Giriş
“Teşekkür ederim, az kalsın boğuluyordum.” derken deli gibi öksürmeye devam ediyordum.
Karşımdaki adam ise delici bakışlarını üzerimde arsızca gezdirdi. Hayatımda gördüğüm en soğuk bakışlara sahip kişiydi sanırım.
“Şimdilik teşekkür et bakalım,” dediğinde ne demek istediğini anlamadım. Kapkara gözleri bir an beni, Karadeniz’in soğuk suyundan daha çok üşüttü.
“Anlamadım?”
Gözlerim istemsizce beyaz gömleğin yapıştığı karın kaslarına gitse de, hemen utançla bakışlarımı kaçırdım.
Bir elini limanın pürüzlü taş duvarına koyarken yavaşça üzerime eğildi. O yaklaştıkça daha da gerildim. Nefesim adeta dışarı çıkmamak için benimle inatlaşıyordu.
“Hayatını kurtardım. Çünkü o hayatı artık sadece ben tehlikeye atabilirim.”
Ne demek istiyordu? Gerçekten hiçbir şey anlamıyordum! Ve bu iş giderek korkutucu bir hâl almaya başlıyordu.
“Beyefendi iyi misiniz? Ne diyorsunuz?”
Artık benim de kaşlarım çatıktı. Altı üstü teşekkür etmiştim, olana bak! Ruh hastası biri beni kurtardı anlaşılan.
Burnu nerdeyse burnuma değecek kadar dibine girince, kalp atışlarım kulaklarımı sağır edecek kadar kuvvetliydi.
“Diyorum ki, şimdilik seni boğulmaktan kurtaran sığınağınım! Ancak çok yakında, kaçmak isteyeceğin en büyük fırtınan olacağım. Giden beş yılımın hesabını vereceksin...”
Titreyen elimi onun sıcak göğsüne koyup ittirmeye çalıştım ama kıpırdamadı bile.
Giden beş yıl? Ne demek istiyordu? Ona ne yaptığımı gerçekten bilmiyordum.
“Ben size yanlış bir şey mi yaptım? Farkında olmadan bir şey yaptıysam kusura bakmayın, affedin.” dedim çünkü arkasında ki korumalı araçların ona ait olduğunu anlamam uzun sürmedi.
“Affedeyim öyle mi?” dudağı tehlikeli bir şekilde kıvrıldı, keskin çenesi daha da belirginleşti. “Ben affetsem, Karadeniz affetmez Deniz Gözlüm... Karadeniz asla affetmez!”