gülümsedi.
"Henüz teşekkür konuşmaları için çok erken. Önce sizi bir bu yerden çıkartalım da sonra teşekkürleri kabul ederim." Dediğinde kıkırdadım.
Uzun zaman sonra ilk kez sesli güldüğümü fark ettiğimde gözlerim şaşkınlıkla büyüdü. Buraya geldiğimden beri öyle şeyler yaşamıştım ki doya doya gülmeyi bile unutmuştum.
"Şimdi sen git Peri. Kapıdaki adam 2 saatimiz olduğunu söylemişti ve zaman dolmak üzere, adamı işkillendirmeyelim." Dediğinde başımı salladım.
Yerimden kalktığımda üzerimdeki bornozu çıkarmak için harekete geçtim. Karan Beyin anında arkasını döndüğünü gördüğümde içtenlikle gülümsedim.
Uzun zamandır kimse bana ve bedenime saygı göstermemişti.
Kabanımı giyindiğimde;
"Dönebilirsiniz." Diye fısıldadım.
Bana döndüğünde dikkatle yüzüme baktıktan sonra uzanıp dostça elimi tuttu. Normalde her dokunuştan rahatsız olur ve kaçardım ama Karan Beyin kötü bir amaçla yaklaşmadığını bildiğim için rahattım.
"Söz veriyorum buradan kurtulacaksınız Peri. Unutma 3 gün sonra görüşeceğiz." Başımı sallarken minnetle gülümsedim.
"Çok teşekkür ederim Karan Bey. Buradan kurtulamasam bile bu yaptığınız benim için çok kıymetli. Arkanızı dönüp gitmediğiniz için teşekkür ederim." Karan Bey utangaç bir şekilde gülümserken son kez kurtarıcımın gözlerine bakıp ayakkabılarımı giyimdim ve odadan çıkmak için hareketlendim.
Karan Bey arkamda kalırken kapıyı açmadan önce yüzümü düzelttim. Her zaman müşterilerin yanından çıkarken olduğum gibi yüzümü düşürüp, mutsuz bir hal alırken kalbim göğüs kafesimde dans ediyordu.
Kapıdan çıktığım anda Erdi avını bekleyen köpekler gibi önümde belirdi.
"Bitti mi işiniz?" Derken pis pis sırıtıyordu.
Boş boş yüzüne bakıp bakışlarımı kaçırdığımda kolumdan tutup benimle birlikte yürümeye başladı.
Boş koridorda sessizce yürürken ilk kez ölmek istemiyordum. Normalde bu koridordan her yürüdüğümde Allah'a canımı alması için yalvarıyor olurdum.
Oysa şimdi bir umudum vardı. Uzun zaman sonra ilk kez gerçekten bir umudum vardı.
Bir yanım hala deli gibi işlerin ters gitmesinden, tüm bunların bir oyun olmasından korksa da Karan Beye güveniyordum.
Gözlerinde gördüğüm merhamet ve öfke bana güvenmem için gereken her şeyi veriyordu.
Sonunda Allah dualarımı duymuş ve bana bir kurtarıcı melek göndermişti.
Arabanın içinde yol alırken ilk kez dışardaki insanları izlemek yerine gözlerimi kapatıp hayal kurmuştum. Buradan kurtulduğumuzu, annemin iyileştiğini, Ertuğrul'un okula gittiğini düşünürken gülümsememek için kendimi zor tutmuştum.
Kafesimin olduğu gökdelene vardığımızda sessizlik içinde asansöre binmiştik. Evin kapısından girdiğimizde Erdi'ye döndüm.
"Bir şey isteyebilir miyim?" Dediğimde ürkütücü bakışları merakla bana döndü.
"Nedir?"
"Haftaya Çarşamba günü Ertuğrul'un doğum günü, o gün gitmeme izin verir misin?" Derken bilerek uysal konuştum.
Eğer o gün gitmek istiyorsam bir süreliğine diklenmeyi bırakmalı ve isteklerine boyun eğmeliydim.
Erdi bir süre sessiz kalıp beni süzdükten sonra;
"Bakarız. Eğer beni kızdırmazsan olabilir." Dedi.
Ona ağzıma geleni saydırmak istesem de dilimi ısırarak kendime engel oldum.
Sabredeceksin Peri. Buradan kurtulmak için, ailenle yeniden eskisi gibi bir arada olmak için sabredeceksin.
Ben sessizce başımı sallarken Erdi son kez bana bakıp evden çıktı.
"Ne olursa olsun bu cehennemden kurtulacağım." Kendi kendime fısıldarken hızlı adımlarla kaldığım odaya yöneldim.
Odadan içeri girdiğim anda kapıyı kapattım ve kabanımı çıkardım. Mutlulukla olduğum yerde zıplarken kahkahamı bastırmak için elimle ağzımı kapattım.
"Şükürler olsun Allah'ım. Şükürler olsun." Mutluluktan içim içime sığmazken bir kez daha sevinçle zıpladım.
Hızla yatağımın başındaki çekmeceden annemlerle olan resmi alıp sevgiyle göğsüme bastırdım.
Az kaldı sizi kurtaracağım.
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*