Köşke giderken bahçede yağmurun güzel dokunuşlarıyla karşılaştım. Gökyüzüne baktım, açtım kollarımı, yükselttim havaya doğru sonra ellerimi diktim semaya dua eder gibi. Yüzümde tuhaf bir tebessüm belirdi. Yağmur gel, daha fazla gel, can ol, bereket ol, rahmet ol. Temizle üzerimizdeki kirleri, aksın gitsin bütün kötülükler; bitsin kin, nefret.
Bütün bebekler senin temizleyeceğin saf dünyaya açsın gözlerini. Geçmişten gelen kinin çamurunda boğulmasınlar. Senden sonra doğan gökkuşağının altında oyuncaklarıyla oynasınlar. Özlediğim, hasret kaldığım annemin kokusunu da getir toprağın en altından. Yağmur tenimi öyle okşa ki yılların özlemi gitsin.
Merhameti öğret bize yağmur, karşılıksız sevmeyi, iyilik etmeyi, fedakar olabilmeyi, paylaşmayı, güzele ve iyiliğe dair her şeyi. Hissettir bize yağmur, hissetmek istediğimiz şefkati.
Burnuma ıslanan toprağın keskin kokusunu iyice çektim gözlerim kapalı bir şekilde. Durdum öylece durabildiğim kadar. Dönmeye başladım sonra kendi çevremde kollarım açık vaziyette. Yağmur... Onu da getirsen bana olmaz mı? Yağmur... Çiçek kokusu ıslanınca daha da yayılır belki etrafa. Böylece zihnime daha fazla kazınır. Buradan gittiğimde hafızamda unutulmayacak bir anı olarak kalır. Yağmur, getir onu bana.
Sırılsıklamdım artık, iyice ıslandım. Umurumda değildi. Şu an ruhum o kadar temizdi ki. Yıkıyordu yağmur, ruhumu, kalbimi, bedenimi.
''Oğlum hasta olacaksın.'' dedi Saliha Anne.
Dinlemedim, durdum öylece kıvırcık saçlarımdan aşağı sular aka aka. Nedensiz mutlu olmuştum. Kokusunu duydum, hissettim. Gözlerim kapalıyken yağmur onun kokusunu bana getirmişti. İyice çektim içime. Sonra indirdim başımı, döndüm sol tarafa. Gülmeye başladım ve teşekkür ettim yağmura, getirmişti onu bana.
Kapatmıştı gözlerini, açmıştı kollarını, ellerini dua eder gibi uzatmıştı semaya. Bembeyaz yüzünde, pürüzsüz teninde damlalar okşarcasına aşağı doğru akarken, yüreğimde ona doğru akmaya devam ediyordu. Gökyüzüne bakmaktan vazgeçip onu izlemeye başladım. Yağmur, sevdayı da getirmişti bana. Kusursuzdu, pürüzsüzdü. Saftı, tertemizdi. Dünyanın kirinden uzak kalmıştı yıllarca. Köşkün içinde saklı kalmış bir hazineydi. Yağmur ona değdikçe saflığına saflık katıyordu. İnci teni daha da parlaklaşıyor, pembeleri daha da belirginleşiyordu. Dudaklarının çevresini yağmur damlaları öpüyor, yanaklarını damlalar okşuyordu. Ona dokunamasam da bu görüntü hayatımdaki her şeye bedeldi.
''Kız bunlar delirdi mi, üşüyüp hasta olacaklar. Ayşe Hanım, neredesin?''
Saliha Annenin yakarışlarına aldırmadan ikimizde kapılmıştık yağmurun eşsiz güzelliğine. Ama bir ara onun hasta olacağı aklıma gelince kulağına doğru eğildim.
''Hasta olacaksın, içeri geçelim.''
''Şşşş!''
Ellerini saçlarına götürdü. Açtı saçını hapseden kelepçeyi. Bıraktı yağmurun ıslaklığına. Dönmeye başladı. Eşsiz bir tabloydu bu. Yüzünden, saçından ve kıyafetinden damlayan her bir yağmur tanesi toprakla buluşuyordu. Islandı saçları, yapıştı yüzüne. Elbisesinden aşağı damlalar akıyordu. Islanan elbise vücudunu sıkıca sarıyordu.
''Dinleyin.''
''Yağmurun bize mesajı var. Kapatın gözlerinizi, dalın derinliklerine.''
Kapattım gözlerimi. Gülümsemesinin sesini duydum yağmurun sesiyle. İlk defa Destina'nın gülüşünün sesini duydum. Ben de gülümsedim. Dönmeye başladık beraber. Şu an Dünya'nın merkezi bizdik. Kollarımız semaya kalkmış, Mevlana dinginliğiyle ruhumuz huzurla buluşmuştu.
''Deliler!'' dedi Saliha Anne.
Haklıydı belki de. Bir ara dönmeyi bıraktım Destina'ya baktım. Gamzeler daha belirgindi yanaklarda. İzledim, doya doya izledim. Bu görüntü her anıyla hafızama kazınsın istedim. Bana döndü ve gülüşünü hiç değiştirmeden konuşmaya başladı.
''Yağmurun şarkısını dinlediniz mi? Ölülerin üzerinde tohumlar büyüten, yeniden dirilmeyi gösteren şarkısını... Duyuyor musunuz?''
Yağmur can veriyordu bana ve Destina'ya. Ölmüş hislerimize tohumlar ekmeye yağıyordu yağmur. Peki babaanneye. Ona da can suyu olur muydu? Koştum içeriye. Herkes şaşırdı.
''Hoca vallahi delirdi.''
''Her yeri ıslattın be oğlum.''
Destina arkamdan bakakaldı. Babaannenin odasına çıktım. Aldım onu kucağıma.
'Yağmur sana da can verecek.'
Ayşe Hanım bağırdı arkamdan:
''Hocam bedeni zayıf, hasta olur o!''
Aldırmadım. Kadının donmuş, şaşkın bakışlarıyla cılız bedeninin titremesini hissettim kucağımda. Hızlıca indim Destina'nın yanına.
''Ona da can verecek. ''
Gamzeli yanaklarında oluşan memnuniyetle, elalarını parlatarak baktı bana.
''Ona da can verecek.''
Yaşlı kadın yağmurun altında gözlerimin içine huzurla baktı. Ellerini açtım, yağmura doğru. Ne kadar zaman olmuştu acaba yağmura dokunmayalı. Yavaşça döndürdüm onu da.
''Deli oğlan, girdir içeri ihtiyarı, üşüyecek şimdi.''
''Saliha, dur.'' dedi Ayşe Hanım. ''Asuman annenin ellerine bak.''
''Aaaaa!''
Ellerini kendisi kaldırdı bu kez. Dökülen yağmurları parmaklarıyla hissetti. Felçli bedeni belki ilk kez tepki verdi. Gözlerini kapattı bizim gibi. Ruhuyla da hissetti. Ağzından yine bir kelime çıktı:
''Dessstna!''
''Buradayım babaanne.''
Destina'ya baktı ve sonra bana döndü. Zorlanan kollarıyla yüzüme doğru getirdi ellerini.
''Korrrrru, Dessstna .'' Destina ile birbirimize baktık.
''Korrru.''
''Babaanne ne demek istiyorsun?''
Anlamıştım ne demek istediğini; ama Destina'ya asla söyleyemezdim. Gözlerinde yağmurun ıslaklığının yanında yaşlar da belirdi. Bana daha da ilgili bakarak sözlerini yineledi.
''Dessstna, korrru.''
''Gençler, haydi girin içeri. Yeter bak hasta olacaksınız.''
Soğuğun iliklerimize kadar işlediğini ancak Ayşe Hanım'ın uyarısıyla fark ettik. Götürdüm babaanneyi odasına. İçime düşen kor alev oldu. Ben Destina'yı koruyacaktım. Öyle dedi, benden resmen yardım istedi. Ben, intikam uğruna gönderilen, hayatı bu sebepten yalana gömülen ve sadece piyonluk görevi üstlenen şahıs onu koruyacaktım.
Odama geçtim, ıslaklığıma aldırmadan oturdum yatağımın yanındaki tek kişilik koltuğa, aldım başımı ellerimin arasına. Düşünceler hücum ediyordu üzerime. Bedenimdeki ıslaklık halıyla ve koltukla buluşurken gözyaşlarım avuçlarıma akıyordu. Sıcak bir duşa girdim sonra. Buharla gevşettim vücudumu. Hayatın zorlu mücadelesinde kendimi koruyamazken Destina'yı nasıl koruyacaktım.
Neden herkes benden bir şeyler bekliyordu. Ben yalnızlığa doğru koşarken üzerime yüklenen yükler omuzlarımı büküyordu. Babaanne , ah babaanne! Yanlış bir emanetçi seçtin. Geliş amacımı bilsen, Destina'yı benden korurdun. Duşta üzerime dökülen sıcak suyun altında mayışmış bir şekilde duvara yaslandım. Yavaşça yere çömeldim. Kollarımı birbirine kenetledim, olanları ve olabilecekleri düşündüm. Gitse miydim? Gidemezdim.
Hazırlandım, tekrar köşke dönmek için. Bugün ders anlatmak çok zor olacaktı benim için. Belki bir video açardım. Geçtim ders verdiğim salona. Beklemeye başladım Destina'yı. Bir yandan da pencereye vuran biraz önce bizi sırılsıklam eden yağmuru izledim. Babaanne muhtemelen yatağındaydı. Saliha Anne sıcacık bir çayla içimi ısıttı.
''İnşallah hasta olmazsınız oğlum.''
''Korkma Saliha Anne, bir şey olmaz.'' dedim ve hapşurmaya başladım.
''Hıh, gördün mü başladı bile.'' dedi, gülümsedim.
Destina girdi içeriye. Toprak rengi kıyafetiyle, ıslandığından koyulaşmış saçlarıyla oturdu yanıma yine gülümseyerek.
''Neye başlayalım, hocam?'' dedi ve başladık derse. Belliydi, bugün ikimizin de aklı derste değildi. Saliha Anne odadan çıkınca merak ettiğim soruyu sordum ona:
'' Destina, sen niye hep köşktesin?'' Birden duyduğu soruyla şaşırdı. Mütebessim ifadesi yerini hüzne bıraktı. Uzun süre cevap vermedi. Önündeki kalem ve kitapla ilgilendi.
''Hiç dış dünyayı merak etmiyor musun? Arkadaşım olsun gezeyim, dışarıda zararlı yiyeceklerden yiyeyim, ne bileyim şöyle alışveriş yapayım istemez misin? Denizin kokusunu sahilde kumsala basarak içine çekmek, ayaklarını girdirmek, belki de yüzmek.''
..........
''Destina, böyle bir yaşam nereye kadar sürecek? Neden bu zulmü sana yapıyorlar?''
Yutkundu önce, gözlerini pencereye çarpan yağmur tanelerine çevirdi.
''Siz Kız Kulesi'nin efsanesini bilir misiniz Hocam?''
.........
Bu sefer de ben cevap veremedim. Konuşmasını bekledim sessizce.
''Bizans krallarından birinin kızı olmuş ve bir kehanet ortaya atılmış. Prenses belli bir yaşa gelince bir yılan tarafından sokularak ölecekmiş. Bunu duyan kral denizin ortasında bulunan adaya bir kule inşa etmiş ve prensesi oraya yerleştirmiş.'' sonra durdu ve yüzüme bakarak devam etti:
''Kız beklenen yaşa geldiğinde kendisine aşık olan bir subayın getirdiği çiçek sepetinin içinden çıkan bir yılan tarafından sokularak ölmüş.''
Daha derin baktı sonra, gamzelerini daha da belirginleştirdi. Ben ise kıpkırmızı bir şekilde gırtlağıma düğümlenen boğumlarla yutkunmaya çalıştım, öylece baktım. Sonra devam etti:
''Peki Kız Kalesi'nin efsanesini... O da pek farklı değil aslında. Dünyada buna benzer birçok efsane bulunmakta ve sonları hep aynı.''
..............
Sustum, dinlemek en doğrusuydu şu an.
''Bir prenses değilim belki ama hikayem benzer şekilde ilerliyor. Peki sizce bu esaretten kurtulmak için bir yılanın ısırması mı gerekli?''
'Hayır' dedim içimden 'En yakınım da olsa sana dokunmasına asla izin vermem' dedim, 'Babaannene gözümle söz verdiğim gibi seni koruyacağım' dedim; ama sadece içimden diyebildim. Bir tek gözlerimle söz verdim. İçim böyle dese de dudaklarımla:
''Onlar sadece efsane.'' dedim ve ekledim:
''Seni hiçbir yılan sokamaz. Hiç kimse kılına bile kimse zarar veremez.''
Acı acı gülümsedi bu sefer.
''Geçmişte işlenen bir günah bana prangalar vurdu, yıllarımı bu köşke esir etti. Biliyorum bir gün biri gelecek ve beni bu köşkten ya ölü ya da diri çıkaracak. Sizce zamanı geldi mi hocam?''
''Gelmiştir belki, belki o kişi de şu an köşktedir.'' dedim 'Hatta yanında oturuyordur. diyecektim, diyemedim.
''Peki geçmişte işlenen günah ne? Kime, neden kötülük etmişler?''
''Bir masumun ahı! Ayrıntıyı bilmiyorum; hatta dedem de bu sebepten öldürülmüş. Büyük yemin etmişler. Aynı acıyla kavrulacaksınız, demişler.''
İçimden tekrar ettim 'aynı acı' ve derince bir nefes aldım:
''Peki seninle ilgili nasıl bir durum bu, aynı acı derken ne olabilir?''
''İşte bunu bilmiyorum. Kime, ne yaptılar bilemiyorum. Yıllarca sakladılar beni; ama bir şeyi unuttular: Kader. Kaderden ne kadar kaçılır Hocam?''
''Sana hiçbir şey olmayacak.'' Gözlerinin içine içine baktım.
''Seni her şeyden... '' biraz yutkunarak ''...hatta kendimden bile koruyacağım.''
''Bekledim Hocam, yıllarca köşke girecek Truva Atı'nı bekledim, sokacak yılanı, canımı alacak Azrail'i bekledim. Belki de özgürlüğüm ruhumu teslim edince olacak.''
''Yok, asla böyle bir şey olmayacak.''
Kafamı iki yana salladım reddedercesine. Dayanamazdım; eğer ona bir şey olursa ve bunu kendi yakınlarım beni kullanarak yaparsa asıl ben ölürdüm.
''Yıllarca kendimi bu köşkün çevresine kurduğum küçük dünyam ile avuttum, çiçekler, bitkiler, sebzeler yetiştirdim. Hayvanlar büyüttüm, kitaplar okudum bir yığın. Sanal alemde dolandım, gereksiz bilgilerle oyalandım; ama özgürlük nedir tadamadım Hocam.'' ağladı, gülen gözleri göz yaşlarına büründü.
''Özgürlük nedir Hocam?''
Sımsıkı sarıldım. Kollarımla avutmak istedim, hissetmeyeceği şekilde öpücük kondurdum saçlarına:
''Ben nefes aldığım ve sen buna izin verdiğin sürece seni koruyacağım. Emin ol ki sana hiçbir şey olmayacak.''
Çaktırmadan sahip olamadığım gözyaşlarımı da elimin tersiyle sildim.
*********************
Merhaba Destina,
Artık kesinlikle eminim ki yıllarca beklediğim köstebek Emre Hoca. İçindeki şefkat ve merhamet duygusu muhbirlik yapmasına izin vermeyecek. Hatta kendini önümde siper edecek.
Nasıl bir insan böyle, iklimine girince zekamı ve duygularımı kontrol edemiyorum. Bugün kimseye söyleyemediğim bütün hislerimi ona anlattım hem de ağlayarak. Kendimi onunla teselli ettim. Kurtuluşu onda aradım. Ona sığındım. Babaannem bile beni ona emanet etti. Felç olan elleri onun yanaklarına dokundu. Onun iklimine sığındı. Ona bu zamana kadar yaptıklarımdan çok pişmanım.
Kalbi o kadar temiz ki benden zerre şüphelenmedi. Azarlamama, küçümsememe aldırmadı. Sevdi, sebepsiz sevdi ve şu anda nefes aldığı ve izin verdiğim sürece beni koruyacağını söylüyor. Sence ne yapmalıyım Destina? İki ayı dolmak üzere. Amcama yengeme ne demeliyim? Kalıp benimle yanmalı mı; yoksa yalnızlığımla bir olup yeni sonlar mı beklemeliyim?
Kim, nasıl bir plan içinde bilmiyorum; ama bu yangında yanan ikimiz olacağız. Onu, içindeki bana olan sevgisi yakacak; beni ise onu buraya gönderenler. Sence bizi korumaya bir tek onun gücü yeter mi? Yoksa bir yağmur söndürür mü bu yangını?
Yağmur rahmet ol bize. Sen de yağmur ol Destina...
******************