ASUMAN BABAANNE

2484 Kelimeler
DESTİNA'NIN KALEMİNDEN Evin her yerinde aynı kişi. Nefes alışımda bile burnumun dibinde hissediyorum. Genzim acı sigara kokusuyla doluyor. Artık kendine verdiğimiz koca yer, çalıştığımız salon ve köşkün etrafı yetmiyor, kapı aralığından odaları izliyor. Simya ile başladığım mücadelem duşta suyu kesme, Joker'i üstüne gönderme , aptal aptal kek hazırlama gibi mantıksız eylemlerle devam ediyor. Şu kek olayını da çözeceğim az kaldı. Kendi de bir arsız ki sorma Destina, zerre benden şüphelenmiyor. Komik olduğumu düşünerek bazen gülüyorum . Gerçek bir katil olsa garip savunma yöntemlerim ne yapabilecek? Ne yapıyorum Allah aşkına diye soruyorum kendime. İntikam alınmak için gönderilen muhbire saçma sapan oyunlar kuruyorum. Bu adam bir kuşun ölme ihtimaline bile dayanamazken ne beni ne de köşkten birini öldürebilir. Ölür yine öldüremez. Aldı kuşu bir de sahiplendi. Köpeğin saldırısında da kuş elindeymiş meğer. Az kalsın kuşun ölümüne sebep oluyordum. Bugün odasına girdim biraz gözlemlemek için. Gitarı yanı başındaydı. Tahminime göre müzik kulağı var. İnce bir ruha sahip gerçekten. Yetiştirme yurdunda büyümesine rağmen kabuk bağlamış sert bir yapısı yok. Aksine fazla narin. Gardırobunun kapısına içindeki giysiler sıkışmış, dışarıdan görünüyor, çorabını da yatağının altına itmiş. Düzen anlayışı yok. Sigara kokusunu odasında fazla hissetmedim. Bu aralar azalttı mı acaba? Giydiği pijama tarzının üzerindeki takım elbiselerle alakası bile yok, kesinlikle çok zor giyiyor kalıp kıyafetleri. İlk günkü sinek kaydı tıraşından zerre eser kalmadı, saçları da bonus olma yolunda. Geldiği halden yavaşça uzaklaşıyor, artık kendisi oluyor. Bugün amcamla diyaloğunu dinledim. Babasını sordu amcam. Gerildi hem de fazlasıyla. Kalemi tık tık masaya vurdu, iki parmağıyla pervane gibi çevirdi. Bu kısımda söyleyeceklerini planladı. Ardından eli burnuna gitti, burnundan dolu dolu havayı çekti içine iyice. Sonra saçlarına daldı parmakları. Alnında belirgin bir şekilde çizgiler oluştu. Gözlerini ayırdı; sanki gözler çukurundan fırlayacaktı. Sonrasında eller enseye gitti, bir iki yol izledi orada, ovaladı iyice. Bu kısımda rahatladı; çünkü söylediği yalan sona eriyordu. Sözlerinin bitiş kısmında ise elleri dizlerine, oradan da yanlardaki boşluğa ilerledi. Rahatladı biraz, hafif bir nefes aldı, göğsü inip inip kalktı, 'oh' dedi içinden. Ta ki amcam diğer kilit soruyu sorana kadar. Annesinin ölümü... Bayadır Saliha Teyzeye 'Anne' demesinin nedenini merak ediyordum. Bugün anladım. Bir sabah uyandığında annesini yanında ölü bulmuş. Kaç saat o acı tabloya baktı acaba? Kalk dedi mi annesine, uyan diye sarstı mı buz gibi bedeni? Ne kadar ağladı, ilk kime haber verdi, ne dedi? Çocuk ruhuyla 'Annem öldü.' değil de 'Annem uyanmıyor' mu dedi? Gözlerinde gördüm o anı. Seyrettim, acıdım. Babası konusunda ne kadar yalancıysa annesi mevzusunda bir o kadar sahiciydi. Hiçbir gereksiz harekette bulunmadı. Bir çırpıda cevapladı, durgunlaştı, sesi titredi. Biliyor musun Destina, ilk defa destek olmak istedim ona. Yaralarını sarmak istedim. Ben de 'anne' demeyi çok istiyorum diyecektim, diyemedim, dertleşemedim. Ama en azından annesini görmüş değil mi Destina? 'Anne' kelimesinin güzelliğinin tadına bakmış, doyamamış anne sıcaklığını hissettiği kadınlara da 'Anne' diye hitap etmiş. Peki ben Destina, hayatında bir sefer bile 'Anne' diyememiş olan ben? Dillenirken 'anne' dedim mi acaba, ilk düşüşümde, ateşlendiğimde, ağlarken, gülerken? Peki ya 'baba' kelimesi? Bir kız çocuğunun hayatındaki en önemli kelime. İlk aşkı... Onun babası büyük ihtimal yaşıyor ve babasını sevmiyor; peki ben babam yaşasa sever miydim? Sarılır mıydım küçücük kollarımla boynuna? Her akşam işten gelmesini bekler miydim? 'Bugün bana ne aldın baba?' diye sorar mıydım ona? Neyse Destina kapatalım bu konuları, gerçek mevzumuza dönelim. Acaba acıdı mı bana, bu yüzden mi intikamını almıyor veya geciktiriyor? Yetimhanede büyümüş ya köşkü de mi yetimhane görüyor? Kuşa sahip çıktığı gibi bana da mı sahip çıkmaya çalışıyor? Onda olup ben de olmayan şeyler var Destina: Fedakarlık ve cesaret. Korktuğunu zannettiğim bünyesinde bir şövalye gizli. Hala gitmiyorsa, kış bahçesinde imalarda bulunuyorsa bu içinde tükenmeyen cesaretinden ötürü. Fedakarlığa geline o ben de kalsın şimdilik. Biraz ona müsamahalı davranacağım ki kendini biraz daha açsın. Sonra ona göre davranışlarımı belirleyip gidecek mi kalacak mı diye karar vereceğim. İyi geceler Destina. Şimdi rüyaların vakti. ************** Hüüt hüt hüüüüüt! İyi bir ıslık... Dilime takılan bir şarkıyla aynada saçlarımı düzelttim, kıyafetim hazır, güne on numara başlıyorum. Havanın somurtmasına rağmen ben gayet neşeliyim; çünkü Destina artık bana eskisi gibi davranmıyor. Tamam, öyle kahkahalar atmıyor, espriler yapmıyor; ama dersimi artık gerçek bir öğrenci gibi dinliyor, sorular sorup cevaplar veriyor. Ona karşı duygularımı kontrol altına alıp her gün aynı cümleleri kendime tekrarlıyorum: Ben onun sadece öğretmeniyim, o da benim öğrencim. Destina'da öğrencim olduğunu kabullenmiş olacak ki ders esnasında tüm dikkatini konulara veriyor. İstediğim öğretme hazzını artık doya doya hissediyorum. Verimli olmak insanı tatmin eden en güzel duygulardan biri. Köşkte artık öyle garip olaylar da yaşamıyorum. Destina da kekten vazgeçti artık, kurabiye , şerbetli tatlı falan ikram ediyor. Köşkün etrafını da istediğim gibi gezebiliyorum; yalnız kır bahçesine karşı biraz ön yargılıyım. Mavi kuşum da gayet sağlıklı, odamın içinde özgürce dolanıyor. Her şey yolunda yani. Halam, babam ne durumda hiçbir fikrim yok. Üç haftadır köşkten dışarı çıkmadım, çıkmak da istemedim. Ahmet'le de durumlar gayet iyi. Ders çalışırken arada bekçilik yapıyor, Destina'yla özel muhabbet etmeye çalışıyor; ama o da benim gibi bu konuda gayet başarısız. Pek istediğini alamıyor, ben de içimden kahkaha atıyorum. Neyse haydi yine güzel bir güne başlayalım. ************** Köşkün merdivenlerinden hızlıca çıkıp salona doğru ilerledim. Ayşe Hanım ve Rahmi Beyle selamlaştıktan sonra salona geçtim. ''Ayşe, bu hoca geldiğinde tıraş falan oluyordu, saçlar da bu şekilde değildi, bu ne iş anlamadım?'' ''Aman Rahmi! Bize ne saçından başından. Adamın karakterine bak. Şimdiye kadar bir yamuğunu görmedik işte.'' ''Şüphelerim devam etmekte ama.'' Ayşe Hanım ve Rahmi Bey ne konuşuyorlar pek duymuyordum; ama benimle alakalı olduğu kesindi. Rahmi Bey'in garip bakışları bazen beni rahatsız etse de artık alışmıştım. Selamımı verip salondaki yerimi aldım. Masada benim için konulmuş güzel bir bitki çayı vardı. Yudumlayıp içimi ısıtarak Destina'yı bekledim. Odaya yaklaşıkça kokusu da yaklaşıyor, tuttuğum belki de tutamadığım hislerim kalbimin atışını hızlandırıp göz bebeklerimin içine yığılıyordu. Her sabah o yanıma geldiğinde istemsizce ayağa kalkıp sandalyesine oturmasına yardımcı oluyordum. Bu benim için o kadar zevkli bir eylemdi ki anlatamam. ''Günaydın Hocam.'' 'Günaydın' kelimesi bir insanın ağzına ancak bu kadar yakışırdı. O söyleyince gerçekten gün aydındı. Mevsimin kara bulutları yok oluyor, güneşin neşesi etrafı aydınlatıyordu. ''Günaydın Destina, başlayalım mı?'' ''Başlayalım başlamasına da babaannemin kahvaltısını yaptıramadım. Saliha Teyzeyle yengemin işi var, biraz bekleyebilir misiniz?'' 'Beklemek mi? Ne demek, bir ömür hem de.' diyemedim tabi. ''Babaanneni buraya getirelim, ben yaptırırım kahvaltısını.'' ''Hocam, siz nasıl yaptırırsınız, olur mu öyle şey?'' ''Olur olur, hem de çok güzel olur. Sen de matematik değil başka derslerle açılışı yaparsın. Sana Fizikteki konunun videosunu açıyorum, onunla başla.'' Tereddüt etti önce, bir iki ısrar edince 'Tamam' dedi. Tekerlekli sandalyeye kupkuru bedeniyle yapışmış yaşlı kadını salona getirdi. Destina ders videosunu izlerken bir gözü bizimleydi. Adına kahvaltı dedikleri muhallebi kıvamındaki aşı yaşlı kadının ağzına yavaş yavaş verirken diğer yandan da dökülenleri siliyordum. ''Nasıl, becerebiliyor muyum?'' ''Evet, yalnız kaşığı tam doldurmayın, durun göstereyim size!'' diyerek aldı elimden kaşığı. Kasenin kenarına sürterek dökülmesini engellediği kaşığın içindekilerini kadının ağzına boşalttı itinalı bir şekilde. Biraz gülümseyerek: ''Öyle sopa gibi götürmeyeceksiniz ağzına. Yarım bir şekilde yavaş yavaş.'' ben de gülmeye başladım. Onu yanımda böyle rahat görebilmek bana ayrı bir mutluluk veriyordu. Devam etti konuşmasına: ''Babaannemi çok severim. Yıllardır böyle sessiz sessiz oturur. Onun sessizliği bana ayrı bir huzur verir.'' ''Hiç mi konuşmadı, yürümedi; yani ne bileyim yıllarca insan böyle oturmaktan ölür.'' ''Ölmüyor işte ölemiyor. Vardır belki onunda vakti, belki de vereceği bir hesabı.'' ''İsmi neydi babaannenizin?'' ''Asuman.'' ''Asuman babaanne, güzelmiş.'' dedim gülümsemeyle. O dersine devam etti ben de kahvaltıyı yedirmeye. ''O, siz yeni bekçiyi bulmuşsunuz.'' Ayşe Hanım gülerek salona girdi. Bakışları Destina ve benim üzerimde zikzak dokurken konuşmasına devam etti : '' Çok iyi düşünmüşsünüz. Bundan sonra derslerde yanınızda babaannen bulunsun, olur mu kızım?'' diyerek Destina'ya baktı. Destina da utancından yanakları en pembe tona bürünerek: ''Yenge babaannemin kahvaltısını geciktirdim, mecbur kaldım yani. Yok, yanlış anlamayın siz durun yine yanımızda.'' Ayşe Hanım Destina'nın yanına yaklaşıp saçlarını okşadı ve bir annenin bakacağı en masum bakışlarla Destina'ya baktı: ''Yavrum, zaten bizim burada durmamız en büyük saygısızlık; hem sana hem de Emre Bey'e.'' 'saygısızlık' kelimesini duyar duymaz: ''Estağfurullah efendim.'' diyerek atıldım. ''Öyle ya güvenmiyorsak niye aldık sizi köşke. Artık babaannenizle ders işleyin. Hem amcana yalancı olmayız hem de babaannenin hayatı sizinle renklenir, tamam mı kızım?'' diyerek Destina'ya yöneldi. Destina ise biraz kaygılı bakışlarla onaylamak zorunda kaldı. ''Destina, babaannene bakıcıyı da bulmuşuz.'' ''Aman Ayşe Hanım bakıp da bir tabak bir şey yedirdim, o kadar. '' Destina geçen konuşmalardan sıkıldı mı utandı mı bilmiyorum tabakların olduğu tepsiyi eline alarak: ''Tepsiyi aşağıya indireyim.'' dedi en zarif ses tonuyla. ''Ayrıca biraz dinlenmem lazım, izninizle.'' deyip salondan çıktı. Ardından Ayşe Hanım : ''Ben de gideyim siz de dinlenin.'' dedi ve beni babaanneyle baş başa bıraktı. Destina'nın benimle konuşmadığı vakitler şimdiki zamandan daha mı iyiydi acaba diye düşündüm bir an. Çünkü o konuştukça içim ılık ılık ona akıyor ve ben bu duruma daha ne kadar engel olabilirdim bilemiyordum. "Sabret Emre, birkaç ay sabret. Kalbine, diline ve aklına hakim ol. Sadece sabret. Ve onun sadece öğrencin olduğunu bil." Matematikte zekadan önce sabır gelir demiş Cahit Arf. Sabır; duygulara, düşüncelere, hislere; halaya, babaya, Ahmet'e daha sayamadığım birçok şeye sabır, Matematik'e de ayrı bir sabır. İki elimi birbiriyle buluşturup burnuma dayamış, gözlerimi kapatarak dinleniyordum ki tiz bir sesle irkildim: ''Anne!'' anne diyordu babaanne. Gülümsedim yaşlı kadının kırışık yüzüne: ''Vallahi babaanne benden anne falan olmaz, bir tek baba olur; o da şu an pek mümkün görünmüyor.'' ''Babbbbba baaabba!'' ''Hıh şimdi doğru oldu; ama ortada evlat yok, evlat yapacak aday bile yok. Aday ihtimali olabilecek kişilerin yüzüme baktığı yok. Yani babaanne o kelime de şu an boş yani.'' ''Sennnnnmm Sennnem!'' ''Senem derken?'' ''Sennem Sennem!'' Halamın adını duyana kadar her şey normaldi. Geçmişteki kilit isim acaba Asuman Babaanne miydi? Neden sürekli ağzındaydı halamın ismi? 'Anne, baba' diyerek neyi ima ediyordu? Sorular zihnime hücum ediyordu. Yaşlı kadının donmuş gözlerine baktım, eğildim daha da derinlere inmek istedim. ''Annnn Baaabba!'' ''Deeeesttt!'' ''Bak babanne! Senin dediklerini tekrar edeyim, doğruysa gözlerini kapat ve aç olur mu? Şimdi tekrardan söyle ne diyorsan?'' '' Annnnn!'' ''Anne, anne diyorsun.'' kapatıp açtı gözlerini. ''Babbba baaaabbba!'' ''Anladım, şimdi de baba dedin.'' yine göz kapaklarını kapatıp açtı ve devam etti: ''Desssttttttta!'' ''Destina diyorsun, evet Destina.'' gözleri aynı eylemle karşılık verirken ben de devam ettim konuşmaya: ''Ölen oğlunuzdan ve gelininizden mi bahsediyorsunuz; yani Destina'nın anne ve babasından?'' Gözler bu sefer kapanıp açılmadı, doğruyu şimdi bulamamıştım. Kadının dudakları daha hızlı kıpırdadı. Elleri titremeye, kalbi hızlanmaya başladı. ''Babaanne Destina'nın anne ve babasından bahsediyorsun değil mi? '' Kadının gözleri irileşti, göz bebekleri kapıya doğru yöneldi. Tam sorularıma yanıt bulmak için devam edecektim ki içeri Rahmi Bey girdi. Hemen toparlandım, üstümü başımı düzelttim. Yanlış bir şey mi yapıyordum? Hayır yapmıyordum. Öyleyse ben niye böyle irkildim? ''Hoş geldiniz Rahmi Bey. Bu saatte pek evde olmazdınız.'' Ahh Emre! Sana ne adamın evde olup olmamasından. Bir de sana hesap mı verecek? Garip garip baktı yüzüme 'Sana ne hoca, sen işine bak.' derdi büyük bir ihtimalle; ama demedi. ''Bugün biraz rahatsızım. Şirketi Ahmet'e bıraktım, geldim. Ne o anneme de mi ders anlatmaya başladınız.'' dedi post bıyıkları ine kalka gülerek. Tabi benim durmayan çenem yine faaliyete geçti: ''Biz de kendi çapımızda muhabbet ediyorduk. O kendi kelimeleriyle ben de kendi cümlelerimle.'' biraz bozuldu bu cümleme. Tedirginleşti, ifadeleri değişti. ''Ne dedi size?'' Bir sorunun olduğunu hemen anladım ve hiç bozuntuya vermedim. ''Pek anlaşılmıyor dedikleri; yani çözemedim.'' Bir oh çekti derinden. Karşımızda bulunan koltuğa geçti ve rahatlamanın verdiği zevkle koltuğa yayıldı: ''Sizin anneniz ölmüştü değil mi Emre Bey ?''dedi birden. Cevabını bildiği soruyu soruyordu daha önce sormuş olmasına rağmen. Kafamı onaylama babında indirip kaldırdım. ''Bak benimki de ölü; ama yaşayan cinsten.'' Rahmi Beye karşı bakışlarımı kızgın bir hale getirdim. ''Ne güzel Rahmi Bey, en azından nefesini hissediyorsunuz, istediğiniz zaman elini tutuyorsunuz, belki de dertleşiyorsunuz.'' ''Hissetmek... Elini tutmak... Dertleşmek...'' diyerek tek tek kelimeleri vurguladı. ''Dertleştiğim doğru, kimsenin duymadığı bir yerde içimi dökerim ona.'' dedi ve çenesini sıvazladı sonra sesini biraz yükselterek: ''İçimdekileri kusarım desem daha doğru olur herhalde.'' ''Annenizle geçmişte yaşadığınız bir problem mi var?'' Cevap vermek yerine soru sormaya başladı. ''Anneniz sizin için ölür müydü Emre Bey? Canını hiç düşünmeden ortaya serer miydi?'' bu soruya hiç düşünmeden cevap verebilirdim ve verdim de: ''Tabi ki ölürdü?'' 'Hatta öldü de.' diyemedim. ''Annem çok fedakar bir kadındı. Hayatındaki tek varlığı bendim. Seve seve canını verirdi; ben de onun için canımı verirdim.'' ''İşte Emre Bey, bazı anneler evlatları için ölür; bazı anneler de evlatlarını öldürür.'' ''Cümlenize katılmıyorum. Hiçbir anne eğer akli dengesi yerindeyse evladını öldürmez.'' Gülümsedi. Ayağa kalktı, ellerini belinin arkasından birleştirdi ve aynı cümleyi tekrar ede ede odadan uzaklaştı: ''Bazı anneler evlatları için ölür; bazıları ise evlatlarını öldürür.'' ''Bazı anneler evlatları için ölür; bazıları ise evlatlarını öldürür.'' Yaşlı kadının gözleri doldu, dudakları titredi; ama ağzından tek kelime bile çıkartamadı. Olan gözyaşlarını ise içine içine akıttı. ********** Bugünkü yaşadıklarımdan beynim ne kadar bunalmış ki odamda duramadım. Birkaç odun toplayarak bahçenin köşkten uzak bir noktasına ateş yaktım. Havanın soğumasına, iliklerime kadar üşümeme, burnumun inceden inceye akmasına aldırmadan yere serdiğim beze oturarak gitarımı tıngırdatmaya başladım. ''Oo, bizim öğretmene bak sen hele.'' diyerek Saliha Anne ve Necdet Amca yanıma geldi, ardından Ahmet ve Zehra da. İstek parçalara başladık tabi. Ahmet oradan, Zehra diğer taraftan isteklerini belirtiyordu, söylüyorduk hep beraber. Saliha Anne çayı termosa koymuş getirdi hemen. Hepimizin yüzü gülüyordu en derinden. Ahmet'le bile sıkı fıkı olduk bir anda, o derece yani. Sonra halkamız daha da genişledi. Güvenlik görevlileri eklendi. Türküler, şarkılar, alkışlar havada uçuşuyordu. Benim tarzım olmamasına rağmen türkülerden gidiyordum bu akşam. Sonra Destina ile Ayşe Hanım geldi yanımıza. Ben gitarımı çalmakta zorlanmaya başladım Destina gelince. Birden elim ayağım birbirine dolaştı. Şarkılar, türküler insanların duygularını ister istemez ortaya döker ya benim de kalbimin içi şenlikti hani, ortaya dökülürse yanardım vallahi. Saliha Anne ve Necdet Amcanın keyfi hiç kimsede yoktu, birbirlerine bakışarak aşklarını tazeliyorlardı. Ahmet gizliden Destina'yı kesiyordu gözüyle. O da kalbindekileri döküyordu ortaya. Son olarak ortamın ağası olabilecek Rahmi Bey de geldi, herkes birden sus pus oldu. ''E, niye sustunuz? Devam etsenize. Emre Bey biraz da bizim oralardan söyle.'' dedi en yumuşak haliyle. Söyledim, söyledik. Ne kadar gözlerimi kaçırsam da onlar istemsizce gideceği yere varıyordu. Destina'nın elalarıyla buluşuyor, ne zaman bakmaya inat etse gözlerim, elalar yere iniyordu. Son istek parça Rahmi Beyden geldi: Gesi Bağları. (Medyayı Açınız.) Gesi Bağlarında dolanıyorum Yitirdim yarimi aman aranıyorum Bir çift selamına güveniyorum Gel otur yanıma hallerimi söyleyeyim Derdimden anlamaz ben o yari neyleyeyim Gesi Bağlarında üç top gülüm var Hey Allah'tan korkmaz sana bana ölüm var Ölüm varsa bu dünyada zulüm var Atma garip anam beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime Annesinden ayrılıp gelin giden bir kızın kocası izin vermediği için anne hasretiyle yanıp kavrulmasını, annesinin ölüsünü bile göremediğinden döktürdüğü ağıtları söylüyorduk hep beraber. Herkesi ayrı bir hüzün kaplıyordu, ben ve Rahmi Beyi ise apayrı. Ben , Destina'yı düşünüp halimden anlamıyor diyordum, Rahmi Bey ise anam yansın derdime diyordu. Ahmet de tahminim benimle aynı dertten söylüyordu. Destina ise yine muhteşem sessizliğiyle etrafı izliyordu. Ya Asuman Babaanne, peki o ne yapıyordu? Köşkte yapayalnız, ıssız odasında köşke ulaşan seslerimize gözyaşı döküyor muydu? Asuman Babaanne 'anne, baba' diyerek kimi ima ediyordu? 'Ölen oğlunuz ve gelininiz derken Destina'nın anne ve babasını mı kastediyorsunuz?' sorusuna neden gözlerini kırpmadı. Halama yıllar önce yaptığı kötülüğü biliyorum; peki şimdi neden halamın adını söylüyordu? Sorular gece boyunca beynini yoracak Emre. Şimdi kalabalık dağılırken sen de kendi denizine yelkenlerini aç. ************
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE